Kolektif – Bilginin Tarihî Serüveni (2024)

  • Erken modern dönemde farklı kıtaların, ülkelerin hatta şehirlerin sınırları nasıl aşılıp da insanlar bilgi sahibi olabiliyordu?
  • Bu dönemin insanları için ortak bir bilgiden bahsedilebilir mi?
  • Her coğrafya bilinmeyen bir evren miydi, yoksa tüm kısıtlara rağmen erken modern dönemde insanlar sınırları aşan ağlar kurabiliyor muydu?

Sıradan insanlar, bilim insanları ve devletler arasında bilginin nasıl üretildiğini anlatan bu eser, bilginin hangi aracılar eliyle nasıl dönüştüğünü etkili şekilde gözler önüne seriyor.

Ticaret, diplomasi ve bilimin ilerlemesini sağlayan bilgi ağlarını örmelerine rağmen göz ardı edilen aktörler, aslında dünyanın birbirini tanımasını sağlıyordu.

  • Fakat bu aktörler elde ettikleri bilgileri kime nasıl aktarıyorlardı?

Avrupa, Asya, Osmanlı İmparatorluğu ve Amerika kıtaları arasında kurulan bilgi ağları üzerinden bilginin tarihini sunan bu kitap, erken modern dönemin küresel tarihine dair de yeni pencereler aralıyor.

  • Künye: Kolektif – Bilginin Tarihî Serüveni: Erken Modern Dünyada Bilimsel Ağlar, derleyen: Paula Findlen, çeviren: Akın Emre Pilgir, Fol Kitap, inceleme, 600 sayfa, 2024

Anna S. Tveritinova – Osmanlı Feodalizmi ve Sınıf Savaşımları (2024)

Sovyetler Birliği’nin en önemli Osmanlı tarihçisi, Doğubilimci ve Türkolog Anna S. Tveritinova, resmî tarihin tezleriyle hesaplaşarak, Osmanlı tarihine yeni bir ışık tutacak sorular soruyor:

  • Osmanlı devleti, sınıf mücadelelerini tanımayan, imtiyazsız, ahenkli bir sosyal düzene mi sahipti?
  • Osmanlı’nın sosyoekonomik yapısı nasıldı?
  • Osmanlı’nın Bizans ve Balkan fetihleri, bu halkları “feodalizmden özgürleştirdi” mi?
  • Şeyh Bedrettin ve Börklüce Mustafa isyanı, hangi tarihsel ve toplumsal şartların ürünüydü?
  • Halifeliğin Abbasilerden Osmanlılara devredildiği bir gerçek midir, yoksa sonradan uydurulmuş bir rivayet midir?
  • Osmanlı’nın gerilemesinin sebebi başa Türk olmayan yöneticilerin geçmesi midir?

Tveritinova, bunlar gibi pek çok soruya tarihsel materyalist yöntemle yanıt aradığı makalelerinde, Osmanlı tarihine dair Marksist ve bilimsel bir yaklaşım geliştirmeye çalışıyor.

Bu derlemede, ayrıca, Tveritinova’nın yaşamına ve eserlerine dair bir sunuş ile yayımlanmış eserlerine dair bir kaynakça da yer alıyor.

  • Künye: Anna S. Tveritinova – Osmanlı Feodalizmi ve Sınıf Savaşımları, derleyen ve çeviren: Alp Altınörs, Yordam Kitap, tarih, 160 sayfa, 2024

Kolektif – Oxford Antik Anadolu (2024)

‘Oxford Antik Anadolu’, yirmi birinci yüzyılda Anadolu araştırmalarının ön saflarında yer alan arkeolojik, filolojik, dilbilimsel ve tarihi konular üzerine kapsamlı genel bakışların benzersiz bir karışımıdır.

Anadolu, erken karmaşık toplumlara ve büyük imparatorluklara ev sahipliği yapmıştır ve birçok göçmen, ziyaretçi ve istilacının varış noktası olmuştur.

Bu kitaptaki sunumlar, makalelerin bu bin yıllar boyunca Anadolu’da yaşamış veya Anadolu’yu kat etmiş yaklaşık 10.000 yıllık (yaklaşık MÖ 10.000-323) halkı, dilleri ve çeşitli kültürleri ortaya koymasıyla bu gerçeği hayata geçiriyor.

Anadolu çalışmalarındaki önemli tartışma ve münazaralar üzerine güncel araştırmaların açıklamalarını, gelecekteki çalışma yönleri için yeni ve son teknoloji araştırmalarla birleştiriyor.

Elli dört makale, kronolojik ve coğrafi genel bakışlardan kültür teması ve imparatorluk yapıları gibi antropolojik temelli konulara ve tüm bin yılların tarihi ortamlarından bölgedeki önemli yerlerden gelen önemli verilere kadar uzanan beş ayrı bölümde sunuluyor.

