Alphonse Daudet – Değirmenimden Mektuplar (2010)

Alphonse Daudet’nin meşhur eseri ‘Değirmenimden Mektuplar’ın ilk baskısı 1869 yılında yapılmıştı.

Kitap taşradaki eski bir değirmende yazılan, her birine bir öykü yerleştirilmiş anı-mektuplardan oluşuyor.

Natüralizmin önemli temsilcilerinden Daudet’nin buradaki öyküleri, edebiyat tarihinin en beğenilen metinlerinden.

Kalabalık şehirlere sırtını dönerek, sakin kır hayatına çekilen bir yazarın gözlemlerinden oluşan öyküler, doğanın bağrında bir hayatın güzellemesi niteliğinde.

Daudet’nin kitabı için, “Yazdıklarımın arasında benim en çok sevdiğimdir” dediği de bilinir.

Kitap ayrıca, Milli Eğitim Bakanlığı’nın seçtiği 100 Temel Eser arasında da bulunuyor.

  • Künye: Alphonse Daudet – Değirmenimden Mektuplar, çeviren: Volkan Yalçıntoklu, Can Yayınları, öykü, 190 sayfa

Selahattin Bulut – Hadım (2010)

Selahattin Bulut, Kürtçe ilk baskısı 2001’de yapılan ‘Hadım’da, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nde yaşanan insanlık dışı durumu anlatıyor.

‘Bihûşta Lal’ adlı eserinde ilk kez Kürtçe kısa öyküleri yayımlanan Bulut, elimizdeki uzun öyküsüyle, 12 Eylül’e, büyük insanlık trajedilerinin yaşandığı Diyarbakır Cezaevi’ne uzanıyor.

Yazarın kendi hayatından hareketle kaleme aldığı öykü, cezaevinde işkence sonrası iğdiş edilmiş, erkekliğini yitirmiş bir Kürt politik tutsağı ve onun cezaevi sonrası yaşamının bir kesitini hikâye ediyor.

Siyasî faaliyetlerinden dolayı 1981’de tutuklanan Bulut, Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde sekiz yıl kalmıştı.

  • Künye: Selahattin Bulut – Hadım, çeviren: Muhsin Kızılkaya, İthaki Yayınları, öykü, 69 sayfa

Kolektif – Kedi Hikâyeleri (2010)

Kediler, sadece insanların değil, edebiyatın da en sevdiği, çokça işlediği hayvanlardan.

İşte Julia Bachstein’ın derlediği ve birçok yazarın öykülerinin yer aldığı ‘Kedi Hikâyeleri’ de buna verilebilecek örneklerden biri.

Buradaki öykülerde, kimi zaman kedi gözünden insan, kimi zaman da insan gözünden kediler anlatılıyor.

E.T.A. Hoffmann, Grimm Kardeşler, Hans Christian Andersen, Mark Twain, Oscar Wilde ve Gustav Schwab, kitapta öyküleri bulunan bazı tanınmış yazarlar.

Kitaptaki öyküler, kedi ve insan dostluğunun iyi birer göstergesi olarak tanımlanabilir.

  • Künye: Kolektif – Kedi Hikâyeleri, derleyen: Julia Bachstein, çeviren: Esen Tezel, Dürrin Tunç, Aslı Genç, Begüm Kovulmaz, Nazmi Ağıl, Serhan Şimşek ve Aylin Karagöz, Yapı Kredi Yayınları, öykü, 225 sayfa

Hans Bender – İlya’nın Güvercinleri (2010)

‘Gondol’da’, Hans Bender’in Türkçede yayımlanmış ilk eseri. Alman edebiyatının önemli yazarlarından biri olan ve savaş sonrasında yazmaya başlayan Bender’in Rusya’daki dört yıllık tutsaklık dönemi, onun hayatı ve eserleri üzerinde etkide bulunmuş.

Bender, bu deneyiminden hareketle, eserlerinde savaşın acılarını ve yaşadığı çevrenin gerçeğini romanlarında ve öykülerinde tasvir etti. İşte elimizdeki eser, Bender’in on altı öyküsünü bir araya getiriyor.

