Jonathan Wolff – Siyaset Felsefesine Giriş (2021)

Siyaset felsefesinin temel soruları hakkında iyi bir giriş.

Jonathan Wolff, kavramsal tartışmaların ötesine geçerek sınıf, devlet ve mülkiyet konularında kışkırtıcı sorular sorarak siyaset felsefesinin derinliklerine iniyor.

  • Devlet olmasaydı hayat nasıl olurdu?
  • Devleti meşru kılan nedir?
  • Kim yönetmeli?
  • Vatandaş ne kadar özgürlüğe sahip olmalıdır?
  • Mülkiyet nasıl adil bir şekilde dağıtılmalıdır?

Çalışma,  siyaset felsefesinde yer alan temel sorunları ve bu sorunlara yanıt vermeye yönelik geçmişteki çabaları değerlendiriyor.

Wolff; diğer filozofların yanı sıra Platon, Hobbes, Locke, Rousseau, Mill, Marx ve Rawls’ın eserleri ile filozoflar arasındaki tartışmaların nasıl geliştiğini incelemekte ve bu kışkırtıcı sorulara olası cevaplar arıyor.

Yazar, konuyu bir dizi kalıcı ve zamansız soru aracılığıyla araştırıyor, en etkili cevapları keşfetmek ve siyaset felsefesinin çağdaş meseleleri anlamak için yüzyıllar ve binyılları arşınlıyor.

Kitabın son bölümü, ırk, cinsel yönelim, engelli çokkültürlülüğü ve küresel adalet hakkındaki kuramsallaştırmada yeni gelişmelere ayrılmış.

Siyaset felsefesindeki temel sorulara ilişkin merak uyandıran çalışma, açıklık ve konuşma tarzını birleştiren yapısıyla siyaset felsefesine ideal bir giriş kitabı.

  • Künye: Jonathan Wolff – Siyaset Felsefesine Giriş, çeviren: Fahri Bakırcı, Lykeion Yayıncılık, felsefe, 248 sayfa, 2021

Kolektif – Yönetim Bizde, Mülkiyet Bizde (2021)

İşçiler, tarih boyunca kapitalist sisteme karşı görkemli mücadeleler sergiledi.

Bu enfes derleme, hem bu geleneğin sağlam bir kaydını tutuyor hem de bugün sahici bir alternatif yaratmak için bu deneyimlerden nasıl yararlanabileceğimizi ortaya koyuyor.

Sanayi çağı ile birlikte ücretliler sendikalarda örgütlendiler, grevlerle mücadele ettiler ve hatta üretimi patronlar olmadan kontrol etmeyi amaçlayan çeşitli özyönetim kurumları yaratarak kapitalist sistemin temel dayanaklarına meydan okuyacak kadar ileri gittiler.

Modern tarihin her döneminden ve dünyanın birçok ülkesinden alınan spesifik deneyimlerle çığır açan bu derleme, tarihsel geleneğin izini kapsamlı bir şekilde sürüyor.

İşçi denetimi için tarihsel ve çağdaş mücadelelerden çıkarılan derslerle dolu olan ‘Yönetim Bizde, Mülkiyet Bizde’, başka bir dünyanın mümkün olduğunu düşünenler, sahici alternatifler arayanlar ve eskinin küllerinden yeni bir dünya yaratmak için mücadele edenler için temel bir kaynak.

Immanuel Ness ve Dario Azzellini’nin hazırladığı bu kapsamlı çalışmada araştırma ve incelemeleriyle katkı sunan diğer yazarlar ise şöyle: Victor Wallis, Donny Gluckstein, Sheila Cohen, Alberto R. Bonnet, David Mandel, Pietro Di Paola, Andy Durgan, Goran Musić, Zbigniew Marcin Kowalewski, Jafar Suryomenggolo, Samuel J. Southgate, Gabriela Scodeller, Peter Robinson, Alan Tuckman, Patrick Cuninghame, Elaine Bernard, Arup Kumar Sen, Andrés Ruggeri, Maurício Sardá de Faria ve Henrique T. Novaes.

