Carl Alfred Meier – Jung: Arketipler, Rüyalar ve Din (2022)

Jungiyen psikolojiye iyi bir giriş yapmak isteyenler bu kitabı kaçırmasın.

Carl Alfred Meier, derinlik psikolojisinin üç büyük kurucusundan biri sayılan C. G. Jung’un düşünsel mirasını muhtasar biçimde özetliyor.

Kolektif bilinçdışı, arketipler, rüyalar, mitler ve bireyleşme süreci gibi Jungiyen kavramlar üzerine etkileyici bir tartışma sunarken; insan bilincinin içrek doğasını, rüyaların ve mitlerin sembolik okumaları ile inceliyor.

Jungiyen düşünceyi kronolojik-biyografik bir metotla ele alan yazar; bilimsel, klasik ve kutsal metinlere atıflarıyla oldukça zengin bir anlatım sağlıyor.

Jung’un özel asistanlığını yapan ve Jungiyen okulun önde gelen otoritesi olarak kabul edilen Dr. Meier’in konferanslarından derlenen kitapta; insan ruhunun çalışma mekanizması, rüyaların anlamı ve yorumlanması, inançların benliğe ve iyileşme faktörüne etkisi, peri masallarının ve halk edebiyatının gizli formülleri ile “bütüncül bir kimliğe erişmek” gibi pek çok detay yer alıyor.

  • Künye: Carl Alfred Meier – Jung: Arketipler, Rüyalar ve Din, çeviren: Süha Zaimoğlu, Lejand Yayınları, psikoloji, 140 sayfa, 2022

Serol Teber – Davranışlarımızın Kökeni (2022)

‘Davranışlarımızın Kökeni’, Serol Teber’in klasikleşmiş yapıtlarındandır.

Teber burada, evrimin kritik aşamalarının insan davranışlarını nasıl biçimlendirdiğini ortaya. Koyuyor.

Teber kitabında, insanlaşma sürecinde iki ayak üzerinde durabilme, başparmağın gelişimi, alet yapımı ve kullanımı gibi unsurları evrimin kritik basamakları olarak değerlendiriyor ve tüm bunların beyin gelişimini nasıl etkilediğini, insan davranışlarını nasıl biçimlendirdiğini detaylı bir biçimde inceliyor.

Yazıldığı tarih olan 1975’ten bu yana güncelliğini koruyan kitap, Türkiye’nin her dönemine uygun biçimde halkı aydınlatmaya yönelik açıklamalar içeriyor ve her türlü gericiliğe karşı duruyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Çağımızın kuşkusuz en önemli sorunu, yabancılaşmanın bilincine varmak ve bunun uzantısı olarak da bilinen belirli yöntemler ışığında ona karşı koymaktır.

Maymunun insana dönüşümünden sonra karşılaşılan ve yüzde yüz aşılması gereken en önemli sorunlardan biri budur. Böylece insanın gelişimine karşı son engeller de kaldırılacak ve evrim alabildiğine hızlanacaktır. İnsan düşüncesi, doğayla yeniden bütünleştiğinde yüz yıl öncesinden beri müjdelenen kavramların maddeleşmesi ve insanın ölümsüzleşmesi gerçekleşecektir.

Yabancılaşmanın yıkılmasıyla davranışlarımıza şekil veren fetişler ortadan kalkacak ve örneğin miras düzeni gerçek kişilerarası ilişkilere, şovenizm yurtseverliğe, bireycilik özgürlükten yana özlemlere dönüşebilecek olanakları bulabilecektir.

Yabancılaşma süreci, uzun bir çelişkiler zinciri içermekte ve yine her çelişkide olduğu gibi özünde ileriye dönük, evrimsel yanlar taşımaktadır. Bu evrimsel yanlar, insanın tuksaklığına karşı özgürlüğe dönüktür. Üretimin, evrimin, beynin ve insanın gelişimini içeren özgürlüğe”

  • Künye: Serol Teber – Davranışlarımızın Kökeni, Okuyanus Yayınları, psikanaliz, 344 sayfa, 2022

Maureen Murdock – Kadın Kahramanın Yolculuğu (2022)

Erkek egemen kültürde kadın ya başarılıdır, ya bağımlıdır, ya da kontrol altındaki bir dişidir.

