Munzur Güven Kılıç – Yasaklı Bölge (2020)

Dersim, daha çok 1937/38’de yaşanan katliamla bilinse de, bölgenin devletin nezdinde düşmanlaştırılması çok daha eskilere dayanır.

Burası, daha 1514’te devletin gözüne batmaya başlamıştı.

Öte yandan Cumhuriyet döneminde de, her şey 1937/38’de başlayıp bitmedi.

Örneğin Dersim, 1950’li yıllara kadar askeri bölge olarak kalmıştı.

İşte Munzur Güven Kılıç’ın bu çalışması, 1896’lardan özellikle bölge için dönüm noktası olan 1937/38’lere kadar yaşananları tanıklıklar üzerinden ele alıyor.

Bu tanıklıklar, bölge tarihi açısından bazı önemli boşlukları dolduruyor.

Kitabın asıl özgünlüğü ise, Dersim’in yaşadığı acıları ortaya koyduğu gibi, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde yetkililerin planları, söylemleri ve raporlarının yanı sıra, o dönem bölgede görevli olarak yaşayanların anılarını da barındırması.

Künye: Munzur Güven Kılıç – Yasaklı Bölge: 1870-1984 Dersim, Nota Bene Yayınları, tarih, 176 sayfa, 2020

Mehmet Ali Ağaoğulları – Fransız Devrimi’nde Siyasal Düşünceler ve Mücadeleler (2020)

Fransız Devrimi’nde öne çıkan siyasal düşünce ve mücadeleler üzerine çok iyi bir çalışma.

Mehmet Ali Ağaoğulları, ‘Fransız Devrimi’nde Siyasal Düşünceler ve Mücadeleler’ adlı çalışmasının ilk cildi olan bu kitabında, bu düşünceleri, Robespierre’den Marat’ya ve Mirabeau Kontu’na, dönemin önde gelen aktörlerinin fikir ve yorumlarını merkeze alarak irdeliyor.

Kitapta, halk egemenliği, insan hakları, düşünce özgürlüğü, kadınların durumu, kölecilik, dinsel yapı, cumhuriyet, savaş, feodalizme son verilmesi, XVI. Louis’nin kaçışı ve yakalanması, krallığın düşüşü, Jakoben iktidarın yapılanması, bu iktidara karşı çeşitli muhalefet hareketlerinin biçimlenmesi ve Devrimci Yönetim ile terörün uygulanması gibi konular derinlemesine ele alınıyor.

Ağaoğlu, bu tema ve olayları, sınıfsal ilişkileri de göz ardı etmeden aydınlatıyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Basın özgürlüğü ya bütüncül ve tanımlanmaz olmalıdır ya da yoktur… Kısacası, ya sınırsız basın özgürlüğünü kabul etmek ya da tüm özgürlüklerden vazgeçmek gerekir.” -Maximilien Robespierre

“Hiç kimse, en radikal düşünceleri için bile rahatsız edilmemelidir. Kadının darağacına çıkma hakkı vardır; aynı şekilde, yasayla kurulmuş kamusal düzene eylemleriyle zarar vermediği sürece Meclis kürsüsüne de çıkma hakkı olmalıdır.” -Olympe de Gouges

“Hoşgörüyü salık vermeye gelmiyorum. En sınırsız din özgürlüğü benim gözümde öylesine kutsal bir haktır ki, hoşgörü sözcüğü, kim tarafından dile getirilirse getirilsin, bana bir bakıma despotik olarak görünür; çünkü hoşgörü yetkisi olan bir otorite düşünce özgürlüğünü ihlal edebilir; hoşgörü gösterebileceği gibi göstermeyebilir de.” -Mirabeau Kontu

“Düşüncelerin iletişimini köstekleyerek engellemek, insanların insan olmalarını önlemek ve onları ilkel yaratıklar sınıfı içine hapsetmektir. Böyle bir davranışı uygulayanlar sadece tiranlardır.” -Jean-Paul Marat

“Bir insanı bir tür tanrı haline getiren ve yasaların güçlü olmasını onun varlığına bağlayan şu saçma sapan hurafeye körü körüne inanıldığı o eski zamanlarda yaşamıyoruz artık.” -Condorcet Markisi

  • Künye: Mehmet Ali Ağaoğulları – Fransız Devrimi’nde Siyasal Düşünceler ve Mücadeleler 1789-1794, Cilt 1: Özgürlüğün İcadı, Dipnot Yayınları, tarih, 344 sayfa, 2020

Christian Kleinschmidt – Modern Ekonominin Tarihi (2020)

On beşinci yüzyılda ve on altıncı yüzyılın başlarında Asya, dünya ekonomisinin merkeziydi.

