Carlos Martinez – Başlangıcın Sonu (2022)

Dünyanın ilk sosyalist devleti Sovyetler, yetmiş yıllık macerasının ardından çöktü.

Carlos Martinez, sosyalistler için bu yenilginin ne anlama geldiğini ve bundan ne gibi dersler çıkarılabileceğini tartışıyor.

“Sonun başlangıcı” sık işittiğimiz bir söz. Bu kez “başlangıcın sonu” var karşımızda.

Yetmiş yıllık sosyalizm deneyimi insanlık tarihinde yeni bir başlangıçtı ve çöktü.

  • Peki bu başlangıcın sonu nasıl geldi?
  • Sovyetler’in çöküşünde ne gibi etmenler, hangi ağırlıklarla rol oynadı?
  • Ve belki de en önemlisi; bu etmenleri iyi çözümleyebilir, onlardan gerekli dersleri çıkarabilirsek “başlangıcın sonu” yeni başlangıçlara gebe olabilir mi?

Carlos Martinez, yirmi beş yılı aşkın süredir solun tartışma gündeminden düşmeyen bu konuyu, soru ve sorunları, bu kitabında özlü bir biçimde yanıtlıyor.

Başka sorular ve yanıt arayışlarıyla birlikte: Ekonomide, siyasette, kültür ve ideoloji alanlarında; dış politikada, “barış içinde bir arada yaşama” çabalarında ve silahlanma yarışında; içeride, halkın devrimin ilk yıllarındaki coşkusunu koruma ve geliştirme anlamında neler yaşandı, nerelerde eksik kalındı? 1970’lerden itibaren ekonomideki büyüme eğilimi neden yavaşladı, bilim ve teknolojide Batı’yla girilen rekabette ne gibi hatalar yapıldı?

Çin ile ilişkiler, Macaristan ve Çekoslovakya’daki müdahaleler neleri değiştirdi?

Hruşçov’un “destalinizasyon politikası”ndan Gorbaçov’a nasıl bir yol uzanıyor?

Glasnost ve perestroyka gerekli miydi; bunlar ilk başta nasıl göründü, sonradan nasıl değişti?

Afganistan Savaşı çöküşte ne gibi bir rol oynadı?

Peki ya, Gorbaçov ve ekibinin ihaneti?

1991 darbe girişimi başarılı olsaydı, Sovyetler Birliği şimdi tıpkı Çin gibi yaşar mıydı?

  • Künye: Carlos Martinez – Başlangıcın Sonu: Sovyetler’in Çöküşünden Dersler, çeviren: Ali Haluk İmeryüz, Yordam Kitap, siyaset, 160 sayfa, 2022

Hilary Wilson – Hiyeroglifleri Anlamak (2022)

 

Eski Mısır hiyeroglifleri tam 1500 yıl boyunca tercüme edilemedi.

Hilary Wilson’ın hiyerogliflerin gizemini çözmek için sağlam bir rehber olarak okunabilecek bu özgün çalışması, en sık kullanılan hiyerogliflerin içeriklerini açıklıyor.

Eski Mısır hiyeroglifleri, 1500 yılı aşkın bir süre boyunca tercüme edilemedi ve bu yazının kadim bilgeliği ve dini gizemleri sakladığı düşünüldü.

Hiyeroglifler nihayet çözüldüğünde, dini mitler ve ritüellerden sıradan halkın günlük meselelerine kadar hayatın bütün alanlarına dair şaşırtıcı biçimde canlı bir manzara sundu.

Wilson, ‘Hiyeroglifleri Anlamak’ta anıtlardan, belgelerden ve müze teşhirlerinden örneklerle birlikte en sık kullanılan yüzlerce hiyeroglifin tercümelerini sunuyor.

El çizimleri, tablolar ve haritalarla ayrıntılı bir şekilde resimlendirilen kitap, okurunu, yüzlerce Mısır anıtını ve eserini süsleyen hiyerogliflerden bazılarını gerçekten okuyabilmenin keyfini yaşatacak türden.

