Frieda Afary – Sosyalist Feminizm (2024)

Frieda Afary, Hegel’den Butler’a çok geniş bir düşünce hazinesinden yararlanarak günümüzün meselelerini, otoriter sağ popülizmi, kadın düşmanlığını, homofobiyi, ırkçılığı birlikte ele alabilecek bir sosyalist feminizmin ana hatlarını çiziyor.

Bugün içinde yaşadığımız felaketlerin kapitalizmin egemen kıldığı yabancılaşmış emek olgusuyla bağlantılarını kuruyor ve nesnel ile öznel arasındaki mesafeyi kapatıyor.

‘Sosyalist Feminizm: Yeni Bir Yaklaşım’, “tahakkümü yenmek” için, “kapitalist-ırkçı-homofobik ataerkilliğin 21. yüzyıldaki tezahürlerine hümanist bir alternatif” geliştirmek için sosyalist feminist örgütlenmenin perspektiflerini tartışıyor.

Hem sosyalist feminist geleneğin birikimine aşina olmak hem de bugünü böyle bir ışıkta görmek için güçlü bir çalışma.

Kitaptan bir alıntı:

“Bu kitapta incelenen pek çok olgu, yaşadığımız sıkıntının hem nesnel hem de öznel olduğunu, sınıf ayrımının, ırkçılığın, cinsiyetçiliğin, heteroseksizmin ve yabancılaşmanın köklü yapılarıyla bağlantılı olduğunu gösteriyor. Kadınlara, beyaz olmayanlara ve toplumsal cinsiyet ikiliğine uymayanlara yönelik saldırılar ara vermeden devam ediyor…”

  • Künye: Frieda Afary – Sosyalist Feminizm: Yeni Bir Yaklaşım, çeviren: Gül Varlı Karaarslan, İletişim Yayınları, feminizm, 272 sayfa, 2024

Hilal Özçetin – Ahlakı Giyinmek (2024)

Özçetin’in araştırması hem Kemalist hem İslamcı muhafazakâr söylemin kadınların cinsel bedenlerini gizlemek ve kadınların kamusal alanlardaki görünürlüklerini düzenlemek için nasıl kıyafeti bir beden teknolojisi olarak kullandığını inceliyor.

Kadınların kamusal alanlardaki mevcudiyetlerinin ve hareketlerinin kamusal bakışın yargısıyla doğrudan bağlantılı olduğunu ve kıyafetin kamusal bakışın ahlak yargısı için temel ölçütlerden birini oluşturduğunu görüyoruz.

Türkiye’de toplumsal cinsiyet ve cinsel ahlak üzerine yapılan çalışmalar, genellikle ailenin ya da ulusun namusunu koruma kisvesi altında kadınların bedenleri üzerindeki eril tahakküm iddialarıyla ilgilenir, ama kadınların kamusal alanlardaki hareketliliğini ve etkinliğini sınırlayan patriyarkal cinsel ahlak düzeninin sürekliliğini sağlayan kıyafet kodlarının rolüne gereken önemi vermezler.

Özçetin ise kitabında cinsel ahlakın kamusal alanları patriyarkal normlar etrafında hizaya sokmasına bakarken, aynı normların cinsel kadın bedenlerini bu alanlardan silmeye dönük olarak kurulduğunu gösteriyor.

  • Künye: Hilal Özçetin – Ahlakı Giyinmek: Türkiye’de Cinsel Ahlak Üzerine Bir Deneme, Metis Yayınları, siyaset, 136 sayfa, 2024

Franco “Bifo” Berardi – Başkaldırı (2024)

‘Başkaldırı’, belirsizliğin hüküm sürdüğü zamanımızda, toplumu manipüle etmek için kullanılan büyüme fikrine ve borç kavramına karşı Otonomist bir manifesto ve neoliberalizmin yarattığı kriz karşısında bir toparlanma nidası olarak okunabilir.

Dünya kaçınılmaz olarak protesto ve şiddet dalgalarına sahne olacaktır ancak eski direniş modelleri artık geçerli değildir.

Mevzubahis ekonomik bir krizden ziyade, toplumsal tahayyülün krizidir.

Toplum ya finans sektörünün toplumsal mutluluk, kültür ve kamu yararı pahasına talep ettiği kurtuluş reçetelerine bağlı kalacaktır ya da alternatifini yaratacaktır.

İkinci yolu seçenler için Berardi, beklenmedik bir dilsel politik silah olarak şiiri ortaya koyar: Dilin iflası, anlamın ve arzunun duyumsal doğuşu, bilgiye indirgenemeyen ve para gibi değiş tokuş edilemeyen bir şey olarak şiiri.