  • Künye: Kolektif – Yönetim Bizde, Mülkiyet Bizde: Paris Komünü’nden Günümüze İşçi Denetimi, hazırlayan: Dario Azzellini ve Immanuel Ness, çeviri editörü: Çağatay Edgücan Şahin, Nota Bene Yayınları, siyaset, 584 sayfa, 2021

Éric Vuillard – Yoksulların Savaşı (2021)

İlahiyatçı Thomas Müntzer’in önderlik ettiği ve Almanya’yı ateşe vermiş isyan üzerine harika bir çözümleme.

Éric Vuillard, 500 yıl önce gerçekleşen o isyanı yeniden yorumlayarak, bugün için bize nasıl bir devrimci perspektif sunacağını tartışıyor.

On altıncı yüzyıl Avrupa’sı: Protestan Reformu Katolik Kilisesi’ne, güçlülere ve ayrıcalıklılara karşı bir isyana girişir.

Böylece, kendilerine yalnızca cennette eşitlik vaat edilen köylüler ve yoksullar, bu eşitliğe neden burada ve hemen sahip olmadıklarını sorgulamaya başlar.

Bunun neticesinde, muktedirlerle aralarında kısa sürede alevlenen şiddetli bir mücadele patlak verir.

Tarihe damgasını vuracak bu mücadeleye bir ilahiyatçı önderlik edecektir: Thomas Müntzer.

Kendisi Almanya’yı ateşe verecek olan kişi.

Ne Martin Luther’in ne de Katolik Kilisesi’nin yanında.

‘Yoksulların Savaşı’ onun ve sıradan insanların hikâyesi.

Eşitsizliğin uzun ve korkunç bir tarihi var.

Ve henüz son bulmadı.

Vuillard, kurmacanın imkânlarından faydalanarak okuru bir kez daha tarihin yazıldığı anlardan birine götürüyor.

Yaklaşık 500 yıl önce gerçekleşmesine karşın günümüze dek uzanan eşitsizliklerle ilişkisini hâlâ koruyan bu isyanı kendine özgü üslubuyla yeniden yorumluyor.

  • Künye: Éric Vuillard – Yoksulların Savaşı, çeviren: Nihan Özyıldırım, Can Yayınları, tarih, 56 sayfa, 2021

Fatmagül Berktay – Düşünme Etiği (2021)

Çok öfkeliyiz, öyle ki birinci önceliğimiz hasmımızı ne olursa olsun mat etmek.

Fatmagül Berktay, her şeye rağmen etik bir yaklaşımla siyasal yaşamı nasıl daha anlamlı hale getirebileceğimizi belirtiyor.

Kitap, verili kavramları ve varsayımları sorgulayarak, onları eleştirel aklın süzgecinden geçirerek “zihnimizi genişletme” çağrısı yapıyor.

“Yeni ilişkiler, yeni bağlar kurabilmek, yeni başlangıçlar yapabilmek” için sadece bilgiye erişmeyi değil, bu dünyada nasıl yaşanacağını, başkalarıyla nasıl etik bir ilişki kurulacağını da mesele edinmemiz gerektiğini söylüyor.

“Hasmı ne pahasına olursa olsun mat etme” isteğinin tekbenci ve tahakkümcü bir tutum olduğunu, politik eylemin ancak çoğulluk olgusunu paylaşan insanlar arasında gerçekleşebileceğini hatırlatarak, tahakküme karşı çıkmaya çalışan herkesi düşünmeyi seçmeye, saygılı ve dürüst bir ortak düşünme sürecine davet ediyor.

