Bob Brier, Hoyt Hobbs – Antik Mısır’da Günlük Hayat (2024)

Antik Mısır’ın sıradan insanlarının günlük yaşamlarına dair bir hazine sunan bu kitap, mezar resimlerinden ve tapınak duvarlarındaki sahnelerden rekonstrüksiyonlarla zenginleştirilmiş bir yolculuğa davet ediyor.

Böylece okurlar, antik Mısır’ın dinine, alışılmadık yönetim biçimine, günlük çalışma ve eğlence alışkanlıklarına, sanatına ve askeri hâkimiyetinin nedenlerine dair ayrıntılı betimlemelerle bu dönemi yeniden canlandırabiliyorlar.

Modern okurlar ekmek, bira, şarap gibi temel gıdaların yapımıyla ilgili basit adımları ve piramitlerin inşası, mumyaların hazırlanması gibi önemli konuları öğrenirken, antik ve modern Mısır arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları da görecekler.

  • Künye: Bob Brier, Hoyt Hobbs – Antik Mısır’da Günlük Hayat, çeviren: Tufan Göbekçin, Alfa Yayınları, tarih, 408 sayfa, 2024

Timothy Mitchell – Mısır’ın Sömürgeleştirilmesi (2024)

  • 19. yüzyılın Mısır’ına ilişkin bir kitap 21. yüzyılın Türk okuruna ne verebilir?

Mısır’ın Sömürgeleştirilmesi’nde iki mesele inceleniyor.

Kitap öncelikle modern siyasi iktidar biçimlerinin nasıl işlediğini araştırıyor.

  • Modern ulus-devlet elindeki güçlere nasıl kavuşmuştur?
  • Siyaset biliminin alanına giren devletin formel güçleri ile resmî yönetim kurumlarının dışında kalan daha örtük ve yaygın iktidar biçimleri –okullarda ve iş yerlerinde, toplumsal örgütlenmede ve ekonomik planlamalarda, kitlesel eğlencelerde ve kitle kültüründe, kentlerin ve konutların mekânsal örgütlenmesinde, doğa ve kırsal kesim üzerindeki denetimde iş başında olan iktidar– arasında nasıl bir ilişki vardır?

Kitabın ele aldığı ikinci mesele ise bu yeni iktidar biçimleri ile dünyayı anlamanın modern biçimleri arasındaki ilişkidir.

Modern siyasi iktidar biçimleri, “kişi”ye ve bu kişinin dünyayla olan ilişkisine yeni deneyimler getirdi.

  • Bu deneyimler, gerçeğin ve gerçeği bilmenin ne demek olduğuna dair yeni tasavvurların doğmasına yardımcı oldular mı?

Kitapta, Mısır’ın sömürgeleştirilmesi üzerinden modern iktidar ve bilgi biçimlerinin kullandıkları yöntemler ve dayandıkları metafizik inceleniyor.

‘Mısır’ın Sömürgeleştirilmesi’ 1988’de yayımlanışından bugüne sadece Orta Doğu çalışmalarını dönüştürmekle kalmadı, modernite tartışmasının Avrupa-merkezciliğini kırarak kavramın Batı dışındaki serüveni üzerinden yeni bir tarihini ve tanımını ortaya koydu.

Mitchell böylelikle Said sonrasının eleştirel ajandasından modern dünya tarihinin kavramların ve disiplinlerin dolaşımı ve dönüşümünün hikâyesi olarak yeniden yazılmasını mümkün kılan yeni bir hattın önünü açtı.

Şark’ın kolonizasyonu basit bir işgal değildi, “Şark”ın icat edilmesini, fiziksel tezahürlerinden azade ve bu tezahürleri tanzim eden bir “yapı”nın vücuda getirilmesini gerektiriyordu.

  • Künye: Timothy Mitchell – Mısır’ın Sömürgeleştirilmesi, çeviren: Zeynep Altok, Dergah Yayınları, tarih, 328 sayfa, 2024

Michael Scott-Baumann – Kısa İsrail – Filistin Tarihi (2024)

İsrail ve Filistin arasında devam eden mücadele derin küresel sonuçları olan, tarihin en acı çatışmalarından biridir.

Orta Doğu uzmanı Michael Scott-Baumann çatışmanın kökenlerini kısa ve öz bir şekilde açıklarken bir yandan da iç savaştan günümüze dek mücadelenin evrimini gözler önüne seriyor.

Her bölüm anlaşmazlıktan etkilenen Filistin ve İsraillilerin kişisel ifadeleriyle sona eriyor.