Çin ve Hindistan en büyük ekonomik güçlerdi.

Peki, nasıl oldu da Avrupa, öncü iktisadi güç haline geldi?

Marburg Philipps Üniversitesinde ekonomi ve toplumsal tarih profesörü olan Christian Kleinschmidt, Avrupa’nın bu beklenmedik yükselişinin altındaki dinamikleri irdeliyor.

Kleinschmidt, modern dönem ekonomi tarihinin en belirleyici gelişmesi olan bu durumu izlerken, Modern Çağ’ın nüfusu, mal akışı, ticaret yolları, fikir ve dünya görüşleri, teknolojisi, bilimsel anlayışı ve siyasetinde yaşanan muazzam dönüşümleri de aydınlatıyor.

Kitap, 1500-1850 “Avrupa mucizesi”ne vesile olan yeni icatlar ve yeni kurumları irdelemekle kalmıyor, aynı zamanda bu gelişmede büyük payı olan sınırsız şiddeti, acımasız baskıları ve sömürge yayılmacılığını da gözler önüne seriyor.

  • Künye: Christian Kleinschmidt – Modern Ekonominin Tarihi: 1500-1850 Arasında Dünya Ekonomisi, çeviren: Edip Sönmez, Runik Kitap, tarih, 116 sayfa, 2020

Kolektif – Türkiye’nin 1970’li Yılları (2020)

Türkiye’nin bugüne nasıl geldiğini daha iyi kavramak için, ülkenin 70’li yıllarına daha yakından bakmamız gerekir.

1120 sayfalık bu derleme de, Türkiye’nin 1970’li yıllarını, başka bir deyişle Cumhuriyet’in 12 Mart ile başlayıp, 12 Eylül ile biten, iki darbe arasına sıkışmış yıllarını farklı yönleriyle izliyor.

12 Mart dönemi anayasa değişikliklerinden 70’li yıllarda gecekondu direnişlerine, Fatsa deneyiminden Çorum ve Maraş katliamlarına, yetmişli yıllarda Türkiye’de protest müzikten sinemaya ve dönemin Kürt hareketine pek çok konunun ele alındığı kitap, aynı zamanda Demirel, Ecevit, Nihat Erim, Erbakan ve Türkeş gibi dönemin önde gelen aktörlerini de irdeliyor.

Bu yıllara iç politik gelişmelerden spora, uluslararası ilişkilerden sanata, iktisattan müziğe, emek ve kadın hareketlerinden gündelik hayata, görsel sanatlara kadar oldukça geniş bir perspektifle bakan kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Sevgi Adak, Emel Akal, Pınar Akarçay, İsmet Akça, Mehmet Ö. Alkan, Murat Arslan, Sernaz Arslan, Şükrü Aslan, Gökhan Atılgan, İlker Aytürk, Tanıl Bora, Funda Şenol-Cantek, Yalçın Çakmak, Aziz Çelik, Kadir Dede, Veysel Dinler, Selçuk Duran, Evren Eken, Arda Ercan, Çağdaş Görücü, Veysel Ergüç, Çimen Günay-Erkol, Bora Gürdaş, Kerem Hocaoğlu, Süleyman İlaslan, Mete Kaan Kaynar, Nurettin Kalkan, Nuray Keskin, Bayram Koca, Selçuk Koca, Bilsay Kuruç, Murat Meriç, Levent Odabaşı, Asım Öz, Gencer Özcan, Celal Oral Özdemir, Hüseyin Özel, Güven Gürkan Öztan, Selman Saç, Ayşem Sezer-Şanlı, Burcu Sümer, Tuncay Şur, Anıl Varel, Kerem Yavaşça, Yavuz Yıldırım, Mete Yıldız, Mehmet Yüce ve Yelda Yürekli.