“Dünyayı sadece çağdaşlarımızla değil bizden sonrakilerle de paylaşıyoruz ve onu yaşanabilir bir yer olarak inşa etmek, korumak ve geleceğe bırakmak sorumluluğumuz var,” diyen Berktay şöyle devam ediyor:

“Dünya sevgisi, ona ihtimam gösterme, özgürlük aşkı gibi kavramlar politik etkinliğin temelini oluştururlar. Eğer kişi politikayla ilgiliyse veya politika teorisiyle uğraşıyorsa neredeyse otomatik olarak bu değerlerle ilgilenmek ve seçimler yapmak zorunda kalır. Politik teorinin değeri, doğrulanabilir öngörülerde veya kesinliği kendinden menkul yargılarda bulunmasında değil, ortak dünyayı anlamaya çalışarak, değerlendirerek, yorumlayarak siyasal yaşama anlamlı biçimde bilgi sağlamasında yatar.”

  • Künye: Fatmagül Berktay – Düşünme Etiği, Metis Yayınları, siyaset, 368 sayfa, 2021

Isabel Wilkerson – Caste: Toplumda Kast Sistemi (2021)

Amerika’daki ırkçılığın korkunç toplumsal boyutları üzerine benzersiz bir inceleme.

Pulitzer ödüllü gazeteci ve yazar Isabel Wilkerson, Amerika’daki ırkçılığın tıpkı Hindistan ve Nazi Almanyası’ndaki gibi bir kast sistemi olduğunu ortaya koyuyor.

Bunu yaparken ırkçılığın kökenlerini derinlemesine irdeleyen Wilkerson, kast sisteminin sekiz dayanağını teker teker açıklayıp kastın hangi temeller üzerine inşa edildiğini inceliyor.

Wilkerson bunu yaparken de, Hindistan ve Nazi Almanya’sındaki kast sistemleriyle ne tür paralellikler olduğunu da ortaya koyuyor.

‘Caste’, çok katmanlı analizleri, gerçek insanların gerçek hikâyeleri, canlı, cesur ve çarpıcı anlatımıyla insanları yüzyıllardır bölen ve birbirinden uzaklaştıran bu sistemi ele alıyor.

Irkçılığın tarihi boyunca, aslında ne kadar az şeyin değiştiğini gözler önüne seriyor.

Kapsamlı şekilde araştırılmış, canlı hikâyelerle desteklenmiş ‘Toplumda Kast Sistemi’, okurlarını Amerikan hiyerarşisini ve tüm ülkeyi elinde tutan kast sistemini keşfetmeye davet ediyor.

  • Künye: Isabel Wilkerson – Caste: Toplumda Kast Sistemi, çeviren: Kerime Dalyan, The Kitap Yayınları, siyaset, 392 sayfa, 2021

Franco “Bifo” Berardi – Sonun Fenomenolojisi (2021)

Pandemi, insan denen hayvanın yeryüzündeki sonunu getirebilir.

Franco “Bifo” Berardi, ancak radikal ekonomik eşitlik ve kültürel özgürlükle bu gelecek perspektifinden kurtulabileceğimizi belirtiyor.

Kapsamlı bir kuramsal temel ve düşünsel arka plana sahip ‘Sonun Fenomenolojisi’, Covid-19 pandemisinin gezegeni ve üzerinde yaşayan hepimizi cevapsız sorularla baş başa bırakan belirsizlik sürecinde olup bitenleri analiz ediyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Sonun fenomenolojisi. İyi de neyin sonu? Bu bize bağlı, bu sana bağlı.

Hiçbir politikanın gerçekleştiremediği ve bir virüsün paradoksal biçimde uçurumun kıyısında, aynı zamanda da kurtuluşun eşiğindeki insanlığın elini uzatınca tutacağı kadar yakınına getirdiği, iki yüzyıldır beklenen ve vaat edilen bir son: Paraya ve ücretli emeğe dayalı önyargıdan kurtuluş.

