Richard A. Bauman – Antik Roma’da Kadınlar ve Politika (2024)

Antik çağ toplumlarında kadınların rollerine dair araştırmalar son yıllarda tekrar dikkatleri çeker hale geldi.

Bu kitap, Romalı kadınların yalnızca hükümet, hukuk ve genel olarak kamu işlerinde etkili ve manipülatif rollerini değil, aynı zamanda kadınların etkili olduğu siyasi ve özgürlükçü hareketlerin ortaya çıkışını da inceliyor.

Profesör Bauman’ın araştırması MÖ 350’den MS 68’e kadar olan dönemi; dolayısıyla Orta ve Geç Cumhuriyet ile Erken Principate dönemlerini kapsıyor.

Romalı kadınların bu dönemdeki hikâyesinin bir uyum ve süreklilik hikâyesi olduğu, kadınların kamu işlerindeki rollerinin istikrarlı bir şekilde arttığı gösteriliyor.

Bu artış ile birlikte hukuk bilgisinin edinilmesi ve kullanılması ile kadın hareketlerinin etkisi gibi, bu genişlemenin hangi araçlarla sağlandığı kitabın ana temasını oluşturuyor.

Bauman’ın ele aldığı konular esas olarak kronolojiktir ve sıralı gelişimi vurgulayarak İmparatorun Sarayının büyük hanımları ile son bulur.

  • Künye: Richard A. Bauman – Antik Roma’da Kadınlar ve Politika, çeviren: Burcu Okay, Liberus Yayınları, tarih, 360 sayfa, 2024

Uğur Öztürk – Osmanlı Dünyasında Himaye İlişkileri ve Yazılı Kültür (2024)

III. Murâd devri, on altıncı yüzyılın son çeyreğinde Osmanlı İmparatorluğu’nun en geniş sınırlara ulaştığı “Altın Çağ”ın etkilerinin hissedildiği bir dönem olarak hem siyasi olaylar hem de bunların etrafında gelişen yazılı kültür öğeleri ile yüzyıl içinde ayrı bir yere sahip.

Sultan III. Murâd dönemi himaye/patronaj ilişkilerini inceleyen bu kitap dört bölümden oluşuyor: Dönemin siyasi hayatına III. Murâd odaklı değinilen ilk bölümde, kendisi de şair olan sultanın (Murâdî) edebî hayatı, telif ettiği eserler ve hususî mektupları incelenmiş.

İkinci bölümde bir hâmi olarak sultanın saray çevresi, devrin uleması ve paşaları ele alınmış ve söz konusu kişilerin dönem yazarlarıyla olan ilişkilerine değinilmiş.

Çalışmanın ana kısmını oluşturan üçüncü bölümde, öncelikle III. Murâd’a ithaf edilmiş telif, tercüme ve şerh eserler mercek altına alınmış ve söz konusu eserler konularına göre tasnif edilmiş.

Ayrıca bu bölümde III. Murâd döneminde tasvirlenmiş yazmaların da bir dökümü verilmiş.

Dördüncü bölümdeyse, sultan için manzume kaleme alan şairler incelenmiş ve bu şairlerin yazdıkları şiirler üzerinden III. Murâd’ın bir portresi çizilmiş.

Ayrıca bu bölümde, Osmanlı’nın en ihtişamlı düğünü olan 1582 sünnet şenliğinin detayları, bu şenlik hakkında kaleme alınmış eser ve manzumeler de incelenmiş.

Kitabın sonunda da, III. Murâd dönemi eserlerinin (telif, tercüme, şerh) bir listesi verilmiş.

  • Künye: Uğur Öztürk – Osmanlı Dünyasında Himaye İlişkileri ve Yazılı Kültür, Dergah Yayınları, tarih, 560 sayfa, 2024

Peter J. Burke – Cehalet (2024)

Peter Burke imzalı bu kitap, Antik çağlardan günümüze her türlü cehaletin zengin ve kapsamlı tarihi.

‘Cehalet: Küresel Bir Tarih’, ‘bilmemenin’ hayatlarımızı bazen iyi bazen kötü yönde etkilediği sayısız yolu araştırıyor.

Tarih boyunca her çağ kendisini bir öncekinden daha bilgili olarak gördü.

Rönesans hümanistleri Orta Çağ’ı karanlık bir çağ olarak gördü, Aydınlanma düşünürleri batıl inançları akılla ortadan kaldırmaya çalıştı, modern refah devleti cehaletin “devini” öldürmeye çalışmış ve günümüzün aşırı bağlantılı dünyasında görünüşte sınırsız bilgi talep üzerine mevcuttur.

Peki ya yüzyıllar boyunca kaybolan bilgi ne olacak?

Gerçekten atalarımızdan daha az cahil miyiz?

