Zafer Aydın – ’68’in İşçileri (2021)

Toplumsal ve siyasi belleğimizde silinmez izler bırakmış ’68’in işçileri üzerine harika bir çalışma.

Zafer Aydın, rüzgârlar tersten estiği zamanlarda dahi bayrağı elinden bırakmamış işçilerin olağanüstü öyküleri üzerinden dönemi, dönemin ruhunu aktarıyor.

Etki ve sonuçlarıyla bir dönemi ve kuşağı ifade eden 1968, dünyadaki örneklerinden farklı olarak Türkiye’de öğrenci gençlik, öğrenci gençliğin eylemleri, önderleri, militanlarıyla anılıyor.

Oysa aynı dönemde öğrenci gençlikle benzer biçimde uyanış, aydınlanma ve politikleşme sürecini yaşamış, hak arama, dünyayı değiştirme mücadelesine girişmiş, bir de işçi kuşağı var.

Bu kitap, anti-emperyalist gösterilerden, fabrika işgallerine, grevlere, direnişlerle, 15-16 Haziran’a, DGM Direnişine, kitlesel 1 Mayıs kutlamalarına kadar yüzlerce eyleme, etkinliğe imza atmış, parçası olmuş ve bedel ödemiş ’68’in işçilerini görünür, bilinir hale getirmesiyle çok önemli.

Aydın, Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan ‘İşçilerin Haziranı – 15-16 Haziran 1970’ kitabı için görüşme yaptıklarının bir kısmının yaşam öyküsü üzerinden dönemi, dönemin ruhunu, ’68’in işçilerinin çıktıkları yolculuğa nasıl devam ettiklerini, neler yaptıklarını, dünyanın ve Türkiye’nin yaşadığı değişim ve dönüşümlerde nasıl tutum aldıklarını aktarıyor.

İtiraz etmekten vazgeçmemiş, yıkılmış duvarların enkazı altında kalmadan, bildikleri yoldan yürümeye devam etmiş, yorgun bedenlerine aldırmadan, her eylemin, grevin, direnişin parçası olan insanların hayat hikâyelerinden hâlâ öğreneceğimiz çok şey var.

  • Künye: Zafer Aydın – ’68’in İşçileri, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 271 sayfa, 2021

Jared Diamond ve James A. Robinson – Tarihin Doğal Deneyleri (2021)

Haiti ve Dominik Cumhuriyeti farklı tarihsel deneyimlere sahipken ABD ve Avustralya neden benzer tarihsel deneyimler yaşadı?

Jared Diamond ve James A. Robinson, küresel eşitsizliğin tarihsel kökenlerinin izini sürüyor.

‘Tüfek, Mikrop ve Çelik’ kitabının Pulitzer ödüllü yazarı Profesör Diamond ile Harvard Üniversitesi’nden Prof. Robinson, arkeolojiden iktisada, coğrafyadan siyaset bilimine farklı disiplinleri ortak bir çatı altında birleştirerek yeni ve geleceğe yönelik bir tarih okuması öneriyor.

Araştırmacının değişkenlerine doğrudan müdahale edebildiği kontrollü ve tekrarlı laboratuvar deneyleri, bilimsel yöntemin alametifarikasıdır.

Fakat böyle bir müdahaleye olanak tanıyan deneylerin, bilim dalı olarak kabul edilen pek çok alanda uygulanamaz olduğu da acı bir gerçek.

Bu tür tarihsel disiplinlerde verimliliği kanıtlanmış bir yöntem, doğal deney veya bir diğer adıyla karşılaştırma yöntemidir.

Bu yaklaşımda birçok yönüyle birbirine benzeyen fakat araştırmaya konu olacak yönüyle birbirinden ayrılan çeşitli sistemler –tercihen istatistiksel analizler yardımıyla ve nicel olarak– kıyaslanır.

Hispanyola Adası’nın iki güzide komşusu Haiti ve Dominik Cumhuriyeti farklı tarihsel deneyimlere sahipken Arjantin, ABD, Sibirya ve Avustralya gibi birbirlerine oldukça uzak ancak doğal “sınırlar”la birleşmiş olan toplumlar neden benzer tarihsel deneyimleri yaşamıştır?