  • Künye: Kolektif – Oxford Antik Anadolu, editör: Sharon R. Steadman, Gregory McMahon, çeviren: Dilek Şendil, Alfa Yayınları, tarih, 1032 sayfa, 2024

Maxine Berg, Pat Hudson – Kölelik, Kapitalizm ve Sanayi Devrimi (2024)

‘Kölelik, Kapitalizm ve Sanayi Devrimi’, sanayileşmenin özellikle Britanya’daki tarihidir.

Maxine Berg ve Pat Hudson, Britanya’nın sanayileşmesinde köleliğinin yerinin erişilebilir bir anlatısını ortaya koyuyor ve köleliğin Britanya’nın sanayi devriminin oluşumundaki rolünü ayrıntılı bir şekilde belgelemek için “parayı takip ediyor”.

Britanya’nın üç yüz yıldan uzun bir süre boyunca Afrika’daki kölelikle olan ilişkisinin bir kronolojisiyle başlayan eser; köle ticareti, plantasyonlar ve ekonominin sanayileşmesi arasındaki farklı bağlantı alanlarını temsil eden bir dizi tematik bölümle devam ediyor.

Son iki bölümdeyse köleliğin; İngiliz ekonomisi, toplumu, kapitalizmi ve köle ticareti üzerindeki uzun vadeli etkisi ele alınıyor.

‘Kölelik, Kapitalizm ve Sanayi Devrimi’, Britanya’nın nasıl küresel bir süper güç hâline geldiğine ve köleliğin mirasının nasıl devam ettiğine dair cesur ve kararlı bir anlatım.

  • Künye: Maxine Berg, Pat Hudson – Kölelik, Kapitalizm ve Sanayi Devrimi, çeviren: Salim Korkmaz, Albaraka Yayınları, tarih, 320 sayfa, 2024

David Graeber, David Wengrow – Her Şeyin Şafağı (2024)

Tarımın ve şehirlerin gelişiminden devletin, demokrasinin ve eşitsizliğin kökenlerine kadar sosyal evrim hakkındaki en temel varsayımlarımıza meydan okuyan ve insani özgürleşme için yeni olasılıklar ortaya koyan, insanlık tarihine dair yepyeni bir yaklaşım…

Nesiller boyu uzak atalarımız ya özgür masumlar ya da haydut savaşçılar olarak ilkel açıdan nitelendirildi.

Bize uygarlığın ancak başlangıçtaki bu özgürlüklerimizden vazgeçerek ya da temel içgüdülerimizi kontrol altına alarak elde edilebileceği söylendi.

David Graeber ve David Wengrow, bu tür teorilerin ilk olarak 18. yüzyılda, yerli gözlemciler ve entelektüeller tarafından Avrupa toplumuna yöneltilen eleştirilere karşı muhafazakâr tepkilerin nasıl ortaya çıktığını gösteriyor.

Bu tartışmanın yeniden ele alınması tarımın, mülkiyetin, kentlerin, demokrasinin, köleliğin ve uygarlığın kökenleri de dahil olmak üzere, bugün insanlık tarihini nasıl anlamlandırdığımız konusunda çarpıcı sonuçlar doğurmaktadır.

Eğer insanlar evrimsel geçmişlerini küçük avcı-toplayıcı gruplar hâlinde geçirmedilerse bunca zaman ne yapıyorlardı?

Tarım ve şehirleşme hiyerarşi ve tahakkümün pençesine düşmek anlamına gelmiyorsa ne tür sosyal ve ekonomik örgütlenmelere yol açtı?

Arkeoloji ve antropolojide çığır açan araştırmalara başvuran yazarlar, kavram zincirlerimizi bir kenara bırakıp gerçekten olan biteni algılamayı öğrendiğimizde tarihin nasıl çok daha ilginç bir hâl aldığını göstererek insanlık tarihinin seyrinin sanıldığından daha belirsiz, daha eğlenceli ve umut dolu olasılıklarla dolu olabileceğini ortaya koyuyor.

‘Her Şeyin Şafağı’, insanlık tarihine dair anlayışımızı kökten değiştirerek yeni özgürlük biçimlerini, toplumsal örgütlenmenin yeni yollarını hayal etmeye giden bir yol çiziyor.

  • Künye: David Graeber, David Wengrow – Her Şeyin Şafağı: İnsanlığın Yeni Tarihi, çeviren: Kerim Kartal, Epsilon Yayıncılık, inceleme, 848 sayfa, 2024

María Jesús Horta – İspanya Tarihi (2024)

İspanya tarihi hiç kuşkusuz klasik Avrupa tarihyazım geleneğinde istisnai bir yerde durmaktadır.