Terapist Maureen Murdock bu enfes çalışmasında, ataerkil hegemonyaya alternatif olabilecek dişil bir dünyanın imkânları üzerine düşünüyor.

Günümüzün kadın kahramanı sezgi kılıcını kullanarak kendisini geçmişine hapseden ego bağlarını kesmeli ve ruhunun hakiki amacını bulmalıdır.

Kadın yaşamı erkeğinkinden farklı bir mitolojiye sahiptir.

Erkek egemen kültürde bir kadın ya başarılıdır, ya bağımlıdır, ya da kontrol altındaki bir dişidir.

Bir kadın, başarıyı, tatmini ya da mutluluğu erkek kahramanın yolculuğu üzerinden ölçtüğünde kim olduğunu inkâr eder.

Kadınların erkek kahramanın yolculuğunu benimsemelerinin sebebiyse Tanrıça imajlarının üstünün örtülü olmasıdır.

Bugünse toplumu ve dünyayı değiştirmek için yeni mitler ve kadın kahramanlar yaratmalı, kadim anaerkil dünyayı yeniden anımsamalıyız.

Murdock, ‘Kadın Kahramanın Yolculuğu’ kitabıyla dişil iyileşme sürecinin on adımlı haritasını çiziyor.

Murdock, kendi deneyimlerinden ve Tanrıça’nın yolunu izleyen kadın topluluğunun kolektif bilgeliğinden ilham alarak, berrak ve tutkulu bir dille kültürel mitler, masallar, kadim semboller ve kadınların rüyaları üzerinden dişil değerlere duyulan ihtiyacı ortaya koyuyor.

Onlarca dile çevrilmiş ataerkil hegemonyaya alternatif bir yolculuk modeli sunan bu kitap, yirminci yüzyılda sadece kadının değil, dişil tarafıyla bütünleşmeyi bekleyen erkeklerin de sesidir.

  • Künye: Maureen Murdock – Kadın Kahramanın Yolculuğu: Kadının Bütünlük, İyileşme ve Denge Arayışı, çeviren: Ayşe Deniz Yurdakul, Beyaz Baykuş Yayınları, psikoloji, 272 sayfa, 2022

Serol Teber – Melankoli (2022)

Freud, “Uygarlığın bedeli nevrozla ödenir.” demişti.

Kendisini “Her dem günahkarlığın ve saçmalığın keyfini yaşayan bir melankolik” olarak tanımlayan Serol Teber ise bu eşsiz kitabında, ilkçağdan günümüze kadar sanatta ve edebiyatta melankoliyi inceliyor.

Toplumsal huzursuzlukların arttığı dönemlerde yaşanan güvensizlik ortamlarında sıklıkla sözü edilmeye başlanan melankoli, bir yaşam tarzı, bir ruhsal durum ve bir kişilik tipi olarak tanımlanırken, toplum düşmanlığı yaptıkları ve tanrıya başkaldırdıkları düşünülen melankolikler “akılsız deliler” olarak parmakla gösterilmişlerdi.

Tutuklanan, kliniklere kapatılan, toplama kamplarına gönderilen melankolikler aynı zamanda pek çok trajediye, romana, şiire, sanat eserine imzalarını atmışlardır.

Kendi deyimiyle “her dem günahkarlığın ve saçmalığın keyfini yaşayan bir melankolik” olan Serol Teber, ilkçağdan günümüze kadar sanatta ve edebiyatta melankoliyi inceliyor; bu kavramın nasıl doğduğunu, geliştiğini, tarih boyunca bu durum içinde olanlara nasıl yaklaşıldığını, yasaklamaları, özgürlüğü, acıyı ve Hiç’liği anlatıyor.

Topluma ayak uyduramadığı düşünülen ressam, şair, filozof ve yazarların kişisel tarihlerini ele alarak melankolinin eserlerine nasıl yansıdığını tüm detaylarıyla ortaya koyan ve bu sırada dönemin dinamiklerini titizlikle inceleyen ‘Melankoli: Normal Bir Anomali’ Albrecht Dürer, Friedrich Hölderlin, Walter Benjamin gibi dâhilerin izini sürüyor.

