Kolektif – Türkiye Siyaseti (2025)

1980’lerden 2010’lara uzanan süreçte Türkiye siyasetine dair hâkim analizler, devlet-toplum, merkez-çevre, asker-sivil gibi ikiliklere dayalı bir bakış açısıyla şekilleniyor. Bu yaklaşım, muhalif bir söylem üretse de zamanla hegemonik bir konum kazanıyor. Siyasi tarih, büyük ölçüde devlet ve bürokrasi içi ilişkiler üzerinden okunuyor; burjuvazi dahil toplumsal aktörlerin devlet ve siyaset üzerindeki etkileri yok sayılıyor. Kapitalizmin sınıfsal boyutları ya da sosyo-politik güç dengeleri arka plana itilerek, liberal demokrasi nihai hedef olarak sunuluyor. Böylece, teorik ve olgusal açıdan sorunlu bir devlet-merkezci anlatı ortaya çıkıyor.

2000’lerden itibaren ise farklı kuramsal yaklaşımlarla beslenen eleştirel çalışmalar yeni bir yönelim geliştiriyor. Bu araştırmalar, Türkiye siyasetini sınıf, toplumsal cinsiyet, etnisite ve dini kimlik eksenlerinde çözümlüyor. Devletin ve siyasetin, toplumsal mücadelelerin ve güç ilişkilerinin sahnesi olduğu vurgulanıyor. Bu derleme, Türkiye siyasetini devlet-merkezli ve ikiliklere dayalı anlatılardan çıkararak sınıf, toplumsal cinsiyet, etnisite ve kimlik mücadeleleri üzerinden yeniden okuyor. Cumhuriyet’in yüz yılı aşan tarihinde işçiler, kadınlar, LGBTİ+ bireyler, Kürtler ve Aleviler gibi toplumsal kesimlerin siyasal özneliğini görünür kılıyor. Türkiye’nin hem içerideki güç dengeleri hem de küresel kapitalizmle ilişkileri bu yeni kuşak çalışmalar ışığında ele alınıyor.

Cumhuriyet’in yüz yılı aşan tarihini konu edinen derleme, dönemsel dinamiklere ve temel meselelere odaklanarak kapsamlı bir bilanço çıkarıyor. 1990’larda gelişen eleştirel birikimden faydalanmakla birlikte esas olarak son yıllarda sosyal bilimlerde ortaya çıkan bu yeni araştırma geleneğinin ışığında Türkiye’nin siyasal geçmişine ve bugününe bakıyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: İsmet Akça, Ahmet Demirel, Taha Baran, Y. Doğan Çetinkaya, Alexandros Lamprou, Ozan Kuyumcuoğlu, Cangül Örnek, Ayfer Genç Yılmaz, Mustafa Şener, Gencer Özcan, Ahmet Bekmen, Fulya Atacan, Evren Balta, Umut Bozkurt, Murat Somer, Özgür Sevgi Göral, Ayşegül Kars Kaynar, Özlem Kaygusuz, Yasemin Özgün, Eylem Özdemir, Levent Köker, Ulaş Bayraktar, Gülseren Adaklı.

  • Künye: Kolektif – Türkiye Siyaseti: Dönemler, Aktörler, Meseleler, derleyen: İsmet Akça, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, siyaset, 2025

 

Jacques Rancière – Özgürlük Uzakta (2025)

Jacques Rancière’in bu kitabı, Çehov’un eserleri üzerinden özgürleşme düşüncesinin modern dünyadaki durumunu tartışıyor. Rancière, Çehov’un oyunlarında ve hikâyelerinde özgürleşmenin vaat edilmesine rağmen sürekli ertelenen, tamamlanmamış bir süreç olarak belirdiğini öne sürüyor.

Çehov’un karakterleri çoğu zaman kendi hayatlarını değiştirmek ister, yeni bir başlangıç umar, fakat bu arzuları genellikle gerçekleşmez. Bu ertelenmişlik, Rancière’e göre bireysel bir başarısızlıktan çok modern tarihin yapısal bir özelliğini yansıtır. Özgürleşme, ulaşılması gereken nihai bir hedef değil; daima askıda kalan, belirsiz ve tamamlanmamış bir deneyimdir. Bu noktada Rancière, Çehov’un sanatını sadece toplumsal bir eleştiri değil, aynı zamanda politik olanın sürekli yeniden tanımlandığı bir alan olarak yorumlar.

