Erdem Yörük – Türkiye’de Refah Devleti ve Siyaset (2022)

Türkiye devleti sosyal yardımları dağıtırken neden açıktan açığa yoksul Kürtlere öncelik verdi?

Erdem Yörük, Erdoğan’ın siyasal gücünün arkasındaki temel etkenlerden biri olarak aralarında yoksul Kürtlerinde önemli bir kısmını oluşturduğu yoksullara yönelik sosyal yardımların genişlemesinin rolünü tartışıyor.

Aşağı yukarı kırk yıldır yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın pek çok ülkesinde de refah sistemleri dönüşüme uğradı.

Kimi yazarlar bu dönüşümü birtakım yapısal değişkenlerin belirleyiciliği altında bildiğimiz refah devletinin ya bütünüyle ortadan kalkması ya da küçülmesiyle açıkladı.

Erdem Yörük’ün ‘Türkiye’de Refah Devleti ve Siyaset’ kitabı ise, istihdam temelli sosyal güvenlik politikalarından gelir temelli sosyal yardım politikalarına doğru bir geçişi tespit ediyor.

Fakat bunu tespit ederken refah politikalarının anlamlandırılmasında taban siyasetini merkeze alan akademik geleneğe yaslanıyor.

Dolayısıyla refah sistemlerinin dönüşümünü (yapısal unsurlara indirgemeden), enformel proletaryanın politik talepleri ile siyasi elitler arasındaki rekabeti dinamik bir ilişki olarak kurgulayarak anlamaya girişiyor.

Bu yönüyle sosyal yardımların genişlemesinin politik anlamına dair daha derin bir kavrayış sunuyor.

Refah devletinin günümüzdeki biçimini detaylı verilerle anlamak isteyen okur için ufuk açıcı bir eser.

Kitaptan bir alıntı:

“Yoksullar, uğruna mücadele ettikleri şeylerin niyetlenilmemiş bir sonucu olarak sosyal yardımlara erişim sağlamışlardır. Türkiye hükümetlerinin yeni sosyal yardımları sağlamasının arkasında, yalnızca yapısal sebepler ya da bu yardımları talep eden yoksulların örgütlü hareketleri değil, ayrıca başka siyasi, etnik ya da dinî gerekçelerle radikalleşen ve kendi safına dahil etme stratejileriyle içerilen ‘yoksul halk hareketleri’ vardı.”

  • Künye: Erdem Yörük – Türkiye’de Refah Devleti ve Siyaset: Siyasi Elitler Arasındaki Rekabet ve Toplumsal Hareketler Bir Refah Devletini Nasıl Yarattı?, çeviren: Turgay Sivrikaya, İletişim Yayınları, siyaset, 264 sayfa, 2022

Kolektif – “Suriyeliler Her Yerde!” (2022)

“Suriyeliler her yerde!”

“Onlar, bizden daha çok hakka sahip”

“Kendi şehrimizde yabancı hale geldik”

Ekonomik krizin derinleşmesinin de etkisiyle geçtiğimiz bir yılda haberlerde siyasilerden, sosyal medyada ise kişilerden en çok duyduğumuz deyişler bunlar.

2011’deki iç savaştan sonra Türkiye’ye sığınan Suriyeli göçmenler, iç siyasetin yüksek tansiyonlu bir konusu haline geldiler.

Ülkeyi “istila” ettiklerine, ciddi bir güvenlik tehdidi oluşturduklarına dair tepkiler, gerek sosyal medyada gerek siyasî olarak çoğaltıldı ve karşılık buldu.

Adını bu reaksiyonların gündelik dilde yaygınlaşan bir ifadesinden alan “Suriyeliler Her Yerde!”, Suriyelilere yönelik tedirginliğin ve nefret söyleminin özellikle yoğun olduğu Kilis’te yapılan bir araştırmaya dayanıyor.

Sadece göçmen sayısının çokluğundan değil, göçmenler başka yerlerden farklı olarak şehrin çeperine “kusulmayıp” “yerli” halkla iç içe yaşadığından ötürü, Kilis, bu “hassasiyetlerin” yüksek olduğu bir saha.

“Suriyeliler Her Yerde!”, Suriyeli göçmenler hakkında doğru bilinen yanlışların son derece canlı örneklerini ortaya koyuyor.

Göçmenler ve “yerliler” arasındaki karşılaşmaların, etkileşimlerin çok yönlü dinamiğine ışık tutuyor.

