Priscilla Mary Işın – Bereketli İmparatorluk (2020)

Osmanlı mutfağının kökenleri ve gelişimi üzerine usta işi bir çalışma.

Daha önce yemek kültürü ve yemek tarihi üzerine yaptığı önemli çalışmalarla bildiğimiz Priscilla Mary Işın, şimdi de Orta Asya Türkleri, Abbasiler, Selçuklular ve Bizanslılar gibi Osmanlı mutfağının temellerini oluşturan gelenekleri çok yönlü bir bakışla ortaya koyduğu bu özgün incelemesiyle karşımızda.

‘Bereketli İmparatorluk’, Osmanlı mutfağının tekdüze olmaktan ziyade, gelişen ve kendini sürekli yenilemeyi başaran bir yemek kültürüne sahip olduğunu gösteriyor.

Kitap, hem bu zengin mutfak kültürünü tanıtıyor hem de Osmanlı yemek kültüründe adab-ı muaşeret kuralları, aşçılar, lokantalar, kanunlar ve gıda ticareti gibi pek çok konuyu aydınlatıyor.

Çok sayıda belgeye dayanmasıyla da büyük önem arz eden ‘Bereketli İmparatorluk’un, tam yüz yirmi renkli görselle zenginleştiğini de ayrıca belirtelim.

Çalışma, Osmanlı mutfak kültürünün, farklı toplumsal kesimlerin birikimini bir araya getirerek sosyal kimliğin inşasına katkı sağladığını ortaya koyuyor.

  • Künye: Priscilla Mary Işın – Bereketli İmparatorluk: Osmanlı Mutfağı Tarihi, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 360 sayfa, 2020

Harold J. Berman – Hukuk ve Devrim (2020)

 

Batı hukuk geleneğinin sosyal, siyasi ve dini temelleri üzerine muhteşem bir çalışma.

Hukuk kuramcısı ve tarihçisi Harold Berman’ın tam 800 sayfalık bu kitabını benzerlerinden ayıran husus, genellikle modern öncesi döneme ait olduğu düşünülen modern niteliklere atıfta bulunması.

Örneğin Berman, genellikle feodalizm çağı olarak adlandırılan dönemin baskın feodal niteliğini reddediyor ve feodal hukuk ile malikâne hukukunu ticaret hukukunun, kent hukukunun ve krallık hukukunun zıddı olarak değil tamamlayıcısı olarak ele alıyor.

Batı tarihinin geleneksel dönemselleştirmesine itiraz eden ve Batı uygarlığının tarihini tek tek milletlerin tarihi olarak ele almaktansa bir bütün olarak değerlendiren çalışmayı, Batı hukuk geleneği ile ilgilenen herkesin muhakkak okuması gerekiyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Hem Yunan hem de İslam sistemleri Batı Avrupa sistemlerinden daha zengin, daha güçlü ve entelektüel olarak daha karmaşıktır. Batı, Bizans’ın fakir akrabasıdır”

“Kilise’nin tarım uygarlığına tam uyan çileci ideali, onun; önlenemez ve hatta boyun eğmeye zorunlu olduğu ancak asla uzlaşmadığı toplumsal değişimlere şüpheyle yaklaşmasına neden olmuştur.”

“Papalık Devrimi Batı hukuk geleneğini doğuran toptan bir alt üst oluştur.”

“Bir tiranı öldürmek sadece yasal değil, doğru ve adildir de.

Her kim ki, kılıç kuşanırsa kılıçla yok edilmeyi hak eder. Böylece ona kimin kendi küstahlığıyla kılıcı gasp ettiği ve kimin kılıç kullanma yetkisini Tanrı’dan almadığı öğretilir.”

“Kilise’nin yargı yetkisi, bütün büyük Avrupalı ulusal devrimlerin başlıca saldırı nesnelerinden birisiydi; on altıncı yüzyıldaki Alman Reformu’nda, on yedinci yüzyıldaki İngiliz Devrimi, on sekizinci yüzyıldaki Fransız Devrimi ve yirminci yüzyıldaki Rus Devrimi’nde.”

  • Künye: Harold J. Berman – Hukuk ve Devrim: Batı Hukuk Geleneğinin Oluşumu, çeviren: Kıvılcım Turanlı, Pinhan Yayıncılık, hukuk, 800 sayfa, 2020

Lev Troçki – Komünist Enternasyonalin İlk Beş Yılı (2020)

Komünist Enternasyonal’in tarihi üzerine, tam 928 sayfalık eşsiz bir kaynak.

Lenin ve yoldaşları en büyük başarılarının Enternasyonal’in kurulması olduğunu düşünüyorlardı ve bu yapının temel belgelerini yazma görevini de Troçki’ye vermişlerdi.

İşte şimdiye kadar birçoğu çevrilmemiş belgeleri de kapsayan bu yazılar, nihayet Türkçede.