  • Künye: Hilary Wilson – Hiyeroglifleri Anlamak: Antik Mısır İçin Bir Anahtar, çeviren: Cemal Can Tarımcıoğlu, Maya Kitap, tarih, 224 sayfa, 2022

Christopher Alan Bayly – Modern Dünyanın Yeniden İnşası (2022)

İngiliz tarihçi Christopher Alan Bayly’nin ‘Modern Dünyanın Doğuşu’ adlı başyapıtı, modern tarih yazımında çığır açtı.

Bu kült yapıtın devamı niteliğinde bir şaheser olan ‘Modern Dünyanın Doğuşu’, küresel kapitalizmin eşitsizliklerini derinliğine sorguluyor. “Göz kamaştırıcı bilgi derinliğiyle uzaklık tanımayan çözümleme gücünün başyapıtı” olarak tanımlanan ilk ciltte olduğu gibi Bayly bu ciltte de iktisadi, siyasal ve toplumsal gelişmeleri, görünür görünmez karmaşıklıkları içinde, kendine özgü bağlantılı ve karşılaştırmalı bakış yöntemiyle küresel ölçekte çözümlemeyi sürdürüyor.

Devlet, sermaye, üretim, savaş, iletişim, kültürel yaşam, küresellik, yerellik temalarını yüzyılın başından beri ortaya çıkan değişimlere bağlı olarak somut biçimde irdeleyen Bayly, okura, her bir aşamada çarpıcı örneklerle donatılmış, zengin ve izlenebilir bir tarih anlatısı sunuyor.

‘Modern Dünyanın Yeniden İnşası’, olağanüstü derinlikteki yapıtlarıyla olduğu kadar seçkin bir eğitmen olarak da yaşamının son anına dek katkılarını devam ettirdiği akademi çevrelerince “benzersiz entelektüel yelpazeye sahip bir virtüöz” olarak anılan Bayly’nin modern tarih yazımına miras bıraktığı bir “son dokunuş” olarak kabul ediliyor.

Kitap, ilk bakışta yerel çatışmalar ve küçük savaşları dünya tarihinin merkezine yerleştirir görünürken temelde küresel kapitalizmin eşitsizliklerini derinliğine sorguluyor ve değişen birey ve toplum kavrayışlarına dikkat çekiyor.

  • Künye: Christopher Alan Bayly – Modern Dünyanın Yeniden İnşası 1900-2015, çeviren: Eren Buğlalılar, Ayrıntı Yayınları, tarih, 448 sayfa, 2022

David Potter – Theodora (2022)

Bizans imparatoriçesi Theodora sahne sanatçısıydı, babası ise ayı terbiyecisiydi.

Geç Roma ve Bizans tarihçisi David Potter, Theodora’nın oyunculuktan imparatoriçeliğe, oradan da azizeliğe ulaşan hayatını adım adım izliyor.

Bizans İmparatoriçesi Theodora (495?-548), mütevazı bir aileden gelmesine karşın imparatoriçeliğe kadar yükselip ülkesine damgasını vurmayı başarmıştır.

Ayı terbiyecisi babasının ve dansçı annesinin yolundan giderek ergenlik çağlarında sahneye çıkmış, günümüzde o yaşlardaki bir kız için asla düşünülemeyecek gösterilerin içinde yer almış, böylece şehrin önde gelen erkekleriyle tanışarak adım attığı iktidar yolu onu, tahtın veliahtı ve sonrasında sahibi Jüstinyen ile evliliğe kadar götürmüştü.

Sahne sanatçısı kadınların üst sınıftan erkeklerle evlenmesinin yasadışı olduğu bir dönemde Veliaht Jüstinyen’i ikna edip imparator dayısı nezdinde girişimde bulunarak yasayı değiştirtmesini sağlayan Theodora, böylece hem kendisine imparatoriçeliğin kapısını araladı, hem de meslektaşlarına büyük yarar sağladı.

İktidar sahnesindeki oyunculuğunda tecrübe edinip kendi ilişki ağını kurdukça ülkenin yönetiminde kazandığı ağırlığı, zor duruma düşmüş kadınları barındıran kurumlar oluşturmak ve genel kabulün dışındaki din anlayışına mensup kişileri desteklemek için kullandı.