Bu koşulları sağlamayı beceremezsek, o zaman sözünü etmek durumunda kalacağımız son, insanlığın sonu olacak. Paylaşılan değer olarak, duyarlılık, zekâ ve anlayış olarak insanlığın, ama aynı zamanda tür olarak da insanlığın: İnsan denen hayvanın yeryüzündeki sonu.

Bu kez işin şakası yok: Dünyanın yarısındaki orman yangınları, buzulların erimesi, Afrika Boynuzu’nda görülen çekirge istilası, silahlanma yarışı, dünyanın birçok bölgesine geri gelen açlık ve bir sağlık terörü dönemini haber veren viral pandemi.

Bütün bunlar tek bir anlama geliyor: Yokoluş gündemde ve radikal ekonomik eşitliğin, kültürel özgürlüğün, hareketlerin yavaşlığı ile düşüncelerin hızı dışında bu gelecek perspektifinden çıkışın bir yolu yok.”

  • Künye: Franco “Bifo” Berardi  – Sonun Fenomenolojisi, çeviren: Bengi Oya, Mert Erarslan ve Serhan Ada, Everest Yayınları, siyaset, 256 sayfa, 2021

Tim Jackson – Büyümesiz Refah (2021)

Ekonomik büyüme, gelmiş geçmiş en şeytani göz boyama taktiklerinden.

Örneğin büyüme, her gün bir fincan kahve fiyatının yarısıyla geçinmeye çalışan 1 milyar insanın derdine hiçbir şekilde derman olmuyor.

Tim Jackson, bizi büyüme mitiyle hesaplaşmaya çağırıyor.

Geleneksel ekonominin büyümeye dair kalıplaşmış fikirlerine meydan okuyan çalışma, sürdürülebilirlik tartışmaları açısından çok önemli tezler içeriyor.

  • Bilindik anlamda büyüme gerçekten refah için kaçınılmaz ve vazgeçilmez mi?
  • Büyümenin sınırları nedir?
  • Büyümenin ötesine geçip yeni bir refah tasarlamak mümkün mü?
  • Büyümeden müreffeh olabilir miyiz?
  • Büyümeyi nasıl ölçüyoruz?
  • Tüketmeden büyümenin bir yolu var mı?
  • Sınırları olan sonlu bir dünya için, üretim-tüketim döngüsüne sıkışmış insanlık için yeni bir ekonomi tasarlayabilir miyiz?

Büyümeyi sorgulamaktan başka çaremiz olmadığını söyleyen Jackson, şöyle diyor:

“Büyüme miti bizi yarı yolda bıraktı. Her gün bir fincan kahve fiyatının yarısıyla geçinmeye çalışan 1 milyar insanı da. Yaşamak için muhtaç olduğumuz hassas ekolojik sistemi de. Özellikle, kendi diliyle, ekonomik istikrarı ve insanlara geçimini sağlama iddiasını da.”

Jackson, bize sonlu bir sistemin herhangi bir alt sisteminin sonsuz olamayacağı şeklindeki fizik kuralını isabetle hatırlatıyor.

Verdiği yanıtlarsa iklim krizi, eşitsizlik krizi, aşırı tüketim, politik krizlerle boğuşan dünya için bir kurtuluş vaadi taşıyor.

Büyüme odaklı iktisat kuramlarının niçin bir işe yaramadıklarını anlamak için bu kitabı muhakkak okumak gerekiyor.

‘Büyümesiz Refah’, düşük karbon salımı, sıfır yoksulluk ve hepimizin isteyip ihtiyaç duyduğu bir gezegen yaşamı için iktisat bilimi hakkında yeniden düşünmek zorunda olduğumuzu kanıtlayan, berrak ve önemli katkı.

  • Künye: Tim Jackson – Büyümesiz Refah, çeviren: Alpogan Sabri Erdoğan, İş Kültür Yayınları, iktisat, 256 sayfa, 2021

Richard J. Evans – Hitler Komploları (2021)

Komplolar bugün yeniden revaçta.

