Simon Winchester – Deli ve Dâhi (2022)

Hazırlıkları 1857’de başlamış Oxford İngilizce Sözlüğü’nün tarihi, cinayet, şizofreni ve savaşla yüklüdür.

Simon Winchester bu harika çalışmasında, başrollerinde Mel Gibson ve Sean Penn’in yer aldığı yakın zamanlı bir filme de konu olmuş sözlüğün olağanüstü hikâyesini anlatıyor.

Oxford İngilizce Sözlüğü’nün başeditörü Dr. James Murray’nin önderliğindeki komite belirli kelimeler için alıntı ve tanım toplarken zaman içinde çalışma yöntemi ve şevkiyle bir gönüllü okur öne çıktı.

On binden fazla tanıma katkıda bulunan ve çalışmaların ilk yıllarında gizemini koruyan bu okur bir Amerikan İç Savaşı gazisi olan, emekli cerrah Dr. W. C. Minor’dı ve işlediği bir cinayet sebebiyle uzun zamandır akıl hastanesinde yatmaktaydı.

Sözlüğün hazırlıkları 1857’de başlamıştı ve o güne kadar girişilen en iddialı çalışmaydı, tamamlandığında İngilizcenin en kapsamlı ilk sözlüğü olacaktı.

Winchester’ın titiz araştırmalar sonucunda kaleme aldığı ‘Deli ve Dâhi’, işte bu devrimci eserin hazırlanışına büyük katkılarda bulunan, çoğu yönden bambaşka ama kelimelere adanmışlığıyla hayli birbirine benzer iki adamın, Dr. James Murray ile Dr. W. C. Minor’ın eksantrik hikâyesini ve sözlükçülüğün meşakkatli dünyasını gözler önüne seriyor.

  • Künye: Simon Winchester – Deli ve Dâhi: İngilizcenin En Kapsamlı İlk Sözlüğünün Hazırlanışının Çılgın Hikâyesi, çeviren: Füsun Doruker, İthaki Yayınları, tarih, 216 sayfa, 2022

Elbruz Aksoy – Beyaz Köleler (2022)

‘Beyaz Köleler’, Türkiye’de inatla görmezden gelinen kölelik olgusu üzerine eşsiz bir eleştirel tarih incelemesi.

Elbruz Aksoy, büyük Kafkas göçünden sonra buraya gelen Çerkes topluluklarının anayurttan ve feodal sınıfsallıklarından kaynaklanan kölelik kurumunun burada nasıl devam ettirildiğini gözler önüne seriyor.

Kitap, her şeyden önce büyük bir yüzleşme çalışması: Türkiye’deki kölelik “geleneği” ile, kitaba adını veren ‘Beyaz Köleler’ olgusu ile yüzleşme.

  • Genellikle unutulan, unutulmak istenen veya “bir tür hizmetçilikti” diye yumuşatılan kölelik, nasıl bir sınıfsal-toplumsal ilişki ağı içinde ortaya çıkmış̧, kurumlaşmıştı?
  • Nasıl bir anlatıyla meşrulaştırılıyordu?
  • Başta “cariyeler,” köleler nasıl bir toplumsal cinsiyet rejimine ve cinsel sömürüye tabi idiler?
  • Çarlık Rusya’sının, Osmanlı’nın son devirlerinde ve 1864 Çerkes Sürgünü sonrasında kölelik nasıl evrildi?
  • İttihat Terakki, Çerkes Ethem ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti devleti, kölelerle “ne yaptılar”?
  • Ve sonunda, kölelik nasıl sona erdi, nasıl izler bıraktı, nasıl hatırlandı ve unutuldu?

‘Beyaz Köleler’, Türkiye’nin toplumsal tarihinin gizli saklı olgusu hakkında kapsamlı bir araştırma.

Kitaptan bir alıntı:

“Beyaz Köleler Osmanlı coğrafyasının farklı birçok şehir ve kasabasının çok dilli, çok kültürlü̈ kalabalık aileleri içinde onlara verilen çiçek isimlerine alışamadan, takılıp düştükleri süslü kıyafetleri içinde, sahiplerini güldüren kırık Türkçeleriyle ve namaz kılarken mırıldandıkları bozuk Arapçalarıyla her gecen gün Osmanlılaşırken, ellerinde büyüttükleri bir nesli de sessizce kendilerine benzetiyorlardı.”