Dili, kültürü, sanatı ve edebiyatıyla İspanya hemen her zaman ilgi ve merak konusu olmuş, temsil ettiği Akdeniz kültürüyle sempati toplamış, kimi yönleri ile Avrupa tarihiyle ortak ancak birçok özelliğiyle başka hiçbir yerde görülmeyen bir düşünce ve medeniyetin temsilcisi olmuştur.

Bu çalışma İber yarımadasındaki ilk yerleşim yerlerinden başlayıp günümüze kadar geliyor.

Kronolojik olarak dönüm noktalarına yer veriliyor: İspanya’daki ilk medeniyetlerden sonra Vizigotlar dönemi, Endülüs, Hıristiyan Krallıklar dönemi, Gırnata Sultanlığı, Rönesans ve Katolik Hükümdarlar dönemi, Amerika’nın Keşfi, II. Felipe ve II. Isabel’in altın çağları…

Bunun yanı sıra Franco dönemine ve bugünkü İspanya’ya da değinilmiştir.

Kitapta tek başına tarihî olaylar anlatıldığı gibi coğrafya, demografi, ekonomi, düşünce, toplum, eğitim, dil ve kültür konuları bütünlüklü bir biçimde ele alınıyor.

Burada sadece bir ülke tarihi söz konusu değil, aynı zamanda şehir tarihçiliği açısından Batı uygarlığının önemli ve gözde şehirleri Madrid, Barcelona, Valencia, Sevilla, Zaragoza vb. birçok İspanyol şehrinin doğuşu ve gelişimi de tasvir edilmektedir.

Kuşkusuz Endülüs’te (Córdoba) somutlaşan kültürel ve entelektüel zarafet bunun en güzel yansımalarından biridir.

İlk defa Türkçede yayımlanan bu çalışma en başta İspanyolca kaynakların kullanımı konusunda literatüre ciddi bir katkı sağlıyor.

María Jesús Horta İspanya tarihi ile ilgili birçok yanlışı düzeltirken bu sahada okurlara yetkin bir çalışma sunuyor.

  • Künye: María Jesús Horta – İspanya Tarihi, çeviren: İnci Kut, Özlem Şenyıldız, Doğu Batı Yayınları, tarih, 720 sayfa, 2024

Ayşe Buğra – Kapitalizm Tarihi İçinde Sosyal Politika (2024)

‘Kapitalizm Tarihi İçinde Sosyal Politika’, kapitalizmin tarihsel seyri içinde, sosyal politikanın oluşum ve değişimlerinin izini sürüyor.

Kitap, sosyal politikanın tarihini yeniden düşünme girişimi olduğu kadar, arka planda, liberalizme, sosyalizme, muhafazakârlığa, demokrasiye, eşitlik talebine, devlet fikrine vb. dair bir düşünce tarihi çalışması, aynı zamanda.

Ayşe Buğra, 16. yüzyıldan günümüze, sosyal politika deneyimlerinin eleştirel bir değerlendirmesini yapıyor: Sadaka rejiminin düzenlenmesinden yeni yoksulluk yasalarına, hayırseverlik pratiklerine, işçi sınıfının mücadelesine ve kazanımlarına, refah devleti uzlaşmasının yarattığı kurumlara ve neoliberalizmin yol açtığı yeni çalışma ve yeni yoksulluk biçimleriyle baş etme çabalarına – bu arada Covid-19 pandemisi ve Ukrayna savaşı gibi global olayların etkilerine…

Sosyal politikanın oynadığı dönüştürücü rolün tarihsel önemini hatırlatan bir kitap.

  • Künye: Ayşe Buğra – Kapitalizm Tarihi İçinde Sosyal Politika Yoksulluk, Çalışma ve Toplum, çeviren: Turgay Sivrikaya, İletişim Yayınları, tarih, 311 sayfa, 2024

Herman Roodenburg, Jan Bremmer – Mizahın Kültürel Tarihi (2024)

Mizah, insanlığın en kadim ve güçlü anlatım biçimlerinden biridir; sınırları aşan, toplumları birleştiren ve dönemin ruhuna ayna tutan bir unsur; zekâyı terleten bir düşünme pratiği.

  • Peki, geçmişin gülüşleri bize ne anlatıyor?

Bu eser, komedinin sadece bir eğlence aracı olmadığını, aynı zamanda sosyal yapıları, iktidar ilişkilerini ve kültürel dönüşümleri nasıl şekillendirdiğini gözler önüne seriyor.

Antik Yunan’daki sofistike esprilerden, Roma’daki sahne gösterilerine, Rönesans İtalyası’nın şaka kültüründen, Hollanda’nın Altın Çağı’ndaki mizahi resimlerine kadar geniş bir yelpazede mizahın izini süren bu kitap, tarih boyunca gülmenin şekillendiği toplumsal bağlamları inceliyor.

