Rudolf Rocker – Milliyetçilik ve Kültür (2019)

Nazilerin tüm Avrupa’yı esir aldığı bir dönemde Amerika’ya kaçmak zorunda kalmış Rudolf Rocker, hayatı boyunca uluslararası anarşist hareketin ve anarko-sendikalizmin yetenekli bir propagandisti oldu.

Yazarın bizde daha önce ‘Anarko Sendikalizm’ adlı önemli kitabı yayımlanmıştı.

Şimdi de yine kendisine ait kült bir yapıtla, ‘Milliyetçilik ve Kültür’le karşı karşıyayız.

Rocker’in bu yapıtı, altı yıl süren çeviri, redaksiyon ve kontrol aşamalarının ardından yayımlanabildi.

1930’lar Almanya’sının felakete götüren koşullarında yazılan kitap, milliyetçiliğin kültür içindeki izlerini kılcal damarlarına kadar sürerken bütün bir Batı dünyasının kültür ve düşünce tarihini liberter bir gözle analiz ediyor.

Uzun bir tarihsel alanda gezinen çalışma, olağanüstü aydınlatıcı olmasının yanı sıra,  dönem Avrupa’sının iyi bir fotoğrafını çekmesi, devlet tapıncına sıkı eleştiriler getirmesi ve despotizmin insanlık için nasıl bir felaket anlamına geldiğini çarpıcı bir şekilde ortaya koymasıyla dikkat çekiyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Bir halkta siyasî iktidar arzusu ne kadar az gelişmişse kültürel yaşam biçimleri o kadar zengindir.”

“En iyi devlet anayasası bile kaçınılmaz olarak özgürlüğün deli ceketidir. Anayasaları yapan kodaman terziler, özgürlük kumaşını o kadar kırpmışlar ki, geriye kalandan giyilebilir bir gecelik bile çıkmaz.”

“Sorun nasıl yönetildiğimiz değil yönetiliyor olmamızdır.”

  • Künye: Rudolf Rocker – Milliyetçilik ve Kültür, çeviren: Ali Çakıroğlu, Kaos Yayınları, inceleme, 704 sayfa, 2019

Deniz Gürsoy – Puro: Mavi Dumandaki Lezzet (2009)

Deniz Gürsoy’u, yeme/içme kültürü konusunda kaleme aldığı beğenilen kitaplarıyla biliyoruz.

Gürsoy’un, tiryaki kitap kurtlarını hedefleyen ‘Puro: Mavi Dumandaki Lezzet’ adlı elimizdeki kitabı da, puroya dair derli toplu bir çalışma olmasının yanı sıra, puroseverlere, bu yaşam tarzıyla ilgili temel bilgileri aktaran, rehber nitelikte bir eser.

Çalışmasına, tütünün batıya yolculuğuyla başlayan Gürsoy, puronun tarihi, el sarımı iyi purolar, tütün hasadı, puro aksesuarları, puro içme seremonisi, puro dumanı, puro ülkeleri, puro çeşitleri, bir yaşam tarzı olarak puro, Havana puro ebatları, puro ile ilgili adresler ve puro sözlükçesi gibi birçok konuyu anlatıyor.

  • Künye: Deniz Gürsoy – Puro: Mavi Dumandaki Lezzet, Oğlak Yayınları, kültür, 136 sayfa

Harun Şeker ve Mehmet Şeker – Korualan (Gezlevi) (2009)

Korualan, ya da diğer adıyla Gezlevi, Konya’nın Hadım ilçesine bağlı bir köy.

Harun Şeker ve Mehmet Şeker’in kaynak kişilerden yaptığı elimizdeki derleme, aynı zamanda Âşık Ömer’in de köyü olan Korualan’ın sözlü hayatını yazıya aktararak geleceğe taşıyor.

Derlemede, Gezlevi’nde halkın inanışları; yemek çeşitleri; bayramlar, özel günler, evlilik, ölüm ve doğum ile ilgili ritüeller; masallar ve beddualar, çocuk oyunlarının neler olduğu anlatılıyor.

Kitap, iç bölgeyle Akdeniz’i bağlayan bir geçit bölgesi olan yöreyi tarihi, folklorik ve kültürel yönleriyle okurlara sunuyor.

  • Künye: Harun Şeker ve Mehmet Şeker – Korualan (Gezlevi), Tebeşir Yayınları, tarih, 184 sayfa

Terry Eagleton – Radikal Kurban (2019)

Terry Eagleton bu çarpıcı çalışmasında kurban mefhumunu Antikçağdan günümüze, pek çok düşünür ve yazarın eserlerini kat ederek tartışmaya açıyor.

Ölüm, trajedi ve kurban gibi meseleler, kültür ve siyaset kuramcıları kadar bunları fazla teolojik bulan politik solun da pek incelemediği meselelerdir.

Eagleton’ın kitabı, tam da bu kavram ve konuları dert etmesiyle öne çıkan kitap, kurban mefhumu teolojik ve felsefi macerasının nasıl geliştiğinden kurban mefhumu ile çarmıha gerilme, tragedya, eros, ahlak ve aşırılık kavramlarıyla ilişkisine pek çok konuyu tartışıyor.