Ama iktidardaki en kritik ve kendisine en büyük şanı kazandıran müdahalesi, Nika Ayaklanması sırasında şehirden kaçma hazırlığına başlayan İmparator Jüstinyen’i durdurarak otuz bin kişinin katledilmesi pahasına tahtını korumasını sağlayan şu cüretkâr sözleri olmuştu:

“…hükümdarlık etmiş birinin kaçak konumuna düşmesi mümkün değildir. Ben bu mor giysimden asla ayrılmayacağım. Yüz yüze geldiğim insanlar bana imparatoriçe demeyecekse tek bir gün daha yaşamayayım. Eğer kurtulmak istiyorsanız Efendim, bu hiç sorun değil. Çok paramız var, deniz ayağımızın altında ve işte gemiler. Ama kaçıp güvenliğe kavuşurken ölümü mutlulukla tercih edeceğiniz bir hale düşmeyi isteyip istemediğinizi iyi düşünün. Bana en uygun gelen, şu eski sözdür: İktidar harika bir kefendir.”

David Potter, Theodora’nın oyunculuktan imparatoriçeliğe, oradan da azizeliğe ulaşan yolu adımlayışını aktarırken, başta cinsel ithamlar olmak üzere Bizanslı tarihçi Prokopios’un ona yönelttiği ağır suçlamaları da yerli yerine oturtuyor.

  • Künye: David Potter – Theodora, çeviren: Umre Deniz Tuna, İş Kültür Yayınları, biyografi, 304 sayfa, 2022

Laurence Louër – Sünniler ve Şiiler (2022)

Sünni-Şii ilişkilerine yön vermiş siyasi, sosyolojik ve tarihi dinamikler üzerine çok önemli bir çalışma.

Ortadoğu üzerine çalışmalarıyla tanınan siyaset bilimci Laurence Louër, kitabının ilk kısmında halifelik tartışmasının başlangıcından günümüze Sünniler ve Şiilerin küresel bir siyasi tarihini sunuyor.

Bunu yaparken çağdaş çatışmaların tarihî kökenlerini açıklıyor, tarihî süreklilikler ve kopuşları vurguluyor, düşmanlık ve örtüşme noktalarının altında yatan dinamiklere ışık tutuyor.

İkinci kısımda, siyasal alanın Sünni-Şii ayrımıyla yapılandırıldığı birçok ulusal konfigürasyona ilişkin tarihsel ve sosyolojik bir araştırma yürütülüyor.

Böylece Sünni ve Şii kimliklerinin diğer toplumsal, etnik, dilsel, bölgesel, iktisadi ve statüsel kimliklerle nasıl eklemlendiği ortaya konuluyor.

Yazara göre, birçok Ortadoğu ülkesinde var olmakla birlikte, Sünni-Şii ayrımının ulusal ve bölgesel siyasi bağlamlara bağlı olarak şiddetli çatışmalara yol açıp açmamasının gerisinde, –her toplumun kendi koşullarına özgü– bu eklemlenme yatıyor.

Sünni-Şii ilişkilerinin tarihi, nereden bakılırsa bakılsın bin yılı aşkın süredir devam eden kesintisiz bir çatışmanın hikâyesidir.

Bu bitimsiz mücadele, Hz. Muhammed’in halefi etrafındaki anlaşmazlıklardan doğan kadim nefrete bağlansa da, aradan geçen yüzyıllar, mevcut ihtilafın siyasi bağlama göre kâh canlanıp kâh sönümlendiğine işaret eder.

Bu iniş çıkışlar çoğu zaman hükmeden ile hükmedilen grupların ihtiyaçlarına göre şekillenirken, bazen siyasi elitlerin meşruiyet kazanmasına yaramış, bazen de isyancıların başkaldırısının veya din adamlarının nüfuz kazanma çabasının aracı olmuştur.

‘Sünniler ve Şiiler: Bir İhtilafın Siyasi Tarihi’ bugün hâlâ devam eden bu gerilimin tarihteki izini sürerken, İslâm’ın iki büyük mezhebi arasındaki süreklilik ve kopuşları da araştırıyor.

Louër, uluslararası camiada başvuru kaynağı olarak kabul gören kitabında Irak, Pakistan, Suudi Arabistan, İran, Yemen ve Lübnan gibi farklı ülkelerin kendilerine has siyasi koşullarını ve toplumsal yapılarını göz ardı etmeden, serinkanlı bir Ortadoğu panoraması ortaya koyuyor.