Seksen bir Pasifik adası ile Hindistan’ın iki yüz otuz üç bölgesini birbirine bağlayan sosyopolitik olgular nelerdir?

Tarih, arkeoloji, iktisat, coğrafya ve siyaset bilimi perspektifinden hareket eden ‘Tarihin Doğal Deneyleri’, karşılaştırma yönteminin tarihe nasıl uygulanabileceğini göstermeyi ve bu yöntemin belirgin risklerini ortadan kaldırmak için başvurulabilecek bazı teknikleri değerlendirmeyi amaçlıyor.

Küresel eşitsizliğin tarihsel kökenlerinin izini süren Diamond ve Robinson, alanlarında önde gelen akademisyenlerle birlikte dünyanın bugününün dününü görünür hale getiriyor.

Çalışma, kontrollü deneylerin insanlık tarihinin, siyasetin, kültürün, ekonominin ve ekolojinin karmaşık gerçeklerine nasıl uygulanabileceğini ortaya koyuyor.

  • Künye: Jared Diamond ve James A. Robinson – Tarihin Doğal Deneyleri, çeviren: Beste Naz Yıldız, Pegasus Yayınları, tarih, 360 sayfa, 2021

Burcu Özdemir – Sovyetler Birliği’nde Komünist Kadın Hareketi (2021)

Sovyetler’de kurulup işçi ve köylü kadınlar arasında örgütlenmiş Jenotdel, kadın hareketi tarihinde dönüm noktasıdır.

Burcu Özdemir’in bu enfes çalışması ise, Jenotdel üzerine Türkiye’de yapılmış ilk bağımsız ve kapsamlı inceleme.

Ekim Devrimi’nden sonra kurulan Jenotdel (1919-1930), Komünist Partisi’nin işçi ve köylü kadınlar arasındaki çalışmalarını örgütleyen birimdi.

Sovyetler Birliği coğrafyasında faaliyet göstermekle birlikte, hiç kuşkusuz tüm dünyadaki kadın hareketinin yıllar süren mücadelesinin bir sonucuydu.

İnessa Armand, Aleksandra Kollontay, Nadejda Krupskaya gibi isimlerin önderliğinde kurulan Jenotdel’in öncelikli hedefi, kadınların toplumun eşit birer üyesi haline getirilmesi ve politik açıdan eğitilmesiydi.

Bunun için komünal tesisler (kreşler, yemekhaneler) açtı; okuma yazma kursları, mitingler, konferanslar düzenledi; dergiler çıkardı.

Yanı sıra, ekonomik açıdan zor durumdaki yalnız, evsiz ve küçük çocuklu kadınlara verilen toplumsal desteği güçlendirdi.

Jenotdel, partiye bağlı bir birim olmakla birlikte geniş yetkilerle donatılmış bir karar merkeziydi.

‘Sovyetler Birliği’nde Komünist Kadın Hareketi’, kadınları özgürleştiren devrimci reformların özellikle Doğu Cumhuriyetlerinde ne büyük tepkiler yarattığını belgelerle ortaya döküyor.

Kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmesi, başlık parası, poligami ve çarşafa karşı Jenotdel’in Azerbaycan’da verdiği zorlu mücadele, bu kitabın en dikkat çekici ve ilgiyle okunacak bölümlerinden birini oluşturuyor.

  • Künye: Burcu Özdemir – Sovyetler Birliği’nde Komünist Kadın Hareketi (1919-1930), Yordam Kitap, tarih, 144 sayfa, 2021

Hristo Brızitsov – Bir Çocuğun İstanbul Hatıraları (2021)

Bulgar gazeteci Hristo Brızitsov, 1901’de Ortaköy’de doğdu.

Brızitsov bu kitaptaki altın değerindeki anılarında, çocukluğunun altın çağını geçirdiği İstanbul ve özelde Ortaköy ve Pera’nın kozmopolit, Levanten zamanlarını anlatıyor.

