Tolgahan Karaimamoğlu – Kara Ölüm (2022)

İnsanoğlu, tarih boyunca depremler, seller, kuraklıklar, yangınlar, kıtlıklar ve salgın hastalıklarla da baş etmeye çalıştı.

Ve hâlen de baş etmeye çalışıyor.

Tarihsel süreçte insanlığı çaresiz bırakan bu felaketler arasında salgın hastalıklar daha yıkıcı tahribatlarından dolayı zihinlere kazınmış durumda.

Pandora’nın kutusu ve Hıristiyanlıktaki cennetten kovulma hikâyelerinde de anlatıldığı gibi, veba ve ölümcül salgın hastalıklar, üstesinden gelinebileceğini umut ettiğimiz kaçınılmaz doğal afetlerin çok ötesindedir.

Hastalıkların ortaya çıkışına bakıldığında daha çok insanlığın baş sorumlu olduğu görülüyor.

Salgın hastalıklar toplumla birlikte ortaya çıktı.

Bir başka deyişle uygarlık beraberinde yalnızca gelişmeyi ve ilerlemeyi (olumlu-olumsuz birçok yeniliği) değil, hastalıkları da getirdi.

“Kara Ölüm” bu duruma en büyük örnektir.

Avrupa’nın kısa sürede (1347-1352) en az üçte birini “silip süpürmesi” ve kıtalar arasında önlenemeyecek derece etkiye sahip olmasından dolayı bu büyük veba salgını diğer felaketlerden ayrılmaktadır.

İnsanlığın hastalıklarla olan uzun ilişkisinde “sahip olunan nüfus üzerinden” en fazla kayıp verdikleri olay olan bu büyük vebada sadece milyonlar ölmemiş, özellikle Avrupa periferinde gündelik hayatın ritmi de değiştirmiştir.

Kara şöhretini fazlasıyla hak eden veba salgını bu etkisiyle Ortaçağ dünyasındaki dengeleri derinden sarstı.

Ortaçağ dünyasını ölüm eşitliği ile tanıştıran veba; köyleri, kasabaları ve şehirleri ıssızlaştırdı.

Veba saldırısından şans eseri canlı çıkmayı başarabilenler ise bu duruma neyin neden olduğunu dahi anlayamamışlardı.

Tolgahan Karaimamoğlu’nun ayrıntılı çalışmasıyla kaleme aldığı ‘Kara Ölüm’ kitabı 1300’lü yıllarda Çin’den İngiltere’ye kadar insanları kasıp kavuran vebanın nasıl yayıldığını, şehirleri nasıl ölüm sessizliğine büründürdüğünü, vebanın kazananlarını-kaybedenlerini, ekonominin, sosyokültürel hayatın, yönetimsel ve dinî otoritenin derinden etkilendiğini ve nihayetinde değişen zihinsel hayatı çarpıcı yönleriyle inceliyor.

‘Kara Ölüm: Ortaçağ Dünyasını Yok Olmanın Eşiğine Getiren Veba’, uygarlık üzerinde derin bir etki yapan hastalığın tarihi…

  • Künye: Tolgahan Karaimamoğlu – Kara Ölüm: Ortaçağ Dünyasını Yok Olmanın Eşiğine Getiren Veba, Kronik Kitap, tarih, 320 sayfa, 2022

Michael Prestwich – Yüz Yıl Savaşları (2022)

Vebanın Orta Çağ Avrupa’sını kasıp kavurduğu yıllarda krallıklar ve derebeylikler iktidar mücadeleleri içerisindeydi.

Bir yandan hastalıktan korunmaya ve zararları dindirilmeye çabalanırken, doğudan yükselen yeni bir güç ise Avrupa’yı tehdide başlamıştı.

Belirsizliklerin ortasında İngiliz kralı III. Edward 1337 yılında Fransa tahtında hak ilan etti.

Sonucun hemen alınacağı düşünülüyordu ancak bir yüzyıldan fazla sürecek bir mücadelenin fitili ateşlenmişti.