Künye: Kolektif – Türkiye’nin 1970’li Yılları, derleyen: Mete Kaan Kaynar, İletişim Yayınları, siyaset, 1120 sayfa, 2020

Gaius Suetonius Tranquillus – On İki Caesar’ın Yaşamı (2019)

‘On İki Caesar’ın Yaşamı’, Eskiçağ Tarihi çalışmaları alanında eşsiz bir yapıttır.

Modern tarihyazımının biçimlenmesinde büyük paya sahip Suetonius bu eşsiz yapıtında, Iulius Caesar’dan Domitianus’un ölümüne dek (MÖ 100 MS 96) Roma tarihine yön veren imparatorların yaşamlarını anlatıyor.

Yazar bununla da yetinmeyerek Roma devletinin yapısı, işleyiş biçimi, toplumun durumu, olaylar ve çeşitli konular hakkında pek çok aydınlatıcı bilgi de veriyor.

Tranquillus burada sırasıyla Iulius Caesar, Augustus, Tiberius, Caligula, Claudius, Nero, Galba, Otho, Vitellius, Vespasianus, Titus ve Domitianus’un hayatını anlatıyor.

Aynı zamanda bu imparatorların dış görünüşlerini, doğumları ve ölümleri ile ilgili kehanetleri, ailelerini, biyografi yazım türünün geleneğine uyarak belli bir düzen içinde aktarıyor.

Kitap bu yönüyle, Roma’daki yönetim değişikliğinin nasıl başladığı ve halkın sosyal yaşamının bundan nasıl etkilendiği konularında da bize fikir veriyor.

  • Künye: Gaius Suetonius Tranquillus – On İki Caesar’ın Yaşamı, çeviren: Gül Özaktürk ve Ümit Fafo Telatar, Doğu Batı Yayınları, tarih, 494 sayfa, 2019

Alexandre Kojève – Otorite Kavramı (2020)

Otoritenin doğası ve tarihsel gelişimi üzerine usta işi bir sorgulama.

Yeni bir baskıyla yayımlanan kitabında Alexandre Kojève, Aydınlanmadan Vichy Fransa’sına pek çok örneğin politik uygulamalarını inceliyor ve dört ana otorite tipini ele alıyor.

Bu otorite tiplerinin kavramsal önermelerini ayrıntılı bir şekilde ortaya koyan Kojève, bizi otoritenin tarihi, gelişimi ve dinamikleri üzerine düşünmeye davet ediyor.

1940’lı yıllarda yazılmış olsa da güncelliğini halen koruyan bir çalışma.

  • Künye: Alexandre Kojève – Otorite Kavramı, çeviren: Murat Erşen, Alfa Yayınları, siyaset, 136 sayfa, 2020

Virginia Cox – İtalyan Rönesansı’nın Kısa Tarihi (2020)

İtalya’nın 14. ile 16. yüzyıl arası toplumsal, iktisadi, dini ve siyasi tarihini köklü bir şekilde dönüştürmüş Rönesans’ının klasik antikiteyle bağlantı içerisinde kökleşmiş bir kültürel hareket olarak analiz eden harika bir çalışma.

Virginia Cox çalışmasını, bu dönemin “manşet” kültürünü oluşturan büyük bilgin, düşünür ve sanatçılarının katkılarıyla sınırlandırmıyor.

Tersine, manşetlerin ötesine, Rönesans hareketine daha sessiz, tali bir şekilde katılan erkek ve kadın kitlesine bakıyor.

Dolayısıyla burada karşımıza, Masaccio, Leonardo, Rafael ve Titian kadar Petrarca, Boccaccio, Alberti, Castiglione, Machiavelli de çıkar, sokak şairinin yanı sıra haritacılar, maden mühendisleri, dantel desencileri, anatomi uzmanları, terziler, aşçıbaşılar, kurtezanlar ve meşhur yiyecek oymacıları da çıkar.

Kitabın ilk bölümü, hareketi tanımlayıp kronolojisini kuruyor, İtalya’nın bu dönemdeki siyasi bölünmüşlük ve bölgesel çeşitlilik gerçeğine dikkat çekiyor ve hareketteki “pay sahiplerinin” genişlik ve toplumsal çeşitliliğinin altını çiziyor; böylelikle Rönesans’ın temel parametrelerini ortaya koyuyor.