‘Özgürlük Uzakta: Çehov Öyküleri Üzerine Deneme’ (‘L’émancipation en suspens: Sur l’histoire de Tchekhov’), Çehov’un anlatılarındaki sıradan hayat kesitlerini, gündelik sıkıntıları ve küçük düş kırıklıklarını tarihsel özgürleşme tahayyülüyle ilişkilendirir. Bu bakış açısıyla Çehov, toplumsal dönüşümün büyük ideallerini değil, küçük jestlerde, yarım kalmış diyaloglarda ve gerçekleşmeyen umutlarda özgürleşmenin kırıntılarını görünür kılar.

Rancière’in yaklaşımı, Çehov’u yalnızca realist bir yazar olarak değil, modern özgürleşme düşüncesinin çelişkilerini açığa çıkaran bir düşünür olarak da konumlandırır. L’émancipation en suspens, hem Çehov’un edebiyatına yeni bir yorum getiriyor hem de modern siyasetin özgürlük ve eşitlik ideallerini sorgulayan felsefi bir tartışma sunuyor.

  • Künye: Jacques Rancière – Özgürlük Uzakta: Çehov Öyküleri Üzerine Deneme, çeviren: M. Çağlar Atmaca, Livera Yayınevi, felsefe, 104 sayfa, 2025

Anthony D. Smith – Küresel Çağda Milletler ve Milliyetçilik (2025)

Anthony D. Smith’in bu çalışması, küreselleşmenin yükseldiği çağda ulusların ve milliyetçiliğin kaderini tartışıyor. Smith, modern dünyada ulusların giderek önemini kaybettiğine dair yaygın görüşe karşı çıkarak, milliyetçiliğin farklı biçimlere bürünerek hâlâ güçlü bir ideoloji olmaya devam ettiğini vurguluyor. Ona göre uluslar yalnızca modern dönemin icadı değil, tarihsel kimliklerin ve kültürel aidiyetlerin sürekliliğiyle yeniden oluşur.

‘Küresel Çağda Milletler ve Milliyetçilik’ (‘Nations and Nationalism in a Global Era’), ulusların modern devletler sistemi içindeki rolünü, milliyetçiliğin toplumsal dayanışma ve siyasi meşruiyet yaratmadaki işlevini ele alıyor. Küreselleşmenin yarattığı ekonomik, kültürel ve siyasal dönüşümler karşısında bile milliyetçi söylemlerin güçlü kalmasının nedenlerini sorguluyor. Özellikle, iletişim teknolojilerinin ve göçlerin yoğunlaştığı dünyada bile insanların ulusal kimliklere tutunmaya devam etmesinin arkasında tarihsel mitler, semboller ve ortak hafızanın olduğunu öne çıkarıyor.

Smith ayrıca, liberal kozmopolit projelerin ulusların yerine geçemediğini, tersine çokkültürlü toplumlarda bile milliyetçiliğin yeni biçimlerde yeniden üretildiğini savunuyor. Ona göre küresel çağda ulus-devletler dönüşüyor ama ortadan kalkmıyor; milliyetçilik de eski kalıplarını aşarak esnek, uyarlanabilir ve kimi zaman daha tehlikeli formlar alıyor.

Sonuç olarak eser, ulusların ve milliyetçiliğin geleceğini anlamak isteyenlere hem teorik hem tarihsel açıdan kapsamlı bir çerçeve sunuyor. Smith, modern dünyada milliyetçiliğin “geçici bir olgu” değil, farklı biçimlerde yaşamaya devam eden kalıcı bir güç olduğunu göstermeye çalışıyor.

  • Künye: Anthony D. Smith – Küresel Çağda Milletler ve Milliyetçilik, çeviren: Derya Kömürcü, Alfa Yayınları, siyaset, 216 sayfa, 2025

Will Kymlicka – Liberalizm, Topluluk, Kültür (2025)

1990’lar, çokkültürcülüğün liberal demokrasiler için umut kaynağı olduğu bir dönemdi. Farklı kimliklerin ve toplulukların tanınması, demokrasiyi daha güçlü ve daha meşru kılacak bir unsur gibi görülüyordu. Çeşitlilik, bir tehdit değil, ortak yaşamı besleyen bir zenginlik olarak sunuluyordu. Ancak bu iyimserlik kısa sürede yerini kuşkulara bıraktı. Daha on yıl geçmeden çokkültürcülüğün toplumları böldüğü, yurttaşlık bilincini zayıflattığı ve güvenliği tehdit ettiği iddiaları yükseldi. 2000’lerle birlikte, özellikle 11 Eylül sonrasında bu eleştiriler doruk noktasına çıktı ve çokkültürcülüğün öldüğü ilan edildi.