Saldırıyı başlatan İngiliz orduları 1340’ta Sluys’ta Fransızları yendi ve bu andan itibaren, Fransızların yeniden uyanıp işgalcileri Manş Denizi’nin ötesine geri sürdüğü 1453 yılına kadar Fransa bir savaş meydanına döndü.

İngiliz Anjou ile Fransız Valois hanedanları arasındaki uzun süren mücadele çok önemli aşamalar geçirdi.

Güçlü yeni millî kimliklerin oluşmasına yol açarak modern Avrupa’nın ortaya çıkışı ve şekillenmesinde çok önemli bir role sahip oldu.

Prestwich, kısa ve derinlikli bir şekilde kurguladığı elinizdeki kitapta savaşan orduların yapısı ve gelişimini, değişken savaş taktiklerini, arka planda dönen diplomasiyi, gelişen şövalyeliği ve her iki tarafın kazanç ve kayıplarını aydınlatıcı şekilde sunuyor.

Yakın tarihli akademik çalışmalardan hareketle bu uzun savaşa dair lojistik, askerlerin seçimi ve orduya alınmaları, nakliye gibi yönler de inceleniyor.

Askerî teşkilatlanma, strateji ve taktiklerin güncel analizini yapan ve ayrıca İngiliz okçuluğunun ölümcül gücünü açıklayan Prestwich, savaşı kapsamlı bir şekilde anlatıyor.

Kitapta dünya tarihinin en uzun savaşının gidişatını belirleyen isimlerden III. Edward, oğlu Kara Prens lakaplı Woodstocklı Edward, ilk Fransız zaferlerinin mimarı Bertrand du Guesclin, şövalye kahramanı Jean Boucicaut, Agincourt’ta kaybeden fakat neredeyse Fransa kralı olmayı başaran V. Henry ve Tanrı’dan ilham aldığı düşünülen ve şehit edilmesiyle Fransızlara umut kaynağı olan Orleanslı Jan Dark yeniden hayat buluyor.

Önde gelen askerî tarihçilerden Prestwich’in kaleme aldığı ‘Yüz Yıl Savaşları: Avrupa’yı Şekillendiren İngiliz-Fransız Mücadelesi’ karmaşık bir tarihi ustaca anlatan bir başvuru kaynağı.

  • Künye: Michael Prestwich – Yüz Yıl Savaşları: Avrupa’yı Şekillendiren İngiliz-Fransız Mücadelesi, çeviren: Samet Özgüler, Kronik Kitap, tarih, 288 sayfa, 2022

Anthony J. Bryant – Samuraylar (2022)

Tarihteki en büyük savaşçılar olan samuraylar tamamen savaşa yönelik bir sosyal düzenin ürünüydüler.

Hem at sırtında hem de yayan çarpışmada ustaydılar.

Yaşam biçimlerini belirleyen “Bushido” ya da “savaşçı yaşamı”nın kurallarıydı.

En güçlü ailelerin üstünlük için çatıştığı Ortaçağ Japonya’sında hüküm süren şiddetli klan ve hanedan savaşlarında, gözler hep büyüleyici, çok renkli zırhları içindeki samuraylarda olurdu.

Bu tarz muharebe sanatı onlar için biçilmiş kaftandı.

Bryant, bu elit savaşçıları zihnimizde canlandırmamızı sağlayan çarpıcı bir bakış sunuyor.

Tarihin en büyük savaşlarının ayrıntılı dökümleri, hasım kuvvetlerin stratejileri, taktikleri, askerî harekâtın düğüm noktaları.

Japonya’da Samuray geleneği, savaşçılar, teçhizatlar, kostümler, silahlar ve daha fazlası, burada.

  • Künye: Anthony J. Bryant – Samuraylar, çeviren: Füsun Tayanç ve Tunç Tayanç, İş Kültür Yayınları, tarih, 72 sayfa, 2022

Ian Goldin, Goeffrey Cameron ve Meera Balarajan – Sıra Dışı İnsanlar (2022)

Göç, insanlık tarihiyle yaşıttır.

