Hakan T. Karateke – Padişahım Çok Yaşa! (2017)

Halen Chicago Üniversitesi, Yakın Doğu Dilleri ve Uygarlıkları bölümünde Osmanlı ve çağdaş Türk kültürü alanında ders veren Hakan Karateke’yi, Osmanlının kültürel dünyasını farklı yönleriyle irdelediği çalışmalarıyla biliyoruz.

Karateke’nin ilkin on üç yıl önce yayımlanmış, şimdi de genişletilmiş bir baskıyla raflardaki yerini alan elimizdeki ilgi çekici çalışması ise, Osmanlı devletinin son yüzyıllarındaki merasimlere odaklanmakta.

Kitapta da görüleceği gibi, Osmanlı açısından devlet törenlerinin en büyük değişimi geçirdiği dönem, 19. yüzyıldı.

Zira Osmanlı, ilk kez bu dönemde Avrupa saraylarında geçerli teşrifat kurallarına uyan diplomatik törenler düzenlemeye başladı.

Bu törenler, Osmanlı sarayına gelen Avrupa elçilerine prestij kazandırmakla kalmadı, aynı zamanda saray hayatının bizzat kendisini modernleştiren bir sürece doğru evrildi.

İşte Karateke’nin çalışması da,

  • Cülus ve Beyat merasimleri,
  • Kılıç kuşanma,
  • Muayede,
  • Cuma selamlığı,
  • Kabul törenleri
  • Ve diğer dini merasimleri, kapsamlı bir bakışla ele almasıyla önemli.

Kitap, Osmanlı’nın 19. yüzyılda hem Batı’yla hem de kendi tebaasıyla kurduğu ritüel ilişkiye daha yakından bakmak isteyenler için sağlam bir kaynak.

  • Künye: Hakan T. Karateke – Padişahım Çok Yaşa!, İş Kültür Yayınları, tarih, 400 sayfa

Gavin Francis – İnsan Vücuduna Seyahat (2017)

İnsan vücudu, doğanın yarattığı olağanüstü makinelerden biri. Bu beden öyle bütünlüklü bir yapıya sahip ki, hiçbir organı vücudun diğer organlarından bağımsız düşünemeyiz.

Hepsi birbiriyle ilişkili, her biri kendi hikâyesine sahip muhteşem bir roman gibi.

İşte cerrah Gavin Francis de bu kitabında, bize bu olağanüstü yapının baştan sona bir tasvirini sunuyor.

Kitapta,

  • Beyinden gözlere,
  • İç kulaktan akciğere,
  • Memeden kalbe,
  • Omuzdan ele,
  • Böbrekten rektuma,
  • Genital organlardan kalçaya ve parmaklara, vücudumuz tepeden tırnağa ele alınıyor.

Kitap, insanlığın en hoş hikâyelerinden ve en muhteşem sanat eserlerinden bazılarının modern tıp pratiğiyle nasıl bir ilişkisi ve etkileşimi olduğunu, ayrıca tıp mesleğinin yalnızca vücudun bölümleri arasında çıkılan bir yolculuk değil, aynı zamanda hayatın olasılıklarına dair bir keşif gezisi, insana dair bir macera olduğunu göstermesiyle değerli.

  • Künye: Gavin Francis – İnsan Vücuduna Seyahat: Tepeden Tırnağa Bir Büyük Macera, çeviren: Şiirsel Taş, Domingo Kitap, tıp, 272 sayfa

 

Lev Şestov – Dostoyevski ve Nietzsche: Trajedinin Felsefesi (2017)

Tam adıyla Lev İsaakoviç Şestov, tüm çalışmalarında geleneksel akılcı felsefeye karşı, merkezinde insanın varoluş çelişkilerinin olduğu trajedi felsefesini koydu.

‘Dostoyevski ve Nietzsche’ için de, Şestov’un bu tavrının doruğa ulaştığı yapıtlardan biri diyebiliriz.

İkisi de ışığı aramış, ama nihayetinde dipsiz bir bataklığı keşfetmiş Dostoyevski ve Nietzsche, bize trajedi konusunda neler söyler?

Şestov, ruh ikizi olarak tanımladığı Dostoyevski ve Nietzsche’nin hayatlarının ve düşüncelerinin izini sürüyor ve bu iki isimde modern anlamda trajik düşüncenin asıl ifadesini bulduğunu belirtiyor.