İkinci bölüm, edebiyat ve düşünce tarihi, sanat tarihi ve maddi kültürdeki klasik etkileri takip ederek Rönesans İtalya’sının klasik antik çağın metinsel ve maddi kalıntılarıyla olan uzun ve tutkulu aşk serüveni tarihinin izini sürüyor.

Üçüncü bölüm, Rönesans’ın bir kültürel hareket olarak hız kazandığı bir zamandaki dünyayı yeniden şekillendiren önemli yeniliklere, özellikle de matbaanın Avrupa’ya girişine ve dönemin coğrafi ve bilhassa Yeni Dünya “keşiflerine” verilen yanıtlara bakıyor.

Dördüncü bölüm, 19. yüzyılın büyük kültür tarihçisi Jacob Burckhardt’ın, İtalyan Rönesansı’nın kendisinin “bireycilik” formülüyle kavradığı yeni ve modern bir benlik biçiminin doğuşuna şahit olduğu şeklindeki ünlü görüşünü yeniden gözden geçiriyor.

Beşinci bölüm, Rönesans’ın üç ayrı toplumsal ve kültürel tipini inceliyor: tüccar, saray insanı ve sanatçı.

Sanatçı yalnızca ressamları, heykeltıraşları ve mimarları değil, her tür performans sanatçısını ve kalifiye küçük sanatkârı da kapsamak maksadıyla mümkün olan en geniş manada ele alınıyor.

Çalışmanın “Rönesans Kadını” başlıklı altıncı ve son bölümü ise, bu dönemde kadınların kültürel durumunu derinden etkileyen iki önemli ve bağlantılı gelişmenin izini sürüyor.

Birincisi, geniş anlamda yazarları, müzisyenleri, ressamları, aktrisleri, bestecileri, gravürcüleri kapsayacak şekilde anlaşılan dünyevi olanla iştigal eden kadın yaratıcı sanatçı ya da virtuosa figürünün ortaya çıkışıdır.

İkincisi cinsiyet ve toplumsal cinsiyet hakkında, kadının erkekten aşağı olduğu şeklindeki geleneksel iddialara karşı çıkmak üzere tasarlanmış yeni düşünce biçimlerinin gelişmesidir.

Virginia Cox’un enfes çalışması, Rönesans’ı hakkıyla anlamak için çok iyi bir rehber.

  • Künye: Virginia Cox – İtalyan Rönesansı’nın Kısa Tarihi, çeviren: Cumhur Atay, İletişim Yayınları, tarih, 288 sayfa, 2020

İlkay Öz – Mülksüzleştirme ve Türkleştirme (2020)

Türkleştirme ve mülksüzleştirme politikası yerel bürokrasi, eşraf ve halk işbirliği içinde nasıl gerçekleştirildi?

İlkay Öz, Edirne’nin altmış yıllık tarihini, gayrimüslimlere yönelik mülksüzleştirme süreci ekseninde irdeleyerek bu soruya çarpıcı yanıtlar veriyor.

Bu amaçla yerel gazeteler ve tapu kayıtlarında derinlemesine bir soruşturma yürüten yazar, ulus-devlet inşa sürecinde yerel bürokrasi, eşraf ve halk işbirliği ve aynı zamanda aracılığıyla gerçekleştirilen devletin gayrimüslimlere yönelik yereldeki politikalarını inceliyor.

Kitap, Türkiye’de milli iktisat politikasının birincil gayelerinden olan burjuva ve küçük burjuva sınıflarının oluşturulabilmesi için ihtiyaç duyulan ilkel birikimin ekonomi dışı zor yöntemleriyle, gayrimüslimlerin mülksüzleştirilmesi yoluyla gerçekleştiğini ortaya koymasıyla dikkat çekiyor.

Öz’e göre, özellikle Balkan Savaşları’ndan sonra belirginleşen milliyetçi paradigma, kurtuluşu milli iktisat ve homojenleştirme politikalarında buldu.