Yeni bir yüzyılın başında Boğaziçi’nde hayata gözlerini açma ve çocukluğun gamsız yıllarını payitahtın orta yerinde geçirme ayrıcalığı, yazmaya meyilli her insan için bulunmaz bir nimet olmalı.

Bulgar gazeteci ve hatırat yazarı Brızitsov, bir dini kurumun yayın organı olan gazetede çalışan bir babanın oğlu olarak Ortaköy’de dünyaya geldi (1901), daha sonra da Cadde-i Kebir (İstiklal Caddesi) üzerindeki Rumeli Han’da Balkanlı, batılı, modern ve milli olduğu kadar Levanten, doğulu, geleneksel ve kozmopolit olan bir ortamda buldu kendini.

Hristo’nun çocukluğu ve ilkokul öğrenciliği İkinci Meşrutiyet, Birinci ve İkinci Balkan Savaşları gibi sarsıcı olayların yaşandığı bir döneme denk geldi.

İkinci Balkan Savaşından sonra doğduğu şehirden ayrılarak ailesiyle yerleştiği Sofya’da baba mesleğini sürdürmeye karar kıldı.

1930’lara gelindiğinde ülkesinin seçkin gazetelerinde genel yayın yönetmenliğine yükselmişti, basın alanında birçok yeniliğe imza attı.

Eylül 1944’te iktidarı ele geçiren yeni rejimin hışmına uğradı ve idam edilmekten bir tesadüf sonucunda kurtuldu; çarptırıldığı ömür boyu hapis cezasının dokuz yılını çekti, uzunca bir zaman yazması yasaklandı.

Yazmaya izin verildiğinde de, 1980’deki vefatına kadar büyük bir üretkenlik sergileyerek hatırat ağırlıklı eserler kaleme aldı.

En sevdiği ve tekrar tekrar dönerek yeniden ve farklı açılardan ele aldığı konu, doğduğu ve çocukluğun altın çağını geçirdiği İstanbul ve özelde Ortaköy ve Pera oldu.

Yaza yaza bitiremediği İstanbul’u odağına alan eserleri büyük ilgi gördü ve yüksek tirajlı yeni baskılara ulaştı.

Belleğin, yıllar geçtikçe daha da derinleşen dipsiz kuyusundan kazdığı yeni hatıra katmanlarından oluşan bu eserler arasında Bir Çocuğun İstanbul Hatıraları ilk sırayı aldı.

Eser, çocuk algısının narin ve yapmacıksız anlatımıyla payitahtın 20. yüzyıl başlarındaki halini canlandırmamıza, havasını teneffüs etmemize ve yeniden yaşamamıza keyifli bir vesile sunuyor.

  • Künye: Hristo Brızitsov – Bir Çocuğun İstanbul Hatıraları, 1901-1913, çeviren: Hüseyin Mevsim, Kitap Yayınevi, anı, 112 sayfa, 2021

Carlo M. Cipolla – Zaman Makineleri (2021)

Saatler ile kültür ve toplumsal gelişme arasındaki girift ilişki üzerine harikulade bir inceleme.

Carlo Cipolla, 14. ve 18. yüzyıl zaman aralığında saat imalatının Doğu ve Batı coğrafyalarındaki kendine has gelişim dinamiklerini aydınlatıyor.

Kitap, “Saatleri demircilerin imal ettikleri ortaçağ demirci ocaklarından 17. yüzyılın sonunda Pekin imparatorluk sarayında kurulan saat atölyesine kadar saat imalatının sonuçları neler olmuştu?”, “Niçin bazı kültürler saatlere hem sosyal hem ticari alanlarda büyük anlam yüklerken diğerleri onları sadece birer oyuncak gibi gördü?” ve “Batı, Çin ve Japonya gibi ülkelere saat üzerinden nasıl meydan okudu?” gibi ilginç sorulara çarpıcı yanıtlar vermesiyle dikkat çekiyor.

İtalyan tarihçi Cipolla’nın ‘Zaman Makineleri’, teknolojik gelişmeyle kültürün ve toplumsal gelişmenin arasındaki bağın, çağımız Avrupa uygarlığına ve onun üstünlüğü temeline nasıl oturduğunu gösteriyor.

