Evren Şar İşbilen – Zeus’un Kadınları (2021)

Zeus, kadın düşmanlığının feriştahıydı.

Evren Şar İşbilen de bu özenli çalışmasında, binlerce yıllık ana tanrıça kültünün toplumda nasıl sistematik olarak değersizleştirildiğini ve eril erkin toplumu şekillendirmede mitlerden nasıl faydalandığını ortaya sererek Zeus ve birlikte olduğu kadınların hikâyelerini feminist bir çerçeveden okuyor.

Mitolojik öyküler, içinde yeşerdikleri toplumun görüş, düşünüş ve duyuş şekillerini, toplumun siyasi ve sosyal yapılanmasını dışa vuran hatta yorumlanma biçimleri üzerinden düşünce tarihinin izdüşümlerini yansıtan karmaşık yapılardır.

Böylece bu hikâyelerin ardındaki toplumsal dinamiklerin ortaya çıkarılmasında kalıplaşmış yorumların ötesine geçilebilmesi için tarih, sosyoloji ve antropoloji bilimleri adeta birbirine muhtaçtır.

Tüm bunların paralelinde eldeki çalışma, alışılagelen klasik alegorik değerlendirmelerin dışına çıkarak ilk kez, Zeus’un hayatına giren kadınları Zeus’un varlığı ile birlikte bir bütün olarak değerlendirmiş ve gerek mitoloji gerekse Yunan kültür tarihi açısından önemli bir boşluğu dolduruyor.

Kitap bu yönüyle Zeus ile kadınlarını, eğlenceli birer anekdot olmanın ötesine taşıyor ve Yunan dünyasında tohumları atılarak günümüze kadar ulaşan cinsiyet ayrımcılığının, Yunan dini yapısındaki köklerine ışık tutuyor.

  • Künye: Evren Şar İşbilen – Zeus’un Kadınları: Antik Yunan Toplumunda Kadın Konumlanmasına Zeus Merkezli Bir Bakış, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tarih, 112 sayfa, 2021

Margaret Gonzales – Kadın ve Terörizm (2022)

‘Kadın ve Terörizm’, kadınların terörizme katılımının kapsamlı ve karşılaştırmalı bir incelemesi.

Margaret Gonzales, dünya çapında terör örgütü olarak tanımlanan 26 yapıyı inceleyen Gonzales, kadınların uluslararası gruplara kıyasla yerli örgütlerde önemli ölçüde daha aktif olduklarını savunuyor.

Yerel ve uluslararası terörizm gruplarında kadın faaliyetlerinin düzeyi ve yoğunluğunun tüm dünyadan örnekler ele alınarak incelendiği kitap, Amerika, Asya, Avrupa, Orta Doğu ve Afrika’da aktif olan çok sayıda örgütü ayrıntılı şekilde ve bu örgütlere kadın katılımının farklı seviyelerini açıklamaya yardımcı olan temel bir teorik model sunuyor.

Önceki çalışmalar, kadınların terörist faaliyetlerde bulunma ya da etkili konumlara gelme nedenlerini daha çok din, paternalizm, sosyalizm üzerinden incelemişti.

Bu kitapta sunulan model ise, terörist gruplar arasında başka temel bir ayrıma dayandırılmış.

Yerel ve uluslararası terörist örgütlerin kadın katılımının düzeylerini belirlediği karşılaştırmalı bir analizle ele alınıyor ve bu açıdan yeni bir bakış açısı sunuluyor.

Kitabın sunduğu bu bakış açısı kadınlar ve terörizm konusuna yeni bir boyut ekliyor ve terörizm incelemeleri konusunda önemli bir katkı sunuyor.

  • Künye: Margaret Gonzales – Kadın ve Terörizm: Yerel ve Uluslararası Terör Gruplarında Kadın Faaliyetleri, editör: Çınar Özen, çeviren: İmran Samancı, Siyasal Kitabevi, siyaset, 264 sayfa, 2021

Nancy Chodorow – Anneliğin Yeniden Üretimi (2021)

‘Anneliğin Yeniden Üretimi’, yirmi yılı aşkın süre önce yayınlanmasına rağmen toplumsal cinsiyetin sosyolojisi üzerine eskimeyen bir inceleme.