  • Künye: Laurence Louër – Sünniler ve Şiiler: Bir İhtilafın Siyasi Tarihi, çeviren: Barış Özkul, İletişim Yayınları, siyaset, 253 sayfa, 2022

Jane Hathaway – Darüssaade Ağası (2022)

Hadımların Doğu Afrika’dan Osmanlı sarayına nasıl bir yolculukla geldikleri, padişahların ve saraylıların onları farklı farklı nedenlerle en yüksek konumlara nasıl çıkarttıklarını araştıran eşsiz bir çalışma.

Jane Hathaway, hadım ağasının Doğu Afrika’daki kökenlerini ve 16. yüzyılın sonlarında görevinin başlangıcından 20. yüzyılın başlarında saray haremine kadar olan siyasi, ekonomik ve dini rolünü analiz etmek için çok çeşitli birincil kaynaklar kullanıyor.

Osmanlı sarayında darüssaade ağası veya diğer adıyla kızlar ağası, birçok çelişkiyi şahsında cisimleştiren bir figürdü.

Afrika’dan getirilmiş, hadım edilmiş bir köleydi; asıl ailesiyle bağları tamamen koparılmıştı, kendi ailesini kurması söz konusu değildi.

Buna karşılık, Osmanlı hanedan ailesinin çok yakınına, mahrem dünyasına girmişti ve o ailenin fertleriyle iç içe yaşıyordu: Padişaha kız veya erkek evladının doğduğu müjdesini getiren, şehzadelerin eğitimiyle ilgilenen veya padişaha annesinin ölüm haberini veren oydu.

Bu konumu sayesinde Osmanlı sarayında son derece etkili, yeri geldiğinde sadrazamlarla rekabete girebilen bir güç odağı haline gelmişti.

Hathaway, ‘Darüssaade Ağası. Osmanlı Sarayında Afrikalı Bir Güç Odağı’nda, bu makamı ve üç yüz yılı aşan bir zaman dilimi boyunca bu makamda bulunanları mercek altına alıyor, 17. ve 18. yüzyılların krizlerinden 19. yüzyılın reformlarına uzanan süreçte meydana gelen dönüşümlerin etkisiyle darüssaade ağalığının ne gibi değişimler geçirdiğini anlatırken Osmanlı sarayındaki ve dünyasındaki derin dönüşümü de gözler önüne seriyor.

  • Künye: Jane Hathaway – Darüssaade Ağası: Osmanlı Sarayında Afrikalı Bir Güç Odağı, çeviren: Tansel Demirel, İş Kültür Yayınları, tarih, 440 sayfa, 2022

Susan Wise Bauer – Ortaçağ Dünyası (2022)

Ortaçağ dünyası üzerine her kitaplıkta bulunmayı hak eden devasa bir çalışma.

Susan Wise Bauer, o dönemi çok yönlü bir bakışla irdelemekle yetinmiyor, aynı zamanda Ortaçağ’ın etkilerini Avrupa’nın yanı sıra dünyanın geri kalan bölgelerinde de izliyor.

Dünya tarihini Antik, Ortaçağ, Rönesans ve Modern olmak üzere dört ana dönem halinde ele alan serinin ilk kitabı Antik Dünya’da, Susan Wise Bauer dünya üzerindeki tüm antik dönem uygarlıklarında krallıkların yükselişini ele almıştı.

Ancak 4 ve 12. yüzyıllar arasında hükümdarlar sahip oldukları güç için yeni bir meşruiyet geliştirerek politik ve askeri eylemlerini haklı çıkarmak üzere ilahi gerçek ya da ilahi lütfa yöneldiler.

Yetki, imparatorluk inşa etmek üzere kudretle yer değiştirdi.

‘Ortaçağ Dünyası’ sadece Doğu ve Batı Avrupa’daki büyük mücadeleleri değil, Kuzey Afrika, Ortadoğu, Uzakdoğu, Orta Asya ve Amerika kıtalarındaki muazzam güç çekişmelerini de birlikte ele alarak, ortaçağ dünya tarihini yalın ve mükemmel bir dille anlatıyor.

