Hikmet Çağrı Yardımcı – Cumhuriyet ve Hissiyat (2022)

Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde duygu siyaseti nasıl tasavvur edildi?

Hikmet Çağrı Yardımcı, Erken Cumhuriyet döneminin düşünce dünyasına ve ruh haline güçlü bir ışık tutuyor.

Ulus-devletlerin inşasının, milliyetçi ideolojilerin oluşumunun ve modernleşme sürecinin uzun süre ihmal edilen bir cephesi, duygu rejimidir.

Bu kapsamlı toplumsal inşa ve dönüşüm projeleri, hangi duygulara hitap eder, hangilerini “coşturur” ve bunu nasıl yaparlar?

Yardımcı, ‘Cumhuriyet ve Hisssiyat’ta, Türkiye’de Cumhuriyet’in kuruluş döneminde duygu siyasetinin nasıl tasavvur edildiğine bakıyor.

Bunun için, yeni duygu rejiminin etkili ve gözde bir taşıyıcısı olarak Falih Rıfkı Atay’a odaklanıyor.

  • Osmanlı-Türk Batılılaşmasında duygu rejimi, kibirden aşağılık duygusuna ve o duygudan kurtulma gayretine doğru, nasıl bir seyir izledi?
  • Yeni bir şeref anlayışının (“milli şerefin”) ve yeni bir duygular cemaatinin inşası, nasıl tahayyül edildi?
  • Garp medeniyetinin mutluluğunun “sırrını” arayan Falih Rıfkı ve diğer Cumhuriyetçi öncüler, o mutluluğun peşinde nasıl bir “saadet terbiyesi”ne giriştiler?

Erken Cumhuriyet döneminin düşünce dünyasına ve ruh haline tutulan bu mercek, Cumhuriyet tarihi boyunca duygu siyasetlerini analiz edebilmenin de anahtarıdır.

  • Künye: Hikmet Çağrı Yardımcı – Cumhuriyet ve Hissiyat: Falih Rıfkı Atay’da Modernlik, Ulus ve Duygular, İletişim Yayınları, inceleme, 262 sayfa, 2022

Russell Blackford – Görüş Zorbalığı ve Linç Kültürü (2022)

Linç kültürü, zorbalık, utandırma, dışlama ve tacizle nasıl mücadele edebiliriz?

Russell Blackford, düşünce ve konuşma özgürlüğü üzerine derinlemesine bir tartışma yürütüyor ve linçe karşı okura kimi direniş stratejileri öneriyor.

İdeoloji, propaganda ve kabilecilik çağındayız.

Politik uyumluluk ve John Stuart Mill’in “hâkim kanaat ve duygunun zorbalığı” dediği sosyal kontrol her geçen gün daha fazla dayatılmakta.

Liberal veya sol görüşlü insanlar genellikle birbirlerinden, muhafazakâr veya sağcı rakiplerinin birbirlerinden korktuğundan daha çok korkuyorlar.

Sosyal medya ve linç kültürü uyumsuzları adlandırmayı, utandırmayı, dışlamayı, dahası taciz etmeyi kolaylaştırarak kariyerleri ve yaşamları mahvediyor.

  • Peki bununla mücadele edebilir miyiz?
  • Birey olarak kendimize dair algımızı ve özgürlüğümüzü yeniden kazanabilir miyiz?

‘Görüş Zorbalığı ve Linç Kültürü’, sorunu ortaya koyarken okura direniş stratejileri öneriyor.

Düşünce ve konuşma özgürlüğü, aklımızdan geçeni söylemenin sınırları, kimlik politikası ve kimlik kurbanları gibi başlıklarda derinlemesine bir inceleme sunan Blackford bu kitabıyla bireysel özgürlük, özgür araştırma, dürüst tartışma gibi temel liberal değerlere yeniden bağlılık çağrısında bulunuyor.

  • Künye: Russell Blackford – Görüş Zorbalığı ve Linç Kültürü, çeviren: Birol Akmeriç, The Kitap Yayınları, inceleme, 312 sayfa, 2022

Jordan Shapiro – Baba Figürü (2022)

Modern erkeklik imajıyla yüzleşmekte geç bile kaldık.

Jordan Shapiro, babalık ve genel olarak erkeklik konusundaki kolektif anlayışımızla hesaplaşıyor.

Babalarla ilgili ortak anlayışımızın doğasında var olan paradokslar ve çelişkiler nelerdir?