Kitaptan iki alıntı:

“Ekonomik anlamda büyüme insanların temel gereksinimlerinin tatmininde ve toplumsal mutluluktaki artışla alakalı değildir. Finansal kârların büyümesiyle ve değişim değerinin küresel hacmindeki büyümeyle ilgilidir. Büyümenin en temel göstergesi olan gayrisafi milli hâsıla toplumsal refah ve tatminin ölçütü değildir, parasal bir ölçüttür. Toplumsal mutluluk ya da mutsuzluk genelde ekonomide dolaşan para miktarına bağlı değildir; daha ziyade, zenginliğin dağılımına ve kültürel beklentilere, fiziksel ve göstergesel malların erişilebilirliği arasındaki dengeye bağlıdır.

“Büyüme, toplumsal sağlık ve refahın değerlendirici ekonomik bir ölçütü olmaktan çok kültürel bir kavramdır. Geleceğin sonsuz genişleyişine dair modern anlayışla bağlantılıdır.”

“Avrupa finansal krizi bir bütün olarak, servetin toplumdan uzaklaştırılıp tarihin gördüğü en olağanüstü biçimde finansal zümreye, finansal kapitalizme aktarılmasından ibarettir.

“Kolektif zekâ tarafından üretilen zenginlik toplumdan uzaklaştırıldı ve saptırıldı.”

  • Künye: Franco “Bifo” Berardi – Başkaldırı: Şiir ve Finans Üzerine, çeviren: Murat Öznaneci, Akademim Yayıncılık, siyaset, 132 sayfa, 2024

Önder Özden – Hakikat Sonrası Çağda Yalan Yemin ve Siyaset (2024)

Elinizdeki çalışma, yalan ve siyaset arasındaki ilişkiyi yemin kavramını merkeze alarak oldukça özgün bir şekilde tartışıyor.

Yalan söylemeyi yemin kavramıyla birlikte ele alan Özden, dilin sadece bir konuşma aracı olamayacağının, aynı zamanda dilin etik bir mesele olarak anlaşılması gerektiğinin altını çiziyor.

Çağdaş demokrasi kuramlarını Jacques Derrida, Hannah Arendt ve Giorgio Agamben ile tartışan Özden, bizi hakikat sonrası siyasete farklı bir perspektiften bakmaya davet ediyor.

Özden’e göre bugün “söz konusu olan, konuşan varlık olarak insanın kendi koşulunu beyan etme kapasitesindeki bir eksiklik olan bu musibet halidir.

Bu bakımdan hakikat-sonrasına ilişkin olarak birçok yazara, düşünüre, akademisyene bir şeylerin farklı olduğunu düşündüren, kendi geleneksel rollerini, yani olgulara tanıklık yapmakla ilişkilendirdikleri sorumluluklarını yerine getirmelerine bu musibet hali nedeniyle dilin/konuşmanın engel olmaya başlamasıdır.”

Özden’in çalışması, okuru siyaset teorisinin derinliklerine davet ederek hakikat-sonrası siyaset tartışmasına ufuk açıcı bir katkı sunuyor.

  • Künye: Önder Özden – Hakikat Sonrası Çağda Yalan Yemin ve Siyaset, Nika Yayınevi, siyaset, 176 sayfa, 2024

Niko Paech – Aşırılıktan Kurtulmak (2023)

Bütün insanlığın birlikte inşa ettiği insanlık medeniyetinin temelleri sarsılıyor.

Küreselleşme, beraberinde muazzam bir tüketim getirdi.

Sokağımızdaki pazar artık küresel tedarik zincirine ve onun dinamiklerine bağımlı hâle geldi.

Şehirler, ülkeler, kıtalar arasında baş döndürücü bir hareketlilik var.

Bu karmaşık durum artık kontrol edilemez durumda.

Dünya üzerindeki insan varlığı kâğıttan bir ev gibi sallanıyor, devrildi devrilecek.

Büyüme, kalkınma, devletlerin ve bireylerin fütursuzca borçlanması, normal sayılıyor artık, hatta birer dinsel tabu sanki.

Oysa devletlerin ve tabii bireylerin zenginliği insanlık için tehdit boyutuna ulaştı.

Bu hasarı onarmaya yönelik bütün çabaların karşısına büyüme tabusu çıkıyor; ekonomistler ayakları üzerinde tepiniyor tıpkı oyuncakları elinden alınmış çocuklar gibi.

Yerküre ise dört bir yandan çığlık çığlığa haykırıyor: Tükeniyorum!

Alman bilim insanı ve ekonomist Niko Paech ezberimizi sarsıyor.

Bunu o denli etkin yapıyor ki Almanya’da ana akımın hedefine giriyor, üniversitesinden kovuluyor.