Roma ve Konstantinopolis arasındaki Büyük Bölünme’den Sang Hanedanı’nın yükselmesine, Muhammed Peygamber’den Charlemagne’nın taç giymesine, Hindistan’ın kutsal savaşlarından Haçlı Seferleri’nin başlamasına kadar kralların, imparatorların, generallerin ve yönettikleri insanların şiddet dolu hikâyesini anlatıyor.

İlk kitapta olduğu gibi, bu kalınlıktaki bir tarih kitabının zor anlaşılır olmaktan uzak, zevkle okunabilecek son derece canlı bir anlatıma sahip olabileceğini gösteriyor.

Bauer on yaşında Latince öğrendi, on yedi yaşında koleje başlayıncaya kadar ebeveynlerinin rehberliğinde evde klasik eğitim gördü.

Edebiyat, Amerika ve din tarihi alanlarında uzmanlaştığı çok yönlü ve kapsamlı eğitim sürecinde dağarcığına Yunanca, Aramice ve Korece gibi dilleri de ekleyerek, çalışmaları için sağlam bir altyapı oluşturdu.

Evde öğretim alanındaki en önemli uzmanlardan biri kabul edilen Bauer’in özellikle hem gençler hem de yetişkinlere yönelik tarih kitapları, benzer çalışmaların arasından hızla sıyrılarak güvenilir ve çoksatan eğitim kitapları arasında yerini aldı.

  • Künye: Susan Wise Bauer – Ortaçağ Dünyası: Roma İmparatoru Büyük Constantinus’un Hristiyanlığı Kabul Etmesinden 1. Haçlı Seferi’ne, çeviren: Mehmet Moralı, Alfa Yayınları, tarih, 790 sayfa, 2022

Fatih Artvinli – Delilik, Siyaset ve Toplum (2022)

Bu kitap, 1873-1927 arası hizmet vermiş akıl hastanesi Toptaşı Bimarhanesi üzerine ender kaynaklardan.

Fatih Artvinli aynı zamanda, deliliğin sosyal tarihi, tımarhane anlatıları, deliliğin tıbbileştirilmesi ve psikiyatrinin ortaya çıkışına da odaklanıyor.

Bu eserde, 19. yüzyılın son çeyreği ile 20. yüzyılın ilk çeyreğinde faaliyet gösteren bir akıl hastanesinin tarihi inceleniyor.

Toptaşı Bimarhanesi’nin kurumsal tarihini modernleşme çabası eşliğinde, siyasal ve toplumsal tarihle birlikte ele alan bu çalışma aynı zamanda deliliğin sosyal tarihine, tımarhane anlatılarına, deliliğin tıbbileştirilmesine, psikiyatrinin ortaya çıkışı ve dönüşümüne odaklanıyor.

Osmanlı Devleti, 1839 yılında Tanzimat’ın ilanıyla birlikte çeşitli alanlarda reform girişimlerinde bulunurken, delilik ve tımarhaneler alanında da yeni bir nizam oluşturmaya çalışır.

İstanbul’un orta yerinde, Süleymaniye Bimarhanesi’nde başlayan ve sınırlı kalan ıslah çabaları, 1873 yılında patlak veren bulaşıcı bir hastalık gerekçe gösterilerek delilerin bir gece yarısı vapurla Üsküdar’a taşınmasıyla sonuçlanır.

Darüşşifanın bulunduğu semtin adını alan Toptaşı Bimarhanesi, 1924 yılı sonlarından itibaren bu defa Bakırköy’e taşınır.

Dolayısıyla, günümüzdeki Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, Toptaşı Bimarhanesi’nin devamı, Toptaşı ise Süleymaniye Bimarhanesi’nin devamıdır; çünkü söz konusu olan sadece hastalar, çalışanlar ve malzemelerin taşınması değil aynı zamanda tarihsel ve zihinsel bir taşınmadır.

  • Künye: Fatih Artvinli – Delilik, Siyaset ve Toplum: Toptaşı Bimarhanesi 1873-1927, Telemak Kitap, tarih, 431 sayfa, 2022

Konstantin Nikolayeviç Leontyev – Bizansçılık ve Slavlık (2022)

Slav halklarının siyasi dinamiklerini aydınlatan bu kitap, bugünkü Rusya’yı da daha iyi anlamamıza olanak sağlayacak türden.