Yirminci yüzyılın başında İngilizlerin rolü, 1948’de İsrail devletinin kuruluşu, 1967’deki Altı Gün Savaşı ve Trump yönetiminin barış planı da dahil olmak üzere İsrail-Filistin çatışmasının dönemeç noktalarını okuyarak İsrail’in Filistin topraklarındaki kontrolünün ve Filistin direnişinin niteliği hakkında bilgi edineceksiniz.

Kitaptan bir alıntı:

“Filistinliler ve İsrailliler her zaman birbirlerine komşu olacaklar. Dolayısıyla, eşitlik ve adalete dayalı bir uzlaşma her iki halkın barış ve güven içinde yaşamasını sağlayabilir. Ne var ki mevcut durumda bu epey uzak bir ihtimalmiş gibi görünüyor.”

  • Künye: Michael Scott-Baumann – Kısa İsrail – Filistin Tarihi, çeviren: Aslı Önal, Say Yayınları, tarih, 312 sayfa, 2024

Kolektif – Bir Cereyan Hâsıl Oldu (2024)

Elektrik günümüzde modern hayatın vazgeçilmez bir parçası.

Uzak mesafeler kat etmemizi sağlayan ulaşım araçları, hastanelerde, işyerlerimizde, evlerimizde farklı amaçlar doğrultusunda kullandığımız elektronik cihazlar, geceleri bizlere güvende olduğumuz hissini veren kent ve sokak ışıkları…

Peki, günümüzde hayati bir rol oynayan elektrik gündelik hayatımıza nasıl girdi, düşünce ve duygu dünyamızı, alışkanlıklarımızı, doğal ve kentsel çevremizi, üretim ve emek biçimlerimizi, tüketim kültürümüzü nasıl etkiledi ve tüm bunlardan nasıl etkilendi?

‘Bir Cereyan Hâsıl Oldu’, uzun süredir elektrik enerjisi üretim, dağıtım ve tüketim pratiklerine kafa yoran tarih, iktisat, mimarlık ve şehir planlama, endüstriyel tasarım gibi farklı disiplinlerden araştırmacıları bir araya getiriyor.

Yazın dünyasından bilim dünyasına, yabancı sermaye ile yönetilen şirketlerden fabrika mekânına, sokaklardan evlere uzanarak, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e siyasi elit ve aydınların, mühendis ve mimarların, uluslararası finansal girişimci ve işçilerin, aynı zamanda tüketicilerin elektrik teknolojisi ve altyapısıyla nasıl ilişkilendiğini ele alıyor.

Bunu yaparken de teknoloji, siyaset, küresel kapitalizm, emek, toplumsal cinsiyet ve maddi kültür temalarına odaklanıyor.

Teknolojik gelişmeleri cafcaflı bir başarı hikâyesi olarak sunan anlatılar yerine, elektriğin sosyal ve kültürel serüveninin izini sürerek, bu teknolojinin ilerlemeci ve umut vadedici yanlarının yanı sıra gerilim, eşitsizlik ve huzursuzluk üreten olumsuz yanlarını da açığa çıkarmaya, elektriğin çok boyutlu bir resmini çizmeye çabalıyor.

  • Künye: Kolektif – Bir Cereyan Hâsıl Oldu: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e İstanbul’da Elektrikli Yaşam, derleyen: Nurçin İleri, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 248 sayfa, 2024

Adam Higginbotham – Çernobil’de Gece Yarısı (2024)

1986 yılının Nisan ayında, Ukrayna’nın kuzeyinde bulunan Pripyat kasabası, insanlığın görüp görebileceği en korkunç gecelerden birine tanıklık etti.

Sovyetler Birliği’nin en büyük nükleer santrali Çernobil’de meydana gelen patlama, dünyanın kaderini sonsuza dek değiştirecek bir felaketti.

Ancak bu trajedinin ardında yatan gerçek, daha önce hiç bu kadar çarpıcı ve insani bir şekilde anlatılmamıştı…

Ta ki şimdiye kadar.

Çernobil sadece bir nükleer kaza değil; aynı zamanda insanlığın doğa üzerindeki egemenlik arayışının acı bir hatırası.

Bu felaket, radyasyonun korkunç etkilerinin yanı sıra insanın kendi yarattığı teknolojik canavarla baş etme çabasının hikâyesidir.

Bu trajik olay gizlilik politikalarıyla, propagandalarla ve yanlış bilgilerle dolu bir perdenin ardında uzun süre kapalı bir kutu olarak kaldı.

Ancak şimdi, Higginbotham’ın kalemiyle gerçeğe bir adım daha yaklaşıyoruz.