  • Künye: Carlo M. Cipolla – Zaman Makineleri: Saat ve Toplum 1300-1700, çeviren: Erdal Turan, Alfa Yayınları, tarih, 140 sayfa, 2021

Carlo M. Cipolla – Yelkenler ve Toplar (2021)

Avrupalıların yelkenler ve toplar sayesinde pek çok kıtada nasıl hâkimiyet kurdukları ve böylece Sanayi Devrimi’nin altyapısını oluşturdukları hakkında eşsiz bir çalışma.

Carlo Cipolla, ufuk açıcı bir tarih okumasıyla karşımızda.

Avrupalılar geliştirdikleri topları ve yelken kullanımındaki tecrübeleriyle ticaret sahnesinin en baskın oyuncuları oldular.

Hem Asya, Afrika ve Amerika kıyılarında yüzyıllar boyu hâkimiyet kurdular hem de Sanayi Devriminin altyapısını hazırladılar.

Dünyaca ünlü ekonomi tarihçisi Cipolla, eğitimini Sorbonne ve London School of Economics’te tamamladıktan sonra, 1959 yılında Berkeley Üniversitesinde ders vermeye başladı.

Hayatını kaybettiği 2000 yılına dek yirmiden fazla esere imza atan Cipolla, ‘Yelkenler ve Toplar’da, tarihi şekillendiren teknolojik gelişmelerden en verimli şekilde yararlanmak için emek ve sermaye kaynaklarının nasıl kullanıldığını, savaş silahları ve donanmalar üzerinden gözler önüne seriyor.

  • Künye: Carlo M. Cipolla – Yelkenler ve Toplar, çeviren: Erdal Turan, Alfa Yayınları, inceleme, 204 sayfa, 2021

Martin Arnold – Vikingler: Savaş Kurtları (2021)

Tarihin en çılgın halklarından olan Vikingler üzerine rehber nitelikte bir çalışma.

Martin Arnold, Avrupa’yı kasıp kavurmuş Vikinglerin 8. ve 11. yüzyıllar arasındaki fırtınalı tarihini adım adım izliyor.

Sekizinci yüzyıl sonlarında çetin denizleri aşarak yaşadıkları soğuk coğrafyadan güneye inen Vikingler, başta İngiltere olmak üzere Batı Avrupa krallıklarına düzenledikleri saldırılar ve acımasız faaliyetleriyle Hristiyanların korkulu rüyası hâline geldiler.

İki yüzyılı aşkın devam eden işgaller sonucunda Vikinglerin önemli bir kısmı İngiltere’ye, Fransa’nın kuzeybatısına, Sicilya’ya ve İtalya’ya yerleşti.

Bazıları savaş meydanında yendikleri Hristiyanların dinini kabul etti ve Odin’den yüz çevirip İsa Mesih’e iman etmeye başladı.

Böylece, bir zamanlar korku saldıkları Hristiyan Avrupa kültürünün içinde yavaşça eridiler.

Vikinglerin bir kolu, Batı Hristiyanlığıyla etkileşim kurmak yerine Doğu Avrupa’ya yöneldi ve Hazarlar ve Müslümanlarla ticari ilişkiler tesis etti.

Bir başka kol ise daha batıya yelken açıp İzlanda, Grönland ve Kuzey Amerika’da yeni maceralara atıldı.

Arnold çalışmasında, Vikinglerin gündelik yaşamlarını, inanışlarını, efsanelerini, askeri zaferlerini ve arkalarında bıraktıkları büyük mirası, dönemin kaynakları ve arkeolojik veriler üzerinden canlı bir biçimde anlatarak 8. ve 11. yüzyıllar arasında Avrupa’yı kasıp kavuran Vikinglerin fırtınalı tarihini genel hatlarıyla sunuyor.

  • Künye: Martin Arnold – Vikingler: Savaş Kurtları, çeviren: Sıla Onat, Selenge Yayınları, tarih, 148 sayfa, 2021

Bernard Lewis – İslam’ın Siyasal Söylemi (2021)

İslam dininin siyasi alan içerisinde geliştirmiş olduğu söylemi tarih içinde nasıl gelişti?