Komünist Enternasyonal’in dört kongresinde de partinin manifestosunu ve diğer birçok önemli belgesini yazma görevinin verildiği Troçki, bir yandan Rusya’daki iç savaşta cepheyi karış karış dolaşırken, diğer yandan bu kitapta bir araya getirilmiş olan yazıları ve konuşmaları üretmişti.

Siyaset teorisine önemli katkılar sunan çalışma, öncesinde çevrilmemiş birçok Komintern belgesini de barındırmasıyla, tarihçiler için de çok önemli bir kaynak.

  • Künye: Lev Troçki – Komünist Enternasyonalin İlk Beş Yılı, çeviren: Ferit Burak Aydar, Alef Yayınları, siyaset, 928 sayfa, 2020

Meryem Orakçı – Karamanlıca Kaynakların Işığında Türkçe Konuşan Ortodokslar ve Türk – Yunan İlişkileri (2020)

Din, dil ve sosyo-kültürel açıdan Türkçe konuşan Ortodokslar üzerine nitelikli bir çalışma.

Meryem Orakçı bu incelemesinde, Türkçe konuşan Ortodoksların kendi yayın organları üzerinden yaklaşık 35 yıla yaklaşımlarından yola çıkarak daha çok etnik köken tartışmalarıyla ön plana çıkmış bu topluluğu farklı bir perspektifle ele alıyor.

Çalışma bu yönüyle, Karamanlıların inanç dünyası, cemaat ilişkileri ve sorunlarının yanı sıra Türk-Yunan ilişkilerindeki iniş-çıkışlar arasında, kendilerine yer bulmaya çalışırken geçirdikleri dönüşümü gözler önüne sermesiyle önemli.

Karamanlıca yayınlar, 1924 yılı öncesinde Anadolu’nun oldukça özel ve gizemli bir parçası olan Karamanlıların/Türkçe konuşan Ortodoksların dünyasına açılan bir kapıdır.

Bu yayınlar sayesinde, Türkiye’den gönderilmelerine değin, Türk ve Yunan milliyetçiliği arasında sıkışmış bu topluluğun, 19. yüzyılın sonlarından itibaren iki milleti dönüştüren savaşları ve gelişmeleri nasıl değerlendirdikleri öğrenilebiliyor.

Türkçe konuşan Ortodokslar için bir dönüm noktası olan mübadelenin ardından, Yunanistan’da faaliyetine devam eden Karamanlıca basın, yeni vatanlarına alışmaya çalışan mübadillerin sancılı sürecine ve artık eski vatanları olan Türkiye’ye dışarıdan bakışlarına tanık olmamızı da sağlıyor.

İşte Orakçı’nın çalışması da, bütün bu süreci tarihsel ve çok yönlü bir perspektifle ortaya koyuyor.

  • Künye: Meryem Orakçı – Karamanlıca Kaynakların Işığında Türkçe Konuşan Ortodokslar ve Türk – Yunan İlişkileri, Libra Kitap, tarih, 401 sayfa, 2020

François Hartog – Eskiler, Modernler, Yabanıllar (2020)

Modernler, kendilerinden öncekileri nasıl algıladı ve yorumladı?

François Hartog, düşünceler tarihinde gezinen bu ilgi çekici incelemesinde, aslında en modern olma iddiasındaki kişilerin geçmişle nasıl analojiler kurduklarını, onlar gibi düşünüp onları taklit ettiklerini ortaya koyuyor.

Biz insanlar, bugünü anlamaya çalışırken, geçmişle paralellikler kurar, kimi zaman da ideal tipler inşa ederiz.

Antikçağ’ın bilgeleri Eskiler ve Yeni Dünya’nın yerlileri Yabanıllar, bu tiplerdendir.

Öte yandan Hartog’un da saptadığı gibi, çalkantılı siyasal dönemlerde, sancılı değişim anlarında antikçağ okumaları bir kırılma ve başlangıç anı bulma arzusuyla şekillenir.

Mesela Fransız Devrimi sırasında Jakobenler, Fransa’yı yeni bir Sparta’ya dönüştürerek canlandırmak isterler.

Böylece Roma Cumhuriyeti’nin kuruluşu, Atina’da tiranların devrilmesi, gündelik siyasi kavgalar içinde kolaylıkla referans haline gelir.

İşte Hartog da, paradoksal bir şekilde geçmişle ve eskilerle analojiler kuran, onlar gibi düşünüp onları taklit etme arzusu duyanların, çoğu zaman en modern olma iddiasındaki kişilerdir olduğunu gösteriyor.

“Modernlerin” gelecek tahayyülleri ekseninde geçmişi nasıl kurgulayıp ondan ne şekilde yararlandıklarını irdeleyen ‘Eskiler, Modernler, Yabanıllar’, düşünceler tarihi alanına çok önemli bir katkı.