İnsanlık tarihinin yüzleştiği en büyük felaketlerden biri olan Çernobil’in ardındaki sır perdesi aralanıyor…

  • Künye: Adam Higginbotham – Çernobil’de Gece Yarısı: Dünyanın En Büyük Nükleer Faciasının Anlatılmayan Hikâyesi, çeviren: Selim Sezer, Epsilon Yayıncılık, tarih, 600 sayfa, 2024

Mehmet Alper Yalçınkaya – Osmanlı’da Bilimin Siyaseti (2024)

Osmanlı İmparatorluğu’nun en uzun yüzyılı Büyük Güçler’in tahakküm biçimlerine karşılık verme mücadelesiyle geçti.

Bu mücadelede Büyük Güçler arasında değil de öteki tarafta olmanın yenik hissine türlü çareler arandı.

Üstelik zaman ritminin Batı’nın teknolojide ve bilimde gösterdiği hızla değişmesi, Osmanlıları aciliyet duygusuna gark etti.

“Batı neden ilerledi, Osmanlı neden geri kaldı?” sorusu toplumun her kesiminde, farklı ideolojiler etrafında tek bir fenomenin yorumuyla cevaplanmaya çalışıldı: bilim.

Mehmet Alper Yalçınkaya, 19. yüzyıl Osmanlı okuryazarlarının bilimden ne anladığını siyasal ve toplumsal bir bağlama yerleştirerek inceliyor.

Erdem, ahlak gibi değerler sistemi ile altın çağa geri dönememe endişesinin yarattığı “bilim adamı portreleri”ni bir kültür haritasına yerleştiriyor.

Devlet ve toplum için makbul bir kimliğin inşasında bilim ve ahlakın girift ilişkisini analiz ediyor.

Kitap, Osmanlı’nın son döneminde bilime ve topluma ilgi duyan herkese hitap ediyor.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde yeni ideolojik akımların gelişmesinde bilime ilişkin yeni fikirlerin önemi bir süredir kabul ediliyor, fakat çok az kitap, bu konuyu Yalçınkaya’nın kitabı kadar ayrıntılı odaklanarak ele aldı.

  • Künye: Mehmet Alper Yalçınkaya – Osmanlı’da Bilimin Siyaseti: 19. Yüzyılda Bilimi, Devleti ve Toplumu Tartışmak, çeviren: Çağdaş Sümer, Fol Kitap, tarih, 384 sayfa, 2024

Maurus Reinkowski – Türkiye Tarihi (2024)

Türkiye’nin cumhuriyet düzeni, kurulduğu 1923 yılından bu yana pek değişmemiş gibi görünse de Atatürk’ün 1920’ler ve 1930’lardaki modernleşmeci diktatörlüğünden 20. yüzyılın ikinci yarısındaki kentlere kitlesel göç ve askeri darbelere ve 2010’lardaki Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim otokrasisine kadar dramatik dönüşümler yaşadı.

Bu kitap, Türkiye’nin 19. yüzyılın sonundan 21. yüzyılın başına kadarki siyasi kültürünün ve toplumsal değişiminin, başta Aleviler ve Kürtler olmak üzere çeşitli toplulukların ve etnik grupların tecrübelerini de göz önünde bulundurarak, kendine özgü bir güven ve çekişme ile zafer ve hüsran arasındaki sürekli gelgitlerini tarihsel perspektiften anlama çabasının bir sonucudur.

Reinkowski’nin çalışması, kırk yıla yayılmış farklı dönemlerdeki araştırmaların, Ortadoğu dillerine nüfuzun, titiz gözlemlerin ve Türkiye toplumuyla olan yoğun temasının neticesinde ortaya çıkmış.

Sonuçta, entelektüel açıdan analizler ve ayrıntılarla dolu ve Türkiye’nin coğrafyasına, devlet yapısına ve toplumuna dair yeni bir yaklaşım getiren ustaca yazılmış bir eserle karşı karşıyayız.

Zengin bir bibliyografyaya dayanan bu kitap, günümüz devlet ideolojisinin oluşumunun geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet döneminin temelleri üzerine ne kadar sağlam bir şekilde inşa edildiğini okuyucuya etkili ama aynı zamanda sürekli huzursuz edici bir şekilde hatırlatıyor.

Ayrıca, bu kitapta Türkiye’nin Osmanlı sonrasında kurulan ülkelerle ilişkilerinin ötesinde küresel perspektiften öz ama yetkin bir anlatımı da yer alıyor.