Üç yazarlı bu enfes kitap, hem göçlerin geçmişte toplumları nasıl kökten dönüştürdüğünü gösteriyor hem de dünyanın geleceğini nasıl etkileyeceği konusunda ufuk açıcı öngörüler sunuyor.

Dünya halklarının yeniden birbirine bağlanması ve karışımının, birçok toplumda hakim normlara ve pratiklere meydan okuduğu, dinamik bir küresel entegrasyon çağında yaşıyoruz.

Dağılma ve bütünleşme aynı anda ve iç içe gerçekleşen süreçler.

Kültürel kodlar buna uyum sağlıyor.

Yeni ekonomiler açığa çıkıyor.

Yenilikler büyüyor.

Toplumsal kurumlar ayak uydurma mücadelesi veriyor.

Birçok kişi için göçle bağlantılı güçlükler, post-modernizm, çok kültürlülük ve arzu uyandırıcı kozmopolitanizm çağımızın karakteristik özellikleridir.

Bazıları insanların ortak yanlarının daha çok olduğu hayali bir geçmişe özlem beslemektedirler.

Bugün beşeri hareketlerin ölçeği, hızı ve yoğunluğu belki daha büyük olsa da, göç alışkanlıkları ve yıkıcı etkileri insanlık kadar eskidir.

Yabancılar, her zaman kendilerini benimseyen toplumların muhalefetiyle karşılaşmışlardır.

Bununla birlikte tarihin yönü, topluluğun sınırlarında bitmek bilmez bir genişlemeye işaret etmektedir.

Kültürel ve politik hudutlarımız yavaş yavaş geri çekilmiştir.

  • Künye: Ian Goldin, Goeffrey Cameron ve Meera Balarajan – Sıra Dışı İnsanlar: Göç Dünyamızı Nasıl Şekillendirdi ve Geleceğimizi Nasıl Tanımlayacak?, çeviren: Akın Emre Pilgir, Gav Perspektif Yayınları, inceleme, 358 sayfa, 2022

Kolektif – Osmanlı Toplumunda Ötekileştirme, Düşmanlık ve Nefret (2022)

Osmanlı için sık sık hoşgörü toplumuydu denir.

Bu önemli derleme, Osmanlı’da da dini ve toplumsal grupların nasıl bir ötekileştirme, düşmanlık ve nefretin nesnesi olduklarını ortaya koyuyor.

Osmanlı İmparatorluğu’nun çokdinli, çokdilli ve çokuluslu yapısından bahsedilirken genellikle “hoşgörü,” “toplumsal huzur” ya da “uyum içinde birlikte yaşayabilme” gibi olumlu kavramlar kullanılır.

Peki sahiden de durum bu kadar tozpembe miydi?

Gerçekten Osmanlı toplumunun önemli belirleyici bir özelliği hoşgörü ve uyum içinde olması mıydı?

Hakan T. Karateke, H. Erdem Çıpa ve Helga Anetshofer’in derlediği ve birçok tarihçinin katkı sunduğu, ‘Osmanlı Toplumunda Ötekileştirme, Düşmanlık ve Nefret (16.-18. Yüzyıllar)’, bu romantik bakış açısına daha realist yaklaşımlar geliştiriyor.

Yazarlar, dinî ve toplumsal grupların, milliyetçi ideolojilerin yayılmasından önce de, “öteki” ve “yabancı” gibi görülenlere karşı duyduğu tahammülsüzlüklerin yaygınlığına dikkat çekiyor.

Kökleşmiş önyargıların ötesinde, güncel gerilimler, toplumsal ve ekonomik dalgalanmalardan beslenebilen farklı olumsuzluklara işaret ederek, “Osmanlı Barışı”nın çok daha karmaşık bir şekilde tanımlanması gerektiğini ileri sürüyorlar.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: H. Erdem Çıpa, Jane Hathaway, Baki Tezcan, Bilha Moor, Hakan T. Karateke, Vjeran Kursar, Konrad Petrovszky, Faika Çelik, İpek Hüner-Cora, Emin Lelić, Michael D. Sheridan ve Helga Anetshofer.

