İlyas Doğan – Devlet ve Toplum Kuramlarına Yeni Yaklaşımlar (2008)

İlyas Doğan ‘Devlet ve Toplum Kuramlarına Yeni Yaklaşımlar’da, küreselleşmenin beraberinde getirdiği farklı yorumlar eşliğinde devleti ve toplumu açıklamaya dönük yeni kuramsal yaklaşımları anlatıyor.

Doğan, küreselleşmenin devletlerin siyasî sınırlarının anlamını değiştirmesi ve yeni toplum anlayışlarını beraberinde getirmesi gerçeğinden hareketle, bu durumun ulus devletler, toplumlar ve bireyler için ne gibi tehditler barındırdığına odaklanıyor.

Doğan ardından, ulus ötesi aşamada dünyada meydana gelecek devlet ve toplum kurgularını anlatıyor.

  • Künye: İlyas Doğan – Devlet ve Toplum Kuramlarına Yeni Yaklaşımlar, Yeni İnsan Yayınevi, siyaset, 448 sayfa

Kolektif – Sosyoloji (2008)

Yedi yazar tarafından kaleme alınan ‘Sosyoloji’, sosyolojiye giriş konusunda kapsamlı bir kaynak.

Dört bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde sosyolojik bakış açısının ne anlama geldiği anlatılıyor, ikinci bölümde de cinsiyet ve ırk gibi sosyal bölünmeler üzerinden iktidar ve politika kurumları inceleniyor.

Üçüncü bölümde aile ve medya gibi sosyal kurumlar ele alınıyor, dördüncü bölümde de sosyolojide kuram ve yöntem sorunları değerlendiriliyor.

Ele alınan konular ve tartışmaların diğer konu ve tartışmalarla ilişkisinin ‘Bağlantılar’ başlıklı kutularla gösterildiğini, bunun da çalışmayı nitelikli kıldığını söyleyelim.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: Tony Bilton, Kevin Bonnett, Pip Jones, Tony Lawson, David Skinner, Michelle Stanworth ve Andrew Webster.

  • Künye: Kolektif – Sosyoloji, çeviren: Kemal İnal, Yeliz Kartal, Nurgök Özkale, Kasım Toraman, Yağmur Özkan ve Ali Rıza Güngen, Siyasal Kitabevi, sosyoloji, 582 sayfa

John B. Thompson – Medya ve Modernite (2008)

John B. Thompson ‘Medya ve Modernite’de, modern toplumların yükselişini iletişim medyasının gelişimi ekseninde inceliyor.

Zira Thompson’a göre modern toplumların yükselişiyle ilgili kültürel dönüşümlerinin anlaşılabilmesi, medyanın gelişimine ve etkisine merkezi bir yol vermekle mümkündür.

Thompson’ın bu tezden hareket eden çalışması, yayıncılığın ilk biçimlerinden elektronik iletişimin en son türlerine uzanan iletişim medyasının, modern toplumların yükselişinin asli bir parçası olduğunu savunuyor.

Yazar, bu ilişkiyi uzun bir zaman diliminde ele alırken, iletişimin sosyal etkilerinden iktidarın değişen doğasına kadar birçok durağa uğruyor.

  • Künye: John B. Thompson – Medya ve Modernite, çeviren: Serdar Öztürk, Kırmızı Yayınları, medya, 410 sayfa

Theodor W. Adorno – Otoritaryen Kişilik Üzerine: Niteliksel İdeoloji İncelemeleri (2017)

Dünyanın en tehlikeli faşisti, kendini asla böyle tanımlamayan, sıradan, gündelik hayat faşistidir.

Zira o, faşizan eğilimleri olduğunu açıkça ifade etmez, fakat sıkıntılı dönemlerde antidemokratik propagandaya da çabucak intibak eder.

Sosyoloji ve felsefe alanındaki muazzam katkılarıyla bilinen Theodor W. Adorno, artık klasikleşmiş elimizdeki yapıtında, otoritaryen kişilik dediğimiz, yani ırkçılığın ve muhafazakârlığın tezlerini olumlayan bireyin ideolojik örgütlenmesinin dinamiklerine iniyor.

Adorno, Batı toplumlarında büyük soykırımlarla sonuçlanan Antisemitizm örneğinden yola çıkarak, dışarıdan başka uluslara veya gruplara saygılı görünüp gündelik hayatında dahi yüzeye çabucak çıkan faşist eğilimleri açığa çıkan bireyi anlatıyor.

Kitabın en büyük katkısı, Antisemitizmi, ya da başka bir azınlık karşıtı önyargıyı, kendi içinde sosyo-psikolojik bir fenomen gibi çözümlemeyi değil, daha ziyade azınlık karşıtı önyargının daha geniş ideoloji ve karakter modelleriyle ilişkisini gözler önüne sermesidir diyebiliriz.