Bugün ise durum çok daha çelişkili görünüyor. Artan göç hareketleri, bölgesel çatışmalar ve küresel kültürel temaslar, çokkültürlü yaşamı geri dönülmez bir gerçeklik haline getiriyor. Farklılıklarla birlikte yaşamak artık bir tercih değil, çağımızın zorunlu koşulu olarak öne çıkıyor. Bu bağlamda Will Kymlicka’nın ‘Liberalizm, Topluluk, Kültür’ (‘Liberalism, Community, and Culture’) adlı eseri, birey ile topluluk arasındaki gerilimi anlamak için temel bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.

Kymlicka, liberalizmin yalnızca soyut haklardan ibaret olmadığını, özgürlüğün ancak bireylerin kendi kültürel kökleri içinde gerçeklik kazandığını savunuyor. Ona göre bireysel özerklik ile topluluk aidiyeti birbirine karşıt değil, birbirini tamamlayan unsurlar. Bu yaklaşım, demokratik toplumların günümüzün yakıcı sorunlarıyla başa çıkabilmesi için önemli kavramsal araçlar sunuyor. Kitap, özgürlük ve aidiyet arasındaki dengeyi düşünmek isteyenler için vazgeçilmez bir kaynak olarak öne çıkıyor.

  • Künye: Will Kymlicka – Liberalizm, Topluluk, Kültür, çeviren: Hasan Ayer, Fol Kitap, siyaset, 344 sayfa, 2025

Sean McMeekin – Dünyayı Alaşağı Etmek (2025)

Sean McMeekin bu eserinde, komünizmin yirminci yüzyılın başından günümüze kadar izlediği inişli çıkışlı serüveni ele alıyor. ‘Dünyayı Alaşağı Etmek: Komünizmin Yükselişi, Düşüşü ve Yeniden Yükselişi’ (‘To Overthrow the World: The Rise and Fall and Rise of Communism’), 1917 Bolşevik Devrimi ile başlayan süreci yalnızca Sovyetler Birliği bağlamında değil, küresel ölçekte değerlendiriyor. McMeekin, komünizmin devrimci ideallerle ortaya çıkışını, işçi sınıfına ve sömürge halklara vaat ettiği eşitlikçi düzeni vurgularken, aynı zamanda bunun nasıl totaliter rejimlere dönüştüğünü de ayrıntılarıyla inceliyor.

Anlatıda Stalin döneminin baskısı, Mao’nun Çin’deki kültürel devrimi, Doğu Avrupa’daki baskıcı yönetimler ve Küba gibi farklı coğrafyalardaki deneyimler üzerinden komünizmin farklı yüzleri gösteriliyor. McMeekin, özellikle Soğuk Savaş yıllarında ideolojinin nasıl hem bir umut kaynağı hem de bir korku unsuru olduğunu ortaya koyuyor. 1989 ve 1991’de Doğu Bloku’nun ve Sovyetler Birliği’nin çöküşü, ideolojinin nihai sonu gibi görülse de yazar komünizmin tamamen yok olmadığını belirtiyor.

Kitapta günümüzde Latin Amerika’da, Asya’nın bazı bölgelerinde ve Batı’daki radikal hareketlerde komünist düşüncenin hâlâ etkili olduğu anlatılıyor. McMeekin, ideolojinin değişen dünyada farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkışını, ekonomik krizler, eşitsizlik ve toplumsal adalet arayışıyla ilişkilendiriyor. Ona göre komünizm, tarihsel olarak başarısızlığa uğramış görünse de hâlâ dünya siyasetine yön verebilecek bir düşünsel miras taşıyor. Böylece eser, ideolojinin yükselişini, çöküşünü ve günümüzdeki yankılarını bir bütünlük içinde sunuyor.