  • Künye: François Hartog – Eskiler, Modernler, Yabanıllar, çeviren: Adnan Kahiloğulları, İş Kültür Yayınları, tarih, 304 sayfa, 2020

Zeynep Çelik – Avrupa Şark’ı Bilmez (2020)

Osmanlı-Türk aydınlarının Edward Said ve diğer çağdaş düşünürlerden çok daha önce, 19. yüzyıl sonlarından itibaren Şarkiyatçılığa dair eleştirilerini bir araya getiren çok özgün bir çalışma.

Zeynep Çelik, Namık Kemal’den Ahmed Haşim’e, Halide Edib’ten Şevket Süreyya’ya ve Celal Esad’tan Ahmed Midhat ve Fatma Aliye’ye pek çok Osmanlı-Türk aydınının Şarkiyat eleştirilerini birebir onların metinleriyle sunuyor ve seçtiği bu metinleri kapsamlı bir giriş yazısında derinlemesine inceliyor.

Kitap, geç dönem Osmanlıların ayakları yere basan, entelektüel, kozmopolit bir dünyasının olduğunu, hem “modernite projeleri”ne katıldıklarını hem de Avrupalı bilim insanlarının “Şark” konusundaki varsayımlarını keskin bir eleştirel gözle değerlendirdiklerini gözler önüne sermesiyle önemli.

Bu yönüyle, 19. yüzyılın Şarkiyatçı kuramcılarına karşı çıktığı gibi, Şark’ın kuramsal kurtuluşunu Avrupa-Amerika entelektüel düşüncesinin evrenine yerleştiren bazı 21. yüzyıl düşünürlerinin görüşlerini de sarsacak çalışma, Osmanlı İmparatorluğu ve Ortadoğu’nun modernleşmesini anlamak için de büyük öneme haiz.

Geç dönem Osmanlı İmparatorluğu ve erken dönem Türkiye Cumhuriyeti’nde Batı’nın kültürel egemenliğine karşı entelektüel tartışmaların ne kadar zengin ve canlı olduğunu sergileyen çalışma, Şarkiyatçılık çalışmalarına büyük katkıda bulunacak bir çalışma.

  • Künye: Zeynep Çelik – Avrupa Şark’ı Bilmez: Eleştirel Bir Söylem (1872-1932), Koç Üniversitesi Yayınları, inceleme, 256 sayfa, 2020

Hüseyin Solgun – Cevahir (2020)

Hüseyin Cevahir, tıpkı arkadaşları Mahir Çayan, Deniz Gezmiş ve Ulaş Bardakçı gibi, unutulması imkânsız devrimcilerdendir.

Peki, bu isimleri unutulmaz kılan özellikleri nedir?

Hüseyin Solgun bu kitabında, bu isimlerden, son derece mütevazı, eşitlikçi, saygıdeğer ve merhametli olan, yani kelimenin gerçek anlamıyla “iyi” bir insan olan Hüseyin Cevahir’in hayatını anlatıyor.

Murat Bjeduğ’un “başka bir kumaştan dokunmuştu” dediği Cevahir, Ankara Siyasal’da geçen üç yılında üç kulvarda birden çalıştı; derslerini, edebiyat yazılarını ve devrimci eylemlerini ihmal etmedi.

1968 ve 1969 baharında edebiyat alanında yaptığı araştırmalarının bir kısmı yayımlandı.

Aynı dönemlerde devrimci gençlik mücadelesi de büyük bir ivme kazanmıştı.

Cevahir, demokratik siyasi eylemin de önde gelen bir devrimcisi olmayı başarmıştı.

İşte o dönemden pek çok belgeyle desteklenen, ayrıca Hüseyin Cevahir’in arkadaşları ve yakın çevresiyle yapılan görüşmelere dayanan bu çalışma, hem çok iyi bir Hüseyin Cevahir biyografisi, hem de sağlam bir yakın tarih çalışması olarak okunabilir.

  • Künye: Hüseyin Solgun – Cevahir, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 496 sayfa, 2020

Serhat Celâl Birdal – Bir Başka Devrim (2020)

 

1960-1980 arası Türkiye sol hareketini, Deleuze ve Guattari’nin genişlettiği Spinozacı arzu kavramının ışığında inceleyen özgün bir çalışma.

Politik bir kavram olarak arzuyu irdeleyerek çalışmasına başlayan Serhat Celâl Birdal, devamında da, Türkiye solunun arzu politikasını ve bir kimlik olarak devrimciliği çok yönlü bir bakışla tartışıyor.

Kitap, ’60’lar ve ’70’lerde büyük kalabalıkları yepyeni bir dünyanın imkânında siyasal mücadeleye sevk eden, çoğu zaman ideolojik konumların ve tarihsel gelişmelerin altında kalan dinamiğinin, Birdal’ın deyimiyle “tarihselliğin altındaki şiirselliğin” izlerini arzu kavramı zemininde takip ediyor.