Bayram Koca ile Duygu Altınoluk’un hazırladığı derlemede onların yanı sıra Haydar Karaman ve Tuğçe Berfim Tunç’un yazıları yer alıyor.

  • Künye: Kolektif – “Suriyeliler Her Yerde!”: Yerliler ve Göçmenler, derleyen: Bayram Koca ve Duygu Altınoluk, İletişim Yayınları, sosyoloji, 127 sayfa, 2022

Marcel Mauss – Sosyoloji Nedir? (2022)

Erken Cumhuriyet dönemi aydınlarından Sadri Etem’in 1934’teki ‘Hibe’ tercümesinden beri tanıdığımız, Durkheim’ın en sıkı ve sadık talebesi Marcel Mauss’un bu derlemede bir araya getirilen dört makalesi, yeni teşekkül etmiş “sosyoloji” bilimini tanımlama, sınırlarını çizme ve epistemolojik temellerini sağlamlaştırmayı amaçlar.

Sosyolojinin bağımsızlığını itinayla nesnesini tasvir ederek tahkim etmeye çalışan Mauss, psikolojiden hukuka rakiplerle tartışarak ilerler.

Durkheim’ın ölümünden sonra Fransız sosyolojisinin önde gelen ismi olmuş Mauss’un Birinci Dünya Savaşı’nın yarattığı hayal kırıklığının ve tedirginliğin izlerini sürebileceğimiz bu yazıları sosyolojinin gerekliliği, sosyoloğun “siyasi” rolünü ve bilimin barış misyonunu da irdeliyor.

  • Künye: Marcel Mauss – Sosyoloji Nedir?, çeviren: Murat Devres, Dergah Yayınları, sosyoloji, 182 sayfa, 2022

Hüseyin Kırmızı – Ölüm ve Kutsal (2022)

Siyasal bir sorun olarak ölüm nasıl kavranabilir?

Topluluk ile kurucu kökeni arasındaki fark üzerinden yaklaştığımızda sorun kutsal ile ilgili bir soruna dönüşür.

Din ile ölüm arasındaki bağ nerede düğümlenir?

Devletin kutsal ile topluluk ve bununla ilişkili olarak topluluk ile ölüleri arasına girdiği ya da ölülerin işlevine devletin el koyduğu topluluklarda şehitlikten veya kurbandan söz edilebilir mi?

Ya da şehitlik ve kurban bu topluluklarda ölülere savaş açmanın, ölümü anlamsızlaştırmanın araçlarına mı dönüşmüştür?

Bu kitap, ölümü ölümden ibaret kılan bir eğilimi açıklamaya çalışıyor.

Ölümün üzerinden çekip alınan tüm kutsallığı öldürmeye yükleyen bir eğilim.

Hüseyin Kırmızı ölüm ile toplumsal kuruluş arasındaki bağı ve bu bağın IŞİD’in somutlaştırdığı üst- Müslümanlık eğilimi için yarattığı gerilimi ele alıyor.

IŞİD’in bu gerilime karşı geliştirdiği ölüm kurgularını sosyoloji, siyaset felsefesi ve siyasal antropolojinin verimini kullanarak analiz ediyor.

  • Künye: Hüseyin Kırmızı – Ölüm ve Kutsal, Dipnot Yayınları, sosyoloji, 224 sayfa, 2022

Paul E. Willis – Aykırı Kültür (2022)

‘Aykırı Kültür’, yeniden keşfedilmesi gereken, unutulmuş bir kültürel çalışmalar hazinesi.

Bir İngiliz kültürel çalışmalar klasiği ‘Aykırı Kültür’, okuru 1960’ların iki önemli gençlik kültürünün –motorcu oğlanların ve hippilerin– dünyasına götürüyor.

Motorcu oğlanlar, geç 1950’lerin erken rock’n’roll müziğini dinleyen işçi sınıfı motorcularıydı.

Buna karşın hippiler uzun saçlı ve progressive müzik âşığı orta-sınıf uyuşturucu kullanıcılarıydı.

İki grup da kapitalist kitle iletişim araçları ve ticaretin tahakkümündeki daha geniş toplumun karşısında kendi kültürel biçimlerini ve anlamlarını yaratmak için eşitsiz ama kahramanca bir mücadeleye giriştiler.

Bugün, farklı yollarla, son derece yaygın hale gelen kültürel deneyin, kimliğin öz-kurulumunun ve öz-küratörlüğün öncüleriydiler.