Hepsi ondan korkuyor.

Toplumu ve kendi bireysel yaşamımızı yeniden yapılandırmak için elimizde kalan tek ilke, hayatlarımızı karmaşıklaştıran ve varlığımızı tehdit eden aşırılıktan kurtulmak için yapmamız gereken indirgemedir.

  • Künye: Niko Paech – Aşırılıktan Kurtulmak: Büyüme Sonrası Ekonomiye Giden Yol, çeviren: Özlem Pillik, Yeni İnsan Yayınevi, siyaset, 103 sayfa, 2023

Judith Butler – Ne Menem Bir Dünya Bu?(2024)

Felsefe genellikle olay yerine polis gibi sonradan gelmekle suçlanır.

Judith Butler ise pandemi sırasında COVID-19 salgınının hayatımızda ve dünyamızda yaptığı değişiklikler üstüne düşünerek gününün felsefesini yapıyor.

Pandeminin üzerinden çok uzun zaman geçmedi ama salgını neredeyse unuttuk ya da anlaşılır sebeplerle unutmak istiyoruz.

Oysa pandemide ölüm ve hastalık kelimenin tam manasıyla havada asılı hale geldi.

Bu korkunç dönemin hayatımızda yarattığı tahribat henüz ortadan kalkmış, kimilerimizin bedeninde kimilerimizin ruhunda açtığı yaralar henüz kapanmış değil tam olarak.

Başka musibetler gibi bu salgın da insan olarak birbirimize ve doğaya bağımlılığımızın farkına varmamızı, dünyamızın neden bu şekilde kurulduğunu sorgulamamızı sağladı.

Bütün insanlığı etkileyen felakette bazılarımızın canının daha az değerli görüldüğüne, “ekonominin sağlığı”nın insan sağlığından öncelikli sayıldığına tanıklık ettik ve bu durumu yaratan sistem daha bir gözümüze batar oldu.

Judith Butler felsefi düşüncenin ince çizgileri arasında yol alarak başka bir dünya kurmak için küresel salgından çıkarmamız gereken dersleri tartışıyor.

  • Künye: Judith Butler – Ne Menem Bir Dünya Bu?: İnsanlararası Bağların ve Pandeminin Fenomenolojisi, çeviren: Burcu Tümkaya, Metis Yayınları, felsefe, 120 sayfa, 2024

Mustafa Hoş – Türk Naziler (2024)

Bu kitaptan kimler rahatsız olacak? Önce Nazilere sonra ABD’ye hizmet eden İslamcılar, milliyetçiler, ulusalcılar:

  • Türkiye’de antiemperyalist soykırımı nasıl ve neden yapıldı?
  • İsmet İnönü ülkesini ateşe atan bir siyasetçi miydi?
  • Hitler’e yalakalık yarışında en önde koşanlar nasıl ödüllendirildi?
  • CHP’ye kendi çocukları nasıl boğduruldu?
  • Köy Enstitüleri’ni öldüren cellat kimdi?
  • Atatürk bir diktatör müydü?
  • 
 Türkiye’de ilk Nazi kontrgerilla birlikleri nasıl kuruldu?
  • 
 Sovyetlere sabotaj eylemine katılan Türk Nazilere ne oldu?
  • 
 Atatürk yaşarken nasıl etkisizleştirildi?
  • Naziler tarikatları nasıl besledi?
  • Hitler’in kitabı Kavgam’ı ayet gibi çeviren imam kimlerle gizli komite kurdu?
  • 
 Atatürk, Hitler’e nasıl bakıyordu?

Tüm bu soruların ve daha yüzlercesinin cevabının verildiği bu gazeteci Mustafa Hoş, karanlıkta kalmış bir dönemi belgeler ve tanıklıklar ışığında aydınlatarak yakın tarihimize yepyeni bir pencere açıyor.

  • Künye: Mustafa Hoş – Türk Naziler: Türkiye Nasıl Nazilere ve ABD/CIA’e Teslim Edildi? (Tarihle Hesaplaşma), Beyaz Baykuş Yayınları, siyaset, 232 sayfa, 2024

Paolo Virno – Güçsüzlük (2024)

İster bir aşk ilişkisinde ister güvencesiz çalışmaya karşı verilen bir mücadelede olsun, bırakalım gerekeni ve arzu ettiklerimizi yapmayı, maruz kaldığımız şokları karşılamayı bile beceremiyoruz.

Eylemin ve söylemin felce uğramasından doğan bir güçsüzlük, kapitalizmde yaşam biçimlerimizin temel özelliği haline geliyor.

İşin garibi, bu güçsüzlük kullanılmayan, yani edime dönüşmeyen yetiler ve becerilerin görülmemiş bir birikimiyle el ele gidiyor.

