Brian Massumi – Postkapitalist Manifesto (2024)

Kapitalizm bugün her yerde.

Sadece fabrikalarda veya borsalarda değil, ikili ilişkilerimizde, eğlence alışkanlıklarımızda, devletlerarası ilişkilerde bile ağırlığını hissettiriyor.

Alışveriş yaparken sosyal medyada dolaşırken, hatta tatilimizi veya geleceğimiz planlarken, özgür irademizle seçimler yaptığımız düşünürken, tıpkı suyun içinde yüzdüğünü bilmeyen balıklar gibi olağan hayatımıza devam ederken, dört bir yandan bizi daha da sıkı biçimde kuşatıyor.

Her şeyi, her deneyimi, metaya dönüştürüyor.

İnsan ilişkilerini, sanatı, bilimi, doğayı, hatta kimliklerimizi bile pazarlanabilir, satılabilir ürünler hâline getiriyor, her türlü değeri iktisadi değere, sermayeye, fiyata, tüketime indirgiyor.

Peki, böylesine kuşatıcı, geçirdiği her krizi başarıyla atlatabilen bir sistemden kurtulmanın, onu ardımızda bırakmanın olanağı var mı?

Brian Massumi’ye göre var çünkü kapitalizmin olduğu her yerde direniş de var.

Ona göre, kapitalizmin ötesinde bir geleceği hayal edebilmenin önkoşulu “değer” kavramını kapitalist pazarın elinden almaktan, kökünden yeniden değerlendirmekten, “insanca” yeniden tasarlamaktan geçiyor.

Bu kitapta, bu değerlendirme girişimi için aradığımız kavramsal ve maddi araçların mevcut sistemin içinde tohum hâlinde bulunduğunu ortaya koyuyor.

Blok zinciri ve kripto para teknolojilerinden, açık kaynaklı ve anonim sistemlere kadar, neoliberal düzenin içinde icat edilmiş kimi araçların, kapitalizm sonrası yaşanabilir bir dünyanın kapısını aralamak için nasıl kullanılabileceğine ilişkin kışkırtıcı bir tartışma başlatıyor.

  • Künye: Brian Massumi – Postkapitalist Manifesto: Değerin Yeniden Değerlendirilmesi Üzerine 99 Tez, çeviren: A. Halim Karaosmanoğlu, Güney Çeğin, Fol Kitap, siyaset, 160 sayfa, 2024

Gizem Parlayandemir – Onur Ünlü Sineması (2024)

Yönetmen Onur Ünlü’yü, özellikle Leyla ile Mecnun dizisi ile Kırık Kalpler Bankası adlı filmiyle dikkatleri üstüne çekti.

Gizem Parlayandemir’in bu kitabı ise, zamanı, sinemayı ve Onur Ünlü sinemasındaki temaları, Onur Ünlü sineması üstünden açıklarken, sinema kuramına bilimsel ve iyimser bir dille yaklaşıyor.

  • Künye: Gizem Parlayandemir – Onur Ünlü Sineması: Sinemayı ‘Zaman’la Açıklamak, Agora Kitaplığı, sinema, 224 sayfa, 2024

Hakan Kızıltan – Türkiye Psikanaliz Tarihi (2024)

Psikanaliz yüz yılı aşkın tarihi boyunca, insan ruhsallığına dair evrensel bir kuram ve tedavi yöntemi olma iddiasına koşut biçimde dünyanın hemen her coğrafyasına yayılıp kurumsallaştı.

Nitekim Türkiye’de psikanalizin oldukça uzun sayılabilecek bir geçmişi vardır.

Osmanlı’nın geç döneminde, yirminci yüzyılın başlarında ilk kez Türkiye coğrafyasına giren psikanalizin gelişimi erken Cumhuriyet döneminde devam etti, Cumhuriyet tarihi boyunca giderek artan bir ivmeyle nihayet geçtiğimiz on yıllarda uluslararası geçerliliği tescil edilmiş bir kurumsallığa ulaştı.