Babalığın bazı yönlerini yeniden düşünmenin zamanı gelmiş olabilir mi?

Ebeveynlik üzerine yüzlerce kitap var ve aslında ebeveyn olmak korkutucu, zor ve yaşamı değiştiriyor.

Ancak konu çocuk yetiştirmenin püf noktalarından ziyade ebeveyn kimliğiyle ilgili kitaplara gelince, neredeyse hepsi anne olmanın nasıl bir şey olduğuyla ilgili.

Sosyoloji, ekonomi, felsefe, toplumsal cinsiyet çalışmaları ve yazarın kendi deneyimlerindeki araştırmalardan yararlanan ‘Baba Figürü’, bu boşluğu doldurmayı amaçlıyor.

‘Baba Figürü’, genel olarak babalık ve erkeklik konusundaki kolektif anlayışımız için çok ihtiyaç duyulan bir güncelleme sunuyor.

Babalara baba olmanın zevklerini nasıl kucaklayacaklarını öğretirken, onları modern dünya erkeklik imajına doğru yönlendiriyor.

  • Künye: Jordan Shapiro – Baba Figürü, çeviren: Burcu Oğuz, Sola Unitas Yayınları, inceleme, 200 sayfa, 2022

Nick Dyer-Witheford, Atle Mikkola Kjøsen ve James Steinhoff – Yapay Zekâ ve Kapitalizmin Geleceği (2022)

Marx’ın kapitalizm analizi, günümüzde yapay zekanın ardındaki itici güç olan metalaşma ve teknolojinin kaynaşmasının en kapsamlı eleştirel analizi olarak okunabilir mi?

Bu özgün çalışma, yapay zekâyı Marx üstünden okuyarak yapay zekâ ve kapitalizm arasındaki ilişkiyi irdeliyor.

Son yıllarda yapay zekâ alanında çok büyük gelişmeler gerçekleşti.

Günümüz kapitalizmine yapay zekâ hükmetmeye başladı.

‘Yapay Zekâ ve Kapitalizmin Geleceği’, modern yapay zekânın Marx’ın öngöremeyeceği bir makine olduğu, dolayısıyla Marksist analizin bu gelişmeyi de hesaba katması gerektiği tespitinden hareket ediyor.

Marksist teoriyle yapay zekâ arasındaki ilişkinin artı-değer, emek gücü, genel üretim koşulları, artı nüfus gibi Marksist kavramlardan hareketle incelendiği kitapta, genelleşmiş bir yapay zekânın olası sonuçları etraflı biçimde ele alınıyor.

Yazarlar, bu gelişmeyi olumlu olarak karşılayanların tersine, yapay zekânın bugün izlediği patikada gelişmeye devam etmesi durumunda kapitalizmin elindeki nihai silah olacağının altını çiziyorlar.

İnsanlığın değersizleşmesi demek olan böylesi bir ihtimale karşı, yapay zekâ olgusunu komünist bir yaklaşımla ele alarak mücadele edebileceğimizi öne sürüyorlar.

Yapay zekâ ve kapitalizm arasındaki ilişkiyi anlamak ve kapitalizmin olası geleceğini öngörmek isteyenler için bir başvuru niteliğinde olan bu kitap, üretim araçlarının mülkiyeti ve denetimi meselesini yeniden gündeme getirerek okuru bir komünist yapay zekâ perspektifini bütün zorlukları ve riskleri içinde düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Nick Dyer-Witheford, Atle Mikkola Kjøsen ve James Steinhoff – Yapay Zekâ ve Kapitalizmin Geleceği: İnsandışı Bir Güç, çeviren: Barış Cezar, İletişim Yayınları, inceleme, 263 sayfa, 2022

Brad Smith ve Carol Ann Browne – Araçlar ve Silahlar (2022)

Teknoloji muazzam nimetler kadar, dehşet verici bir silaha dönüşebilme potansiyeline de sahiptir.

Brad Smith ve Carol Ann Browne’un çalışması, konuyu bu işin içinden kişilerin bakış açısıyla aktarmasıyla da önemli.

Her yeri saran dijital dönüşüm büyük vaatler sunsa da kritik bir dönüm noktasındayız: Dünya, bilgi teknolojisini hem güçlü bir araca hem de dehşet verici bir silaha dönüştürmüş durumda.