  • Künye: Sean McMeekin – Dünyayı Alaşağı Etmek: Komünizmin Yükselişi, Düşüşü ve Yeniden Yükselişi, çeviren: Nurettin Elhüseyni, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 368 sayfa, 2025

A. Kadir Güneytepe – Kahramanlık ve İtaat (2025)

‘Kahramanlık ve İtaat: Yeşilçam Sineması’nda Milliyetçi Dil, Kadın ve Modernlik Algısı’, Yeşilçam’ın melodramatik yapısından avantür filmlerine uzanan geniş bir alanda, sinemanın toplumsal yarılmaları nasıl yansıttığını inceliyor. Kitabın yazarı A. Kadir Güneytepe, sinemanın yalnızca bir eğlence biçimi değil, aynı zamanda Türkiye’nin modernleşme serüvenini, kültürel kodlarını ve sınıfsal çatışmalarını anlamak için bir mercek işlevi gördüğünü savunuyor.

Kitapta, özellikle Yeşilçam’ın milliyetçi söylemleri yeniden üreten yapısı ele alınırken, bu filmlerde erkek kahramanlığının ön plana çıkışı ve kadının ataerkil düzen içinde konumlandırılışı ayrıntılı bir biçimde tartışılıyor. Avantür sinema, yazarın ifadesiyle, tam da taşra ile kentin kesişim noktasında doğan ve ataerkil hegemonyayı yeniden üreten bir mecra olarak değerlendiriliyor. Bu tür filmler, kahramanlık ile itaati aynı anda dayatan yapısıyla, toplumsal bilinçdışının güçlü yansımaları olarak okunuyor.

Güneytepe, üç temel eksen etrafında —milliyetçi dil, kadın temsilleri ve modernlik algısı— bu filmlerin toplumsal bellekte nasıl yer tuttuğunu sorguluyor. Böylece Yeşilçam, bir nostalji kaynağı olmanın ötesinde, Türkiye’nin modernleşme sancılarını, kırılmalarını ve çelişkilerini yeniden görünür kılan bir alan olarak ortaya çıkıyor.

  • Künye: A. Kadir Güneytepe – Kahramanlık ve İtaat: Yeşilçam Sineması’nda Milliyetçi Dil, Kadın ve Modernlik Algısı, Nika Yayınevi, sinema, 240 sayfa, 2025

Gül Berna Özcan – “Tilkiden Sinsi, Tavşandan Ürkek” (2025)

Gül Berna Özcan’ın “Tilkiden Sinsi, Tavşandan Ürkek” adlı çalışması, son yıllarda sıkça tartışılan taşralı muhafazakâr girişimcilerin yükselişini alışılmış etiketlerin ötesine taşıyor. “Yeşil sermaye”, “Anadolu kaplanları” ya da “Müslüman Kalvinistler” gibi tanımların ötesine geçen Özcan, bu kesimin şirketleşme ve neoliberal kapitalizme eklemlenme biçimlerini geniş bir çerçevede ele alıyor.

Araştırma, farklı bölge ve sektörlerde yapılan saha görüşmeleri, canlı gözlemler, ekonomik veriler ve istatistiklerle destekleniyor. Kitabın merkezinde yer alan “siyasi bağlantılı şirket” kavramı, Türkiye’de iş dünyasının işleyişini anlamak için kritik bir anahtar sunuyor. Özcan, hukukun zayıfladığı, yolsuzluğun kurumsallaştığı ve servet transferlerinin kayırmacı ilişkiler üzerinden gerçekleştiği bir düzende, siyasal ağlara yakınlığın girişimciler için belirleyici bir unsur haline geldiğini gösteriyor.

Bu çerçevede eser, yalnızca Anadolu sermayesinin yükselişini değil, aynı zamanda Türkiye’de kapitalizmin siyasetle kurduğu girift bağları çözümleyerek okuyucuyu ekonomik gücün arkasındaki iktidar ilişkilerini sorgulamaya davet ediyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Çeperden merkeze yerleştikçe İslâmcı neoliberal girişimciler ve siyasi kadroları kapitalizme iştahla entegre oldular. ‘Ağır Sanayi’ ve ‘Adil Düzen’ söylemlerinden kopup piyasadan siyasete uzanan yeni bir meşruiyet kültürü inşa etmek için dini araçsallaştırıp kendilerine katılanlarla bir tür İslâmcılığa kaydılar. Özlemini duydukları gibi yerelde güçlendiler, enerjilerini kamu rantı devşirmeye ve ülke çapındaki ağlarla dışa açılmaya harcadılar. Zamanla da gürbüzleşen siyasi merkezin vesayetine boyun eğip rejim geçişlerine ve daralan siyasi alana biat ettiler.”