Bu politikalar gayrimüslim azınlık ve özellikle Hıristiyan karşıtı bir hal aldı ve bu tarihten Cumhuriyetin ilanına kadar olan süreçte Ermeni ve Rum halkları “tehcir”, “katliam”, “mübadele” gibi metotlarla tasfiye edildiler ve mülksüzleştirildiler.

Böylece Müslüman-Türkler de ilkel birikimlerini bu iki Hıristiyan halk üzerinden gerçekleştirdi.

  • Künye: İlkay Öz – Mülksüzleştirme ve Türkleştirme: Edirne Örneği, İletişim Yayınları, tarih, 264 sayfa, 2020

Kolektif – Tüketim Araştırmaları ve Osmanlı İmparatorluğu Tarihi (2020)

Donald Quataert’in editörlüğünü üstlendiği bu nitelikli çalışma, Osmanlı İmparatorluğu’nda tüketim alışkanlıkları üzerine usta işi makaleler barındırıyor.

Kitapta,

  • Moda elbiselerin kitlesel yükselişi,
  • Giyim kuşamda değişen moda akımları,
  • Lale tüketiminin kültürlerötesi önemi,
  • Basılı reklamların yükselişi,
  • Bir statü sembolü olarak yemeğin kullanımı,
  • Osmanlı seçkinlerinin “temel ürünler”, “lüksler” ve “lezzetler” arasında gidip gelen gıda tüketimi alışkanlıkları,
  • Geç Osmanlı toplumunda tüketim kültürünün yaratılması,
  • Ve ticari bir mal olarak fotoğrafın ortaya çıkışı gibi ilgi çekici konular ele alınıyor.

Kitap, daha önce kullanılmamış kaynaklardan yararlanması, özellikle de barındırdığı görsel kaynaklarla dikkat çekiyor diyebiliriz.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Suraiya Faroqhi, Joyce Hedda Matthews, Ariel Salzmann, Tülay Artan, Charlotte Jirousek, Elizabeth B. Frierson, Nancy C. Micklewright ve Madeline C. Zilfi.

  • Künye: Kolektif – Tüketim Araştırmaları ve Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, 1550-1922, editör: Donald Quataert, çeviren: Tanju Günseren, Alfa Yayınları, tarih, 427 sayfa, 2020

Kültegin Ögel – Bağımlılık Asla Sadece Bağımlılık Değildir (2020)

Bağımlılığı yalnızca tek bir etkene indirgemek ya da nesneleştirmek, onu hiç anlamamak demektir.

Çünkü bağımlılık, yalnızca psikolojik bir durum olmaktan öte, sosyolojik, kültürel, siyasi ve tarihsel arka planlara da sahip bir olgudur.

Kültegin Ögel’in bir anlamda toplumsal bir eleştiri olarak okunabilecek bu kitabı, kimseyi yargılamadan bağımlılığın sosyolojik, siyasi ve tarihsel dinamiklerini aydınlatıyor.

Kitapta, İstanbul’un eroin fabrikalarından bir homurdanma ve isyan mekânı olarak kahvehaneler ve meyhanelere, ticari bir ürün olarak bağımlılıktan tarihten ilginç bağımlılık öykülerine, devletin bağımlılık söz konusu olduğunda yasaklamadan para kazanmaya uzanan çelişik tavrından bu topraklara özgü bağımlılık kültürüne, edebiyatta bağımlılıktan sinemada bağımlılığın işlenişine ve ilaç niyetine uyuşturucu kullanımından bağımlılığın sosyal arka planına pek çok konu ele alınıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Bağımlılık insanidir. Bağımlılık siyasidir. Bağımlılık bir kültürdür veya kültürden oluşur. İçinden ekonomi geçer. Geleneklerle yoğrulur. Tarihtir. Bağımlılığı beynin içinde görebilirsiniz. Bağımlılığın arkası psikolojidir. Bağımlılık itişme ve kakışmaların ortasındadır. Bağımlılık bireydir, ailedir, toplumdur, çevredir. Deneyimdir, sanattır, inançtır, ideolojidir.”

  • Künye: Kültegin Ögel – Bağımlılık Asla Sadece Bağımlılık Değildir, İletişim Yayınları, sosyoloji, 264 sayfa, 2020