Divan analizinden dinamik psikoterapilere uzanan çeşitliliğiyle yaygın bir klinik ve terapötik uygulama alanına, canlı ve zengin bir kurumsallığa sahip olmanın yanı sıra psikanaliz günümüzde, ülkenin kültürel ve entelektüel hayatının saygın bir parçası olarak da dikkat çekiyor.

Türkiye’de psikanalizin hatırı sayılır bir geçmişi olmasına rağmen bu geçmişi anlatan tarih çalışmaları Türkçe literatürde yok denecek kadar az; olanlar da derli toplu ve kapsamlı bir tarih anlatısı sunmazlar.

Geç Osmanlı’dan günümüze, Türkiye psikanaliz tarihini kişi, kurum, belirleyici olay ve ayırt edici dönemleriyle beraber bütünlük içinde ele alan bu kitap, konuyla ilgili Türkçe literatürde yayımlanmış ilk çalışma özelliği taşıyor.

  • Künye: Hakan Kızıltan – Türkiye Psikanaliz Tarihi, Minotor Kitap, psikanaliz, 112 sayfa, 2024

Jean-Louis Fabiani – Sosyoloji (2024)

Sosyologlar sosyal dünyanın açıklanabileceğini savunurlar.

  • Peki ama bunu nasıl yapabiliriz?
  • Onu hangi kavramlarla ve hangi bakış açılarıyla düşünebiliriz?
  • Sosyolojiyi bir bilim olarak sağlam temeller üzerinde inşa edebilmek için hangi araçlara sahibiz?
  • Sosyolojik araştırmada nicel ve nitel yöntemler nasıl kullanılabilir?
  • Kısacası sosyoloji nedir, nasıl uygulanır?

‘Sosyoloji: Akımlar, Yaklaşımlar, Yöntemler’, sosyoloji disiplininin tarihine, öncülerine ve ana konularına odaklanıyor: Yeni toplumsal hareketler, tahakküm, eşitsizlikler gibi çağdaş sosyolojiyi meşgul eden başlıca temalar dışında, klasik sosyolojinin kavramaya çalıştığı haliyle toplum nedir ve insanlar toplumda nasıl var olurlar sorularını da içeren kapsamlı bir çerçeve sunuyor.

Jean-Louis Fabiani çağdaş sosyoloji ile kökler arasında köprüler kuruyor, sosyologluk “mesleğini” eleştirel mesafe, sabır, yöntemsel kesinlik ve tevazuyla uygulamayı salık veriyor.

Yöntem konusunun da özel bir başlıkta ele alındığı bu kitap, sosyoloji okumalarına yeni başlayanlar için yol gösterici bir rehber niteliğinde.

  • Künye: Jean-Louis Fabiani – Sosyoloji: Akımlar, Yaklaşımlar, Yöntemler, çeviren: Melike Işık Durmaz, İletişim Yayınları, sosyoloji, 248 sayfa, 2024

Günay Kubilay – Bir Kumpas Davasının Anatomisi (2024)

Fransa’da Büyük Devrim’in öncülerinden ve öncülük ettiği devrimin kurbanlarından olan Danton, siyasi davaların aynı zamanda bir “düello” olduğunu söyler.

Şöyle der Danton: “Ne yazık ki, rakipleriyle adil bir karşılaşmayı göze alamayan yönetenler, bu düelloda silahı, arkasına gizlendikleri yargının eline tutuşturmuşlardır.”

Son söze gelince…

Son söz henüz söylenmedi…

Bütün insanlık tarihi boyunca son sözler mahkeme salonlarında değil, mücadele alanlarında söylenmiştir.

Son sözleri mücadele edenler söylemiştir.

Bugüne kadar böyle olmuştur, bundan sonra da böyle olacaktır.

Elbette mahkemeler karar alabilirler, hüküm kurabilirler, ama asla son sözü söylemiş olmazlar.