Hitler ve Nazilerle ilgili en çok tartışılan beş iddiayı araştıran ‘Hitler Komploları’, komplo teorisyenlerinin düşünme biçimini de aydınlatıyor.

Tarihte hiçbir şeyin tesadüfen gerçekleşmediği, hiçbir şeyin ilk bakışta göründüğü gibi olmadığı, olan her şeyin de perde arkasında bir şeyleri maniple eden kötü niyetli insan gruplarının çevirdiği gizli entrikaların sonucu olduğu fikri tarihin kendisi kadar eskidir.

Fakat pek çok insan komplo teorilerinin yirmi birinci yüzyılda daha da popülerlik ve yaygınlık kazandığına, internetin ve sosyal medyanın yükselişinden güç aldığına, gazete editörleri ve kitap yayıncıları gibi geleneksel kanaat bekçilerinin eski önemlerini kaybetmesiyle bir şeyler öğrenmek isteyen insanlar nezdinde komplo teorisyenlerinin etkinlik kazandıklarına, neyin doğru neyin yanlış olduğu hakkındaki –çarpık “alternatif gerçek” kavramında ifadesini bulan– belirsizlik tarafından teşvik edildiğine inanıyor.

Bu kitap, Hitler ve Nazilerle ilgili çokça tartışılan beş iddiayı ele alıyor:

  • Yahudilerin Siyon Liderlerinin Protokolleri’nde özetlendiği gibi medeniyeti baltalamak için komplo kurmaları,
  • Alman ordusunun 1918’de sosyalistler ve Yahudiler tarafından “arkadan bıçaklanması”,
  • Nazilerin iktidarı ele geçirmek için Reichstag’ı yakması,
  • Rudolf Hess’in 1941’de İngiltere’ye uçuşunun Hitler tarafından onaylanması ve beraberinde barış önerileri taşıması,
  • Ve Hitler’in 1945’te sığınaktan çıkıp Güney Amerika’ya kaçması.

Yakın dönem Alman tarihi üzerine çok sayıda kitabı bulunan Evans, hakikat sonrası (post-truth) çağı için hayati önem taşıyan bu tarih kitabında, Adolf Hitler ve Nazileri çevreleyen komplo teorilerini bütün ayrıntılarıyla ele almasının yanında diğer komplo teorilerinin de bazı şaşırtıcı ortak özelliklerini ve komplo teorisyenlerinin düşünme biçimini de bizimle paylaşıyor.

  • Künye: Richard J. Evans – Hitler Komploları, çeviren: Ali Karatay, Runik Kitap, tarih, 305 sayfa, 2021

Natasha Lennard – Faşist Olmadan Yaşamak (2021)

Yeniden uyanan faşizm canavarıyla nasıl mücadele edebiliriz?

Natasha Lennard, 21. yüzyılda yeni maskelerle tekrar sahneye çıkan ve gündelik hayatımıza kadar sinmiş faşizmin maskesini indiriyor.

Ebedi faşizm”in en masum kisvelere bürünerek geri dönebileceğini söyleyen Umberto Eco’nun öngörüsünü tanık olduğumuz şeyler doğruluyor.

Geçtiğimiz yüzyılda kalmış, geçip gitmiş bir tarihsel olay kabul edilen faşizm, yirmi birinci yüzyılda yeni maskeleriyle tekrar sahnede ve hayatımızın en korunaklı sandığımız kısımlarına kadar sızmış durumda.

Bazen bireysel hak ve özgürlüklerimizi ihlal eden ve giderek yaygınlaşan otoriter devlet uygulamalarında, bazen de kâr hırsıyla doğayı talan eden ya da mahremiyetimizi ihlal ederek bizi “veri paketleri” haline getiren gözetim kapitalizminde tezahür ediyor.