Güçlerimizi idare ediyoruz, ama kullanamıyoruz.

Ses çıkarma yeteneğimiz sapasağlam duruyor, ama istediğimiz sözü bulup da söyleyemiyoruz.

Yaşam boyu eğitim adeta görevimiz haline geldi, ama yetilerimizi edimselleştirmeyi nefesimizi tutmuş beklemekten başka bir şey yapamıyoruz.

Kim bilir ne yapmak için önümüze çıkacak fırsatı, hiç öngöremeden, gönülsüzce bekliyoruz.

Paolo Virno, kederli tutkularımızdan kurtulmak istiyorsak, gücün gerçekleştirilmek yerine istiflenmesinden, eksikliği değil de fazlalığından kaynaklanan bu güçsüzlüğü anlamak zorunda olduğumuzu söylüyor.

Gücün farazi kıtlığına çare bulmaya çalışmak yerine, sahip olduğumuz güçleri gerçekten engelleyen bu bollukla nasıl başa çıkabileceğimizi soruyor.

Gerçeği dönüştürmeye muktedir bir praksisin koşullarını, bu kronik güçsüzlükten kaçmayı sağlayacak kolektif alışkanlıklarda ve ortak kullanımlarda arıyor.

  • Künye: Paolo Virno – Güçsüzlük: Hezeyan ve Felç Çağında Yaşam, çeviren: Ece Durmuş, Otonom Yayıncılık, siyaset, 128 sayfa, 2024

Douglas Murray – Batı’nın Savaşı (2024)

‘Batı’nın Savaşı’, düşüncelerin muazzam bir savaş alanında yankı bulduğu, fikirlerin gök gürültüsü gibi yankılandığı kültür meydanının içine doğru bir yolculuk.

Bu zihinsel arenada, değişim rüzgârlarının şiddetle estiği bir manzara içinde Douglas Murray, bizi elimizden tutup paradokslar ve tutarsızlıklarla dolu bir peyzajın içinden geçirir.

İyi niyetli pek çok insanın ikiyüzlü ve tutarsız Batı karşıtı söylemlerle nasıl kandırıldığını anlatır.

Sonuçta, Kant, Hume ve Mill’in fikirlerini; ırk konusundaki görüşleri nedeniyle bir kenara atmamız gerekiyorsa, çalışmaları ırkçı hakaretler ve Yahudi karşıtlığıyla dolu olan Marx’ı da bir kenara atmamız gerekmez mi?

Amerika’da ırkçılığın közleri hâlâ söndürülmeyi bekliyor, peki ya Orta Doğu ve Asya’daki azgın ırkçı cehennem ne olacak?

Murray’ın sözleri, bir piyanonun zarif notaları gibi yankılanır, egemen anlatıya meydan okuyan bir melodi örer.

O, ikiyüzlülüğün capcanlı olduğu bir gösteride, iyi niyetli bireylerin, sahnede rollerini oynayan aktörler gibi, ikiyüzlülüğün kaprislerince yazılmış bir dramada nasıl yer aldığını gösteriyor.

Sahne hazır ve ışık, anti-Batı duygularını savunanların takındığı maskeleri ortaya çıkaracak!

  • Künye: Douglas Murray – Batı’nın Savaşı, çeviren: Eren Kanat, Sander Yayınları, siyaset, 312 sayfa, 2024

Hernando Calvo Ospina – Latin Amerika’nın Güzel İsyancıları (2024)

Bu kitapta ülkelerinin, kıtalarının özgürleşmesi mücadelesine damgalarını vurmuş olan otuz üç savaşçı kadının hikayelerini anlatıyor Hernando Calvo Ospina.

İçinde bulunduğumuz coğrafyada da yabancısı olmadığımız kadın mücadelesine, kadınların mücadelelerine benzer örnekleri Latin Amerika’dan derliyor.

Kitap, sömürgecilerin Latin Amerika’ya ayak bastıkları 1492 yılından başlayarak 2000’li yılların ortalarına kadar geçen süre boyunca işbirlikçi diktatörlüklerin adlarını resmi tarihlerinden silmeye çalıştıkları kadın savaşçıların örnek yaşamlarını gözler önüne getiriyor.

Kimileri tanıdığımız, kimileri ise adlarını hiç duymadığımız bu savaşçıların serüvenlerinde okuru gezintiye çıkarıyor.

Her biri nefes kesen hikayeler ve hayranlık uyandıran kadınlar.

  • Künye: Hernando Calvo Ospina – Latin Amerika’nın Güzel İsyancıları, çeviren: Merih Cemal Taymaz, Dipnot Yayınları, inceleme, 232 sayfa, 2024