Yazar, kitaba adını veren ‘İlya’nın Güvercinleri’nde, Rusya Sivastopol’da, Alman kuvvetleri için savaşan bir teğmen ve onun emir eri ile evlerinde bulundukları aile arasındaki gerilimli ilişkiyi hikâye ediyor.

  • Künye: Hans Bender – İlya’nın Güvercinleri, çeviren: Kâmuran Şipal, Gürer Yayınları, öykü, 221 sayfa

Ryūnosuke Akutagava – Raşomon ve Diğer Öyküler (2010)

Japon edebiyatının önemli isimlerinden Ryūnosuke Akutagava’nın 1927 yılında yayımlanan uzun öyküsü ‘Kappa’yı, kısa bir süre önce bu sayfada göstermiştik.

Elimizdeki kitap ise, yazarın on dört öyküsünü bir araya getiriyor.

Akutagava, ilk öyküsü ‘Raşomon’da, işsiz bir uşağın hikâyesini anlatır.

Akutagava, yolu Raşomon kulesine düşen uşak ile burada peruk yapmak için ölü insanların saçlarını yolan yaşlı bir cadalozun yaşadıkları ekseninde; uğursuz, kötü karakterlerin dünyasına iniyor.

Hatırlanacağı gibi ünlü yönetmen Akira Kurosawa da, bu öyküyle ‘Çalılıklar Arasında’yı birleştirerek ‘Raşomon’ adlı unutulmaz filmini çekmişti.

  • Künye: Ryūnosuke Akutagava – Raşomon ve Diğer Öyküler, çeviren: Oğuz Baykara, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, öykü, 239 sayfa

Yevgeni İvanoviç Zamyatin – Sabaha Karşı Toprak Şifa Bulacak (2010)

‘Sabaha Karşı Toprak Şifa Bulacak’, anti-ütopya geleneğinin önde gelen isimlerinden Yevgeni İvanoviç Zamyatin’in kısa ve uzun öyküleri ile masallarını bir araya getiriyor.

Teknolojiyle donatılmış, bir saat gibi işleyen sosyal yaşamlar; insanlar arasında yaşayan efsane kahramanları; insanların kaderini bu dünyadan meçhule taşıyan teknoloji ürünü tramvaylar ve kurmaca dünyasında yolculuğa çıkan yazarlar, bu öykülerden bazılarının konuları.

Zamyatin, kitaptaki kurmaca masalları aracılığıyla da, uzun yıllardır devam eden, kanıksandıkları için değişmez addedilen değer yargılarını, eleştirel bir bakış açısıyla yeniden yorumluyor.

  • Künye: Yevgeni İvanoviç Zamyatin – Sabaha Karşı Toprak Şifa Bulacak, çeviren: Birsen Karaca, Kavis Kitap, öykü, 167 sayfa

Ryūnosuke Akutagava – Kappa (2010)

‘Kappa’, Akira Kurosava’nın sinemaya da uyarladığı ‘Raşōmon’u da yazmış Japon edebiyatının önemli isimlerinden Ryūnosuke Akutagava’nın 1927 yılında yayımlanan bir uzun öyküsü.

Öykü, sisli bir günde, dağa tırmanmak için yola koyulan anlatıcısının ormanda tesadüfen bir kappa ile karşılaşmasıyla başlar.

Kappa’yı yakalamak için peşinden koşturmaya başlayan adam, dengesini kaybedip bir kuyuya düşer.

Bir süre sonra uyandığında, artık Kappa Ülkesi’ndedir.

Kısa süre sonra kendisine vatandaşlık hakkı verilir ve adam burada yaşamaya başlar.

Fakat ortada bir gariplik vardır.

Zira kappaların ülkesindeki gelenekler, gerçek dünyadakilerden çok farklıdır.

Kappa, Japon folklorunda nehirlerde yaşayan, el ve ayakları perdeli, kafalarının üst kısmı düz, hayali bir varlık.

Birçok siyasal, toplumsal ve psikolojik soruna değinen Akutagava, gerçek ve ideal dünya arasındaki farklılıkları, kendine has hiciv tarzıyla resmediyor.