Tanınmış feminist sosyolog, psikanalist ve eğitimci Nancy Chodorow, içruhsal ve özneler arası bağlamda anneliğin yeniden üretimini irdeliyor.

Kitabın en önemli katkısı, dişil gelişimin önemli yönlerini ve dişil ruhun dinamiklerini çok yönlü bir şekilde gözler önüne sermesi.

Özellikle, anne-kız ilişkisi ve kadınların, bu ilişkiyi dâhilen yeniden ve nasıl ürettikleri bunlardan en başta geleni.

‘Anneliğin Yeniden Üretimi’, birçok kadın için annelik kimliğinin gücü ve gelişimsel anlamdaki merkeziliği, anne-kız ilişkisinin psikolojik önemi ve daha genel anlamda anne-çocuk dünyaları üzerine muazzam bir çalışma.

  • Künye: Nancy J. Chodorow – Anneliğin Yeniden Üretimi: Psikanaliz ve Toplumsal Cinsiyetin Sosyolojisi, çeviren: Damla Tanar Tatar, Phoenix Yayınları, psikanaliz, 440 sayfa, 2021

Rebecca Solnit – Yokluğumdan Aklımda Kalanlar (2021)

Kadınların yok sayıldığı bir toplumda adeta dişiyle tırnağıyla kazıyarak hayallerini gerçekleştirmiş Rebecca Solnit’ten muazzam bir tanıklık.

Solnit, 1980’lerin San Francisco’sunda genç bir kadın yazar olarak ortaya çıkışını anlatıyor.

‘Yokluğumda Aklımda Kalanlar’, kadınların sessiz kalmasını tercih eden bir toplumda kadın bir yazarın kendi sesini bulma öyküsü, sanatçının genç bir kadın olarak portresi.

Solnit 1980’lerin San Francisco’sunda, kadına yönelik şiddetin hem sokakta hem de toplumun tüm tabakalarında yaygın olduğu, kadınların kültürel arenadan kolayca dışlandığı bir ortamda yazar olarak ortaya çıkışını anlatıyor.

En büyük öğretmenim dediği kentteki savruluşlarını, fakirliği ve ümidi; on dokuz yaşındayken kişisel dönüşümüne ev sahipliği yapmaya başlayan küçük apartman dairesini; punk rock’ın hem öfkesine hem de içindeki patlayıcı enerjiye nasıl biçim ve ses kazandırdığını tarif ediyor.

Kadınları küçümseyen, onların sözüne inanmayan otorite figürlerinden bahseden Solnit, geriye dönüp baktığında tüm bunları hem geçmişte hem de bugün hâlâ kadınların olağan durumu olan sessizleştirilmişliğin sonuçları olarak görüyor ve bizlere de yazarlığa, kadın hakları savunucusu olmaya giden yolda bununla nasıl mücadele ettiğinin öyküsünü anlatıyor.

Kendisini hem insan hem de yazar olarak özgürleştiren güçleri; yani kitapları, cinsiyet, aile ve sevincin ne gibi farklı görünümlere bürünebileceği konusunda kendisine başka başka bakış açıları kazandıran etrafındaki gey erkekleri ve sonunda Amerikan Batısı’nın o uçsuz bucaksız topraklarına varışını, o toprakların öteden beri göz ardı edilen çatışmalarına dahil oluşunu irdelerken bir yandan da bütün bu etkilerin kendisine özgün bir yazar olmayı nasıl öğrettiğine ve pek çok başka insana hitap eden, onlara güç kazandıran bir sese nasıl kavuşturduğuna değiniyor.

  • Künye: Rebecca Solnit – Yokluğumdan Aklımda Kalanlar, çeviren: Seda Çıngay Mellor, Minotor Kitap, inceleme, 264 sayfa, 2021

Helen Gørrill – Kadından Ressam Olmaz (2021)

Erkeklerin ve kadınların resimleri arasında pek az estetik fark olsa da neden erkeklerin eserleri kadınlarınkinden yüzde 80 oranında daha değerli?