Paul Willis, ‘Aykırı Kültür’de, yaşanan ve popüler kültürleri anlamak için önemli ve hâlâ son derece geçerli olan bir teori ve metodoloji geliştiriyor.

Yeni önsözü, kitapta araştırılan dönem ile bugünün kültürel anları arasındaki bu bağı irdeliyor.

Uzun süredir baskısı bulunmayan, Willis’in motorcu oğlanlar ve hippiler hakkındaki bu klasik çalışmasının yeni basımı, geçmişte ve günümüzde dışlanmış kültürlerle ilgilenen herkesin okuması gereken bir kaynak.

Günümüzde de kaynak gösterilmeye devam eden ‘Aykırı Kültür’, etnografik ve kültürel sosyolojik araştırmanın güçlü bir sembolüdür.

Zamanın geçtikçe daha çok anlam kazandı; birlikte sunduğu araştırmalar günümüzde 20. yüzyılın ortasının altkültürlerinin örnek niteliğinde rekonsrüksiyonları olarak değerlendirilebilir.

Kitabın temel katkısı, tarihsel değil, güncel olması.

Araştırma, etnografinin makro-düzey kültürel yapıların araştırılmasına katkı sunabileceğini göstermesiyle ayrıca önemli.

  • Künye: Paul E. Willis – Aykırı Kültür, çeviren: Gökben Demirbaş, Ayrıntı Yayınları, kültürel çalışmalar, 240 sayfa, 2022

Harold Garfinkel – Etnometodolojide Araştırmalar (2022)

Sosyal bilimlerde saha araştırmaları, araştırmacının kişisel deneyimlerinden ayrı tutulamaz.

Bu nedenle etnometodoloji her sosyal bilimcinin üzerine en az bir kez düşündüğü bir yöntem olmalıdır.

Aron Gurwitsch ve Alfred Schütz’ün izlerini süren Harold Garfinkel, fenomenoloji geleneğinin gelişiminde anahtar rol oynar.

Elinizdeki kitap, sahadan örnekler ve içeriden deneyimleri kapsamasıyla etnometodolojiyi anlaşılır kılarak, bizi, göz korkutan devasa bir metodolojik boğulmadan çıkarıyor.

Gündelik hayatın akışı içerisinde, öznenin kaotik toplumsal olaylar ve etkinlikler karşısında özgür olduğunu söyleyen Garfinkel, fenomenolojinin sosyal inşacılığında kırılma yaratarak, bizlere sosyolojik muhakemenin sınırlarını ve temel kavramlarını sunuyor.

‘Etnometodolojide Araştırmalar’, yayımlanır yayımlanmaz bir klâsik hâline geldi.

Kitabın geleneksel sosyal teorinin ve araştırmanın öncüllerine meydan okuyan argümanı hem büyük övgülerle karşılandı hem de şiddetli tartışmalara yol açtı.

Garfinkel’in önerdiği –anlamlı toplumsal hayatın temelindeki doğrulukları sorgulanmayan pratikleri ortaya çıkarmak üzere tasarlanmış– çalışmalar, sosyal bilime ve toplumsal değişime dair hâkim kavrayışların değişmesini talep ediyordu.

Garfinkel, çalışması için şu açıklamada bulunuyor:

“Sokaktan veya uzman birinin sosyoloji yaparken ‘gerçek dünya’ya her referansı (…) gündelik hayatın organize etkinliklerine bir referanstır. Bundan ötürü, sosyolojinin temel ilkesinin toplumsal olguların nesnel gerçekliği olduğu fikrine ilişkin (bazı Durkheim’cı) yorumlarda vurgulananın aksine bu kitaptaki yazılarda, toplumsal olguların nesnel gerçekliği olarak gündelik hayatın müşterek etkinliklerinin süregelen icrası alınır; bildikleri, kullandıkları ve gerçekliğini sorgulamadıkları bu gündelik ve becerikli icra biçimlerinin sosyoloji yapan üyelerin temel bir gerçekliği olduğu düşünülür ve bu düşünce bir araştırma politikası olarak kullanılır.”

  • Künye: Harold Garfinkel – Etnometodolojide Araştırmalar, çeviren: Ümit Tatlıcan, Nika Yayınevi, sosyoloji, 394 sayfa, 2022

Jacques Donzelot – Aile Polisi (2022)

Aile, müesses nizamı yeniden üretmenin bir aracı mıdır?