Yapay zekâ gibi giderek daha da güç kazanan icatların belirlediği bir çağı yönetmek için yeni yaklaşımlar gerekeceği ortada.

  • Acaba bu yeni çağda kamu güvenliği, bireysel kolaylık ve kişisel gizlilik arasında doğru dengeyi nasıl kuracağız?
  • Ülkelerimizi, işletmelerimizi veya kişisel yaşamlarımızı yıkmak üzere bu teknolojiyi kullanan siber saldırılara karşı kendimizi nasıl koruyacağız?
  • Tüm toplumlarda dalga dalga görülen ekonomik etkilerini nasıl yöneteceğiz?
  • Acaba çocuklarımızın iş bulabileceği bir dünya mı yaratıyoruz?
  • Yoksa kontrol bile edemeyeceğimiz bir dünya mı?

‘Araçlar ve Silahlar’da Microsoft’un kıdemli yöneticileri Smith ve Browne, çağımızın en dikenli meseleleriyle karşı karşıya kalan dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin kokpitinden bir anlatı sunuyor: Kişisel verilerin gizliliği, siber suç ve siber savaşla sosyal medya, yapay zekânın bizi soktuğu ahlaki çıkmazlar, büyük teknolojilerin toplumsal eşitsizlikle ilişkisi, kısa ve uzun vadede demokrasilerin yüzleşeceği zorluklar…

Peki, tüm bunlarla nasıl mücadele edeceğiz?

Kitap, her şeyin dijitalleşmesine ivme kattığımız bu dönemde, teknolojinin sunduğu muazzam vaatlerle varoluşa yönelik tehditleri arasında nasıl denge kurulması gerektiğine dair derin bir hesaplaşma.

  • Künye: Brad Smith ve Carol Ann Browne – Araçlar ve Silahlar: Dijital Çağın Vaatleri ve Tehlikeleri, çeviren: Kadir Yiğit Us, Kronik Kitap, inceleme, 400 sayfa, 2022

Fredric Jameson – Postmodernizm (2022)

Fredric Jameson’dan postmodernizmin sıkı bir Marksist analizi.

Jameson, bu klasikleşmiş yapıtında, postmodernizmin, kapitalizm tarafından yönlendirilen bir kitle kültürü olarak günlük hayatımızın her yönüne nüfuz ettiğini söylüyor.

Postmodernizm, günümüzde çokça telaffuz edilen, ama çoğu kişi için ne olduğu tam olarak kavranıp tanımlanamayan belirsiz bir kavram.

Bir fırsatı mı, yoksa bir erozyonu mu; bir dayatmayı mı, yoksa özgürleşmeyi mi temsil ettiği konusunda da bir fikir birliği olduğunu söylemek güç.

Postmodernizm tartışmalarında öncü bir yere sahip bulunan Amerika’nın en dikkate değer entelektüeli ve uluslararası alanda tanınan edebiyat kuramcısı Jameson, bu zor konuyu Marksist bir eleştirel mesafeyle ele alıyor.

Jameson postmodernizmin, kapitalizm tarafından yönlendirilen bir kitle kültürü olarak günlük hayatımızın her yönüne nüfuz ettiğini ileri sürüyor.

Bu özelliğiyle ideolojileri şekillendirmesi ve bunu da medya kültürü üzerinden bir hegemonyaya dönüştürmesi ise postmodern dünyada insanların yaşama biçimlerinin belirlenmesinde işleyen süreci yansıtıyor.

Sanat eserlerinden mimariye, teorik tartışmalardan ekonomiye dek pek çok ayrıntıya yer veren Jameson’ın bu kitabı, postmodernizm konusunda çarpıcı ve derinlikli bir tartışma.

  • Künye: Fredric Jameson – Postmodernizm: Ya da Geç Kapitalizmin Kültürel Mantığı, çeviren: Cem Gönenç, Alfa Yayınları, felsefe, 476 sayfa, 2022

Tanol Türkoğlu – Dijital Kaos (2022)

İnternetle ilişkimiz, sadece bireysel değil toplumsal alışkanlıklarımızı da kökten dönüştürdü ve dönüştürmeye de devam ediyor.

Tanol Türkoğlu, dijital dünyanın kaotik ve devrimci durumu üzerine aydınlatıcı makaleleriyle karşımızda.

Kitabın ilk bölümü, olası “dijital devrim”in ekonomik temelini oluşturacak kripto para dünyasına odaklanıyor.