  • Künye: Serol Teber – Melankoli: Normal Bir Anomali, Okuyanus Yayınları, psikoloji, 392 sayfa, 2022

Taner Özbenli – Muzaffer Şerif ve Sosyal Psikolojinin Nörolojk Temelleri (2022)

‘Muzaffer Şerif ve Sosyal Psikolojinin Nörolojik Temelleri’ adlı kitap, Şerif’in, disiplinlerarasılık yaklaşımının erken öncülerinden biri olduğunu da gösteriyor. Onunkisi, sosyal psikolojiyi hem felsefe, sosyoloji ve antropolojiyle, hem psikofizik ve otokinetik deneylerle etkileşim içinde düşünen bir yaklaşımdır

Taner Özbenli, burada bir sosyal nörolojinin de imkânlarını görüyor.

Kitap, Muzaffer Şerif’in bir düşünsel portesini çizerken, ders notlarını tutan öğrencisi eğitimci Hüseyin Avni Özbenli’yle de tanışmamızı sağlıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Sosyal psikoloji araştırmacıları, sosyal kuramlar ve sosyal pratik arasında köprü kurmalıdır. Birey ve toplumun, birbirlerini karşılıklı olarak yapılandırdığını hesaba katan bir genel perspektifle, sosyal yapıdaki iç çelişkilerin, değişim ve gelişmeyle ilişkileri değerlendirilmelidir. Sosyal psikolojinin krizinin, önceden gündeme gelmeyen epistemolojik, etik ve politik sorunları tartışma fırsatı verdiği de unutulmamalıdır. Kuramsal ve pratik temelleri sağlam biçimde oluşturulmuş sosyal nöroloji, sosyal psikolojinin bunalımının aşılmasına katkı sağlayabilir.”

  • Künye: Taner Özbenli – Muzaffer Şerif ve Sosyal Psikolojinin Nörolojk Temelleri, İletişim Yayınları, inceleme, 243 sayfa, 2022

Kolektif – Psikanalizin Kara Kitabı (2022)

Günümüzde Fransa ve dünyanın en Freudyen ülkesi olan Arjantin dışında psikanaliz hemen her yerde kısmen marjinalize olmuş durumda.

Bu çerçevede psikanalizin “resmî tarihi” de ortaya çıkarılan yeni bulgular eşliğinde sorgulanıyor.

Birçok klinisyen, psikanalizin terapötik etkililiğinin oldukça düşük olduğunu savunuyor.

Psikanalizin bir felsefe olarak meşruiyeti de aynı şekilde giderek daha tartışılır hâle geldi.

Bu kitap, psikanalize (bir diğer ifade ile Freudyen psikolojiye) ilgi duyan herkes için erişilebilir ve içinde çeşitli görüşler barındıran, kapsamlı bir araştırma sunuyor.

Dünyanın en iyi psikanaliz uzmanları arasında yer alan kırk yazar, zamanı çoktan gelmiş bir tartışmayı başlatıyor: Freud yalan mı söyledi?

Psikanaliz gerçekten iyileştirir mi?

Ne olduğumuzu anlamanın en iyi yolu psikanaliz midir?

Bu ve benzeri daha birçok soru için bu kitap vazgeçilmez bir referans kaynağı olmaya aday.

  • Künye: Catherine Mayer, Mikkel Borch-Jacobsen, Jean Cottraux, Didier Pleux ve Jacques Van Rillaer – Psikanalizin Kara Kitabı, çeviren: Ece Ergin, Albaraka Yayınları, psikoloji, 526 sayfa, 2022

Süleyman Velioğlu ve Kâzım Dağyolu – Bir Şizofren Hastanın Sanat Ürünleri (2022)

Sanat ve akıl hastalığı arasındaki ilişki üzerine bizi derin derin düşünmeye sevk edecek türden bir çalışma.

Süleyman Velioğlu ve Kâzım Dağyolu, ilk olarak 1962’de yayımlanan ‘Bir Şizofren Hastanın Sanat Ürünleri’nde, genç bir hastanın resimlerinden hareketle sanatın psikopatolojiyle ilişkisini analiz ediyor.

