Emanuel Berman – Diğer Ses (2007)

  • DİĞER SES, Emanuel Berman, çeviren: Bessi Meshulam, Bağlam Yayıncılık, psikoloji, 133 sayfa

‘Diğer Ses’, Freud’un öğrencisi, hastası ve yakın arkadaşı olan Sandor Ferenczi’nin psikanalitik tedaviye yaptığı katkılara odaklanan bir çalışma. Ferenczi’nin psikanalitik tedavide her zaman bir yenilikçi olarak kabul edildi. Bu yenilikçiliğinden kaynaklı olarak, psikanalizin hiçbir zaman mutlak doğrulardan  oluşmadığını ve bu disiplinde kesin bir ideolojinin olmadığını savundu. Emanuel Berman’ın bu çalışması, psikanalizin içinden olup bu disiplin hakkındaki farklı durumları dile getiren bir “diğer ses”in çalışmalarına odaklanıyor. Kitap, psikanalize dair eleştirilere ulaşmak ve bu disipline dair farklı yorumları öğrenmek isteyenlere önerilir.

Orhan Kemal – Gurbet Kuşları (2007)

  • GURBET KUŞLARI, Orhan Kemal, Everest Yayınları, roman, 372 sayfa

Son dönemlerde Orhan Kemal ve Kemal Tahir gibi, çağdaş Türkiye edebiyatının kurucu kalemlerinin yapıtları tekrar yayımlanıyor. Eserlerin yeniden yayımı, Türkiyeli okurun bu öncü isimlerin kitaplarına daha kolay ulaşması adına takdir edilmeli. Orhan Kemal’in ‘Gurbet Kuşları’ da, bu çalışmanın en yeni ürünlerinden biri. Kemal’in romanı, Türkiye’nin ilk büyük iç göç süreci olan 1950’li ve 1960’lı yıllarda, taşradaki hayatlarından İstanbul’a göç eden kitleleri hikâye ediyor. Bu süreçle beraber değişen sadece “gurbet kuşları” olmayacak, İstanbul’un kendisi de yeni bir değişime sahne olacaktır. Roman, Türkiye’nin yakın tarihi ekseninde bugününün izini sürmek açısından da önemli.

Gioconda Belli – Tenimdeki Ülke Nikaragua (2007)

  • TENİMDEKİ ÜLKE NİKARAGUA, Gioconda Belli, çeviren: Beril Eyüboğlu, Metis Yayınları, anı, 410 sayfa

‘Portakal Ağacında Oturan Kadın’ ve ‘Seni Sevebilmek Nikaragua’, Gioconda Belli’nin daha önce Türkçe’ye çevrilmiş kitapları. Yazarın ‘Aşk ve Savaş Anıları’ alt başlıklı bu kitabıysa, kırk beş yıllık diktatörlüğü yıkan 1979’daki Nikaragua devrimine dair anılarından oluşuyor. Varlıklı bir ailenin kızı olan şair Belli, ülkesindeki adaletsizliğe isyan ederek, Nikaragua’da on iki yıl sürecek devrimi sağlayacak olan Sandinistlere katılmıştı. Yazdığı şiirlerle ödüller kazanmış ve daha önce yayımlanmış romanları da bulunan Belli’nin bu kitabı, kendisinin Nikaragua’nın o dönemlerinde yaşadığı olayları ve tabi aynı zamanda aşklarını, okuyucuyla paylaşıyor.