İkinci bölüm, yapay zeka dünyasını ele alıyor.

Üçüncü bölüm, hakikat sonrası sahtekârlığı dünyasında sosyal medyanın konumunu ele alıyor.

Son bölüm ise, “Dijitalleşme bireye, topluma, dünyaya, evrene yeni bir bakış açısı getirebilir mi?” sorusundan yola çıkarak olası gelecek senaryoları üzerine düşünüyor.

.

  • Künye: Tanol Türkoğlu – Dijital Kaos, Epsilon Yayıncılık, inceleme, 264 sayfa, 2022

Uğur Şahin Umman – Çalışma Acısı (2022)

Şu gerçek çok açık ve nettir: kapitalizmin gözünde çalışanlar insan bile değildir!

Uğur Şahin Umman, aç kalmamak, ailesini geçindirmek için hem fizikî hem manevi olarak zorluklarla mücadele etmek zorunda kalan çalışanların hikâyelerini sunarak çalışma acısının korkunç boyutlarını ortaya koyuyor.

Basit bir biçimde, “çalışmanın insanın ruhunda ve fiziksel bütünlüğü üzerinde oluşturduğu tahribat nedeniyle çalışan kişilerin çektikleri fiziksel ve/veya manevi acı, ıstırap” olarak tanımlanabilecek “çalışma acısı” kavramı Türkiye’de yaygın olarak kullanılmayan, pek bilinmeyen bir kavram.

Uğur Şahin Umman, gerçek bir araştırmacı gazeteci titizliğiyle, onlarca çalışanla yaptığı görüşmelerle bu kavramın içini alabildiğine dolduruyor.

Zira meslek hastalıklarından iş cinayetlerine, güvencesiz çalışma koşullarının yarattığı baskılardan mobbinge, performans sisteminin çalışanlar üzerinde meydana getirdiği tahribattan psikososyal gerilime ve daha da ötelere uzanan, geniş mi geniş bir yelpaze söz konusu “çalışma acısı” deyince.

Umman’ın aktardığı, iç burkan, düşündüren ama her biri gerçek olan hikâyelerde billurlaşansa kapitalizmin çalışanları pek de insan olarak görmediği!

Aç kalmamak, ailesini geçindirmek için hem fizikî hem manevi olarak zorluklarla mücadele etmek zorunda kalan çalışanların hikâyelerini bir araya getiren ‘Çalışma Acısı: Emek ve Eziyet Deneyimleri’, hem “sınıf mücadelesi”nin bugününü daha iyi analiz edebilmek hem kapitalizmin çarpık yüzünü net biçimde görmek için sahici insan hikâyeleriyle dopdolu bir çalışma.

Kitap, işyerinde hissedilen kapitalist çalışma kaynaklı şiddetle diğer, ev içi, siyasi şiddet gibi şiddet türleri arasında illiyet bağlarını ve bunlara karşı mücadele imkânlarını kurmak için de önemli.

  • Künye: Uğur Şahin Umman – Çalışma Acısı: Emek ve Eziyet Deneyimleri, İletişim Yayınları, inceleme, 319 sayfa, 2022

Kolektif – Çerkeslerin Geleceği Üzerine Düşünmek (2022)

Günümüz Çerkes sosyolojisi, kültürü, kimliği, politikaları ve gelecek yönelimlerine dair çok değerli makaleler, bu kitapta.

Çerkeslerin 21. yüzyıldaki sorunları ve geleceği üzerine odaklanan iki kitaplık derlemenin bu cildi, Türkiye Çerkeslerinin varoluş sorunlarının, mevcut popülist otoriterleşme eğilimindeki siyasetin sınırlarını aşarak demokrasi mücadelesiyle eklemlenmesinin gerekliliği ve koşulları üzerine bir düşünme çabasını içeriyor.

Kitapta demokratik mücadelenin özneleri olarak kültürel kimlikler, eşit vatandaşlık ve çoğul Çerkeslikler kavramları tartışılarak, radikal demokratik açılımlar için toplumsalın nasıl yeniden inşa edilebileceği tartışılıyor.

Çerkeslerin gelecek güzergahı olarak “nasıl bir demokrasi mücadelesi olmalı” sorusuna cevap aranıyor.