  • Künye: Elbruz Aksoy – Beyaz Köleler: Son Sesler, İletişim Yayınları, tarih, 320 sayfa, 2022

Gerhard Grüßhaber – Türk Ordusunda Alman Ruhu (2022)

Alman ve Osmanlı/Türk ordusu arasındaki bilgi aktarımı üzerine çok iyi bir inceleme.

Gerhard Grüßhaber, süreci 1908 Jön Türk Devrimi ile 1938’de Atatürk’ün ölümü arasındaki 30 yıllık zaman diliminde ele alıyor.

Arşiv, yayınlanmış kaynaklar ve anılar aracılığıyla sürecin analizini yapan çalışma, aynı zamanda bu bilgi alışverişinin iki ülkenin orduları ve Türk sivil toplumu üzerindeki etkisine dair kanıtlar da sunuyor.

Gerçekten de iki ülkedeki subaylar küçük ama ülkelerinin gelişimi üzerinde etkili olmuş birer toplumsal gruptu.

Etnik açıdan heterojen bir toplum olan genç Cumhuriyet Türkiye’sinin silahlı kuvvetlerden beklentileriyle, siyasi açıdan bölünmüş olan Weimar Cumhuriyeti’nin kendi silahlı kuvvetlerinden beklentileri farklıydı.

Fakat Dünya Savaşından kaynaklanan “çelik fırtınası” iki ordunun da düşünce tarzında önemli bir etki yaratmıştı.

Bu etki sonucunda ortaya çıkan yeni liderlik monarşinin itibarını kaybetmesinden doğan boşluğu doldurmayı amaçladığını iddia ediyordu.

  • Künye: Gerhard Grüßhaber – Türk Ordusunda Alman Ruhu, çeviren: Bozkurt Leblebicioğlu, Say Yayınları, tarih, 448 sayfa, 2022

Linda Darling – Ortadoğu’da Sosyal Adalet ve Siyasal İktidarın Tarihi (2022)

Ortadoğu’da adaletin siyasal serüveni hakkında eşi bulunmaz bir çalışma.

Linda Darling, çok yönlü bir bakışla izleyerek alana çok önemli katkıda bulunuyor.

Adalet, tıpkı kadim dönemlerde olduğu gibi, Ortadoğu siyasetinde halen hayati bir öneme sahip.

Antik Mezopotamya uygarlıklarından yirminci yüzyıl cumhuriyetlerine dek, adalet bu siyasi coğrafyanın başat belirleyicisi olageldi.

Ortadoğu siyasi yapısının pederşahi özelliği, yönetenleri adaletin tesisinden yegâne sorumlu aktörler kıldı.

Bu bağlamda, çoğunlukla bir daire içine yazılarak ve veciz bir şekilde ifade edilen adalet, kimi zaman tahta çıkacak müstakbel prensler ve şehzadeler için bir rehber, kimi zaman iktidara talip muhaliflerin ideolojisi ve parti programı olarak vücut buldu.

Darling, bu kavramın çağlar boyunca devamlılığını ve dönüşümünü mercek altına alarak uzun Ortadoğu siyasi tarihine alternatif bir perspektif sunmakta.

  • Künye: Linda T. Darling – Ortadoğu’da Sosyal Adalet ve Siyasal İktidarın Tarihi: Mezopotamya’dan Küreselleşmeye Adalet Çemberi, çeviren: Hakan Erdagöz, Alfa Yayınları, tarih, 656 sayfa, 2022

Polybios – Akdeniz Dünyası ve Roma’nın Yükselişi (2022)

Dünyanın gördüğü en büyük imparatorluk olan Roma’nın serüvenini, buna bizzat tanık olmuş Polybios’tan dinlemek büyük şans.

Antikçağın en önemli olaylarından biri, hiç beklenmedik bir zamanda, beklenmedik bir hızla Roma diye bir devletin ortaya çıkması ve ardından kısa süre içerisinde Akdeniz’in tamamını egemenliği altına almasıdır.

Yaklaşık 50 yıllık bir zaman diliminde tüm Akdeniz Dünyası Roma’nın kudretine boyun eğmek zorunda kalmıştır.

MÖ 2. yüzyılda yaşamış ve bu sürece bizzat şahitlik etmiş Polybios, eserini yazma amacını kendi sözleriyle şöyle özetler: “Dünya tarihinde o zamana kadar eşi benzeri görülmemiş ve daha sonra da görülemeyecek bir devletin yükselişinin altında yatan nedenleri tespit etmek.”

