Rebecca Solnit – Cehennemdeki Cennet (2024)

Rebecca Solnit’in etkileyici eseri ‘Cehennemdeki Cennet: Afetlerde Oluşan Olağanüstü Topluluklar’, felaketlerin ardından ortaya çıkan insan topluluklarının şaşırtıcı hikâyelerini ve dayanışma ruhunu derinlemesine inceliyor.

Solnit, doğal afetler, terör saldırıları ve diğer acil durumlar gibi kriz anlarında ortaya çıkan “felaket toplulukları”nın yarattığı paradoksu mercek altına alıyor.

Kitap, tarihsel ve çağdaş örneklerle, felaket sonrası toplumların nasıl bir araya gelip dayanışma içinde çalışabileceğini ve bireylerin olağanüstü koşullar altında nasıl birlikte hareket edebileceğini gözler önüne seriyor ve tüm bunları yaparken sistemi eleştiriyor.

‘Cehennemdeki Cennet’, felaketlerin insan doğasını ve toplumsal dinamikleri nasıl şekillendirdiğini anlamak için etkileyici bir kaynak olma özelliği taşıyor.

Solnit, incelediği beş felaket üzerinden modern kapitalist topluma sert eleştiriler sunuyor.

  • Künye: Rebecca Solnit – Cehennemdeki Cennet: Afetlerde Oluşan Olağanüstü Topluluklar, çeviren: Abdullah Yılmaz, Alfa Yayınları, inceleme, 480 sayfa, 2024

Brenna Hassett – Büyümek (2024)

Brenna Hassett, ‘Büyümek: Çocukluğun Evrimi’nde insanların diğer hayvanlara, diğer memelilere, hatta diğer maymunlara kıyasla neden uzun bir çocukluk dönemi geçirdiğini açıklamaya girişiyor.

Cinsel birleşme, hamilelik, yavruların bakımı ve gelişimi açısından insanlar ile diğer hayvanları ilginç -kimi zaman mizahi- bir bakış açısıyla karşılaştırıyor.

‘Büyümek: Çocukluğun Evrimi’, Hominid (insan dâhil) gelişiminin, gebe kalmadan doğurganlık sonrasına kadar her aşamasını kusursuz bir şekilde açıklıyor.

Ayrıca farklı hominidlerin gelişimini karşılaştırmalı olarak ele alıyor.

İnsanların diğer hominidlerle farklılıklarını ve bunun sebeplerini ortaya seriyor.

Hassett bizi antik dönemlerden bugüne uzun ve karmaşık bir yolculuğa çıkarıyor ve bunu çok keyifli bir hale getiriyor.

Sıra dışı doğum sürecimizden uzun bebeklik, çocukluk ve ergenlik dönemlerimize, dişlerimizin gelişiminden anne sütünün yapısına kadar her şeyi kapsayan bu kitaptan kesinlikle bir şeyler öğreneceksiniz.

  • Künye: Brenna Hassett – Büyümek: Çocukluğun Evrimi, çeviren: Serkan Toy, Liberus Yayınları, inceleme, 344 sayfa, 2024

David Punter – Metafor (2024)

David Punter’ın ‘Metafor’ kitabı, metafor kavramının edebiyat, dil, kültür ve düşünce üzerindeki etkisini derinlemesine inceliyor.

Kitap, metaforun tarihsel kökenlerini ve farklı kültürlerdeki rolünü ele alırken; edebî teori, felsefe, psikanaliz ve postkolonyal çalışmalarla olan ilişkisini inceliyor ve bu incelemelerini hem Batı hem de Doğu edebiyatından örneklerle zenginleştiriyor.

Eserde, metaforun sadece dilbilimsel bir öge olmakla kalmayıp, aynı zamanda kültürel ve siyasi anlatıları şekillendirmedeki rolüne de dikkat çekiliyor. Akademik derinliği ve kapsamlı analizi ile ‘Metafor’; dil, edebiyat ve kültürel çalışmalar alanında önemli bir başvuru kaynağı.