  • Künye: Gül Berna Özcan – “Tilkiden Sinsi, Tavşandan Ürkek”: Şirket, Din ve Siyaset, İletişim Yayınları, siyaset, 327 sayfa, 2025

John Smith – 21. Yüzyılda Emperyalizm (2025)

John Smith’in bu çalışması, çağdaş kapitalizmin işleyişini küresel emek sömürüsü ve emperyalist ilişkiler üzerinden inceliyor. Yazar, günümüz emperyalizmini yalnızca askeri ya da siyasi güçle değil, aynı zamanda üretimin küresel ölçekte örgütlenmesi ve ucuz emeğin sömürülmesi üzerinden tanımlıyor.

Smith, özellikle küresel Güney’deki işçilerin düşük ücretlerle üretim sürecine dahil edilmesinin, gelişmiş kapitalist ülkelerdeki sermaye birikiminin temel dayanaklarından biri olduğunu ileri sürüyor. Bu bağlamda Bangladeş’teki tekstil işçilerinden, Çin’deki fabrikalardan ve Meksika’daki montaj hatlarından örnekler veriyor. Ona göre, bu işçiler yalnızca ucuz işgücü sağlamıyor; aynı zamanda çok uluslu şirketlerin kâr oranlarını yükselten “süper sömürü”nün merkezinde bulunuyor.

‘21. Yüzyılda Emperyalizm: Küreselleşme, Aşırı Sömürü ve Kapitalizmin Nihai Krizi’ (‘Imperialism in the Twenty-First Century: Globalization, Super-Exploitation, and Capitalism’s Final Crisis’), neoliberal küreselleşmenin serbest ticaret ve yatırım politikalarıyla bu sömürü mekanizmalarını nasıl kurumsallaştırdığını ortaya koyuyor. Smith, gelişmiş ülkelerde işçi sınıfının yaşam standartlarının korunmasının bile büyük ölçüde küresel Güney’deki emek sömürüsüne bağlı olduğunu savunuyor. Böylece kapitalizmin merkez ülkelerde refah yaratırken çevre ülkelerde eşitsizlikleri derinleştirdiğini gösteriyor.

Smith ayrıca Marx’ın emek-değer teorisine dayanarak bugünün emperyalizmini teorik bir çerçeveye oturtuyor. Kapitalizmin yapısal krizlerini, aşırı üretim sorunlarını ve sermayenin sürekli kâr arayışını ele alarak sistemin sürdürülemezliğine dikkat çekiyor. Kitap, emperyalizmi yalnızca bir dış politika meselesi değil, küresel kapitalizmin ayrılmaz bir parçası olarak kavramsallaştırıyor.

  • Künye: John Smith – 21. Yüzyılda Emperyalizm: Küreselleşme, Aşırı Sömürü ve Kapitalizmin Nihai Krizi, çeviren: Banu Yılmaz, Yordam Kitap, siyaset, 480 sayfa, 2025

Kolektif – Hem Antisemitizme Hem İstismarına Karşı (2025)

 

‘Hem Antisemitizme Hem İstismarına Karşı’ (‘Contre l’antisémitisme et ses instrumentalisations’), antisemitizmin tarihsel kökenlerini ve modern dünyadaki yeniden üretim biçimlerini tartışırken, aynı zamanda bu kavramın nasıl araçsallaştırıldığına dair güçlü bir eleştiri sunuyor. Judith Butler ve Naomi Klein gibi yazarların katkılarıyla hazırlanan eser, antisemitizme karşı mücadeleyi reddetmeden, bunun İsrail devletinin Filistin’e yönelik işgal ve baskı politikalarını meşrulaştırmak için nasıl kullanıldığını sorguluyor. Antisemitizmin gerçek kurbanlarının hatırasına sahip çıkarken, aynı kavramın politik bir kalkan haline getirildiğini vurguluyor.