  • Künye: Ryūnosuke Akutagava – Kappa, çeviren: Oğuz Baykara, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, öykü, 77 sayfa

Jale Özata Dirlikyapan – Kabuğunu Kıran Hikâye (2010)

Jale Özata Dirlikyapan, nitelikli çalışması ‘Kabuğunu Kıran Hikâye’de, Türkiye öykücülüğünde önemli bir yer tutan 1950 kuşağını inceliyor.

Aralarında Ferit Edgü, Orhan Duru, Leyla Erbil, Bilge Karasu, Feyyaz Karacan, Onat Kutlar, Demir Özlü, Adnan Özyalçıner gibi öncü kalemlerin bulunduğu 1950 kuşağı öykücülüğünü çok yönlü bir bakışla irdeleyen Dirlikyapan, kitabının ilk bölümünde, Türkiye’de siyasal ve toplumsal değişimin yoğun olarak yaşandığı, buna koşut olarak edebiyatta da geçmişle hesaplaşmanın, Batı etkisinin desteğiyle yenilenme çabalarının ve yeni kümelenmelerin görüldüğü 1950’li yılların bir panoramasını çiziyor.

Çalışmanın ikinci bölümü, dönemin edebiyat ortamını ve öykü tartışmalarını ele alıyor. Üçüncü bölümde yazar, 1950 kuşağının ilk yenilikçi öykücülerini, dördüncü bölümde ise yeni öykücülüğün içerik ve biçim öğelerini inceliyor.

  • Künye: Jale Özata Dirlikyapan – Kabuğunu Kıran Hikâye, Metis Yayınları, eleştiri, 196 sayfa

Kolektif – Ebedî Öpücük (2010)

Vampir hikâyeleri, sadece sinemanın değil, edebiyatın da vazgeçilmez konularından.

İşte ‘Ebedî Öpücük’ başlıklı elimizdeki kitap, birçok yazarın vampirleri anlatan öykülerini bir araya getiriyor.

Türün meraklılarına hitap edebilecek öyküler, korku, gerilim ve romantizm unsurlarını harmanlayarak, vampirin iz bırakan öpücüğünün ardından, herbiri birer korkutucu vampire dönüşen karakterleri hikâye ediyor.

Kitapta öyküleri bulunan isimler şöyle: Holly Black, Libba Bray, Melisa De La Cruz, Cassandra Clare, Rachel Caine, Nancy Holder, Debbie Viguie, Cecil Castellucci, Kelley Armsrong, Maria V. Snyder, Sarah Rees Brennan, Lili St. Crow, Karen Mahoney ve Dina James.

  • Künye: Kolektif – Ebedî Öpücük, çeviren: Berna Yılmazcan, Karakedi Yayınları, öykü, 366 sayfa

Ali Teoman – Café Esperanza (2010)

Ali Teoman’ın ‘Café Esperanza’sını, bir nevi “Umut Kahvehanesi” olarak tanımlayabiliriz.

Strasbourg Üniversitesi’nde okuyan üç yabancı öğrencinin umut kavramı çerçevesinde yaptıkları çok yönlü sohbetlerinden, felsefi tartışmalarından yola çıkılarak kaleme alınan ‘Café Esperanza’ için Ali Teoman, “İnsanların oturup umutlarını, umutsuzluklarını tartışıp paylaştıkları bir kitap.” diyor.

Aynı zamanda anlatıcı olan Türkiyeli Altuğ, Doğu Avrupalı Xeno ve Brezilyalı Rapahinzo gibi üç ana karakterden oluşan anlatının adı “umut” olmakla birlikte, içeriğinde umutsuzluk, varoluş, yaşam ve sanat gibi çok farklı konular tartışılıyor.

Düşsel ve egzotik bir kafe olarak Esperanza böylece, modern bireyin hayatındaki temel çıkmazların ete kemiğe büründüğü bir mekân olarak karşımıza çıkıyor.

Yazar, bu metaforik mekânda yolları kesişen bireylerinin hikâyeleri ekseninde, dünyanın küçük ve derli toplu bir özetini sunuyor diyebiliriz.

  • Künye: Ali Teoman – Café Esperanza, Sel Yayıncılık, anlatı, 79 sayfa