Leonid Tsıpkin – Baden Baden’de Yaz (2007)

  • BADEN BADEN’DE YAZ, Leonid Tsıpkin, çeviren: Kayhan Yükseler, Yapı Kredi Yayınları, roman, 160 sayfa

‘Baden Baden’de Yaz’, yazarı Leonid Tsıpkin’le otobiyografik özellikler sergileyen bir roman. Roman, Yahudi anlatıcısının 1970’lerde Moskova’dan Leningrad’a yaptığı tren yolculuğu ile başlar. Anlatıcının bu geziyle amaçladığı şey, orada hayranı olduğu Dostoyevski’nin evini ziyaret etmektir. Bu ziyarette, anlatıcının iki katmanlı düşünüşü romanın en ilgi çekici yanıdır diyebiliriz. Çünkü Dostoyevski’ye hayran olan anlatıcı, bir yandan da, ünlü yazarın Yahudi düşmanlığı üzerinden, bu hayranlığıyla yüzleşmek zorunda kalacaktır. Tsıpkin’in romanının çok katmanlı kurgusu, Dostoyevski’nin yaşadığı zamanlara yaptığı gerçekçi geçişleriyle de ilgi çekiyor.

Jeremy Melvin – …İzmler: Mimarlığı Anlamak (2007)

  • …İZMLER: MİMARLIĞI ANLAMAK, Jeremy Melvin, çeviren: Murat Şahin, YEM Yayın, mimari, 160 sayfa

Jeremy Melvin’in ‘…İzmler’i, mimarlıkta etkin olmuş ekollere, akımlara odaklanmasının yanında, kısa bir mimarlık tarihi olarak da okunabilir. Çünkü Melvin, ilk mimari ekollerden son dönem mimari anlayışlara gelirken, bu disiplinin tarihi seyrine de yer vermiş oluyor. Ön Klasikçilik, Hümanizm ve Emperyalizm’den, Postmodernizm, Brütalizm ve Çevreselcilik’e kadar çok sayıda izm’in peşine düşen kitap, bu akımların ortaya çıkış tarihlerine, geçirdikleri tarihsel süreçlere, getirdikleri ilklere ve katkılara yer vermesiyle rehber nitelikte. Kitap, akımların en önemli sanatçılarını ve dönemlerini en iyi temsil eden örnekleri fotoğraflarla da zenginleştirerek sunuyor.

Ludvig Hertzberg (der.) – Jim Jarmusch (2007)

  • JIM JARMUSCH, derleyen: Ludvig Hertzberg, çeviren: Selim Özgül, Agora Kitaplığı, sinema, 270 sayfa

Jim Jarmusch denince, sinema meraklılarının ilk aklına gelen, kendisine ün getiren ilk filmi ‘Cenetten de Garip’ olacaktır herhalde. Ludvig Hertberg’in derlediği bu çalışma, sinema tarihinin önemli isimlerinden Jarmusch’un sanatına odaklanan çok sayıda makaleden oluşuyor. Jarmusch, sinema anlayışı hakkında şöyle demişti: “Ben önce bir hikâye tasarlayıp yazmak, onu senaryo haline getirmek ve sonra o senaryoya uygun oyuncular seçmek yerine, önce karakterlere kafa yormaya başlayıp, daha sonra onlar hakkında bir hikâye kurmayı ve yazmayı seviyorum.” Elimizdeki kitap, bu özgün ismin sanatına dair bilinmeyen ayrıntıları sunmasıyla önemli bir boşluğu dolduruyor.

Fatma Aliye ve Mahmud Esad – Çok Eşlilik (2007)

  • ÇOK EŞLİLİK, Fatma Aliye ve Mahmud Esad, Hece Yayınları, kadın, 119 sayfa

Osmanlıca ismi ‘Taadüd-i Zevcat’ olan elimizdeki kitap, çok eşlilik konusunda Fatma Aliye ve Mahmud Esad Efendi arasında yapılan ilk önemli tartışma. Bu iki isim arasındaki tartışma, Türkiye modernleşme tarihi ve kadın başlıklı çalışmaların en çok değindikleri kaynak olma özelliğine de sahip. Mahmud Esad, çalışmaları Cevdet Paşa tarafından da takdirle karşılanan hukuki, sosyal ve dini konularda eserler vermiş bir düşünür. Fatma Aliye ise, bilindiği gibi, romancı ve yazar kimliklerinin dışında, babası ile Mecelle üzerine çalışmış, kadın hukuku konularında da uzman olan bir isimdi. Bu kitap, kendi alanlarında öncü olan iki ismin bu önemli tartışmasını okuyucuyla buluşturuyor.