Künye: Theodor W. Adorno – Otoritaryen Kişilik Üzerine: Niteliksel İdeoloji İncelemeleri, çeviren: Doğan Şahiner, Sel Yayıncılık, sosyoloji, 283 sayfa

Mehmet Ertan – Aleviliğin Politikleşme Süreci (2017)

Alevi siyasi hareketinin ortaya çıkışını sağlayan başlıca sosyo-politik dinamikler, siyasal İslam’ın yükselişi ve Kürt sorunu muydu?

Mehmet Ertan elimizdeki önemli çalışmasında, Alevi hareketinin ortaya çıkışı ile siyasal İslam ve Kürt sorunu arasında bir neden-sonuç ilişkisi kurmaktan ziyade, her üç hareketi de siyasetin dilindeki dönüşümle paralel şekil alan ve birbirlerini etkileyen eş zamanlı sosyal hareketler olarak değerlendiriyor.

Çalışma, Aleviliğin bir sosyal harekete kaynaklık edecek şekilde politikleşmesini, siyasetin kültürel dönüşümünü teorik arka plana alarak ve dönemin Türkiye siyaseti bağlamına yerleştirerek inceliyor.

Kitabın bir diğer katkısı da, Aleviliğin, Sünni ve Kürt kimliklerinden farklı politikleşmesine neden olan dinamikler üzerine düşünmesi.

Alevi politikleşmesinin 1960-1980 dönemini, “örtülü politikleşme” olarak tanımlayıp ele alan Ertan, Aleviliğin 1990’larda, daha önceki dönemlerden farklı olarak bağımsız bir sosyal harekete kaynaklı etmeye başladığını, Aleviliğin bu dönemde bir kimlik siyaseti olarak şekillendiğini gözler önüne seriyor.

  • Künye: Mehmet Ertan – Aleviliğin Politikleşme Süreci: Kimlik Siyasetinin Kısıtlılıkları ve İmkânları, İletişim Yayınları, siyaset, 296 sayfa

Zygmunt Bauman – Hermenötik ve Sosyal Bilimler: Anlama’ya Dair Yaklaşımlar (2017)

Dünyanın önde gelen sosyal bilim teorisyenlerinden Zygmunt Bauman bu çalışmasında, sosyal bilimin, 16. yüzyılda, göreceli belirsizliğinden kurtularak hızla bilimsel tartışmaların merkezine oturmuş hermenötiğin meydan okumasına verdiği muhtelif yanıtları ele alıyor.

On sekizinci yüzyılın sonlarına kadar hermenötiğin kendi önüne koyduğu “açıklığa kavuşturma” vazifesinin, yazılı kaynakların orijinal, çarpıtılmamış mesajı için bir araştırma olarak görüldüğünü, hermenötik ne kadar güçlü ve vazgeçilmez de olsa haklı olarak sadece bir araç olarak görüldüğünü belirten Bauman, bu durumun 18. yüzyıldan sonra değiştiğini söylüyor.

Düşünür, hermenötikte 18. yüzyıldan sonra vahim bir kayma meydana geldiğini savunuyor ve bundan sonra hermenötiğin metinlerin salt eleştirisinin ötesine geçtiğini, tarihsel bilginin ve dolayısıyla da genel olarak toplumsal bilginin, doğası ve amaçları hakkında güç sorular sormaya başladığını belirtiyor.

Bauman kitabında hermenötiğe dair sorgulamasını geniş bir zaman diliminde ve Karl Marx, Max Weber, Karl Mannheim, Edmund Husserl, Talcott Parsons ve Martin Heidegger gibi isimlerin düşüncelerini eleştirel bir perspektifle değerlendirerek yürütüyor.

  • Künye: Zygmunt Bauman – Hermenötik ve Sosyal Bilimler: Anlama’ya Dair Yaklaşımlar, çeviren: Hüseyin Oruç, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 336 sayfa

Anthony Elliott – Çağdaş Sosyal Teoriye Giriş (2017)

Çağdaş sosyal teorisyenlerin düşüncelerini kapsamlı, aydınlatıcı ve yalın bir bakışla serimleyen çok önemli bir çalışma.

Anthony Elliott, sosyal teori alanındaki önemli geleneklerin ayrıntılı bir bakışla ele alıyor aynı zamanda düşünceleriyle sosyal teoriye adeta yön vermiş Adorno, Marcuse, Foucault, Lacan, Derrida, Giddens, Bourdieu, Kristeva, Habermas, Butler, Žižek, Castels, Beck, Bauman, Chodorow, Agamben ve DeLanda isimlerin fikirlerinin kapsamlı bir dökümünü yapıyor.

Kitabın en büyük katkılarından bir diğeri de, küreselleşme, feminizm, ağ toplumu, yapısalcılık, postmodernizm ve iklim değişikliği gibi alanlarda yürütülen güncel tartışmalardan hareketle, klasik sosyal teoriyi modern tartışmalarla ilişkilendirmesi.