Polybios eserini devlet arşivlerinden, olayların görgü tanıklarından ve hizmetine sunulan diğer imkânlardan yararlanarak yazmış.

Dünyanın gördüğü en büyük imparatorluğun başarıya giden serüvenini, olaylara bizzat tanık olan birisi olarak anlatmasının yanı sıra, benimsediği tarihyazımı yöntemi de onu antikçağın en önemli tarihçilerinden biri sıfatıyla ölümsüzleştirdi.

  • Künye: Polybios – Akdeniz Dünyası ve Roma’nın Yükselişi, çeviren: Oğuz Yarlıgaş, Alfa Yayınları, tarih, 456 sayfa, 2022

Karen Armstrong – Tanrı Adına Savaş (2021)

‘Tanrı Adına Savaş’, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamda, korkunç örneklerine tanık olduğumuz köktendincilik hakkında iyi bir inceleme.

Karen Armstrong, bizi, militan dindarlığı ciddiye almaya ve onunla baş etmeye yönelik stratejiler geliştirmeye davet ediyor.

Geniş kapsamı kadar ayrıntılarıyla da önem arz eden çalışma, köktendinciliğin zorla kontrol altına alınamayacağını ve eğer yenilgiye uğratılmak isteniyorsa öncelikle anlaşılmak zorunda olduğunu ortaya koymasıyla dikkat çekiyor.

Konuyu orta çağdan 19. yüzyıla ve oradan 20. yüzyılla uzanarak irdeleyen Armstrong’un çalışması, din ve politikayla çok az ilgisi olanlara da hitap edecek türden.

  • Künye: Karen Armstrong – Tanrı Adına Savaş: Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamda Köktendincilik, çeviren: Murat Erdem, Alfa Yayınları, inceleme, 625 sayfa, 2021

Charles Tilly, Ernesto Castañeda ve Lesley J. Wood – Toplumsal Hareketler (2022)

Charles Tilly’nin bu kitabı, sırf tarihsel süreçte demokrasinin nasıl ağır bedeller karşılığında elde edildiğini öğrenmek için dahi okunmalı.

Çağımızın en yetkin sosyalbilimcilerinden olan Tilly, 1768’den 2018’e uzanarak toplumsal hareketlerin doğuşu ve yayılışına dair aydınlatıcı bilgiler sunuyor.

Okuru, incelenen olaylara aşina kılmak için zaman çizelgeleri ekleyen Tilly, toplumsal hareketlerin ne olduğunu, nasıl işlediklerini, neden ve nasıl diğer politik meselelerle bağlantılı olduklarını açıklıyor.

Bu yeni edisyonda Ernesto Castañeda ve öğrencileri, Tilly’nin oluşturduğu çerçeve etrafında günümüz toplumsal hareketlerine ışık tutuyor.

Ele alınan vaka çalışmaları uluslararası nitelikte olmakla beraber sosyal medya, internet gibi yeni teknolojilerin olaylar üzerindeki etkilerine de parmak basıyor.

Occupy, Black Lives Matter, #YoSoy132 kitapta işlenen hareketlerden yalnızca birkaçı.

  • Künye: Charles Tilly, Ernesto Castañeda ve Lesley J. Wood – Toplumsal Hareketler 1768-2018, çeviren: Orhan Düz, Alfa Yayınları, tarih, 504 sayfa, 2022

Evren Şar İşbilen – Zeus’un Kadınları (2021)

Zeus, kadın düşmanlığının feriştahıydı.

Evren Şar İşbilen de bu özenli çalışmasında, binlerce yıllık ana tanrıça kültünün toplumda nasıl sistematik olarak değersizleştirildiğini ve eril erkin toplumu şekillendirmede mitlerden nasıl faydalandığını ortaya sererek Zeus ve birlikte olduğu kadınların hikâyelerini feminist bir çerçeveden okuyor.

Mitolojik öyküler, içinde yeşerdikleri toplumun görüş, düşünüş ve duyuş şekillerini, toplumun siyasi ve sosyal yapılanmasını dışa vuran hatta yorumlanma biçimleri üzerinden düşünce tarihinin izdüşümlerini yansıtan karmaşık yapılardır.