Çalışma, söz konusu süreçte devrim perspektifine sahip sol siyasetin, salt ideoloji ve bilinç düzeyinde halkın ya da sınıfın çıkarlarının temsil edilmesinden ve gerçekleştirilmesinden ibaret görülemeyeceği kabulünden hareketle, ’60’lar ve ’70’ler boyunca ortaya çıkan toplumsal dönüşüm olanaklarını ve bu olanaklar zemininde tetiklenen siyasallaşma sürecini, bilinçdışı toplumsal arzu yatırımları düzeyinde değerlendiriyor.

Yazar böylece, söz konusu siyasallaşmayı kapitalist üretim ilişkilerinin yerleşmeye başlamasının ardından sınıfsal çelişkilerin keskinleşmesinin “zorunlu” bir sonucu olarak, sömürülen sınıfların ve halk kesimlerinin gerçek çıkarlarının bilincine varması ve mücadeleye atılması olarak tarif eden klasik Marksist anlayışın ötesine geçmeyi amaçlıyor.

  • Künye: Serhat Celâl Birdal – Bir Başka Devrim: Türkiye Sol Hareketinde Arzu, İdeoloji, Politika (1960-1980), İletişim Yayınları, siyaset, 259 sayfa, 2020

W. M. Spellman – Ölümün Kısa Bir Tarihi (2020)

Tarihöncesi dönemlerde insanlar ölüme nasıl bakıyordu?

Arkeolog ve paleontologların çalışmalarına başvurarak bu soruya yanıt arayan W. M. Spellman’ın bu özgün çalışması, ölüm kavramının zaman içinde geçirdiği dönüşümü kayda almasıyla bilhassa dikkat çekiyor.

Kitapta,

  • Mezopotamya ve Mısır’daki ölüm algısının nasıl olduğu,
  • Antik Yunan ve Roma filozoflarının ruh ve beden üzerine tartışmaları,
  • Budizm, Hinduizm, Taoizm gibi inanç sistemleri ile semavi dinlerin ölüm, ölü bedenin akıbeti ve ölümden sonra yaşamın var olup olmadığına dair yaklaşımları,
  • İntihar, ötenazi, uzun yaşam ve yaşam kalitesi gibi çağdaş tartışmaların bize neler söyleyebileceği,
  • Ve insanlığın ilk günlerinden bu yana kendi ölümlülüğümüz ve onun olası sonraki yaşam formlarına karşı duygu ve tutumlarımız ele alınıyor.

‘Ölümün Kısa Bir Tarihi’, ölümü farklı zaman dilimlerinde, farklı mekânlarda, farklı kültürlerde ele alıyor ve daha da önemlisi, ölüm kavramının tarihin akışı içindeki gelişimini hem dinsel hem de seküler-bilimsel yaklaşımlara bakarak açıklıyor.

  • Künye: W. M. Spellman – Ölümün Kısa Bir Tarihi, çeviren: Ahmet Bora Pekiner, Tellekt Kitap, tarih, 264 sayfa, 2020

Celil Bozkurt – İslâm Demokrat Partisi (2020)

Antisemist kimliğiyle tanınan Cevat Rıfat Atilhan’ın 1951’de kurduğu İslâm Demokrat Partisi, Türkiye’de demokratik hayatta kurulan ilk siyasal İslâmcı partidir.

Celil Bozkurt da bu önemli çalışmasında, partinin kuruluşundan kapatılmasına uzanan süreci izliyor.

Bilindiği gibi, agresif ve polemikçi söylemiyle öne çıkan bu parti, İslamcı söyleminin yanı sıra, sergilediği antisemit tutumu ve Siyonizm ile Masonluk aleyhtarlığıyla da dikkat çekmişti.

Parti, laik ve liberal kesimde olduğu gibi muhafazakâr kesimde de tepkiyle karşılansa da, siyasal İslamcı Milli Görüş Hareketi’ne de kaynaklık etmişti.

Bunun yanı sıra, Necmettin Erbakan’ın kurguladığı “Müslüman Ülkeler Birleşmiş Milletler” projesi, Cevat Rifat Atilhan’ın “Birleşmiş İslam Milletleri” adıyla idealize ettiği programa benzerlik gösterir.

Bozkurt kitabında, partinin kuruluşu ve faaliyetlerinden partinin kamuoyunda yarattığı tepkilere, parti hakkında soruşturma açılıp kapatılmasından partinin Türk siyasetine etkilerine pek çok konuyu irdeliyor.

  • Künye: Celil Bozkurt – Demokratik Hayatta Siyasal İslâm’ın Doğuşu: İslâm Demokrat Partisi, Libra Kitap, tarih, 214 sayfa, 2020