Elbette mahkemeniz de bir karar alacak, hüküm kuracak, ama asla bu davada son sözü söylemiş olmayacaktır.

Bütün insanlık tarihi boyunca son sözü tarih söylemiştir.

Tarih en büyük yargıçtır ve zamanı gelince hükmünü verecek, mahkemeniz dahil hepimiz için son sözü söyleyecektir.

  • Künye: Günay Kubilay – Bir Kumpas Davasının Anatomisi: Kobane Davası Hukuksal Seçenek mi, Siyasal Tercih mi?, Dipnot Yayınları, siyaset, 200 sayfa, 2024

Ian Hacking – Ruhun Yeniden Yazılışı (2024)

  • Çoklu kişilikten mustarip olmak nasıl bir şeydir?
  • Tanı konulan hastaların çoğunun kadın olduğu düşünülürse, bu noktada cinsiyet neden önemlidir?
  • Bir hastalığı tanımlamak, bu hastalıkla mücadele edenlerin davranışlarını nasıl etkiler?

Bu ve benzeri soruları yanıtlayan Ian Hacking, modern çoklu kişilik bozukluğunun gelişimini araştırmıştı.

Hacking bu çalışmasında, 19. yüzyıl sonlarına doğru Fransa’da bellek hakkında yeni düşüncelerin ortaya çıkmasıyla birlikte teşhis edilen, önceki bir çoklu kişilik dalgasıyla ilgili büyüleyici bir dizi tarihsel kesiti ele alıyordu.

Hipnoz, histeri, uyurgezerlik ve kaçınma eğilimlerinin incelenmesiyle yoğun bir şekilde meşgul olan bu dönemin biliminsanları, ruhu spiritüel alandan koparmayı amaçlıyordu.

O hâlde bunu gerçekleştirmenin en iyi yolu, belleği ruhun yerine koymak ve sonra onu ampirik incelemeye tabi tutmak değil miydi?

İlk olarak 1995 yılında yayımlanan ‘Ruhun Yeniden Yazılışı: Bellek Bilimleri ve Çoklu Kişilik’, tarihsel ve çağdaş olguları güçlü bir analizle birleştirerek bilgi arkeolojisine katkı sunmaya bugün bile devam ediyor.

Foucault’nun bir zamanlar bedene odaklanan ve insan nüfusunu sınıflandıran bir politikayı ustalıkla tanımlaması gibi, Hacking de ruhun bilimselleşmesi yönündeki bir bellek politikasının tanımını ustalıkla sunuyor.

  • Künye: Ian Hacking – Ruhun Yeniden Yazılışı: Bellek Bilimleri ve Çoklu Kişilik, çeviren: Elif Sena Ergin, Nova Kitap, psikoloji, 440 sayfa, 2024

Hans Henrik Bruun – Bilim, Değerler ve Politika (2024)

Türkçe literatürde Weber metodolojisine ilişkin kitapların sayısı bir elin parmaklarını geçmez.

Oysa Almanca metinlerin yanı sıra, İngilizcedeki Weber külliyatı bile belirgin bir ivmeyle birikerek Weberyan bir Babil Kulesi inşa edilmesine katkı sunuyor.

Kimi yorumcular Weber’in kendi ikincil literatürünün gölgesinde kaldığından yakınırken kimileri Weber’in dağınık, polemikçi, kılı kırk yaran metinlerindeki karmaşayı anlamanın bundan başka bir yolu olmadığını savunuyor.

İşte ‘Bilim, Değerler ve Politika’ tam da bu çatallanmanın eşiğinde durur.

Bir yandan, Weber’in yayımlanmış metinlerini, mektuplar, derkenarlar, göz ardı edilmiş notlar ve sözlü tartışmaların ışığında, bütünlüklü bir manzara olarak yeniden inşa ederken; diğer yandan, başka büyük Weber yorumcuları ile yürüttüğü tartışmada kendi özgün konumunu belirginleştirir.