Jacques Donzelot, siyasi aklın eleştirisinde bir başyapıt teşkil eden ‘Aile Polisi’nde, on sekizinci yüzyıldan itibaren kamusal müdahale alanına dönüşen ailenin tabi tutulduğu reform hareketini, “sosyal” sektörünün ortaya çıkışıyla birlikte ele alıyor.

Ailelerin yönetiminden ailelerle yönetime geçiş olarak kuramsallaştırdığı bu süreçte, Donzelot, işçi sınıfı ile orta sınıfın, liberal ekonomi bağlamında aile-toplum ilişkini yeniden şekillendirmek isteyen sosyal pratikler ile söylemler tarafından nasıl farklı şekillerde hedeflendiğini, aile yoluyla hangi problemlerin çözülmeye çalışıldığını ve ailenin “ileri liberal toplum”a adaptasyon sürecinde filantropi, sosyal meslekler, tıp, eğitim ve psikiyatrinin oynadıkları rolü, psikanalitik söylem ve pratiklerin yükselişine doğru ele alıyor.

“Toplumsal yüzeyin bir tarihini yazma” iddiasıyla, eleştirinin bütün gücünü kuşanmış olarak gelen bu kitap, Gilles Deleuze’ün son sözüyle birlikte, ilk kez Türkçede okurlarıyla buluşuyor.

Bu kitabın açtığı yolu, yine en iyi, iki yazar anlatıyor:

“Bu kitap bir ilk olduğu söylenebilecek bir adım attıysa, bu onun ailenin son iki yüzyılı kapsayan bu reform hareketini ‘yönetim’ değişikliği kabilinden düşünmüş olması, bu terime vurgu yaparak sosyal kontrol ve disiplinleşme terimlerine yoğunlaşan tek yönlü okumalardaki yanılgıları bir ölçüde aşmış olması ve böylece Michel Foucault’nun çok geçmeden sistematik bir kurama dönüştüreceği bir yaklaşımın genel hatlarını ortaya koymuş olmasıdır.”

  • Künye: Jacques Donzelot – Aile Polisi, çeviren: P. Burcu Yalım, Nika Yayınevi, sosyoloji, 264 sayfa, 2022

Douglas Murray – Kalabalıkların Çılgınlığı (2022)

Son yılların pek çok iç karartıcı yönü arasında, belki de en rahatsız edici olanı ırkın bir sorun olarak geri dönme kolaylığıdır.

Bilginin akış hızındaki inanılmaz yükseliş nedeniyle muhtemelen daha önce hiç görülmemiş bir çılgınlık zamanında yaşıyoruz.

Douglas Murray, toplumların neden artık çatışma kültürüyle karakterize edildiğini nedenleriyle birlikte açıklamaya çalışıyor.

“İnsanlar hem çevrimiçi hem de çevrimdışı, kamusal ve özel alanlarda giderek ölçüsüz, çatışmacı, sürü hâlinde ve kötücül davranıyorlar. Günlük haber döngüsü sonuçlardan ibaret. Nedenler toplumsal yaşamın her alanında açıkça ortadayken, neden sadece sonuçlar görülüyor?”

‘Kalabalıkların Çılgınlığı’, 21. yüzyılın en bölücü konularını inceliyor: Cinsiyet, kimlik ve ırk.

İşyerlerimizde, okullarımızda ve evlerimizde yaşanan şaşırtıcı yeni kültür savaşlarını sosyal adalet, kimlik siyaseti ve sınıf-cinsiyet ilişkisi ekseninde ortaya koyuyor.

Yirminci yüzyılın sonunda ideolojilerin gerilemesi, doldurulmayı bekleyen bir anlam boşluğu yarattı.

Bu, bir dizi eleştirel, kültürel teorinin doğuşuyla aynı zamana denk geldi ve toplumsal cinsiyet, ırk ve cinsel kimlik çalışmaları için alan oluşturdu.

Murray için hepsinden daha zarar verici olanı, farklı baskı mekanizmalarının (özellikle ırksal ve ataerkil) birbirini etkileme ve güçlendirme eğiliminde olduğunu varsayan feminizm kuramının yükselişiydi.

Murray açısından acı ironi, bu yeni baskıcı kuramların insanlık tarihinde gerçek ırkçılık ve cinsiyetçiliğin buharlaşıp başladığı bir dönemde ortaya çıkmasıdır.