Bu çalışma, metaforun dilimizdeki ve düşünce yapımızdaki yerini yeniden değerlendirirken, okuyucuya zengin teorik perspektifler sunuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Metafor dediğimiz şey nedir? Bu kitapta sunmaya çalıştığım iddialar ve verdiğim örnekler, “metafor”un tek, evrensel, tarihdışı bir tanımının olmayacağı gerçeğine işaret eder. Metafor, çeşitli zamanlarda ve çeşitli kültürlerde metaforun ne şekilde algılanmış olduğudur sadece. Bununla beraber, herhalde bu kavramı bu denli kifayetsiz bir vaziyette de bırakacak değiliz. “Metafor” ifadesinin, genellikle dilin bir hususiyetini veya belki de doğasında olan bir niteliğini simgelemek için kullanılmış olduğunu söyleyebiliriz. Bu, sürekli olarak kendisini aşan veya yayılıp serpilen bir niteliktir. En basit kelimeler bile (“kafa”, “ev”, “hayvan” gibi) bir ölçüde bağlama göre seçilebilecek olan ve kolay kolay reddedilemeyen veya kaçınılamayan alt anlamlara sahiptirler. Metafor, belki de kelimelerin bir başlarına bırakılamayacaklarını gösteren başlıca işarettir…”

  • Künye: David Punter – Metafor, çeviren: Serkan Doğan, Vakıfbank Kültür Yayınları, inceleme, 428 sayfa, 2024

Bülent Somay – Ailenin Ötesi (2024)

Marx, ailenin, daha sonra toplum ve devlet içinde geniş ölçekte gelişecek olan tüm antagonizmaları bünyesinde embriyo halinde barındırdığını gözlemlemişti.

Bugün ise, bildiğimiz haliyle aile yapısal olarak çöküyor.

Bülent Somay, yeni bir üreme, cinsellik, kardeşlik rejiminin nasıl olacağını çok yönlü bir şekilde tartışıyor.

Somay, bu kitabın meramını şöyle özetliyor:

“Bu kitaptaki tüm tartışmam şu ikili değerlendirmeye dayanıyor aslında: (1) Bildiğimiz haliyle aile, bizim eleştirilerimizden ve mücadelemizden bağımsız bir biçimde, zaten yapısal olarak çöküyor ve üreme biçimlerimizi, cinselliğimizi ve kardeşliklerimizi örgütlemenin alternatif yollarını aramaya çoktan başladık; (2) Aile, erkek / baba tahakkümünün temel odağıydı ve hâlâ da öyle; bu tahakküm, tüm toplumsal, politik ve kültürel alanları kapsasa da, sadece ailede yenileniyor, sadece orada yeniden hayatiyet kazanıyor. Öte yandan, yeni bir üreme, cinsellik ve kardeşlik rejimi ne kendiliğinden ortaya çıkacak, ne yokluktan zuhur edecek, ne de ütopik hayal gücümüzün, felsefi ve eleştirel mülahazalarımızın bir sonucu olacak. Eskinin yıkıntıları üzerinde, eski, tahrip olmuş ailenin kalıntılarını, yapı taşlarını, hatta bazen köşe ve kilit taşlarını kullanarak inşa edilecek. Ne yazık ki, neyi kullanıp neyi çöpe atacağımıza karar verme, keyfimizce şunu alıp bunu bırakma konusunda da özgür değiliz yeterince. Ancak yine de bu yönde çaba gösterebiliriz, başka bir şey için olmasa bile, gelecek nesiller adına.”

  • Künye: Bülent Somay – Ailenin Ötesi: Başka Bir Üreme, Cinsellik ve Kardeşlik Rejimi İçin Öneriler, Metis Yayınları, inceleme, 296 sayfa, 2024

Kassia St Clair – Renklerin Gizli Hayatı (2023)

 

‘Renklerin Gizli Hayatı’, yetmiş beş büyüleyici renk, boya ve tonun sıra dışı hikâyelerinden oluşuyor.