Velioğlu ve Dağyolu, 1957’de İstanbul Üniversitesi Psikiyatri Kliniği bünyesinde kurdukları Psikopatolojik Sanat Laboratuvarı’nda hastalarla yaptıkları çalışmaların ürünlerini 1960’lardan itibaren kamuyla paylaşmaya başladılar.

1960 ile 1962 arasında kurumdaki hastaların ürünlerinin teşhis ve tedavi amacıyla nasıl kullanıldığını anlatan ve sanatın psikopatolojiyle ilişkisini o dönemin bütün teorik birikimini de seferber ederek analiz eden üç kitap yayımladılar.

Ayrıca hastaların eserlerinden oluşan, önce İstanbul’da sonra da Ankara’da açılan iki sergi 350 binden fazla kişi tarafından ziyaret edildi.

1962’de yayımlanan ‘Bir Şizofren Hastanın Sanat Ürünleri’nde tek bir hastanın ürünleri yer alıyor: “35 yaşında erkek. Beden yapısı astenik, bakışları canlı, giyimi itinasız. Nazik, bazen teatral jestlerle konuşuyor,” diye tanımlanan ve “entelektüel, aristokrat, pederşahi, mistik ve müreffeh” bir aile çevresinden gelen bu hastanın kitapta geniş yer verilen resimleri, şiirleri, bir piyesi, fıkraları ve bir “beste”si etrafında psikopatolojik sanatın nitelikleri ayrıntılı olarak tartışılıyor.

Bu öncü niteliğindeki kitaba ayrıca kendisi de çok başarılı bir ressam olan Velioğlu’nun akıl hastalarıyla sanatçıların eserleri arasındaki benzerlik ve ayrımların mantığını daha sistematik olarak analiz eden ‘Akıl Hastası ve Sanatçı’ (1978) adlı eserinden aynı başlıklı bölüm de eklendi. Bu yazıda ilk kitaptaki hasta ile bir başka hastanın eserleri, bir aşamada kendilerini özdeşleştirdikleri Van Gogh’un eserleriyle kıyaslanarak tartışılıyor.

Saffet Murat Tura kitaba yazdığı sunuşta nöroloji ve nöropsikiyatri alanındaki yeni çalışmalardan yola çıkarak sanat ve akıl hastalığı ilişkisi konusunda kendi görüşünü aktarıyor, Velioğlu düşüncesinin beslendiği düşünür ve düşünce akımlarını tartışıyor ve Velioğlu’yla aralarındaki hoca-öğrenci ilişkisinin sıcaklığını ve sahiciliğini biz okurların da hissetmesini sağlıyor.

  • Künye: Süleyman Velioğlu ve Kâzım Dağyolu – Bir Şizofren Hastanın Sanat Ürünleri, hazırlayan: Tuncay Birkan, Can Yayınları, psikoloji, 272 sayfa, 2022

Joshua Foer – Einstein ile Ay Yürüyüşü (2022)

‘Einstein ile Ay Yürüyüşü’, belleğin ilginç toplumsal tarihi, anımsamanın çalışma biçimi ve hileleri konusunda muhakkak okunması gereken bir kitap.

Joshua Foer, antik çağlardan kalma ezber teknikleri gibi önemli bilgileri de açıklıyor.

İnsanlar her yıl ortalama kırk günlerini unuttukları şeyleri telafi etmeye harcıyor.

Foer da bu insanlardan biriydi.

Ama bir yıl süren eğitimden sonra kendini ABD Bellek Şampiyonası’nın finalinde buldu.

Hepimizin sıklıkla unuttuğu bir gerçeği, aslında anılarımızın toplamı olduğumuz fikrini keşfetmesi daha da önemliydi.

‘Einstein ile Ay Yürüyüşü’, zihin açıcı bir araştırmayı, belleğin şaşırtıcı toplumsal tarihini ve insanların anımsama biçimini algılayışımızı değiştirecek hileleri irdeliyor.

Kitap, üst düzey “zihin sporcuları”nın verdiği eğitimleri, Cicero’nun uzun konuşmalarını ve ortaçağ düşünürlerinin kitapları ezberlerken kullandığı, antik çağlardan kalma teknikleri bir araya getiriyor.