Zenginliği ve sadeliğiyle hem akademik camiada bu alanda çalışanların hem öğrencilerin hem de konuya ilgi duyan okurların fazlasıyla dikkatini çekebilecek bir çalışma.

  • Künye: Anthony Elliott – Çağdaş Sosyal Teoriye Giriş, çeviren: İbrahim Yıldız ve Aylin Görgün Baran, Dipnot Yayınları, sosyoloji, 448 sayfa

David Frisby ve Derek Sayer – Toplum (2017)

David Frisby, daha önce Türkçede yayımlanan ‘Modernlik Fragmanları’yla hatırlanacaktır.

Frisby o kitabında, Georg Simmel, Siegfried Kracauer ve Walter Benjamin’in düşüncelerinin izinde, modernliğin gündelik hayattaki deneyimlenişini irdelemişti.

Derek Sayer’i ise, ‘Soyutlamanın Şiddeti’yle biliyoruz.

Yazar söz konusu kitabında, Marx’ın toplumsal kuramının eleştirel bir okuması ekseninde tarihsel maddeciliğin analitik temellerini incelemişti.

İki yazar şimdi de, bir zamanlar çağdaş sosyolojide önemli yer tutan “toplum” kavramını ve kavramın geçen zaman içindeki dönüşümünü inceliyor.

Yazarların burada en dikkat çeken tezi, “toplum” kavramının konumu ve içeriği konusunda çağdaş sosyolojide bir fikir birliği mevcut değildir, şeklinde özetlenebilir.

Günümüzde toplum kavramının başat konumunu kaybettiğini belirten yazarlar,  bunun temel nedenlerini irdeledikleri gibi, kavramın tekrar toplum bilimleri alanına dâhil edilmesinin neden önemli olduğunu da tartışıyor.

  • Künye: David Frisby ve Derek Sayer – Toplum, çeviren: Batuhan Bekmen, Habitus Kitap, sosyoloji, 160 sayfa

N. Defne Karaosmanoğlu – Yemekle Devriâlem (2017)

Yemek kültürü ile milletler, dinler, sınırlar ve kimlikler arasında nasıl bir ilişki vardır?

Yemek, kültür ve iletişim alanında çalışmaları bulunan Defne Karaosmanoğlu, tam da bu sorunun yanıtını aramak üzere yola çıkan ‘Yemekle Devriâlem’de, disiplinlerarası bir perspektifle farklı mutfak kültürlerinin ve bunların zengin yansımalarının izini sürüyor.

Uzun yıllara yayılan bilgi, deneyim ve anlayışlarla biçim alan dünya çapından yemek kültürlerine yakından bakan kitap, yemek kültürü ile

  • Küresellik/yerellik,
  • Devlet politikaları ve ulusal temsiller,
  • Kimlik ve aktivizm,
  • Batılılaşma ve Osmanlılık,
  • Ve Teknoloji arasındaki ilişkileri tartışıyor.

Yediği yemeğe, içtiği suya farklı pencerelerden bakmak isteyenlere önerilir.

  • Künye: N. Defne Karaosmanoğlu – Yemekle Devriâlem, Kitap Yayınevi, sosyoloji, 190 sayfa

Kenan Güngör – Büyüyen Zaman İhtiyacı: Zamanda Kölelikten Zamanda Özgürlüğe (2017)

Modern kapitalizmde hız, yalnızca iş hayatını etkileyen bir olgu olmasının da çok ötesinde, gündelik hayatımızı da birebir belirleyen bir sorun haline gelmiş durumda.

Hem de uzunca bir zamandır.

Bu kitap da, zamanın herkese adilce paylaşıldığı şeklindeki basmakalıp tezi temelden çürütüyor.

Kenan Güngör ‘Büyüyen Zaman’da, zamanın hem üretim süreç ve şekilleriyle hem küreselleşmeyle hem de gündelik hayatın örgütlenmesiyle yakın ilişkisini ayrıntılı bir bakışla tartışıyor.

Kitap bunun yanı sıra, zamanın ve hızın toplumsal dokuyu nasıl biçimlendirdiğini de gözler önüne seriyor.

Kapitalizmin zamanımızı tümüyle egemenliği altına alıp onu hiçleştirmesine karşı, kendi hayatımıza ve kendi zamanımıza nasıl sahip çıkabileceğimizi irdeleyen Güngör, bu döngüyü aşmanın yol ve yordamı sunuyor.

Güngör, kapitalizmin hakiki bağlamından kopararak nesneleştirdiği zamanımıza sahip çıkarak bizi zamanda kölelikten zamanda özgürlüğe ulaşmaya davet ediyor.

  • Künye: Kenan Güngör – Büyüyen Zaman İhtiyacı: Zamanda Kölelikten Zamanda Özgürlüğe, Nota Bene Yayınları, sosyoloji