  • Künye: Kolektif – Osmanlı Toplumunda Ötekileştirme, Düşmanlık ve Nefret (16.-18. Yüzyıllar), derleyen: Hakan T. Karateke, H. Erdem Çıpa ve Helga Anetshofer, çeviren: Alptuğ Güney, İletişim Yayınları, tarih, 395 sayfa, 2022

William Stearns Davis – Eski Atina’da Bir Gün (2022)

Farz edelim ki zaman makinesi gerçekten var ve siz ziyaret için antik dönem Atina’sına gitmeyi seçtiniz.

Sokaklarında dolaşmaya başlıyorsunuz, kadınlar, erkekler, çocuklar, köleler, çiftçiler arasında geziniyorsunuz, bir çeşmeden su içiyorsunuz, bir tanrı heykelinin yanından, bir okulun önünden geçiyorsunuz, bir davete katılıyorsunuz.

Bütün bunları ise bir rehber eşliğinde yapıyorsunuz: William Stearns Davis.

Davis, MÖ 360 yılına götürüyor bizleri.

Bu tarihi seçmesinin ana sebebi Atina’nın en iyi dönemi olması; mimari ve ekonomik açıdan, sosyal hayat ve demokrasinin işleyişi bakımından vb. neredeyse mükemmele yakın bir dönem bu, Atina için.

‘Eski Atina’da Bir Gün’de 2.500 yıldan fazla bir süre önce coğrafyamızdaki insanların gündelik hayatlarına dair detaylar buluyoruz.

Davis detaylı araştırmalarını hoş bir dille aktarıyor, hikâyelerle süslüyor ve antik dönem Atina’sının çok kapsamlı bir resmini çiziyor.

  • Künye: William Stearns Davis – Eski Atina’da Bir Gün, çeviren: Ezgi Karaca, Liberus Yayınları, tarih, 256 sayfa, 2022

James Harvey Robinson, Charles Austin Beard ve Donnal Vore Smith – Yeni Çağ’dan Yakın Çağ’a Uygarlığın Öyküsü (2022)

Yeni Çağ’ın başlaması Fransız Devrimi ile gerçekleşir.

Orta Çağ’ın dinsel öğretiler egemenliğinde geçen dönemi halk kitlelerinin ayağa kalkmasını ve yönetimde pay sahibi olmak istemesini doğurmuştu.

Zorlu yaşam koşulları altında ezilen kitlelerin talepleri soyluların iktidarını ve ruhban sınıfının baskısını sarstı.

Soylular ve ruhban sınıfından sonra üçüncü sınıf diye nitelendirilen geniş halk kitleleri ayrıca askerî diktatörlerin baskısıyla karşılaşacaktı.

Tarihe Napolyon Savaşları olarak geçen çok sayıda muharebe sonrasında Avrupa kıtasının haritası değişmişti.

Endüstri Devrimi’nin yaşanmasıyla köylülerin yanı sıra geniş bir işçi sınıfı ortaya çıkar.

Yeni yaşam koşulları sonucunda bu kitlenin hak arama mücadelesi ülke yönetimlerini değiştirecek boyuta ulaşır.

Avrupa anakıtası ve sömürge toprakları üzerinde etkinlik alanını genişletmeye çalışan ülkeler ve ulusçuluk akımı Birinci Dünya Savaşı’nın taşlarını döşeyecektir.

Ulus bilinci imparatorlukları yok ederken yeni ulus-devletlerin ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

  • Künye: James Harvey Robinson, Charles Austin Beard ve Donnal Vore Smith – Yeni Çağ’dan Yakın Çağ’a Uygarlığın Öyküsü, çeviren: İbrahim Şener, Retorik Yayınları, tarih, 464 sayfa, 2022

Georgiy A. Astahov – Saltanattan Demokratik Türkiye’ye (2022)

Anadolu’daki bağımsızlık mücadelesi için son derece kritik yıllar olan 1922-23 arasında Sovyet diplomatik kadrosunun bir üyesi olarak Ankara’da bulunan Georgiy A. Astahov, Sovyetler Birliği’nde yayımlanan Yeni Doğu dergisi için bu hareketli döneme dair izlenimlerini kaleme aldı.