Konstantin Nikolayeviç Leontyev’in siyasi ve felsefi görüşlerini barındıran çalışma, aynı zamanda on dokuzuncu asır Rus entelektüel tarihine ışık tutuyor.

Rus düşünce hayatının en zengin ve üretken olduğu on dokuzuncu yüzyıl, sosyal ve siyasi yaşamda da oldukça çalkantılı ve hareketli bir devir oldu.

Bu kitap, Rus düşünce hayatının nevi şahsına münhasır bir kalemi, bir tıp doktoru ve tecrübeli bir diplomat olan Konstantin Nikolayeviç Leontyev’in kendi toplumu ve devleti başta olmak üzere Slav halklarının siyasi dinamiklerine dair koyduğu tanıları ve Çarlık rejiminin bekâsı için yazdığı “yegane kurtuluş reçetesini” içeriyor.

İmparatorluğunun kapsamlı reformlara giriştiği bir ortamda otokrasinin savunusunu veren düşünür, ortaya koyduğu yaklaşımla Rusya’nın niçin diğer devletlerden farklı olduğunu ve olması gerektiğini izah ediyor.

Rus siyasi kültürünün Batı’nınkinden farklı bir gelişim sürecine sahip oluşunu Bizans mirasçılığı zaviyesinden ele alan Leontyev, panslavist ideolojiye de ağır eleştiriler getirmektedir.

İmparatorluk Türkiye’sinde Dersaadet, Selanik, Girit (Hanya), Tulça, Yanya ve Edirne’de, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun ise Bohemya Eyaleti’ndeki Rus elçiliklerinde 1863-1872 yılları arasında yoğun ve üretken bir diplomatlık kariyerine sahip olan Leontyev’in siyasi ve felsefi görüşlerini ihtiva eden ve başyapıtı olarak kabul edilen ‘Bizansçılık ve Slavlık’ adlı eseri, on dokuzuncu asır Rus entelektüel tarihine ışık tutarken okurunu da Rusya’nın uluslararası ilişkilerde dünkü ve bugünkü konumunu düşünmeye sevk etmektedir.

  • Künye: Konstantin Nikolayeviç Leontyev – Bizansçılık ve Slavlık, çeviren: Alihan Büyükçolak, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 224 sayfa, 2022

Sedat Ulugana – Kürt-Ermeni Coğrafyasının Sosyopolitik Dönüşümü (2022)

Kürt-Ermeni coğrafyası, Tanzimat, II. Abdülhamid ve İttihat ve Terakki dönemlerinde nasıl dönüştü?

Sedat Ulugana, Bitlis’i merkeze alarak bu süreçteki sosyal, ekonomik ve siyasi dinamikleri aydınlatıyor.

Kitap aynı zamanda 20. yüzyıl Kürt tarihinin en az bilinen sayfalarından biri olan Bitlis İsyanı’nı ele alan ilk referans olmasıyla da çok önemli.

Kitap, Tanzimat’la birlikte resmî ve gayriresmî idari biçimlerin değiştiği bu coğrafyada Osmanlı’nın aşiretlerle olan ilişkilerini inceliyor.

Jön Türklerden başlayarak ele alınan “şiddet”, bölgedeki gayrimüslimlerin, Sünni olmayan unsurların kaderini gözler önüne seriyor.

Jön Türk Devrimi’nin önce yarattığı heyecanı, akabinde yaşattığı hayal kırıklığı ve kaosu ve bu hayal kırıklığının isyana nasıl dönüştüğünü anlatıyor.

Ermeniler ve Kürtlerin birlikte hareket edememelerinin sonuçlarını, kısa bir süre sonra gerçekleşecek soykırımı da bu çerçeveden çıkarmadan inceliyor.

‘Kürt-Ermeni Coğrafyasının Sosyopolitik Dönüşümü (1908-1914): Halidîler, Hamidiyeliler, Bedirhaniler ve Taşnaklar’, ihmal edilmiş bir coğrafyayı ele alarak tarihin eksiklerinden birini gideriyor.

  • Künye: Sedat Ulugana – Kürt-Ermeni Coğrafyasının Sosyopolitik Dönüşümü (1908-1914): Halidîler, Hamidiyeliler, Bedirhaniler ve Taşnaklar, İletişim Yayınları, tarih, 440 sayfa, 2022