Böylece bu hikâyelerin ardındaki toplumsal dinamiklerin ortaya çıkarılmasında kalıplaşmış yorumların ötesine geçilebilmesi için tarih, sosyoloji ve antropoloji bilimleri adeta birbirine muhtaçtır.

Tüm bunların paralelinde eldeki çalışma, alışılagelen klasik alegorik değerlendirmelerin dışına çıkarak ilk kez, Zeus’un hayatına giren kadınları Zeus’un varlığı ile birlikte bir bütün olarak değerlendirmiş ve gerek mitoloji gerekse Yunan kültür tarihi açısından önemli bir boşluğu dolduruyor.

Kitap bu yönüyle Zeus ile kadınlarını, eğlenceli birer anekdot olmanın ötesine taşıyor ve Yunan dünyasında tohumları atılarak günümüze kadar ulaşan cinsiyet ayrımcılığının, Yunan dini yapısındaki köklerine ışık tutuyor.

  • Künye: Evren Şar İşbilen – Zeus’un Kadınları: Antik Yunan Toplumunda Kadın Konumlanmasına Zeus Merkezli Bir Bakış, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tarih, 112 sayfa, 2021

Temuçin Faik Ertan ve Bahattin Demirtaş – Türkiye’yi Ziyaret Eden Yabancı Devlet Adamlarının Ankara Günleri (2022)

Bir dönemin Ankara’sı hakkında arşivlik bir çalışma.

Bu kitap, Ankara’ya 1923 yılından 1960 yılına değin gelen devlet başkanı ve başbakan düzeyindeki yabancı ziyaretçilerin panoramasını çıkarıyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulmasından sonra birçok devlet başkanıyla temasa geçen Atatürk, onları Cumhuriyet’in başkenti Ankara’da konuk etmeye başlamıştı.

Bu bağlamda Atatürk döneminde Ankara’yı Afganistan, Japonya, Irak, Hicaz, İran, İsveç ve Ürdün devlet başkanları ziyaret etti.

Yine bu dönemde, Irak, Yunanistan, Macaristan, Bulgaristan, Yugoslavya, Suriye ve Romanya olmak üzere yedi ülke başbakanı başkente geldi.

Atatürk tarafından çoğunlukla Ankara Tren Garı’nda karşılanan ve Ankara Palas’ta ağırlanan bu ziyaretçiler Ankara’da bulundukları süre zarfında, Gazi Orman Çiftliği’ni, Numune Hastanesi’ni, İmalat-ı Harbiye Fabrikalarını, Çocuk Esirgeme Kurumunu, Ankara Etnografya Müzesini, Çubuk Barajı’nı, Zafer Abidesi’ni, Yenişehir’deki heykeli ve daha birçok yeri gezip incelemelerde bulundu.

Yabancı konuklar için akşamları balo ve suareler yapılmış ve Türk devlet adamları tarafından konuklar şerefine ziyafetler düzenlenmişti.

Ziyaretler, İsmet İnönü ve Celal Bayar’ın cumhurbaşkanlıkları döneminde de devam etti.

Ancak İkinci Dünya Savaşı yıllarında yalnızlık politikasının da etkisiyle Türkiye’ye olan ilgi azaldı.

Bu nedenle İnönü döneminde Ankara’ya sadece Bulgaristan, Ürdün, Irak ve Lübnan devlet başkanları ve başbakanları geldi.

Bu dönemde Ankara Üniversitesine ait fakülte ve enstitüler ile Hasanoğlan Köy Enstitüsü yabancı konukların uğrak yerleri oldu.

Celal Bayar’ın cumhurbaşkanlığında ise 16 farklı ülkeden devlet başkanı ve başbakan düzeyinde toplam 27 ziyaret gerçekleştirilmişti.

Ankara’da bulunan askerî ve sivil havaalanlarında veya Ankara Tren Garı’nda karşılanan ve uğurlanan konuk devlet adamları ilk iş olarak Anıtkabir’i ziyaret etmiş ve Çankaya Köşkü’nde Cumhurbaşkanı tarafından kabul edildi.

Bu araştırma kapsamında Ankara’ya 1923 yılından 1960 yılına değin gelen devlet başkanı ve başbakan düzeyindeki yabancı ziyaretçiler tespit ediliyor ve değerlendiriliyor, yazılı panoraması çıkarılıyor.

Ayrıca bazı analitik bilgiler elde edilmiş ve ziyaretlere ait çok sayıda Ankara temaları taşıyan görsellere ulaşılmış.