Bakhtin’in kahkaha kavramından antropologların şaka ve toplum ilişkilerine kadar uzanan yenilikçi bir anlatım sunuyor.

Bu kitap, mizahın hem bireysel hem de kolektif hafızamızdaki yerini yeniden düşünmemizi sağlarken, toplumsal normların, çatışmaların ve dayanışmanın inceliklerini de keşfetmeye davet ediyor.

  • Künye: Herman Roodenburg, Jan Bremmer – Antik Çağdan Günümüze Mizahın Kültürel Tarihi, çeviren: Kadir Gülen, Fol Kitap, tarih, 352 sayfa, 2024

Henri Pirenne – Ortaçağın Ekonomik ve Toplumsal Tarihi (2024)

Uzun vadede derin sosyal, ekonomik, kültürel ve dini hareketlerin eşit derecede derin temel nedenlerden kaynaklandığını savunan Pirenne Tezi, günümüzde ortaçağ tarihçilerinin başvurduğu kaynaklardan biri olmayı hâlâ sürdürüyor.

Bu teze dayanarak Henri Pirenne ‘Ortaçağın Ekonomik ve Toplumsal Tarihi’nde Roma İmparatorluğunun sonundan 15. yüzyıl ortalarına dek Avrupa’da gerçekleşen ekonomik ve toplumsal evrimin akışını ve özelliklerini ayrıntılı bir şekilde inceliyor.

Ticaretteki değişimleri ve şehirleşmeyi başlıklara ayırarak ayrıntılarıyla açıklıyor; toplumsal, ekonomik, kültürel ve dini hareketlerin uzun süreli sonuçlarının altında yatan nedenleri tartışıyor.

Kapitalizmi hazırlayan koşullar, kent ticaretinin nasıl şekil değiştirdiği, büyük nüfus hareketleri, paranın kendi içindeki dönüşümü ve bu dönüşüme etki eden faktörleri ele alıyor.

Bu kitap modern ekonomik ve toplumsal tarih yazımının başlangıcını belirleyen tüm yol gösterici fikirleri içeriyor.

  • Künye: Henri Pirenne – Ortaçağın Ekonomik ve Toplumsal Tarihi, çeviren: İlkay Öz, Alfa Yayınları, tarih, 320 sayfa, 2024

Franz Ansprenger – Afrika Tarihi (2024)

Afrika, insanlığın beşiği, kültürel zenginlik ve tarihin derinliklerinde yatan eşsiz bir kıtadır.

Ancak günümüzde genellikle bilinmeyen ve tarihsel açıdan yanlış anlaşılan bir bölge olarak kabul edilmektedir.

‘Afrika Tarihi’, Afrika’nın Antik Mısır’dan başlayarak günümüze kadar olan 5000 yıllık tarihini ana hatlarıyla ele alarak bu yanlış algıyı değiştirmek için kılavuz bir eser.

Bu eserde, Afrika’nın farklı coğrafi bölgelerindeki zengin tarihini ve kültürünü keşfedeceksiniz.

Kuzeyde Akdeniz kıyılarından güneyde Ümit Burnu’na kadar uzanan bu geniş topraklar, sert iklim koşullarına rağmen direnen halkların hikâyeleriyle doludur.

Kitap ayrıca, İslam’ın yayılışına ve Hıristiyanlık etkilerine, köle ticaretinin sonuçlarına ve sömürgecilerin Afrika’daki izlerine değinir.

Yirminci yüzyılın ikinci yarısında Afrika’nın Soğuk Savaş sırasında yaşadığı dönüşümler de bu kapsamlı çalışmanın odak noktalarından.

Franz Ansprenger, uluslararası siyaset bilimi alanında geniş bir tanınırlığa sahip ve Berlin Özgür Üniversitesi’nde Afrika Politikaları Merkezi’nin başkanlığını yürüttü.

Uzun yıllar boyunca yaptığı akademik çalışmalar ve sahada edindiği tecrübelerle, Ansprenger, Afrika’nın karmaşık ve dinamik tarihini ustalıkla analiz ediyor.

Bu kitap, Afrika’nın tarihi ve kültürel zenginliklerini keşfetmek için hızlı bir giriş fırsatı sunuyor.

Okuyucular, Afrika’nın bugünkü sınırlarının nasıl çizildiğini, bu sınırların arkasında yatan gerçekleri ve Afrikalıların kendi kaderlerini tayin etme mücadelesini öğrenecekler.

  • Künye: Franz Ansprenger – Afrika Tarihi, çeviren: Emre Karatekeli, Runik Kitap, tarih, 132 sayfa, 2024