Yazarlar, Batı’da antisemitizme karşı geliştirilen söylemin, çoğu zaman İslamofobiye, sömürgecilik pratiklerine ve Filistinlilerin özgürlük mücadelesini bastırmaya hizmet eden bir çifte standart içerdiğini belirtiyor. Ariella Aïsha Azoulay ve Houria Bouteldja, Yahudi deneyiminin sömürgecilik ve göç bağlamındaki yankılarını incelerken, Frédéric Lordon ve Françoise Vergès, kapitalist sistemin bu kavramı nasıl yeniden işlevselleştirdiğini analiz ediyor. Kitap, antisemitizmi yalnızca geçmişin bir nefreti olarak değil, günümüz politikalarının merkezinde duran çok boyutlu bir sorun olarak ele alıyor.

Bu tartışmalar, Filistin’deki adalet talebini antisemitizmin gölgesinde boğmaya çalışan söylemleri açığa çıkarıyor. Yazarlar, antisemitizme karşı mücadele ile Filistinlilerin özgürlük mücadelesinin birbirine karşıt olmadığını, aksine aynı özgürlük arayışının parçaları olduğunu öne sürüyor. Böylece kitap, hem antisemitizme hem de onun araçsallaştırılmasına karşı evrensel bir dayanışma çağrısı yapıyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar şöyle: Judith Butler, Ariella Aïsha Azoulay, Sebastian Budgen, Leandros Fischer, Maxime Benatouil, Houria Bouteldja, Françoise Vergès, Frédéric Lordon, Naomi Klein.

  • Künye: Kolektif – Hem Antisemitizme Hem İstismarına Karşı, çeviren: Nesrin Demiryontan, Aslı Sümer, Elçin Gen, S. Melis Baysal, Savaş Kılıç, Metis Yayınları, siyaset, 200 sayfa, 2025

Rashid Khalidi – Filistin: Yüz Yıllık Savaş (2025)

Rashid Khalidi bu eserinde Filistin meselesini yüz yıllık bir sömürgecilik ve direniş tarihi olarak ele alıyor. Yazar, hem tarihçi kimliğini hem de ailesinin yaşadığı deneyimleri bir araya getirerek bireysel tanıklığı tarihsel belgelerle buluşturuyor. Böylece anlatı yalnızca akademik bir inceleme olmaktan çıkıyor, aynı zamanda kişisel bir hafıza kaydına dönüşüyor.

‘Filistin: Yüzyıllık Savaş (Yerleşimci Kolonyalizmin ve Direnişin Tarihi, 1917-2017) (‘‘The Hundred Years’ War on Palestine: A History of Settler Colonialism and Resistance, 1917–2017’), 1917’deki Balfour Deklarasyonu ile başlıyor. İngiliz mandası altında Siyonist yerleşimcilerin Filistin topraklarında sistemli bir şekilde desteklenmesi, yerel halkın haklarının yok sayılmasıyla sonuçlanıyor. Khalidi, bu dönemi Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkından mahrum bırakıldığı bir başlangıç noktası olarak yorumluyor.

1948 Nakba’sı, yüz binlerce insanın yurdundan koparılmasıyla Filistin tarihinin en büyük travmalarından biri olarak öne çıkıyor. Ardından gelen savaşlar, 1967 işgali ve işgal altındaki topraklarda artan yerleşim politikaları, Filistin’in parçalanma sürecini derinleştiriyor. Yazar, bu gelişmeleri klasik bir çatışma değil, yerleşimci sömürgeciliğin sürekli genişleyen pratikleri olarak değerlendiriyor.

Khalidi ayrıca ABD başta olmak üzere Batı’nın İsrail’e verdiği kesintisiz desteğin Filistinlilerin uluslararası meşruiyet mücadelesini zorlaştırdığını vurguluyor. Ancak bu tabloya rağmen Filistin halkının farklı dönemlerde geliştirdiği direniş biçimleri –siyasal girişimler, kültürel üretimler, kitlesel ayaklanmalar– tarihin belirleyici unsurları arasında yer alıyor.

Kitap, Filistin meselesini yalnızca güncel bir kriz değil, yüz yıllık küresel güç dengelerinin ve sömürgecilik pratiklerinin sonucu olarak kavrıyor. Khalidi, Filistin’i hem kayıp bir toprak hem de kesintisiz bir direniş geleneği olarak konumlandırıyor.

  • Künye: Rashid Khalidi – Filistin: Yüz Yıllık Savaş (Yerleşimci Kolonyalizmin ve Direnişin Tarihi, 1917-2017), İletişim Yayınları, siyaset, 422 sayfa, 2025