Helen Gørrill, bugüne dek kadınların sanat dünyasındaki rollerini belirlemiş yöntemlere meydan okuyor.

Erkekler eserlerini imzaladıklarında eserlerinin değeri artarken kadınlar imzaladıklarında değeri düşer.

Cinsiyet ve değere ilişkin bu çığır açıcı çalışmasıyla Gørrill, sanat dünyasında bu tür eşitsizliğin son derece yaygın olduğunu ileri sürüyor.

Yeni, istatistiksel bir yöntem kullanarak Gørrill, erkeklerin ve kadınların resimleri arasında pek az estetik fark olduğunu fakat erkeklerin eserlerinin kadınlarınkinden yüzde 80 oranında daha değerli bulunduğunu gösteren bir veritabanı oluşturmuştur.

Yazar, müzelerin kadın sanatçılardan numuneci bir tavırla eser satın almak suretiyle onların piyasa değerini düşürerek bu kısır döngüye suç ortağı olduklarını ispatlıyor.

Bu kışkırtıcı kitap öğrenciler, eğitimciler, araştırmacılar ve bizzat sanatçılar için zaruri olup bugüne dek kadınların sanat dünyasındaki rollerini belirlemiş yöntemlere meydan okuyor.

Ayrıca çalışma, kadın olmanın sosyal, sembolik, kültürel ya da ekonomik, sanatsal takasın her aşamasını etkilediğine ilişkin çarpıcı kanıtlar sunan değerli bir kaynak.

‘Kadından Ressam Olmaz’, şovenizmini “kalite” kisvesi ardına gizlemeye çalışan bütün akademisyenlerin, sanatçıların, küratörlerin, koleksiyoncuların ve kurumların yüzünde patlayan bir tokat.

İnkâr edilemeyecek gerçeklerle ve sayılarla dolu kitap, okuyucuların sanat alanındaki değerlerin kadınları, farklı ırka mensup sanatçıları ve çok dar, Avrupa merkezli bir kanonun sınırlarını aşan eserleri dışlayacak şekilde inşa edilme biçimlerini incelemesinde ısrarcıdır.

Gørrill’in bu tartışmalı çalışmasının kimilerini kızdırması mümkün, çok daha fazla insanı uzun vadede değişimi getirmek üzere güçlendirmesi ise çok daha muhtemel.

  • Künye: Helen Gørrill – Kadından Ressam Olmaz: Çağdaş Sanatta Toplumsal Cinsiyet, Değerler ve Cam Tavanlar, çeviren: Ebru Berrin Alpay, Hayalperest Kitap, sanat, 276 sayfa, 2021

Kolektif – İradenin İyimserliği (2021)

Yirmibirinci yüzyılın kadınların yüzyılı olacağı söylenir.

Peki, bugün kadınlar kendi hikâyelerini ne kadar anlatabiliyorlar?

‘İradenin İyimserliği’, emek pratiklerinden sanat ve spora, 2000’lerin Türkiye’sinde kadınların varoluşunun farklı cephelerini tartışıyor.

Kitapta,

  • 2000’li yıllarda kadın sanatçılar,
  • “Yozgat Blues” ve “Unutursam Fısılda” filmlerinde kadınların temsili,
  • Sporda kadınlar,
  • Yerli dizilerde kadınların temsili,
  • Muhafazakâr kadının halet-i ruhiyesi,
  • Amargi Dergi’nin feminist hareketteki yeri ve önemi,
  • MHP ve Ülkü Ocakları’nda kadınlık halleri,
  • Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun kadın hareketine katkıları,
  • Ve Gökova Körfezi’ndeki balıkçı kadınların deneyimleri bağlamında kadın emeği gibi ilgi çekici konular tartışılıyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Aksu Bora, Ahu Antmen, Sema Aslan, Emek Çaylı Rahte, Zehra Çelenk, Gözde Çerçioğlu, Yücel İlknur Hacısoftaoğlu, Binnaz Saktanber, Burcu Şenel, Funda Şenol Cantek, Nagehan Tokdoğan, Figen Uzar Özdemir, İlknur Üstün, Özlem Yeniay ve Nevin Yıldız.