Sarışınlar, kızıllar, savaşların şeklini değiştiren kahverengiler, vebaya karşı koruyan beyazlar, Picasso’nun mavisi, mağara resimlerinin siyahı, asit sarısı, toprak yeşili, imparatorluk moru, daha nicesi…

Bu şaşırtıcı, büyüleyici, kimi zaman da kışkırtıcı hikâyeler dünyaya farklı bir pencereden bakmamızı sağlıyor.

Renklere ve renklerin nereden geldiğine (örneğin Van Gogh’un krom sarısı ayçiçekleri ya da punk’ın floresan pembesine) dair müthiş merakını insan uygarlığına dair eşsiz bir çalışmaya dönüştüren Kassia St Clair, bizi moda ve politikadan sanata ve savaşa uzanan heyecanlı bir yolculuğa davet ediyor.

Işık, renk ve tarihin labirentlerinde bize yoldaşlık ve rehberlik ediyor.

  • Künye: Kassia St Clair – Renklerin Gizli Hayatı, çeviren: Çağla Taşkın, Babil Kitap,  inceleme, 300 sayfa, 2023

Rens Bod – Örüntüler Dünyası (2024)

‘Örüntüler Dünyası’ dünya çapında tüm insanlık tarihi boyunca üretilen bilginin ve bilgi üretim yöntemlerinin kapsamlı bir derlemesi.

İnsanlığın örüntü ve ilke arayışı 40 bin yıl önce ayın evrelerini gözlemlemek için mamut kemiklerine işlenen çizimlerle başlıyor.

  • Peki insanlık bu mütevazı başlangıçtan günümüze, modern doğa ve kültür arayışına nasıl ulaştı?
  • Bugünkü dünya hakkındaki bilgimiz ne zaman başladı ve gelişti?

Rens Bod, insanın bilgi tarihine ilişkin evrensel bir çalışma sunuyor.

Yeryüzünün tüm coğrafyalarından derlediği örüntülerle bilgi tarihindeki şaşırtıcı bağlantıları gözler önüne seriyor.

‘Örüntüler Dünyası’ bir kıtadan diğerine ve çağlar arasında süzülerek astronomiden filolojiye, tıptan hukuka, tarihten botaniğe tüm gelişmelerin dünyadaki kesişimlerini ve küresel eğilimlerini inceliyor: Avrupa’dan Çin’e, Hindistan’dan Roma’ya ve Osmanlı’ya…

Rens Bod, dijital beşeri bilimler ve beşeri bilimler tarihi profesörü, beşeri bilimleri hem bilgisayımsal hem de tarihsel bakış açılarıyla araştırıyor.

Bod, antikçağdan günümüze beşeri bilimlerin ilk genel kapsamlı tarihsel değerlendirmesi olan De Vergeten Wetenschappen’in [Beşeri Bilimlerin Yeni Tarihi] yazarı.

Yedi dilde yayımlanan kitap, Kennislink tarafından 2011’in en iyi bilim kitabı seçildi.

Ayrıca NRC Handelsblad’ın hazırladığı “okumuş olmanız gereken” yirmi beş bilim kitabı listesinde yer alıyor.

  • Künye: Rens Bod – Örüntüler Dünyası: Bilginin Evrensel Tarihi, çeviren: Gökçe Metin, Monografi Yayınları, inceleme, 432 sayfa, 2024

Kolektif – Cumhuriyetin 100. Yılında Sosyal Bilimler (2024)

Bu kitapta on beş farklı disiplin üzerinden Türkiye’nin sosyal bilimler tarihini ve birikimini ortaya koyabilmek amacıyla alanına katkı sunmuş isimlerle söyleşiler gerçekleştirilmiş.

Her bir söyleşide, konuşulan disiplinin kuruluş sürecine, gelişim dinamiklerine ve bugünkü ve yakın gelecekteki durumuna odaklanılmış.