Bernard Lewis, İslam dünyasındaki siyasi yapının unsurlarını sosyolojik, dilbilimsel, etimolojik, siyasal ve tarihsel bir okumaya tabi tutuyor.

Kitapta, “Cihat aslında ne demektir?”, “Müslümanların kanun anlayışı nedir?” ve “İslam’ın kâfirlere karşı tutumu nedir?” gibi önemli soruların yanıtları aranıyor.

Edebi ve tarihi kaynakları ele alan Lewis, İslam’ın siyasal söyleminin gelişiminin, Peygamber’in zamanından günümüze kadar izini sürüyor, bunun yanı sıra, Arapça, Türkçe ve Farsça belgeleri inceleyerek İslam’ın siyaset düşüncesi ile Batı siyaset teorisi arasındaki farkları ortaya koyan Lewis, bununla birlikte İslam dünyasındaki siyaset algısına, tartışmalarına ve uygulamalarına ışık tutuyor.

Günümüzde İslam’ı siyasal söyleminden ayrı, hatta siyasal söylemi olmaksızın düşünebilmek olanaksız hale geldi.

Hatta İslam’ın siyaset sahasında ileri sürdüğü konular ve başlıklar bugün, belki de tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar ön planda ve sorgu altında.

Tarihçi ve İslam bilimleri uzmanı Lewis, meseleyi ustaca çevreleyen bu kitabında, İslam dininin siyasi alan içerisinde geliştirmiş olduğu söylemi inceliyor.

‘İslam’ın Siyasal Söylemi’nde yazar, İslam dünyasındaki siyasi yapının unsurlarını sosyolojik, dilbilimsel, etimolojik, siyasal ve tarihsel bir okumaya tabi tutuyor ve bu yapının yüzyıllar içerisinde atılan temellerini ele alıyor.

İslam uygarlığının siyaset sahasında geliştirdiği dile ait örnekleri irdeleyerek kökenine dair kaynaklara işaret eden Lewis’in İslam siyasetine ait unsurlar ile Batı siyaset teorisi ve pratiğini kıyaslaması kitabı özellikle önemli kılıyor.

‘İslam’ın Siyasal Söylemi’, İslam siyaset dilinin tarih içerisindeki serencamını kısa ve öz biçimde sunuyor.

  • Künye: Bernard Lewis – İslam’ın Siyasal Söylemi, çeviren: Ünsal Oskay, Kronik Kitap, siyaset, 224 sayfa, 2021

Ingrid Gilcher-Holtey – 68 Hareketi (2021)

68 Hareketi üzerine kısa ve öz bir çalışma arayanlara, bu kitabı tavsiye ediyoruz.

Ingrid Gilcher-Holtey, 68’in Almanya, Batı Avrupa ve Amerika’daki yükselişini, hedeflerini ve faaliyetlerini izliyor.

Sokakları hıncahınç dolduran kalabalıklar, yeri göğü inleten sloganlar ve sokaklardaki neredeyse her duvarı dolduran yazılar…

Berkeley, Berlin, Roma, Paris ve daha nice şehirler…

Bu çalışma da, dünyanın dengesini sarsan ve “farklı” bir topluma ulaşmak amacıyla 68 Hareketi kapsamında gerçekleştirilen eylemlerin ve dile getirilen düşüncelerin etkileri ve tarihsel rolleri hakkındaki tartışmaya önemli katkıda bulunuyor.

Batı demokrasilerinin kurumsal sisteminin sahip olduğu istikrar, 68 Hareketinin meydan okumasını savuştursa da Federal Almanya Cumhuriyeti, Fransa, İtalya ve ABD’de temsili demokrasi çetin bir sınavdan geçmek zorunda kaldı ve Eski Sol ile birlikte ama ondan ayrı bir Yeni Sol siyaset sahnesine çıktı.