Araştırma ile bilimsel ve yenilikçi bir bakış açısıyla Ankara’nın yakın tarihini yeniden ele almak; özgün yöntem, teknik ve kaynaklar kullanarak Ankara tarihi çalışmalarına dikkat çekmek; çevremizdeki önemsenmeyen mekânların ve merak edilmeyen nesnelerin de tarihin bir parçası olduğunun fark edilmesini sağlamak; tarih ve kültür bilincine sahip bir toplum oluşmasına ve şehir tarihlerinin sadece ülke bazında değil dış dünyada da irdelenmesine katkıda bulunmak amaçlanmış.

  • Künye: Temuçin Faik Ertan ve Bahattin Demirtaş – Türkiye’yi Ziyaret Eden Yabancı Devlet Adamlarının Ankara Günleri (1923-1960), VEKAM Yayınları, anı, 588 sayfa, 2022

Kolektif – Antik Çağlardan Günümüze Kent Alanı ve Peyzaj Kültürü (2022)

Kent peyzajı alanına tarihsel ve güncel bir çerçeveden bakan enfes bir çalışma.

Kitapta Anadolu, Mezopotamya, Mısır’da MÖ 3. binyıldan beri yaşanan kentleşme süreci çok yönlü bir bakışla ele alınıyor.

Kitap, Koç Üniversitesi VEKAM tarafından 9 Mayıs 2019 tarihinde gerçekleştirilen Antik Çağlardan Günümüze Kent Alanı ve Peyzaj Kültürü adlı sempozyumda sunulan bildirilerin derlemesi.

Anadolu, Mezopotamya, Mısır’da MÖ 3. binyıldan beri yaşanan kentleşme sürecinde seçilen yerleşim alanları, iskân özellikleri ile verimli topraklar, su kaynakları ve doğal kaynakların kullanımı yayında bir araya getirilmiş.

Ayrıca askeri seferler sırasında bahçe bitkilerinin farklı bölgelerden getirilip dikilmesi ile kültürlerin yönetim propagandasındaki rolü tartışılmış; Roma kültüründe yaşam ve üretimi birlikte barındıran evin (domus), çoklu değere sahip bir yapı bütünü olarak yönetimi, sınıfı belgelemesi ve sanata katkısı incelenmiş.

Konstantinopolis’in Doğu Roma’nın başkenti yapılmasının ardından artan nüfus doğrultusunda tarım alanlarının yönetimi, meyve, sebze yetiştiriciliği,

Yirminci yüzyılın başlarına kadar bağ olarak kullanılmış teras ekim alanına sahip Mavrucandere ve Ürgüp yakınlarındaki Karlık köyünde yeni keşfedilen şarap işlikleri,

Ve Orta Çağ’da kilisenin yönetiminde olan ilaç yapımı için özel bitki ekimleri ve tıbbi bitki bahçeleri, kitapta ele alınan diğer konular.

Kitapta ayrıca, Osmanlı dönemi bahçe kültürü, yabancı gezginlerin aktarımları, vakıf kayıtları ve edebi kaynaklarla incelenmiş, 18. yüzyıldan sonra saray köşkler ve kentsoylu evlerinde yer alan yağlıboya peyzaj ve natürmortlardan örneklerle sunulmuş.

Lale Devri’nde saray mimarisindeki değişimin bahçeye nasıl yansıdığı ve 19. yüzyılda Osmanlı saray bahçelerinin tasarımında peyzaj öğeleri ile yeni egzotik, yaprak dökmeyen çiçekli bitkilerin iklime alıştırılarak bahçelere dikilmesi konuları ele alınmış.

Yayında son olarak Cumhuriyet döneminde Ankara’daki imar faaliyetlerinde ve kültürel peyzajın biçimlenmesinde peyzajın rolü, 1940’lardan 1960’lara bu dönüşüm sürecini yaşamış kent halkının zihin haritasından izlenmiş.

Çalışma, kent peyzajı üzerine çalışmalar yürüten araştırmacılar için önemli bir başvuru kaynağı.

  • Künye: Kolektif – Antik Çağlardan Günümüze Kent Alanı ve Peyzaj Kültürü (Sempozyum Bildirileri), editör: Billur Tekkök Karaöz, VEKAM Yayınları, tarih, 212 sayfa, 2022