  • Künye: Kolektif – İradenin İyimserliği: 2000’lerde Türkiye’de Kadınlar, derleyen: Aksu Bora, İletişim Yayınları, feminizm, 368 sayfa, 2021

Kolektif – Anadolu Sanatında Kadın (2021)

Anadolu tarihinde kadınların yaratıcı emeklerini görünür kılan çok iyi bir derleme.

Çalışma, Antik Dönem, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu’ndan günümüze ulaşan sanat eserlerini inceleyerek Anadolu sanatında kadın imgesine ışık tutuyor.

Erkekler tarafından yazılan tarih, kadınların toplumsal ve kültürel varlıklarını yok saymış, etkinliklerini tek bir role ve dar bir alana sınırlamıştır.

Oysaki geçmişten bugüne yaşam, kadınların geleneksel eşlik/analık rollerinin dışında da gerçekleştirdikleri etkinlik ve üretimleriyle süregeldi.

Günümüzde toplumsal, kültürel, siyasal tarih ve sanat tarihi, kadınların emeklerini ve yaratıcılıklarını görünür kılarak yeniden yazılıyor.

Doğu ile Batı uygarlıklarının birleştiği bir konumda yer alan Anadolu tarihinde de kadınların önemli bir yeri olduğunun kanıtı, arkeolojik malzemeler ve sanat eserlerindeki izleridir.

İşte ‘Anadolu Sanatında Kadın’, bu izleri görünür kılmasıyla çok önemli.

Kitapta,

  • Antik dönem ve Anadolu kadını,
  • Augustus dönemi Küçük Asyası’nda kadın,
  • Roma’da kadın,
  • Bizans’ta iktidarın öteki yarısı olarak imparatoriçeler,
  • Anadolu Selçuklu Devleti’nde kadınlar ve mimari,
  • Sultan eşleri, kimlikleri ve dönem kaynaklarındaki varlıkları,
  • Sultan eşlerinin mimari tercihleri ve politik nüfuzları,
  • Selçuklu’dan Osmanlı’ya seramiklerde kadın,
  • Erken İslam sanatında kadının yeri,
  • Osmanlı hanedan kadını imgesinin sözel ve görsel dönüşümü,
  • Kadın seyyahların izlenimlerinde ve oryantalist tablolarda Osmanlı kadını, eğitim ve öğretimi,
  • Ve Osmanlı döneminde kadına bakış ve kadının seramiklerdeki konumu gibi ilgi çekici konular ele alınıyor.

Kitapta makaleleri bulunan yazarlar ise şöyle: Nuran Şahin, Serap Gül Kalaycıoğulları, Dilek Maktal Canko, Sema Gündüz Küskü, Gönül Öney, Sevinç Gök, Aslıhan Erkmen, Şebnem Parladır ve Seda Ağırbaş.

  • Künye: Kolektif – Antik Dönem’den Osmanlı’ya Anadolu Sanatında Kadın, editör: Dilek Maktal Canko, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, sanat, 193 sayfa, 2021

Lili Sohn – Annelik (2021)

Anneliğe sıkı eleştiriler getirdiği gibi, annelik yükümlülüğünün toplumsal yükünü de derinlemesine sorgulayan sağlam bir çalışma.

Lili Sohn, bizzat kendi annelik deneyiminden hareketle, meşhur annelik içgüdüsünü sorguluyor, onu felsefi, kültürel, tarihsel bir bakış açısıyla tartışıyor.

Aynı zamanda diğer tanıklıklar aracılığıyla farklı ebeveynlik türlerine de yaklaşan Sohn’un çalışması, “Annelik içgüdüsü nedir?”, “Ve gerçekten var mı?” sorularına çırpıcı yanıtlar veriyor.