Şestov’un 1903’te yayımlanan kitabı hem Dostoyevski ve Nietzsche’nin düşüncelerini kavramak açısından değerli hem de trajediyi, felsefi sistemlerin kabul edemeyeceği şekilde, bizzat felsefenin bir konusu olarak ele alıp tartışmasıyla önemli.

  • Künye: Lev Şestov – Dostoyevski ve Nietzsche: Trajedinin Felsefesi, çeviren: Kayhan Yükseler, Notos Kitap, felsefe, 226 sayfa

Honoré de Balzac – Ferragus (2017)

Türkçeye daha önce ‘Çakalların Başı Ferragus’ olarak da çevrilmiş bu roman, Balzac’ın 19. yüzyıl Fransız toplumunun tarihçiliğini görkemli şekilde ortaya koyduğu bir yapıtı.

Mösyö Jules ile Madam Jules, birbirlerine deli gibi âşık iki gençtir. Günün birinde âşıklar, Paris’in adı oldukça kötüye çıkmış bir sokağında tesadüfen karşılaşır.

İki genç bir süre sonra evlenir, fakat arka sokaktaki gizemli karşılaşma soyluların en çok da Madam Jules’in namusu hakkında yapacakları dedikoduya malzeme olur.

Başta söylentilere kulaklarını tıkayan Mösyö Jules ise, yavaş yavaş eşinden şüpheye düşmeye ve bu nedenle de büyük bir vicdan azabı yaşamaya başlar.

Fakat genç adamın merakı, bu utanca egemen olacak ve Mösyö Jules,  zengini yoksuluyla her türden insanın yaşadığı bu sokağı gidip eşinin sırrını aydınlatmaya koyulur.

Balzac’ın Paris sokaklarına ve Fransız toplumuna dair tasvirleri, romanın en ilgi çekici bölümlerini oluşturuyor.

Usta çevirmenliğiyle de bildiğimiz Cemil Meriç’in Balzac’a, Balzac’ın yaşadığı döneme ve Balzac’ın yapıtlarına dair kapsamlı sunuşunun da kitaba apayrı bir zenginlik kattığını belirtelim.

  • Künye: Honoré de Balzac – Ferragus, çeviren: Cemil Meriç, İletişim Yayınları, roman, 199 sayfa

 

Fahir Armaoğlu – Filistin Meselesi ve Arap-İsrail Savaşları, 1948-1988 (2017)

Arap-İsrail savaşları, yalnızca Filistin sorununu daha içinden çıkılmaz hale getirmedi, aynı zamanda yarattığı büyük dalgalanmalarla günümüz Orta Doğu’sunun tarihsel dinamiklerinde de önemli roller üstlendi.

Fahir Armaoğlu bu kapsamlı incelemesinde, yıllar geçtikçe daha yakıcı hale gelen Filistin meselesini merkeze alarak, 1948-1988 arasında yaşanmış Arap-İsrail savaşını ele alıyor.

Yaklaşık kırk yıl sürmesiyle modern çağın en uzun savaşı olarak bilinen Arap-İsrail savaşı, uluslararası niteliğiyle de bizim de içinde bulunduğumuz geniş bir coğrafyayı etkiledi.

Armaoğlu, Osmanlı’nın Orta Doğu’dan çekilmesinin, burada önemli bir boşluk yarattığını ve Filistin meselesiyle Arap-İsrail çekişmesinin de bu istikrarsız ortamın neticesi olduğunu savunuyor.

Yazar bu tezini işlerken, bölgeyi hem güncel hem de tarihsel bir perspektifle irdeliyor.

Çalışma, sadece Filistin sorunu ve Arap-İsrail savaşları için değil, en basitinden bugün Suriye’nin içinde bulunduğu durumu da daha iyi kavramak için iyi bir kaynak.

  • Künye: Fahir Armaoğlu – Filistin Meselesi ve Arap-İsrail Savaşları, Kronik Kitap, tarih, 584 sayfa

Wilfred Ruprecht Bion – Tereddütlü Düşünceler (2017)

Psikanaliz kuramını yoğun şekilde etkilemiş Wilfred Ruprecht Bion’un ilk önemli çalışması, grup süreçlerini incelediği 1961 tarihli ‘Topluluk Deneyimleri’ydi.