Peter Burke, bu son derece orijinal anlatıda, insanlığın cehaletinin din ve bilim, savaş ve politika, iş dünyası ve felaketler genelindeki uzun tarihini inceliyor.

Burke, 1919’da Avrupa’nın sınırlarını yeniden çizen inatçı politikacılardan ihbarcılık ve iklim değişikliğini inkâr etme politikalarına kadar birçok cehalet biçiminin -gerçek veya sahte, bilinçli ve bilinçsiz- dikkat çekici hikayelerini ortaya koyuyor.

Sonuç, çağlar boyunca insan bilgisinin canlı bir keşfi ve sınırlarını tanımanın önemi.

Kitaptan bir alıntı:

“(…) Bu kitabı iki tip insan için yazdım. İlk başta genel okur için. Her bir birey bilgi ve cehaletin eşsiz bir karışımı olduğu için konunun genele hitap ettiği su götürmez. İkinci olarak benim gibi başka araştırmacılar için yazdım. Umuyorum ki bu kitapta, genç araştırmacıları henüz bir ‘alan’ olamamış bu sahaya girmeye ve elbette geçici sonuçlarımı eleştirmeye, düzeltmeye ve geliştirmeye teşvik etmek için bugüne dek ne yapıldığı, bugünden sonra ise ne yapılabileceği hakkında ‘büyük resmi’ sunabilirim.

“İleride yazılacak bir cehalet tarihi, yüzyıllara bölünmüş bir anlatı biçiminde geleneksel tarzda sunulabilir. Böyle bir anlatı, farklı alanların paylaştığı genel eğilimlerin belirlenmesine bağlı kalacaktır. Elinizdeki kitap bu türden gelecek incelemeleri teşvik ederse, bundan çok mutlu olurum. Şimdilik cehaletin tarihi hakkındaki mevcut cehaletimize bakılırsa belli konulara ayrılmış bir dizi denemeye dayanan genel bir inceleme yapmak daha gerçekçi bir yaklaşım olur…”

  • Künye: Peter J. Burke – Cehalet: Küresel Bir Tarih, çeviren: Turgay Sivrikaya, Islık Yayınları, tarih, 416 sayfa, 2024

Vartuhi Kalantar – Hapishane-i Umumi Kadınlar Koğuşu (2024)

‘Hapishane-i Umumi Kadınlar Koğuşu’, Osmanlı İmparatorluğu topraklarında bir kadın tarafından yazılmış ilk hapishane tanıklığı olarak nitelendirilebilir.

Lozan’da üniversite öğrencisiyken ailesine yazdığı mektuplar gerekçe gösterilerek 1915’te tutuklanan ve ailesiyle birlikte Divan-ı Harp’te yargılanan Vartuhi Kalantar (1895-1978), hakkında tutuklama kararı çıkarılan diğer Ermeni aydınlarla birlikte Hapishane-i Umumi’ye gönderildi.

İki buçuk yıllık mahkûmiyetini, 1920-1921 yılları arasında Getronagan pandin gineru pajinı [Hapishane-i Umumi Kadınlar Koğuşu] adıyla ilk kez Hay gin dergisinde anlattı.

Kalantar’ın anıları, Osmanlı’nın ilk modern hapishanesi olan Hapishane-i Umumi’yi bir etnografi gibi inceleyen, yazarın keskin gözlem gücüyle harmanlanmış, eşsiz bir anlatı olarak karşımıza çıkıyor.

  • Künye: Vartuhi Kalantar – Hapishane-i Umumi Kadınlar Koğuşu (1920-1921), çeviren: Artun Gebenlioğlu, Aras Yayıncılık, anı, 104 sayfa, 2024

Philip Mansel – Levant (2024)

Büyük tarihçi Philip Mansel’in Levantenlik mefhumuna ve pratiğine hasrettiği ‘Levant’ta bir zamanların büyük liman kentleri, zevküsefa, özgürlük ve refahın payitahtları olarak boy göstermiş üç şehrin hikâyesini okuyoruz: Smyrna, İskenderiye ve Beyrut.

Bu inşayı gerçekleştirebilmek için pek çok coğrafya, tarih ve kültürle hemhal olan ve sayısız kaynağa başvuran Mansel, dini olanla siyasi olanı ayrıştırıp birbirine karıyor, aynı anda var olabilen kozmopolitlikle milliyetçiliğin gizli savaşını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

Rum, Türk, Ermeni ve Arapların…

Müslüman, Yahudi ve Hıristiyanların…

Fransız, İngiliz ve Osmanlıların bir karşılaşma sahası olarak iş gören bu ziyadesiyle renkli dünya günün sonunda kararacak, felaketlerle yüzleşecektir: Smyrna yanmış, İskenderiye millileştirilmiş, Beyrut iç savaş sonucu parçalanmıştır.