Astahov’un 1936 yılında ‘Saltanattan Demokratik Türkiye’ye’ başlığı altında bir araya getirilen makaleleri, savaşın taraflarına ve henüz oldukça genç bağımsızlık hareketinin hedef ve kazanımlarına dair çok yakından bir gözlemin eseri.

Bu kitap Sovyetler’in Türkiye’deki toplumsal hareket ve iktidara olan bakışını sergilemesi açısından da ilgi çekici bir örnek.

Astahov’un özellikle cumhuriyetin ilan edilmesinin hemen öncesinde Anadolu ve Ankara’daki sınıfsal yapılanmaya dair yorumları ve yerinde takip ettiği İzmir İktisat Kongresi hakkındaki gözlemleri, genç cumhuriyette emekçi sınıfların durumu üzerine değerli birçok bilgi ve fikir içeriyor.

Bunun yanında Topal Osman Vakası, saltanatın kaldırılması, meclisteki ideolojik ayrışma ve Türkiye’deki komünist hareketin durumu da bu makalelerde kendilerine yer buluyor.

  • Künye: Georgiy A. Astahov – Saltanattan Demokratik Türkiye’ye: Kemalizm Tarihinin Ana Hatları, çeviren: Hazal Yalın, İthaki Yayınları, siyaset, 176 sayfa, 2022

Meropi Anastassiadou – Selanik (2022)

Osmanlı döneminin önemli şehirlerinden biri olan Selanik pek çok halka ev sahipliği yaptı.

Çokuluslu ve çokdinli yapısıyla halkların iç içe yaşadığı kozmopolit şehir, Tanzimat Fermanıyla birlikte kültür ve ticarette olağanüstü gelişmeler kaydedip Osmanlı modernleşmesinin merkezinde yer aldı.

Şehrin silüeti; mahalleleri, surları, limanları, evleri; dönemin yaşam koşulları; geleneksel meslekler ve yüksek sosyetesiyle Selanik, Batıdaki Fransız İhtilali ve fikir akımlarından da en çok etkilenen şehirlerden biri oldu.

Tanzimat öncesi dönemden Balkan Savaşlarına giden süreci anlatan ‘Tanzimat Çağında Bir Osmanlı Şehri Selanik’, çokuluslu bir şehrin dağılışına hepimizi tanık ediyor.

  • Künye: Meropi Anastassiadou – Selanik: Tanzimat Çağında Bir Osmanlı Şehri 1830-1912, çeviren: Işık Ergüden, Alfa Yayınları, tarih, 504 sayfa, 2022

Kolektif – Çağlar Boyunca Nehirler Denizler ve Göller (2022)

Su, hayattır derler.

Peki, çağlar boyunca su uygarlığı nasıl etkiledi?

Bu kitapta, Prehistorya’dan Bizans Dönemi’ne kadar geçen süreçte nehirler, denizler ve göllerin insanoğlunun sosyo-ekonomik ve kültürel hayatına etkileri ile ilgili 29 makale yer alıyor.

Türkçe ve İngilizce olarak yayımlanan kitaba kitaba arkeoloji, tarih, sanat tarihi, coğrafya gibi bilim dallarında, alanında uzman, 5 farklı ülkeden ve 21 farklı üniversiteden bilim insanı makaleleriyle katkı sunmuş.

  • Künye: Kolektif – Çağlar Boyunca Nehirler, Denizler ve Göller: Prehistorya’dan Bizans Dönemi’ne, (Rivers, Seas and Lakes Through The Ages – From Prehistory to the Byzantine Period), editör: Oktay Dumankaya, Doruk Yayınları, tarih, 728 sayfa, 2022