Eco aynı zamanda, “hepimizin görevinin neo-faşizmlerin maskesini düşürmek ve dünyanın her yerinde her gün ortaya çıkan yeni biçimlerinden her birine dikkat çekmek” olduğunu söylüyordu.

Lennard, Esquire, New Inquiry gibi dergilerde yayımlanan siyasi analizlerinden oluşan bu kitapta tam da bunu yapıyor:

Gündelik hayatımıza kadar sinmiş neo-faşizmin maskesini indiriyor! Bazen “Kişisel olan politiktir” savından yola çıkarak göç, intihar, akıl hastalığı, norm dışı cinsellik gibi deneyimlerini merkeze alarak gündelik hayatımızdaki mikro faşizmleri incelerken, bazen de –kendisinin de dahil olduğu– daha makro olayları (çevreci hareketler, Trump’ın başkan seçilme süreci ya da “Black Lives Matters” gibi ırk ayrımı karşıtı ayaklanmalar) inceliyor.

Günümüzün en yakıcı toplumsal sorunlarını ele alan Lennard, şunun gibi bazı can alıcı sorular soruyor:

  • Beyaz ırkın üstünlüğünü savunmak ifade özgürlüğü müdür?
  • Neo-faşistlerle sadece “barışçıl” ve şiddet karşıtı protestolarla mücadele etmek mümkün mü?
  • Medyada neden daha ziyade siyahilerin cesetlerine maruz kalırız?

Yeniden uyanmakta olan faşizm canavarını ciddiye almazsak ve yeteri kadar mücadele etmezsek benzeri felaketleri tekrar yaşayabiliriz.

Bu yüzden, yazarın dediği gibi: “Bu kitap, daha iyi mücadele araçları için bir çağrıdır.”

  • Künye: Natasha Lennard – Faşist Olmadan Yaşamak, çeviren: Biray Anıl Birer, The Kitap Yayınları, siyaset, 144 sayfa, 2021

Joel S. Migdal – Güçlü Toplumlar ve Zayıf Devletler (2021)

Üçüncü Dünya ülke liderleri neden ve nasıl oluyor da devlet kurumlarının altını oyuyorlar?

Joel Migdal, Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerini izleyerek bu paradoksa çarpıcı yanıtlar veriyor.

‘Güçlü Toplumlar ve Zayıf Devletler’, insanlar ile onların hayatlarını yönetmek için adalet kuralları oluşturmaya çalışan devletler arasındaki bir takım merkezî ilişkileri tanıma fırsatı sunmasıyla dikkat çekiyor.

Neden bazı liderler vizyonlarını gerçekleştirmede daha çok, bazıları ise daha az başarılı?

Birçok Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkesi, ellerindeki kaynaklara rağmen, toplumlarının davranışlarını yönlendirmede neden bu kadar zorlanıyor?

Buna karşılık, neden çok az sayıda başka devlet böyle bir kontrolü kolayca oluşturabiliyor?

Başarısız yasaların ve sosyal politikaların devletin kendisi üzerinde nasıl bir etkisi var?

Bu soruları yanıtlarken Migdal, Üçüncü Dünya’da devletin rolüne daha önce bakılmamış bir perspektiften bakıyor.

Kitap, devlet-toplum ilişkilerine ve Üçüncü Dünya’daki ekonomik, siyasal reform olanaklarına yönelik yeni bir yaklaşım sunuyor: Devletin diğer sosyal örgütlerle mücadelesini öne çıkaran bir devlet-toplum ilişkileri modeli ve devletlerin bu mücadelelerde üstünlük kurmasını sağlayan özelliklerini ele alan bir teori.

  • Künye: Joel S. Migdal – Güçlü Toplumlar ve Zayıf Devletler: Üçüncü Dünya’da Devlet-Toplum İlişkileri ve Devlet Kapasiteleri, çeviren: Onur İşci, Vakıfbank Kültür Yayınları, siyaset, 455 sayfa, 2021