  • Künye: Lili Sohn – Annelik: Annelik İçgüdüsüne Tarihsel ve Eleştirel Bir Bakış, çeviren: Ayşenur Müslümanoğlu, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 304 sayfa, 2021

Aziz Şeker – Kadın Roman Kahramanları (2021)

Erkek egemenliği her alanda olduğu gibi edebiyatta da baskındır.

Pek çok roman, daha çok erkek kahramanlarıyla öne çıkar.

Öte yandan, az da olsa sıra dışı kadın roman kahramanlar da vardır.

İşte Aziz Şeker de bu çalışmasında, kadın roman kahramanlarını toplumsal cinsiyet ve edebiyat sosyolojisi bağlamında inceliyor.

Burada karşımıza, Dostoyevski’nin Sonya’sından Tolstoy’un Anna’sına ve Dolli’sine, Stendhal’in Madam de Rênal’inden Vedat Türkali’nin Nermin’ine, Halide Edip’in Rabia’sından Fakir Baykurt’un Irazca’sına ve Flaubert’in Emma’sına pek çok kadın roman kahramanı çıkıyor.

  • Künye: Aziz Şeker – Kadın Roman Kahramanları: Toplumsal Cinsiyet, Edebiyat Sosyolojisi ve Roman Okumaları, Nika Yayınevi, inceleme, 196 sayfa, 2021

 

Ebru Pektaş – Kadın Kurtuluş Hareketi (2021)

Aydınlanma’dan bugüne kadın kurtuluş hareketi nasıl bir seyir izledi?

Daha da önemlisi, “Kadının devrime hükmetmesi”nin yolları nedir?

Ebru Pektaş, kadın ütopyalarından burjuva devrimlerine ve günümüzün komünalist reçetelerine uzanarak bu sorulara çarpıcı yanıtlar veriyor.

Kitapta, şu soruların yanıtları aranıyor:

  • Kadının kurtuluşu adına elimizde nasıl bir stratejiler bütünü, ne tip deneyimler vardır?
  • Aydınlanma ile açılan büyük tarihsel dönemeç kadınlara neler vadetmiştir?
  • Önceki yüzyılda Avrupa devrimlerle çalkalanırken, hak taleplerinden özgürlük arayışlarına kadınlar hangi konumda yer almıştır?
  • Bu tabloda Paris’in komünar kadınları ne tip çözümler üretmiştir?
  • yüzyıla damgasını vuran “reel sosyalizm” deneyimleri, “kadının kurtuluşu” başlığında, ne tür vaatler, mevziler ve hayal kırıklıkları ile ayrıştırılabilir?
  • Tüm bu tarihsel izlek ile günümüzün komünalist yaklaşımları, müşterekler perspektifi ve “feminist grev” gibi örnekleri nasıl ilişkilendirilebilir?

Pektaş, ‘Kadın Kurtuluş Hareketi’nde bu gibi soruların ışığında, kadınların ezilmişliği ve baskının nedenleri hakkında süren uçsuz bucaksız kuramsal arayışların dışına çıkarak “kurtuluş fikri”ni dünyevi ve gündelik olanla, somut ve yaşamsal konularla ilişkilendiriyor.

Çalışma, kadın ütopyalarından burjuva devrimlerine, Komün deneyiminden “reel sosyalizm” pratiklerine ve nihayet günümüzün komünalist reçetelerine uzanan bir hatta “kadının devrime hükmetmesi”nin yollarını araştırıyor.

Pektaş, şöyle diyor:

“Bu kitapta temel tez olarak ‘hâlâ’, kadının kurtuluşunun ön koşulunun sosyalizm olduğunu savunuyorum. Ancak bu ön koşulun, kadın mücadelesine içerilmesi gereken bir ‘iktidar perspektifi’ ile birlikte düşünülmesi zorunludur. Zira sosyalizm ön koşulunu, tüm mahiyeti ile gerçek kılacak şey, ‘kadının devrime hükmetmesi’dir.”

  • Künye: Ebru Pektaş – Kadın Kurtuluş Hareketi: Ütopyalar ve Devrimler, Yordam Kitap, feminizm, 272 sayfa, 2021