Eagleton ayrıca, kendi formülleştirdiği hâliyle “radikal kurban” fikrinin, siyaset ve devrimle nasıl ilişkilendirilebileceği üzerine de düşünüyor.

Kitap, Marksizm, göstergelim, psikanaliz ve edebiyat eleştirisi gibi farklı disiplinlerin bir araya geldiği zengin bir tartışma sunuyor.

  • Künye: Terry Eagleton – Radikal Kurban, çeviren: Aslı Önal, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 224 sayfa, 2019

Harriet Worsley – Modayı Değiştiren 100 Fikir (2018)

Bugün kadın giyimine baktığımızda, bize tuhaf gelen pek çok detay vardır.

Örneğin kombinasyonlar, inanılmaz çeşitliliktedir.

Veya stil, bazen akıl almaz boyutlara ulaşır.

Oysa moda, çok abartılı örnekleri olsa da, önemli bileşeni olduğu kültür gibi daima değişip dönüşen, zincir gibi birbirine eklenen halkalardan oluşmuştur.

Modadan bahsederken bu önemli olguyu hiçbir zaman akıldan çıkarmamak lazım.

Çünkü moda demek kültür demektir, daha da önemlisi modern hayatın en önemli başlıklarından biri demektir.

İşte Harriet Worsley’nin bu enfes kitabı da, 20. yüzyılın başlarından günümüze modaya yön vermiş fikirlerin usta işi bir kaydı.

Özellikle belirtelim ki kitap, kadın giyimindeki dönüşümü anlatmakla yetinmiyor.

Worsley,

  • Bu süre zarfında tasarımcıların en etkileyici tasarımlarının neler olduğunu,
  • Moda fikirlerinin yerleşik algıya nasıl meydan okuduğunu,
  • Modadaki değişimlerin arka planında yatan dinamiklerin neler olduğunu,
  • Ve bunun gibi pek çok ilgi çekici konuyu irdeliyor.

Kitap vesilesiyle, tişörtlerin ilk başta erkek iç çamaşırı olarak ortaya çıktığı ve kot pantolonlarda bulunan rivetlerin altına hücum dönemindeki işçi kıyafetlerini güçlendirmek için geliştirildiği gibi günlük kıyafetlerimiz üzerine farklı bir gözle bakmamızı sağlayacak ilginç bilgiler de yer alıyor.

  • Künye: Harriet Worsley – Modayı Değiştiren 100 Fikir, çeviren: Begüm Başoğlu, Literatür Yayıncılık, kültür, 216 sayfa, 2018

Yaşar Gürsoy – Allah Kadını Yarattı (2015)

Türkiye tarihinde önemli yere sahip kadınların bilinmeyen yönleri.

Atatürk-Latife Hanım evliliğindeki sır neydi?

CHP, DP ve AKP dönemlerinde kadın imajları nasıldı?

İsmet İnönü, Zerrin Özer’i nasıl keşfetti?

Cumartesi Anneleri yıllar süren mücadelelerinden nasıl başarıyla çıktılar?

Bu ve benzeri pek çok bilinmeyenin yanıtı, kitabımızda.

  • Künye: Yaşar Gürsoy – Allah Kadını Yarattı, İnkılap Kitabevi

Fırat Mollaer – Yerliciliğin Retoriği (2018)

Bizdeki yerliciliğin düşünsel kaynakları ve dinamikleri nelerdir?

Daha da önemlisi, Türkiye’deki yerlicilik, savunulduğu gibi homojen midir yoksa daha çok heterojen midir?

Fırat Mollaer’in bu kitapta giriştiği tartışma, bizdeki yerliciliği çok yönlü bir bakışla deşifre ederken, aynı zamanda yerliciliği toplumsal-siyasal meselelere indirgeyen kültürelciliğe sıkı eleştiriler yöneltiyor.

Yazar burada, yerliciliğin düşünsel kaynağı olarak Yahya Kemal’in, ideologları olarak Necip Fazıl Kısakürek, Sezai Karakoç ve Cemil Meriç’in, antropolog tipi olarak da Ahmet Hamdi Tanpınar’dan düşüncelerini baştanbaşa kat ediyor.

Aynı zamanda Nuri Bilge Ceylan sineması bağlamında da yerliciliği irdeleyen Mollaer, bütün bu aktörlerin söylemlerini Gaston Bachelard, Fredric Jameson, Ernst Renan ve Daryush Shayegan gibi yazar ve düşünürlerin fikirleri üzerinden tartışıyor.

Mollaer’e göre, yerlicilik kültürü bir kavga silahına dönüştürüp toplumu ve siyaseti kültürün bir uzantısı olarak kurgular.

Öte yandan yerlicilik “yerli”den çok “yerli olmayan”la ilgili bir söylemdir, hatta “yerli olmayan”ı inşa etmenin bir yoludur.