Michel-Louis Rouguette – Yaratıcılık (2007)

  • YARATICILIK, Michel-Louis Rouguette, çeviren: İsmail Yerguz, Dost Yayınevi, psikoloji, 125 sayfa

Yaratıcılık konusu, bilindiği gibi çoğu araştırmaya konu oldu. Rouguette’in bu çalışması ise, yaratıcılığın kategorik bir alan ya da araştırma sahası olarak silindiğini savunarak, kavramın bilişsel köklerinden global düzeydeki ticari ve siyasi örgütlenmelere dek uzanan çerçevesini çizmeye çalışıyor. Rouguette’in çalışmasının ilgi çeken yönlerinden biri, bu alanda geliştirilmiş ölçme ve değerlendirme sistemlerinin tarihi kronolojisini vermesidir diyebiliriz. “Esas sorun yaratıcılık kavramının gerçek statüsünü bilmektir.” diyen Rouguette, bu kavramı, sadece psikoloji disiplinine hapsetmekten çok, onu gündelik hayatın içine yerleştirmeye çalışıyor.

Charles Dickens – Mister Pickwick’in Serüvenleri (2011)

  • MISTER PICKWICK’İN SERÜVENLERİ, Charles Dickens, çeviren: Tektaş Ağaoğlu, çizimler: Robert Seymour, Robert William Buss ve Phiz, Yapı Kredi Yayınları, roman, 906 sayfa

Charles Dickens, ilk romanı olan ‘Mister Pickwick’in Serüvenleri’ni yayımladığında, henüz yirmi dört yaşındaydı. Önce tefrika olarak yayımlanan ve kendisine büyük ün kazandıran romanında Dickens, Pickwick Kulübü’nün kurucusu Samuel Pickwick ile üç arkadaşının, Londra’dan yola çıkıp İngiltere’nin içlerine doğru yaptıkları yolculuğu ve bu yolculuk esnasında başlarından geçen gülünç olayları hikâye ediyor. Yolculuk boyunca karşılaşılan birçok mekanı ve insanı, kendine has güçlü mizahıyla harmanlayarak resmeden Dickens, aynı zamanda 19. yüzyıl İngiltere’sine dair önemli ayrıntılar da sunuyor. Dickens’ın mizahını güçlü kılan hususlardan biri, güldürü unsurlarını sadece tiplemeler ve olaylarla değil, anlatım ve dili özellikleriyle de sağlaması. Kitabın çeviri serüveninin de, yaklaşık kırk yıl sürdüğünü belirtelim.

William S. Burroughs – Yumuşak Makine (2011)

  • YUMUŞAK MAKİNE, William S. Burroughs, çeviren: Süha Sertabiboğlu, Sel Yayıncılık, 140 sayfa

‘Yumuşak Makine’, Beat kuşağının önemli temsilcisi William S. Burroughs’un “cut-up” tekniğiyle yazdığı üçlemenin ilk romanı. Hatırlanacağı gibi, yazarın bu üçlemeye dahil ettiği diğer iki romanı da, ‘Patlamış Bilet’ ve ‘Nova Ekspresi’ydi. Burroughs’un zorlu tarzını bilenler bilir fakat, biz yine de hatırlatalım. Bu romanlar, olay örgüsü ya da karakterleriyle değil, daha çok yazım teknikleriyle öne çıkıyor. Zira Burroughs’un “cut-up” tekniğiyle ortaya çıkardığı roman, fark teyp bantlarının kesilip rastgele birbirine yapıştırılmasıyla aynı sonucu veriyor. Yazar cümleleri, düşünceleri kesip birbiriyle rastgele birleştiriyor ve böylece tuhaf, aynı zamanda okunması da zor bir roman oluşturuyor. Bu yolla düşüncenin sınırlarını belirsizleştiren yazar, “anti-edebiyat” olarak da tanımlanabilecek bir metne imza atmış.