Foer, araştırmasını zihin sporcularının dünyasından öteye, ülkenin dört bir köşesine ve kendi aklının derinliklerine taşıyarak hepimizin sahip olduğu ama sıklıkla unuttuğu bir yeteneğe derin saygı duymayı öğretiyor.

  • Künye: Joshua Foer – Einstein ile Ay Yürüyüşü: Her Şeyi Hatırlama Sanatı, çeviren: Füsun Doruker, Epsilon Yayıncılık, psikoloji, 320 sayfa, 2022

David Robson – Zekâ Tuzağı (2022)

Bakıyoruz koskoca bilim insanları, telefon dolandırıcılarının bildik tuzaklarına anında düşüyor.

David Robson, zeki olduğu düşünülen insanların nasıl mantıksız kararlar alabildiklerini açıklıyor ve bizlere de benzer tuzaklardan kaçınmak için basit ve uygulanabilir yöntemler sunuyor.

Çok zeki insanlar çok mantıksız kararlar alabiliyor.

Nobelli bir fizikçi Arjantin sınırından iki kilo eroin geçirmek üzere kandırılabiliyor, Sherlock gibi bir zihni yaratan Arthur Conan Doyle iki ergen tarafından oyuna getirilebiliyor.

Bilgi ve uzmanlık, insanları önyargılarına hapsederek yanlış düşüncelerin kök salmasına neden olabiliyor.

Robson’ın sözünü ettiği “Zekâ Tuzağı” tam da bu.

Thomas Edison’dan NASA’ya, Nokia’dan İngiltere milli futbol takımına kadar zekâsına güvendiğimiz pek çok isim ve kurum bu tuzağa düşmüş, düşmeye de devam ediyor.

Peki, bu kadar zeki olduğunu düşündüğümüz insanlar böyle yanlışlara düşebiliyorsa bizim de düşmemiz kaçınılmaz değil mi?

Pek değil.

Robson, zekâ ve deneyim konusunda yakın dönemlerde ortaya atılmış stratejik cehalet, meta-unutkanlık ya da işlevsel aptallık gibi yaklaşımlardan yola çıkarak, bir yandan zekâsına çok güvendiğimiz insanların nasıl ve neden mantıksız kararlar alabildiklerini irdeliyor, bir yandan da bizlere de benzer tuzaklardan kaçınmak için basit ve uygulanabilir yöntemler sunuyor.

  • Künye: David Robson – Zekâ Tuzağı: Zeki İnsanlar Neden Aptalca Hatalar Yapar ve Nasıl Daha Akıllı Kararlar Verebiliriz?, çeviren: Ezgi Başer, Domingo Kitap, psikoloji, 384 sayfa, 2022

Resmaa Menakem – Büyükannemin Elleri (2022)

Nesiller üstü travmalar bizi nasıl etkiler?

Resmaa Menakem, toplumsal ve bireysel olayların yol açtığı tahribatı travma ve beden merkezli psikoloji perspektifinden irdeliyor.

Türkiye’de birçok insan travma yaşıyor.

Travma kişisel bir başarısızlık değildir.

Her birimiz farklı travmaları yaşar ve kabul ederiz.

Kimi hediyedir kimi ise hediyeye dönüşmek üzere bekler.

Beden, içgüdülerimizin barındığı, savaştığımız, kaçtığımız veya donup kaldığımız yerdir ve bireysel/toplumsal baskıların yol açtığı travmaya karşı dayanmaya çalışır.

‘Büyükannemin Elleri’, nesiller üstü travmaların bizde oluşturabileceği etkileri analiz ediyor.

Çığır açan bu kitapta terapist Menakem, toplumsal ve bireysel olayların yol açtığı tahribatı travma ve beden merkezli psikoloji perspektifinden inceliyor.

Menakem, şu anda Minneapolis’te, özel muayenehanesinde çalışmalarına devam eden onlarca yıllık deneyime sahip bir terapisttir; travma, vücut merkezli psikoterapi ve şiddeti önleme konusunda uzmanlaşmıştır.

  • Künye: Resmaa Menakem – Büyükannemin Elleri: Travmalarımızı, Kalplerimizi ve Bedenlerimizi İyileştirmenin Yolu, çeviren: Defne Yazıcıoğlu, Sola Unitas Yayınları, psikoloji, 376 sayfa, 2022