Bilimin büyük ölçüde birikimli değil kesintili bir şekilde ilerlediği, bu nedenle ortaya çıkan kuramsal boşlukların geçmişten gelen birikime bağlı olarak değil genellikle farklı tarihsel ve toplumsal koşulların ürünü olan ithal kuramlarla doldurulduğu ülkemizde sosyal bilimlerin ve tek tek disiplinlerin tarihini araştırmak, bilimsel bilginin birikimi için en acil gerekliliklerden biri olarak karşımızda duruyor.

Kitap, Türkiye’de sosyal bilimlerin tarihini olabildiğince uzun erimli ve geniş kapsamlı bir şekilde, belli başlı boyutlarıyla ortaya koyuyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler şöyle: Ahmet İnam, Ahmet Makal, Bahattin Akşit, Birgül Ayman Güler, Feridun Emecen, Fethi Gedikli, Hüseyin Bağcı, İlhan Tekeli, İlter Turan, Korkut Boratav, Mehmed Said Hatiboğlu, Mehmet Yüce, Ömer Torlak, Ruşen Keleş, Tayfun Atay.

  • Künye: Kolektif – Cumhuriyetin 100. Yılında Sosyal Bilimler, editör: Oğuzhan Koca, Kaan Akman, İmge Kitabevi, inceleme, 352 sayfa, 2024

Kolektif – Sosyo Ekolojik Bir Toplum İçin Ne Yapmalı (2024)

Üretimden tüketime, tüketimden sosyal ilişkilere ve inorganik bağlarla zayıflamış formasyonlara sahip bu toplumsal düzen sadece eleştirilmeyi değil, değiştirilmeyi de hak ediyor.

Bir şeyi yok etmek ancak yerine başka bir şey koymakla mümkün ise, değiştirmek ve yerine yeni bir şey koymak için ne yapmalı sorusunu soruyor ve cevaplar arıyoruz…

Biliyoruz ki, sosyal ve ekolojik bağların organik hale getirilmesi yaşamın savunulması ile mümkün olacaktır.

Bugün koparılmış olan insan-doğa-hayvan üçgeni tekrar bir araya getirilmeyi bekliyor.

Ama önemli bir şartla; insan-hayvan ve doğanın yaşam hakkı toplamı, bu üçgenin iç açılarından büyük olmak kaydı ile…

Sosyo ekolojik bir topluma giden yolun engebeleri, zorlu patikaları sadece karşı çıkma, itiraz etme, yok sayma ile aşılamaz.

Bu kitap, bunların yanında sorunun çözümünün sorunu yaratanlarca değil sorunu yaşayanlarca çözüleceğini bilerek oluşturulmuş.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Hakan Yurdanur, Fikret Başkaya, Nejla Kurul, Hacer Foggo, Mustafa Durmuş, Sibel Özbudun, Temel Demirer, Süreyya Karacabey, İzzettin Önder, Melda Onur, Çiğdem Boz, Erinç Yeldan, Ferhat Kentel, Metin Yeğin, T. Gül Köksal, Aykut Çoban, Ali Yalçın Göymen, Şebnem Köse, Pınar Demircan, Fatin Şevki Bulut, Damla Topbaş, Nur Betül Aras.

  • Künye: Kolektif – Sosyo Ekolojik Bir Toplum İçin Ne Yapmalı, derleyen: Hakan Yurdanur, İmge Kitabevi, inceleme, 349 sayfa, 2024

César Rendueles – Sosyofobi (2024)

İletişim teknolojileri, moderniteden arta kalan sorunları aşacak bir araç mı, yoksa sermayenin tahakkümünün yeni araçlarla sürdürülmesinin farklı biçimi mi?

İletişim teknolojisindeki yenilikler, uzun zaman boyunca toplumsal hayatı olumlu yönde değiştirebilecek ütopik bir unsur olarak görüldü.

Bilhassa Avrupa solu, genel olarak teknolojinin, özel olaraksa internetin ekonomik ve siyasi koşulların eşitlikçi bir yeniden inşasına zemin hazırladığı fikrinde ısrarcı oldu.