Bion’un bu kitaptan altı yıl sonra yayımlanan ‘Tereddütlü Düşünceleri’ ise, psikotik düşünceyi farklı yönleriyle tartıştığı 1950’li yıllara ait makalelerinden bir seçme.

Bion psikanalize ilgi duyduğu ilk zamanlarda, Melanie Klein ile analiz çalışmaları yapmıştı.

Fakat çıkış noktası olarak Kleincı bir analist olmakla birlikte Bion, Klein’ın kimi kavramlarını farklı bir bakış açısıyla yeniden yorumlayarak, alana özgün bir katkı sundu.

Bion’un psikotik düşünceyi kapsamlı bir bakışla irdelediği elimizdeki kitabı ise, en başta düşünme kuramına dair görüşlerini barındırması ve bir analist olarak seanslarında nasıl çalıştığının örneklerini sunmasıyla büyük öneme haiz.

Kitap,

  • İnsanın topluluk içinde birey olarak var kalabilme çabasını,
  • Dil gibi simgeleştirme biçimlerinin insanda açığa çıkma sürecini,
  • Anne aracılığıyla bebekte düşünce ve soyut kavramların ortaya çıkış dinamiklerini,
  • Bebeğin anneyle iletişim kurma yöntemi olarak yansıtmacı özdeşleşimi,
  • Şizofrenik düşüncenin gelişimini,
  • Psikotik kişiliğin psikotik kişilikten ayırt edilmesini,
  • Ve Bion’un düşünme kuramı bağlamında ortaya koyduğu “alfa ve beta öğeleri”, “alfa işlevi”, “adsız dehşet”, “kapsayan-kapsanan ilişkisi”, “annenin hayalleme yetisi”, “olumsuz yeti”, “başarı dili”, “rüyalaştırma”, “hakikat” ve “dönüşüm” gibi pek çok kavramını açıklığa kavuşturmakta.

Künye: Wilfred Ruprecht Bion – Tereddütlü Düşünceler, çeviren: Nilüfer Erdem, Metis Yayınları, psikanaliz, 208 sayfa

Georges Minois – İntiharın Tarihi: İstemli Ölüm Karşısında Batı Toplumu (2008)

Fransız tarihçi Georges Minois, ‘İntiharın Tarihi’nde, konuyu tarihsel ve toplumsal bir çerçevede ele alıyor.

İntihar incelemesinde, ağırlıklı olarak 16-18. yüzyılları esas alan Minois, istemli ölümün ortaçağ, Rönesans, Aydınlanma ve nihayet günümüze değin izini sürerek, toplumların konuya yaklaşımını ayrıntılı bir şekilde analiz ediyor.

Minois, istemli ölümü birey ve toplum çerçevesinden incelerken, bu konudaki en eski kaynaklara da başvuruyor.

Toplumun yanı sıra, düşün insanlarının da bu eylemi neredeyse bir tabu olarak algılamaları ve dolayısıyla konu hakkında kaynak eksikliği düşünüldüğünde, Minois’nin çalışması önemli bir boşluğu dolduruyor diyebiliriz.

  • Künye: Georges Minois – İntiharın Tarihi: İstemli Ölüm Karşısında Batı Toplumu, çeviren: Nermin Acar, Dost Kitabevi, tarih, 374 sayfa

Serap Sarıtaş Oran – Sermayeyi BES’lemek: Bireysel Emeklilik Sistemi ve Emekliliğin Finansallaşması (2017)

Bireysel Emeklilik Sistemi (BES), 2017 yılından itibaren 45 yaş altı tüm özel ve kamu sektörü çalışanları için katılımı zorunlu kılan, çalışanların ve sendikaların yoğun eleştirileriyle karşılanan yeni bir düzenleme.

Serap Sarıtaş Oran’ın elimizdeki kapsamlı çalışması ise, BES’in tarihsel gelişimi kadar, emeklilik fonlarının işleyişini, bunların risk ve getiri düzeylerini, sistemden emekli olma ve devlet katkısına hak kazanma koşullarını ve nihayet, çalışanların BES’ten nasıl ve ne şekilde cayabilecekleri gibi konularda merak edilen pek çok noktayı aydınlatıyor.