Mansel’in Levant’ı Smyrna, İskenderiye ve Beyrut’un sosyal tarihine ilişkin olarak ortaya konmuş sıra dışı ve fevkalade bir çalışma.

  • Künye: Philip Mansel – Levant: Akdeniz’de İhtişam ve Felaket, çeviren: Nigar Nigar Alemdar, Alfa Yayınları, tarih, 640 sayfa, 2024

Irina Paperno – Dostoyevski Rusya’sında Kültürel Bir Kurum Olarak İntihar (2024)

Halkın ve bilimin gözünde intihar her zaman anlaşılmaya muhtaç olsa da hiçbir zaman açıklanamayan, esrarengiz bir eylem olarak kaldı.

Filozoflar, yazarlar, gazeteciler, bilim insanları yüzyıllar boyunca bu eyleme bir anlam bahşetmeye çalıştılar.

On dokuzuncu yüzyılda –özellikle Rusya’da– intihar; ruhun ölümsüzlüğü, özgür irade ve determinizm, fiziksel ve manevi, birey ve toplum gibi tartışmaların merkezine oturmuştur.

Irina Paperno tıbbi raporlar, gazete kupürleri, sosyal incelemeler, yasalar, kurgusal eserler, intiharların ardında kalan şahsi belgeler gibi çeşitli kaynakları analiz ederek intihar için yapılan bu anlam arayışını resmediyor ve intiharın kamuoyunun ilgi odağı hâline geldiği 1860’lar ila 1880’lerin Rusya’sını mercek altına alıyor.

Paperno, intiharın anlamına dair, Klasik Antik Çağ’dan Rusya’da intihar salgını yaşandığı düşünülen on dokuzuncu yüzyıla kadar ortaya çıkan fikirlere yer veriyor.

  • Künye: Irina Paperno – Dostoyevski Rusya’sında Kültürel Bir Kurum Olarak İntihar, çeviren: Ayşe Çevik, Runik Kitap, inceleme, 322 sayfa, 2024

Howard Williams – Büyücülüğün Batıl İnançları (2024)

‘Büyücülüğün Batıl İnançları’, Howard Williams tarafından kaleme alınmış, batıl inançların kökenlerini, yaygınlığını ve çeşitliliğini derinlemesine inceleyen bir çalışma.

Kitap, özellikle on altıncı ve on yedinci yüzyıllarda zirveye ulaşan büyücülük inancının tarihi gelişimini ve bu inançların toplum üzerindeki etkilerini ele alır.

Eserde, büyücülük inancının kökleri, Keldani ve Pers büyüsünden, Yahudi büyücülüğüne, Hristiyan ve modern etkilerine kadar uzanır.

Williams, eserinde büyücülüğün tarihsel süreç içinde nasıl evrildiğini, Antik Yunan eczacılığından Eski Roma kanunlarına, İmparatorluk dönemindeki uygulamalarından Valentinianus ve Valens dönemlerindeki zulümlere kadar detaylı bir şekilde inceler.

Alman ve İskandinav sagalarının yanı sıra, Doğu ve Batı büyücülüğü arasındaki temel farkları da tartışır.

Kitap ayrıca, yeni ve eski inançlar arasındaki uzlaşmaları, ilk Kilise döneminde cadılık anlayışını, Platonik etkileri ve kadın cinsiyetine atfedilen büyücülük inançlarının tarihsel, fizyolojik ve tesadüfi nedenlerini de ele alır.

Charlemagne’ın ciddiyetinden, Anglo-Sakson ve Norman batıl inançlarına, Arap biliminin etkisinden Muhammed’in büyüye inancına kadar geniş bir tarihî yelpaze sunar.

Williams’ın eseri, büyücülüğün ve sapkınlığın Kilise tarafından kasıtlı olarak birbirine karıştırıldığı Orta Çağ bilimine de ışık tutar.

Jeanne d’Arc’tan Gloucester Düşesi’ne, Jane Shore’dan Arras’taki zulümlere kadar birçok tarihi figür ve olay üzerinden büyücülüğün etkilerini gözler önüne serer.

  • Künye: Howard Williams – Büyücülüğün Batıl İnançları, çeviren: Fazıl Eymen, Dorlion Yayınları, inceleme, 208 sayfa, 2024

Laura Beatty – Theophrastus’un İzinde (2024)

Aristoteles’in halefi, botanik biliminin kurucusu Theophrastus üzerine önemli bir çalışma.