César Rendueles, beklentilerin aksine iletişim teknolojilerinin sosyal gerçekliği ve işbirliğini artırmak yerine sınırlandırdığını ileri sürüyor.

Dayanışmanın ve geleneksel topluluk ilişkilerinin gereksiz olduğu konusundaki yaygın inanca karşı çıkan ‘Sosyofobi’, neoliberalizmin yarattığı sosyal tahribattan yola çıkarak teknolojinin çözüme dönük iddialarının gerçekliğini sorguluyor.

Öte yandan, teknolojideki gelişmelerle eşitlikçi bir gelecek perspektifini yan yana getiren siber ütopyacı yaklaşıma şüpheyle yaklaşan yazar, kemer sıkma politikaları karşıtı İspanyol 15-M hareketi örneği üzerinden yeni toplumsal olanakları sorgularken, siber fetişizme yönelik toplumsal tepkinin boyutlarını inceliyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Aslında dijital iletişim araçlarının yarattığı toplumsal coşku asılsızdır, dekoratiftir. Ortak varoluşumuzun teşvik etmesi gereken şeyi, yani birbirimize gösterdiğimiz ilgiyi teşvik etmeye faydası yoktur. Aynı şey eşitlikçilik 2.0, yani toplumsal farkın Ağ’da en aza indiği duygusu için de geçerli. Radikal demokrasi evrensel bir müşteri-hizmet hattı değildir. Eğer durup düşünürseniz bunun biraz saçma olduğu anlaşılacaktır.”

  • Künye: César Rendueles – Sosyofobi: Dijital Ütopya Çağında Siyasal Değişim, çeviren: Alev Türker, İletişim Yayınları, siyaset, 232 sayfa, 2024

Kanşaubiy Miziev – Edebiyat ve Düello (2024)

Dünya edebiyatında düello sahneleri bol miktarda temsil edilir.

Özellikle Rus yazarların eserlerinde, daha çok 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında bu örneklere oldukça sık tanık oluruz.

Bu dönemde düelloların arttığı gözlemleniyor ve bu kitap da daha çok Rus yazarların düello olaylarına karıştığını, düello sahnelerinin hemen hemen tüm büyük yazarların eserlerinde yer aldığını gösteriyor.

Bunların arasında ‘Yevgeniy Onegin’, ‘Yüzbaşının Kızı’ (A. Puşkin), ‘Zamanımızın Bir Kahramanı’ (M. Lermontov), ‘Ecinniler’ (F. Dostoyevskiy), ‘Babalar ve Oğullar’ (İ. Turgenev), ‘Savaş ve Barış’ (L. Tolstoy), ‘Düello’ ve ‘Ayı’ (A. Çehov) gibi eserler vardır.

Dahası var, bu büyük yazarların çoğu düello olaylarına doğrudan müdahil oldu.

Örneğin, Aleksandr Puşkin düelloya 21 kez çıktı ve eşi Natalya Gonçarova hakkında sosyetede çıkan dedikodulardan sonra kendisinin ve ailesinin itibarını korumak amacıyla yaptığı düelloda hayatını kaybetti.

Kitaptan iki alıntı:

“Puşkin için düello ve ölüm, trajediden daha çok bir dram, tek bir oyuncu için oynanan bir tiyatroydu. Puşkin bu tiyatroda hem yazar, hem yönetmen hem de oyunun baş kahramanıydı…”

“Düello, kişiliğin ezilmesine karşı bir protestodur; onurun insan yaşamından daha değerli olduğunu, yani insan onurunun varlığını, bir despotun buna hükmedemeyeceğini kanıtlama çabasıdır. İnsan onurunu korumaya yönelik yasaların bulunmadığı o çağlarda düello, haysiyetli insanlar için kendisinin, ailesinin ve yakınlarının onurunu korumada biricik yol sayılırdı…”

  • Künye: Kanşaubiy Miziev – Edebiyat ve Düello, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 192 sayfa, 2024