“Yerliciliğin düşünsel kaynakları nelerdir?” sorusuna kapsamlı bir yanıt veren çalışma, okurunu yerliciliğin ideolojik ve söylemsel kuruluşu üzerinde düşünmeye çağırıyor.

  • Künye: Fırat Mollaer – Yerliciliğin Retoriği, Phoenix Yayınları, 160 sayfa, 2018

Kolektif – Cumhuriyetin Müzik Politikaları (2018)

Çoğunluk Türkiye’de müziğin modernleşme sürecini Cumhuriyetle ilişkilendirir.

Bu doğru, fakat eksik bir tanımdır.

Zira “Klasik Batı Müziği” çalışmaları, Osmanlı saltanatının son döneminde zaten başlamıştı,  Cumhuriyet döneminde ise bu çalışmalar daha çok sahiplenilip geliştirildi.

İşte bu kitap, tam da bu konu üzerine, Cumhuriyetin müzik politikaları ve bunun sonuçları üzerine derinlemesine bir sorgulama.

Kitapta şu soruların yanıtları aranıyor:

  • Ulus inşasında müziğin rolü nedir?
  • Ulusal müziğin halk cephesindeki kaynakları nelerdir?
  • O dönemde yoğun şekilde yürütülen derleme çalışmalarının bilimsel niteliği neydi?
  • Köy Enstitüleri ve Halkevleri gibi girişimlerin sonuçları ne oldu?
  • Bu kurumların kapatılması müzikte ufkumuzu açtı mı?
  • “Köçekçe”ye klasik Batı müziği aşısı tuttu mu?
  • “Klasik Türk Musikisi” yasağı ulusal bir müziğin oluşumuna zemin ve zaman kazandırdı mı?
  • Türküleri etnik kimliğinden arındırmak onları ulusal kıldı mı?
  • Bugün dinlediğimiz müzikle bu politikaların ne gibi ilişkisi var?

Kitaptaki makaleler, farklı disiplinlerin verilerinden de yola çıkarak bu ve bunun gibi soruların yanıtlarını arıyor ve bizde müzik adına yapılanları, bunların anlamını ve en önemlisi de bu uygulamaların ne gibi sonuçlar yarattığını derinlemesine sorguluyor.

  • Künye: Kolektif – Cumhuriyetin Müzik Politikaları, derleyen: Fırat Kutluk, h2O Kitap, müzik, 272 sayfa, 2018

Alev Karaduman – Anlıyorum Ama Konuşamıyorum (2015)

Batı’da doğup büyümüş ve bu nedenle ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranabilmiş, Araf’ta kalmış Kürt gençlerin kendi kimlikleriyle yüzleşme deneyimleri, bu ilgi çekici kitapta.

Tamı tamına bir Türkiye hikâyesi sunan Alev Karaduman, kimi zaman hüzünlü, kimi zaman gülünç deneyimleri, kendi yaşadıklarıyla da harmanlayarak kayıt altına alıyor.

Gülten Kaya’nın önsözüyle…

  • Künye: Alev Karaduman – Anlıyorum Ama Konuşamıyorum, İletişim Yayınları

Nursel Gülenaz ve Oya Koca – Yedikule – Samatya (2018)

İstanbul’da her geçen gün bir şeyler yok ediliyor.

Ve bu şehirde yaşayanlar olarak, geçmişin bu denli pervasızca yok edilişi karşısında sesimiz çıkmıyor.

Son zamanlarda bir başka şehri ranta dönüştürme girişimine Yedikule bostanlarında tanık olduk.

İstanbul’un mütevazı, sakin dış semtleri Yedikule-Samatya hattında bizi tarihi ve çağdaş bir yolculuğa çıkaran iki yazarlı bu kitap ise, “Bu sokak benim” demenin, kentimize sahip çıkmanın neden önemli olduğunu bize bir kez daha hatırlatıyor.

Yedikule ve Samatya, İstanbul’un fethi sonrası şenlendirme amacıyla yerleştirilen gayrimüslimlerle Müslümanların kadim ilişkisinin simge mekânlarıdır.

Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra mütevazı, ama eşsiz özgünlük ve kalitede bir sayfiye yeridir.

Denizden gelen yosun kokusudur, Türk-Ermeni-Rum kardeşliğine açılan sokaklardır.

Nursel Gülenaz ve Oya Koca nitelikli kitaplarında, Yedikule-Samatya rotasında adım adım, sokak sokak ilerliyor ve bunu yaparken şimdinin beton ormanlarında özlemi çekilen eski mahalle yaşantısının nelerin ya da kimlerin eseri olduğunun izini sürüyor.

Yazarlar ayrıca, hem kitaplarının satır aralarında hem de gezdikleri sokaklarda, yeni kuşakların gözleri önünde bu kadim yerlerin şaşırtıcı derecede kısa bir sürede silikleşmesinin sebep ve sonuçlarını da arıyor.

  • Künye: Nursel Gülenaz ve Oya Koca – Yedikule – Samatya, Remzi Kitabevi, gezi, 224 sayfa, 2018