Sakin, huzurlu ve meraklı bir adam olan Theophrastus, 2000 yıl kadar önce Ege kıyılarındaki adalarda ve dönemin önemli büyük şehirlerinde yaşamış, Platon’un ünlü Akademi’sinde Aristotales ile çalışmış, Büyük İskender dönemi Yunanistan’ı, Makedonya’sı ve haliyle Anadolu’sunda ayak izleri olan bir filozof.

Theophrastus, mevsimleri ve toprağı neyin yönettiğini açıklamak için mitler yerine duyularına ve gözlemlerine güvenen bir doğa filozofuydu.

Seyahatleri sırasında karşılaştığı muhteşem karakterlerden oluşan zengin hatıra koleksiyonunu parşömenler üzerine yazdı.

Linnaeus’un canlıları sınıflandırma sisteminden, Chaucer’in Canterbury Hikâyeleri’ne, farklı alanlardaki çok sayıda çalışmaya; hatta neredeyse modern roman düşüncesine ilham verdi.

Laura Beatty bu önemli figürü kolektif bilince geri kazandırıyor ve bunu yaparken Theophrastus’un kendi izlerinde seyahat ediyor; etrafımızdaki dünyayı nasıl gördüğümüzü, anladığımızı ve kendimizle nasıl ilişkilendirdiğimizi keşfediyor; bize doğayı nasıl görmemiz gerektiğini öğreten antik çağ insanlarını unuttuğumuzda modern yaşamın neleri kaybettiğini sorguluyor.

  • Künye: Laura Beatty – Theophrastus’un İzinde: Kayıp Filozofun Peşinde Antik Kentlerde, çeviren: Esra Çıldır Kırtay, Kanon Kitap, tarih, 288 sayfa, 2024

Cody Cassidy – Tarihten Nasıl Sağ Çıkılır? (2024)

Tarihin en büyük felaketlerinde insanların hayatta kalma ihtimali zayıftır ama sıfır değildir; en azından nereye gideceğinizi ve ne yapacağınızı biliyorsanız.

Cody Cassidy, ‘Tarihten Nasıl Sağ Çıkılır?’ın her bölümünde modern bilimi kullanarak tarihin en büyük tehditlerinden nasıl kurtulacağınızı gösteriyor.

Bir T-rex’ten kaçmak için ne kadar hızlı koşmanız gerektiğinden, Kara Veba’ya yakalanmamak için şehrin hangi bölgesine gitmeniz gerektiğine kadar, bu kitap size hayatta kalmak için ayrıntılı bir savaş planı sunuyor ve dönem hakkında bilgi edinmenize yardımcı oluyor.

Tarih yeryüzündeki en tehlikeli yer olabilir, ama bu orayı ziyaret edemeyeceğiniz anlamına gelmez.

Ve yanınızda taşıyacağınız bu kitap sayesinde tarihten sağ çıkmayı başarabilirsiniz.

  • Künye: Cody Cassidy – Tarihten Nasıl Sağ Çıkılır?, çeviren: Ülkü Parlak, Say Yayınları, tarih, 248 sayfa, 2024

Melih Duygulu – Cumhuriyet ve Müzik (2024)

Cumhuriyet ve Müzik, Cumhuriyetin yüz yıllık müzik serüvenini demokrasi, çoğulculuk, çok kültürlülük gibi temel kavramlar üzerinden ele alıyor.

Siyaset, eğitim, toplumsal değişim, ekonomi, popüler kültür başlıklarıyla dönemin gelişim ve dönüşümünü sorguluyor.

Melih Duygulu, Cumhuriyetin kültür politikalarını geniş bir perspektiften ele aldığı çalışmasında, müzik üzerinden gelenekçiler ile modernlerin mücadelesinin toplumsal farklılıkları nasıl belirginleştirdiğini belge ve tanıklıklarla aktarıyor.

1923’ten itibaren onar yıllık periyotlarla tüm gelişmeleri, müzik ve sanat akımlarını, türleri, kurumları, müzik sektörünü ve zamanına damga vuran sanatçıların çalışmalarını inceliyor ve toplumsal sonuçlarını ortaya koyuyor.

Bu çalışma yalnızca müzisyenlere ve müzik eğitimi alan öğrencilere değil, cumhuriyet döneminde ses kültürünün geçirdiği evreleri anlamak isteyen geniş okur kitlesine de sesleniyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Cumhuriyet yeni sosyolojik modelle beraber yeni müziği yaratmak durumundaydı. Bu hem zorunluluktu hem de gereklilikti. Bu yenileşme hareketi; yeni bir yönetici sınıfını, yeni bir insan tipini, yeni bir ideolojiyi ve yeni bir müziği yaratırken Avrupa kültürüne eklemlenmeyi de beraberinde getirdi.”

  • Künye: Melih Duygulu – Cumhuriyet ve Müzik, İş Kültür Yayınları, müzik, 408 sayfa, 2024