Kitap anadilinde eğitim yasağının eleştirisi ile başlıyor ve kaybolmaya yüz tutan Çerkescenin özelliklerini, dil ve kimlik ilişkisini inceleyen yazılarla devam ediyor.

Yok oluş sürecinin yansımaları diaspora Çerkeslerinin anavatanlarıyla buluşması üzerinden de ele alınıyor.

Diaspora Çerkes kültürünün en önemli göstergelerden birisi olarak müzik ve dansların, Çerkeslerin ortak hafızası ile kimliğinin kurulmasındaki rolü değerlendiriliyor, farklı halkların müzik politikalarıyla karşılaştırarak Çerkes müziğinin geleceği tartışılıyor.

Bu kapsamda kültürün diğer unsurları da unutulmuyor: edebiyatın Çerkeslerin var olma mücadelesindeki öneminin yanı sıra, diasporada yeniden-kimliklenme sorunu ve kentleşmenin asimilasyona etkileri de somut örnekler üzerinden tartışılıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Adnan Özveri, Ahmet Asena, Akanda Taştekin, Aydan Çelik, Ayhan Kaya, Ayla Bozkurt-Applebaum, Cem Özdemir, Dinçer Demirkent, E. Fuat Keyman, Emre Başok, Erol Anar (Hatko), Erol Taymaz, Ferhat Kentel, Hakan Eken, Hamit Yüksel, Kadir Dede, Levent Köker, Mehmet Eser, Merih Cemal Taymaz, Murat Bjeduğ, Osman Güdü ve Sevda Alankuş.

  • Künye: Kolektif – Çerkeslerin Geleceği Üzerine Düşünmek: Kültür, Toplum ve Demokrasi, derleyen: Merih Cemal Taymaz ve Sevda Alankuş, Dipnot Yayınları, inceleme, 486 sayfa, 2022

Sinan Aral – Furya Makinesi (2022)

Sosyal medyanın seçimlerimizi etkilediğini biliriz de sağlığımız üzerindeki olumsuz etkilerini pek bilmeyiz.

Sinan Aral’ın konuyu zengin ayrıntılar eşliğinde irdelediği bu kitabı, bir sosyal medya kullanma kılavuzu olarak okunmalı.

Sosyal medya dünyayı birbirine bağladı ama aynı zamanda yalan ve sahte haberlerde büyük bir artışa ve bunun sonucunda pek çok toplumsal soruna yol açtı.

Sinan Aral’a göre, günümüzün sosyal teknolojisini kendi büyük vaadine doğru yönlendirmek ve bizi birbirimizden uzaklaştırabilecek yollardan kaçınmak için sosyal medyanın politika, ekonomi, toplum sağlığı, hatta kişisel sağlığımız üzerindeki büyük etkisinin farkına varmamız çok önemli.

Aral, onlarca yıllık araştırma ve deneyiminden yararlanarak en güçlü sosyal ağları inceliyor ve kritik bir soruyu ele alıyor: Sosyal medya aslında seçimlerimizi –iyi ya da kötü yönde– ne kadar şekillendiriyor?

‘Furya Makinesi’, bilgisayar korsanlarından marka pazarlamacılarına kadar düşünme ve hareket etme şeklimizi değiştirmeyi uman herkese, sosyal medyanın arkasındaki teknolojinin hep aynı davranış kalıbını nasıl sunduğunu, sonuçlarınınsa seçimlerden iş dünyasına, sağlıktan flörtleşmeye kadar her şeyi nasıl etkilediğini gösteriyor.

Kitap ayrıca “ağ etkileri”nin Facebook gibi ağların muazzam büyümesini nasıl beslediği, sosyal medyanın sinirbilimsel açıdan beynimizi ne şekilde etkilediği, sahte haberlerin gerçek sonuçları ve sosyal derecelendirmelerin gücü gibi çeşitli konuları da irdeliyor.

‘Furya Makinesi’, sosyal medyanın daha dikkatli tüketicileri olmak için stratejiler belirleyerek, dünyamızı yeniden tanımlayan teknolojiyi anlamak ve iyi kullanmak için okurlara sağlam bir rehber sunuyor.

  • Künye: Sinan Aral – Furya Makinesi: Sosyal Medya Seçimlerimizi, Ekonomimizi ve Sağlığımızı Nasıl Bozuyor?, çeviren: Sevgi Halime Özçelik, Tellekt Kitap, inceleme, 448 sayfa, 2022