Dolayısıyla, bu kitap halihazırda zayıf olan Türkçe literatür için mükemmel bir pusula işlevi görüyor: Hem Weber’in orijinal metinlerinin okunmasına yardımcı olur hem de ikinci literatürdeki belli başlı yorumların eleştirel bir haritasını oluşturur.

Hans Henrik Bruun’un kitabı, Türkçede hâlâ pozitivizm-hermeneutik ikiliği ve Marx-Weber karşıtlığı gibi elli yıl öncesinin tartışmalarıyla anılan Weber metodolojisine; bilim, değerler ve politika ilişkisi açısından odaklanan taze ama güçlü bir soluk niteliğinde.

  • Künye: Hans Henrik Bruun – Bilim, Değerler ve Politika: Max Weber’in Metodolojisi, çeviren: Ozan Başdaner, Özge Tuncer, Livera Yayınevi, sosyoloji, 496 sayfa, 2024

Bilen Işıktaş – Erken Cumhuriyet’in Sesleri (2024)

‘Erken Cumhuriyet’in Sesleri’, 1930’lar Türkiyesi’nin müzik ortamını ve müzisyen portrelerini birlikte ele alıyor.

Bilen Işıktaş, söz konusu dönemde dünyadaki ve ülkedeki ekonomik koşulların müzik üretimi üzerindeki etkilerini inceleyerek bu üretimin sosyoekonomik ve kültürel bağlamlar içinde şekillenişini analiz ediyor.

Işıktaş, gerek teknoloji, müzikteki yeni türler, müzisyenlerin icra platformları gibi konulara gerek o dönem yapılan tartışmalara (alaturka-alafranga kavgası, içkili yerlerde müzik icrası vb.) panoramik biçimde bakıyor.

Dönemin saygın gazetecilerinden Ahmet Sırrı Uzelli’nin, önde gelen ses ve saz sanatçılarıyla 1932 yılında Vakit gazetesi için yaptığı söyleşilerden oluşan “Kimlerdir, Ne Kazanırlar?” tefrikasını da gün yüzüne çıkaran Işıktaş, kitabın odağı olarak kullandığı bu tefrikadaki her söyleşiden sonra ilgili sanatçıya dair kaleme aldığı portrelerle zevkli bir musiki yolculuğu sunuyor.

Bu yolculukta Safiye Ayla’dan Münir Nurettin Selçuk’a, Yesarî Asım’dan Denizkızı Eftalya ve Hamiyet Yüceses’e kadar niceleri yer alıyor.

Neredeyse yüzyıl öncesinin müzik piyasası ve gündemine farklı yönleriyle bakan; müziğin metalaşmasını etkileyen sosyal, kültürel, politik ve ekonomik etmenleri inceleyen ‘Erken Cumhuriyet’in Sesleri’ müzik tarihiyle ilgilenenler kadar Türkiye’nin kültür ve toplumsal tarihine, eğlence yaşamına ilgi duyanlar için de önemli bir kaynak.

  • Künye: Bilen Işıktaş – 1930’lar Türkiyesi’nde Müziğin Ekonomi-Politiği: Erken Cumhuriyet’in Sesleri (A. Sırrı’nın Kaleminden “Kimlerdir, Ne Kazanırlar?”), İletişim Yayınları, müzik, 296 sayfa, 2024

 

Peter Burke – Polimat (2024)

Bilgi bir bütün müdür yoksa bilgiyi dallara ayırıp uzmanlaşmak zorunlu mudur?

Bilginlerin bilginin üretilmesi ve işlenmesindeki konumu nedir ve ne olmalıdır?

Bu kadim soruların ışığında Peter Burke bu kitapta, çok sayıda disiplinde uzman olmanın farklı bir bilgi türü olduğu iddiası ve her bilgi formunun, tarihinin yazılmasını hak ettiği inancıyla bilgi alanları arasındaki ayrışmanın tehlikelerine bir panzehir olarak polimatlığı tekrar hatırlamamız gerektiğini söylüyor.