Kitap, konuyla ilgili bir rehber kitap oluşunun yanı sıra,

  • BES’in Türkiye’nin 2001 sonrası finansallaşma süreciyle nasıl ilişkili olduğu,
  • BES gibi sistemlerin ne gibi tehlikeli ekonomik ve toplumsal sonuçlar doğuracağı,
  • Ve emeklilik fonlarının dünyadaki farklı örnekleri gibi konuları akademik bir çerçeveden irdelemesiyle de değerli.

Hem emeklilik sistemleri, hem finansallaşma hem de Türkiye ekonomisine meraklı okurlara fazlasıyla hitap edecek bir çalışma.

  • Künye: Serap Sarıtaş Oran – Sermayeyi BES’lemek: Bireysel Emeklilik Sistemi ve Emekliliğin Finansallaşması, Nota Bene Yayınları, iktisat, 207 sayfa

Bernardo Atxaga – Yalnız Kadın (2017)

Bask edebiyatının önde gelen yazarlarından Bernardo Axtaga’nın ‘Bask Üçlemesi’nin son kitabı olan ‘Yalnız Kadın’, bir kadının ruhsal yolculuğunu ve arayışını hikâye ediyor.

Romanın başkahramanı, Barcelona’da hapishaneden henüz çıkmış, 37 yaşındaki Irene’dir.

Dört yıllık işkencelerle dolu hapishane hayatını geride bırakan Irene, cezaevinden çıktıktan sonra bir dönem hayatını dahi feda edebileceği örgütüyle de tüm bağlarını koparmıştır.

Hapisten çıktıktan sonra doğduğu yer olan Bilbao’ya doğru bir otobüs yolculuğuna çıkan Irene, bu yolculukta hayatıyla, idealleriyle ve geleceğiyle büyük bir muhasebeye girişecektir.

Feminist çerçevesiyle de dikkat çeken ‘Yalnız Kadın’ romanında Bernardo Atxaga, Irene’in yaşadıkları üzerinden, İspanya tarihinde büyük yıkımlara sebep olmuş Franco’nun ardında bıraktığı korkunç mirasın izlerini sürüyor.

  • Künye: Bernardo Atxaga – Yalnız Kadın, çeviren: Mesut Özden Gözütok, Aylak Adam Yayınları, roman, 128 sayfa

Özgür Velioğlu – Kötülüğe Yenik Düşen Türk Sineması (2017)

Toplumları en iyi yansıtan sanat araçlarından olan sinema, kötülükle nasıl bir ilişki içinde?

Özgür Velioğlu’nun bu ilgi çekici çalışması, Türkiye sinemasını merkeze alarak söz konusu sorunun yanıtını arıyor.

Kötülük konusu, felsefenin, psikolojinin ve sosyolojinin uzun tarihinde sıklıkla üzerine eğildiği olgulardan.

Velioğlu da, öncelikle bu alanların kötülüğe nasıl baktığını ayrıntılı bir şekilde irdeleyerek kitabına başlıyor.

Kitabı özgün kılan hususların başında ise, kötülüğü saf bir bireysel sorun olarak ele almayıp, bizzat geç kapitalizmin beslediği ve toplumları terbiye etmek için başvurduğu bir olgu olarak gözler önüne sermesidir diyebiliriz.

Ardından, Türkiye’de son dönemde yaşanan sosyo-ekonomik ve siyasi gelişmelerin toplumda kötülük algısını nasıl biçimlendirdiğini irdeleyen Velioğlu, bu bağlamda kötülüğün ülke sinemasındaki görünümlerini de üç film üzerinden irdeliyor.

Bu filmler ise, Yavuz Turgul’un Eşkıya’sı, Mustafa Altıoklar’ın Ağır Roman’ı ve yine Yavuz Turgul’a ait Gönül Yarası.

Kitap, hem kötülüğün söz konusu filmlerde nasıl sıradanlaştırıldığını hem de toplumun değişen kötülük algısını gözler önüne sermesiyle önemli.

  • Künye: Özgür Velioğlu – Kötülüğe Yenik Düşen Türk Sineması, Agora Kitaplığı, sinema, 288 sayfa