68 Hareketi; yöneldiği “devrimci” siyasî hedefe ulaşmayı başaramasa da doğrudan demokratik katılım haklarında ısrarcı olarak katılım fırsatlarının genişletilmesi ve hem bilinç hem de ihtiyaç yapılarını değiştirmek suretiyle yaşam tarzında ciddi dönüşümlere zemin hazırlaması bakımından dünya siyasetini geri dönülmesi mümkün olmayan yeni bir patikaya yöneltti.

Hem dünya siyasetinde meydana gelen önemli olayları hem de şehirlerde filizlenen ve geliştirilen protesto eylemlerini karşılaştırarak ele alan Gilcher-Holtey, olayların zirvesine ulaştığı kritik “an”lara kadarki gelişmeleri kronolojik olarak okuyucuların dikkatine sunarak 68 Hareketinin bütüncül bir analizinizi yapıyor.

  • Künye: Ingrid Gilcher-Holtey – 68 Hareketi: Almanya, Batı Avrupa, ABD, çeviren: Muhsin Bulut, Runik Kitap, tarih, 133 sayfa, 2021

Lyudmila Pavliçenko – Ölüm Meleği (2021)

Lyudmila Pavliçenko, Sovyetlerin Nazilere karşı savaşında Kızıl Ordu bünyesinde bir keskin nişancı olarak katılmıştı.

Savaştaki başarıları nedeniyle Sovyet halkı için büyük ilham kaynağı olmuş Pavliçenko’nun bir döneme ışık tutan anıları, burada.

Pavliçenko İkinci Dünya Savaşı’nın en şiddetli, Nazi Almanyası’nın yenilmezlik imajının en güçlü olduğu yıllarda bir kadın olarak cephede çarpıştı.

Sovyetler Birliği’nin ileri mevzilerinde, hatta düşman hatlarında Nazi savaş makinesine karşı sonu gelmez bir mücadele verdi.

Almanların Sovyetler Birliği’ne taarruzuyla, Rusların deyişiyle, Büyük Vatan Savaşı patlak verir vermez Pavliçenko gönüllü olarak askere yazıldı, yetenekli vatansever bir Sovyet kadınından dünya tarihinde en fazla düşman askeri öldürmüş keskin nişancılardan birine, Sovyet halkı için büyük bir ilham kaynağına dönüştü.

Savaşa 26 Haziran 1941’de Kızıl Ordu saflarında katılan Pavliçenko ilk olarak Odessa, iki ay sonra ise Sivastopol savunmalarında görev yaptı.

Önce Rumen ardından Alman işgalcilere karşı gözü pek bir mücadele içerisinde bulunan Pavliçenko kitap boyunca aldığı eğitimi, bulunduğu koşulları, yürüttüğü operasyonları, omuz omuza çarpıştığı yoldaşlarını bütün açıklığıyla aktarıyor.

Kitabın çekirdeğini ise Pavliçenko’nun cephede yasak olmasına rağmen gizlice tuttuğu günlüğe zaman zaman yazdığı notlar oluşturuyor.

1942 Ağustos’unda bizzat Stalin’in emriyle cepheden alınarak Ulusal Öğrenci Kongresi için ABD’ye gönderilen Pavliçenko, burada ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt ile görüştü, eşi Elanor Roosevelt ile arkadaşlık kurdu.

ABD’de Sovyetlerin cephede verdikleri çetin mücadeleyi çeşitli mecralarda anlattı ve ardından bu görevine İngiltere’de devam etti.

Cepheden binlerce kilometre ötede vatanını savunmaya devam eden Pavliçenko Sovyetler Birliği’ne döndükten sonra da keskin nişancı okulunda eğitmen olarak orduda hizmet vermeyi sürdürdü.

‘Ölüm Meleği’, keskin nişancı tüfeğiyle 309 düşman askerini öldürerek dünya savaş tarihine geçmiş Pavliçenko’nun (Lady Death) yaşadıklarını canlı bir şekilde sunuyor.

  • Künye: Lyudmila Pavliçenko – Ölüm Meleği: Bir Sovyet Nişancısının İkinci Dünya Savaşı Anıları, çeviren: Tibet Abak, Kronik Kitap, anı, 384 sayfa, 2021