Sadece basit bir merakın veya genel kültürlü olma hevesinin değil, gerçek bir tecessüsün ve çok sayıda disiplinde derinliğe ulaşmanın ifadesi olan polimatlık, Burke’e göre, müstakil bir tarihe sahip.

Polimat, Batı merkezli bir “çok-yönlü bilginler dökümü”nü sunmanın yanı sıra, bu sıra dışı bilginleri ortaya çıkaran kişisel ve çevresel etkenlere bakıyor.

Burke’ün sunumuyla polimatları neyin harekete geçirdiğini, çok yönlü çalışmaları için gereken zaman ve enerjiyi nasıl bulduklarını, hayatlarını nasıl kazandıklarını görebiliyoruz.

Kitap, polimatlığın sadece göz alıcı yanını göstermekle kalmıyor, polimatların ödemek zorunda kaldıkları, şarlatanlıkla suçlanmaya kadar giden bedeli de aktarıyor; polimatların bilgiye katkısını tartışıyor ve bir hiper-uzmanlaşma çağında bu tür bireylere hiç olmadığı kadar çok ihtiyacımız olduğu tespitiyle sonlanıyor.

  • Künye: Peter Burke – Polimat: Leonardo da Vinci’den Susan Sontag’a Kültür Tarihi, çeviren: Gökhan Yavuz Demir, Islık Yayınları, tarih, 416 sayfa, 2024

Dean Rickles – Hayat Kısa (2024)

Zamanın en büyük para birimi olduğu ve aldığımız her nefesin bizi kaçınılmaz sona yaklaştırdığı bir dünyada anlamlı bir hayat yaşamak mümkün mü?

Dean Rickles, bu kısa ve öz kitabında, her nefesimizin bizi kendi sonluluğumuzla yüzleştirmesine rağmen hâlâ nasıl devam etmeye değer bir yaşam inşa edebileceğimizin izlerini sürüyor.

Yaşamın bütün geçiciliğiyle kucaklanabilmesinin yolunun ölüm fikrini ondan ayırmamakla mümkün olduğunu ileri süren Rickles, hepimizin kaygılandığı hayatın anlamı sorusunu, tam da onun sınırlılığı ve sonluluğuyla cevaplıyor.

Hayat Kısa, otantik bir anlamın ise buradan doğacak bir zaman kavrayışıyla nasıl şekilleneceğinin anahtarını sunuyor okuruna.

Kendi ölümlülüğünün farkında canlılar olarak yaşadığımız kaygıların, modern dünyanın hızıyla iyice ivme kazandığı bir zamanın kitabıdır ‘Hayat Kısa’.

Yazar, seçim yapmanın da tıpkı ölmek gibi, yaşayacağımız başka senaryoların ortadan kaldırılması sırasında deneyimlediğimiz kararsızlık olduğuna odaklanıyor.

Ölüm korkusuna benzer bir kaygıyla hiçbir seçenekten vazgeçmeyerek söz konusu olanakları bütün hayatlarına yayabilmek için sürekli bir kararsızlık içerisinde yaşama eğilimi karşısında, nasıl bu tuzaklara düşmeden anlamlı bir hayat inşa edebileceğimizin yollarını arıyor.

Rickles bu tuzaklardan kaçarken yer yer Stoa felsefesinin kavramlarından ve düşünme biçimlerinden de yararlanıyor.

‘Hayat Kısa’, ne kadar az vaktimizin kaldığını değil de hayatlarımızı anlamlandırmak için aslında hiç vaktimizin olmadığını bize göstererek her anın yaratıcı gücünü hatırlamamızı sağlıyor.

  • Künye: Dean Rickles – Hayat Kısa: Daha Anlamlı Bir Hayat İçin Kısa Bir Rehber, çeviren: Seray Soysal, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 128 sayfa, 2024