  • Künye: Maurus Reinkowski – Türkiye Tarihi (Atatürk’ten Bugüne), çeviren: Hamide Koyukan, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 336 sayfa, 2024

Victoria Shepherd – Yürüyen Ceset Sendromu (2024)

“Ben aslında ölüyüm” demeye başlayan 19. yüzyıl İngilteresi kadınları, kemiklerinin camdan yapıldığını düşünen ve hareket etmekten korkar olan orta çağ Fransa kralı, Waterloo savaşının ardından akıl hastanelerinde pıtrak gibi çoğalan sahte Napoleon’lar…

Uzun yıllar BBC’ye radyo programları hazırlamış araştırmacı Victoria Shepherd, eski zamanlardan bu yana görünüp kaybolmuş ilginç hezeyanların üzerindeki sır perdesini aralıyor.

Akıl sağlığı tarihinin tuhaf kaprislerinin gülünç tesadüflerden çok daha fazlası olduğuna ışık tutuyor.

Yaygın delüzyonların esasında toplumların kaygılarına ve travmalarına açılan bir pencere olduğunu ustalıkla öykülüyor.

  • Künye: Victoria Shepherd – Yürüyen Ceset Sendromu: Hezeyanlar Tarihi, çeviren: Elif Zeynep Yıldırım, Okuyanus Yayınları, tarih, 404 sayfa, 2024

Annalee Newitz – Dört Kayıp Şehir (2024)

Gazeteci Annalee Newitz, ‘Dört Kayıp Şehir: Kentsel Çağın Gizli Tarihi’ kitabında, okurları kent yaşamının gizemli tarihine doğru eğlenceli bir maceraya çıkarıyor.

Newitz, dünyanın dört bir yanındaki araştırmalarının sonucunda, her biri çok yönlü bir medeniyetin merkezi olan dört antik kentin yükselişini ve çöküşünü anlatıyor: Anadolu topraklarının gizemli kenti Çatalhöyük, İtalya’nın güney kıyısındaki Pompeii, Kamboçya’daki Orta Çağ megakenti Angkor ile Mississippi Nehri’nin yanında yer alan yerli metropol Cahokia.

Newitz; Çatalhöyük, Pompeii, Angkor ve Cahokia’da yapılan son araştırmaları yerinde inceleyip bu antik yerleşimlerin sonunu getiren çevresel değişiklikler ile siyasi kargaşanın bir resmini çiziyor.

Şehir planlamasının erken dönem gelişiminin izini süren yazar, aynı zamanda bizi bu şehirleri inşa eden ve binlerce yıllık eserleri meydana getiren çoğu zaman isimsiz işçilerle -köleler, kadınlar, göçmenler ve el işçileri- tanıştırıyor.

  • Künye: Annalee Newitz – Dört Kayıp Şehir: Kentsel Çağın Gizli Tarihi, çeviren: Çiğdem Köfüncü, The Kitap Yayınları, tarih, 296 sayfa, 2024

Hans Renders, Binne de Haan, Jonne Harmsma – Biyografik Dönemeç (2024)

‘Biyografik Dönemeç’, tarih ve sosyal bilimlerde biyografi alanındaki gelişmelere ışık tutan en güncel araştırmaları bir araya getiriyor.

Bu alanda önde gelen on beş akademisyen, biyografik perspektifi bir araştırma metodolojisi olarak sunuyor.

Biyografi, 1980’lerden bu yana akademik çevrelerde giderek daha çok rağbet görüyor.

Bu kitap, beşerî bilimlerin içinden geçmekte olduğu biyografik dönemecin teorik sonuçlarını ve imkânlarını vurgulamaktadır.

Kitabın bölümleri din, ırk, medya ve mikro tarih gibi konuları ele alarak biyografiyi sadece tarihçiler için değil aynı zamanda edebiyat, sosyoloji, ekonomi ve siyaset gibi alanlardaki keşifler için de uygun bir saha olarak sunmakta.

Bu kitap tarihsel failliği, birincil kaynakların kullanımı ile bağlam ve tarih yazımının eleştirel analizini vurgulayarak biyografinin bilimsel bir metodoloji olarak nasıl iş görebileceğini göstermektedir.

Yirminci yüzyıl tarih yazımında siyaset, toplum ve iktisat perspektifleri güç kazandı.

Bireyin geçmiş üzerinde kalıcı bir etkiye sahip olabileceği çoğunlukla göz ardı edildi.

Bireysel yaşamların tarih anlatısı için devletler, kurumlar ve olguların tarihi kadar önemli olabileceği bu kitapta ileri sürülüyor.

Kitap biyografi, tarih ve tarih teorisi okurları için önemli, değerli bir kaynak.

  • Künye: Hans Renders, Binne de Haan, Jonne Harmsma – Biyografik Dönemeç: Tarih ve Sosyal Bilimlerde Biyografinin Yeniden Keşfi, çeviren: Uğur Yankı Üçkardeşler, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 408 sayfa, 2024