Yaygın görüşe karşı çıkmaya ve toplumumuzdaki dramatik değişiklikleri sorgulamaya cesaret eden az sayıdaki yazardan biri olan Murray, bu kitabında değişen dünyanın yeni sorunlarına ışık tutuyor.

  • Künye: Douglas Murray – Kalabalıkların Çılgınlığı: Cinsiyet, Irk ve Kimlik, çeviren: Nural İdrisoğlu, Sander Yayınları, sosyoloji, 352 sayfa, 2022

Charlotte Perkins Gilman – Erkek Yapımı Dünya (2022)

Charlotte Perkins Gilman, androsentrik kültüre yönelttiği bu çarpıcı kritikte, hegemonik erkekliğin yalnızca kadınlar üzerindeki değil, bir bütün olarak insanlığın refahı üzerindeki sayısız yıkıcı etkisini kıvrak bir zekâ ve derin bir kavrayışla analiz ediyor.

Toplumun dünya görüşüne, kültürüne ve tarihinin merkezine eril bakış açısının hâkim olduğu; kadınların payına ise itaati ve öteki olmayı hak gören, bunun üzerine inşa edilmiş uzun insanlık tarihi ve yaratılan tahribat…

Kaldırılması oldukça güç bu enkaz karşısında Gilman; ataerkil düzenin, onu ayakta tutan sosyal kurumlar aracılığıyla, insanlık için ıstırap ve acı yaratmaya yönelik nasıl bir tertip içinde olduğunu incelikle anlatıyor.

Erkekler, modern zihinlere yönelik besbelli bir saldırganlık ve sahtekârlıkla, kadınlara her zaman dişi muamelesi yaparak kadınlar hakkında bir sürü şey yazdı.

Bu kitap, erkekleri insani niteliklerinin aksine eril olarak ele alır fakat kadınları birer dişi olarak görerek bulunulan tacizlere ve yapılan küçümsemelere bir an bile yaklaşmıyor.

Çalışma, günümüzde erkeklere, insani gelişimde kadınlara göre yüksek bir üstünlük tanımakta, ancak bu üstünlüğün cinsiyete değil insanlığa ait bir ayrım olduğunu ve insani güçlerini kullandıkları takdirde kadınlara da tamamen açık olduğunu göstermektedir.

Kadın hareketini, ne denli yol aldığını ve hedeflerinin ne kadarının hayata geçirilemediğini anlamak isteyen okur için ‘Erkek Yapımı Dünya’ kışkırtıcı bir politik yorum.

  • Künye: Charlotte Perkins Gilman – Erkek Yapımı Dünya: Bizim Androsentrik Kültürümüz, çeviren: Leyla Edri ve Esmanur Coşkun, Akademim Yayıncılık, sosyoloji, 160 sayfa, 2022

Kolektif – Türkiye’de Gençlik Araştırmaları (2022)

 

‘Türkiye’de Gençlik Araştırmaları : Temalar, Yönelimler ve Yaklaşımlar’, yakın dönem Türkiye tarihine ışık tutan, yeni kuşakların eğilimlerinin izini süren bir kitap.

Türkiye’de gençlik son zamanlarda daha fazla gündeme gelmeye başladı.

Özellikle gençlerin siyasi eğilimleri ve olası bir seçimde hangi partileri destekleyecekleri, günümüz gençlerinin içinde yer aldığı varsayılan “Z kuşağı’nın” özellikleri ve gençlerin yurtdışına gitmeyi tercih etmeleri sıkça tartışılıyor.

Gençliğin tartışılması gençlerin daha fazla dikkate alınmasına imkan verdiği müddetçe önemli bir gelişme.

Ancak, gençliğin kamuoyunda gündeme getirilişinde bazı temel eksiklikler hemen dikkat çekiyor.

Yıldırım Şentürk, Ayşe Berna Uçarol ve Abdullah Ezik tarafından yayına hazırlanan bu eserin her bir bölümünde alanında uzun yıllardır çalışma yürüten araştırmacı, akademisyen ve yazarların metinleri gençlik üzerine ihmal edilen meseleleri yeniden tartışmaya açıyor.

Kitap, gençliğin ve yeni kuşakların ihtiyaçlarının anlaşılmasında yeni bir rol oynayacak nitelikte.

  • Künye: Kolektif – Türkiye’de Gençlik Araştırmaları: Temalar, Yönelimler ve Yaklaşımlar, editör: Yıldırım Şentürk, Ayşe Berna Uçarol ve Abdullah Ezik, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 504 sayfa, 2022