Luce Irigaray – Bir Olmayan O Cinsiyet (2024)

Kadının cinsiyeti ve cinselliği bugüne kadar hep erkekliğin parametrelerine göre düşünüldü.

Dişili bastırmayan, onun çokluğunu bir’e indirgemeyen bir libidinal ekonomi, bir dil, bir toplum neye benzerdi?

Fallik iktidarın ekonomisinin buyurduğundan başka bir dişil?

Psikanalizin tarif ettiği ve normalleştirdiğinden başka.

Dilin anlamsızlığa ve suskunluğa ittiğinden başka.

Eril öznenin terse çevrilmiş imgesi olmayan bir başka?

Aynı’nın Ötekisi olmaktan kurtulmuş bir Başka.

Kadınların bedenlerinin sömürüsüne dayanan bu toplumsal işleyişi açığa vuracak, kadınların arzularının çokluğunu ifade edecek bir dil nasıl icat edilecek?

Kadınların politikayla ilişkisi nasıl olacak?

Kuramlarla?

Bilimlerle?

Kadın olarak nasıl konuşacağız?

Hâkim söylemin düzenini bozarak.

Erkeğin efendiliğini sorgulayarak.

Kadınlar arasında, kadınlarla konuşarak.

Luce Irigaray’ın sorduğu soruların birçok dili, birçok ruhu, birçok sesi var o yüzden.

Bir analizin kılı kırk yaran titizliği de var onun metinlerinde, bir kanıtlamanın kendinden eminliği, cesareti de.

Söylemin hakikat iddiaları karşısında kendini gülmekten alıkoyamamanın mizahı da var, birbirine dokunurken kendine dokunmanın iç kıpırtısı, sevgisi de.

Ve kuşkusuz, yanıtlardan, öğretilenlerden, kullanıla kullanıla eskimiş cümlelerden kurtulmanın özgürlüğü de.

Künye: Luce Irigaray – Bir Olmayan O Cinsiyet, çeviren: Sinem Özer, Otonom Yayıncılık, feminizm, 224 sayfa, 2024

Maurus Reinkowski – Türkiye Tarihi (2024)

Türkiye’nin cumhuriyet düzeni, kurulduğu 1923 yılından bu yana pek değişmemiş gibi görünse de Atatürk’ün 1920’ler ve 1930’lardaki modernleşmeci diktatörlüğünden 20. yüzyılın ikinci yarısındaki kentlere kitlesel göç ve askeri darbelere ve 2010’lardaki Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim otokrasisine kadar dramatik dönüşümler yaşadı.

Bu kitap, Türkiye’nin 19. yüzyılın sonundan 21. yüzyılın başına kadarki siyasi kültürünün ve toplumsal değişiminin, başta Aleviler ve Kürtler olmak üzere çeşitli toplulukların ve etnik grupların tecrübelerini de göz önünde bulundurarak, kendine özgü bir güven ve çekişme ile zafer ve hüsran arasındaki sürekli gelgitlerini tarihsel perspektiften anlama çabasının bir sonucudur.

Reinkowski’nin çalışması, kırk yıla yayılmış farklı dönemlerdeki araştırmaların, Ortadoğu dillerine nüfuzun, titiz gözlemlerin ve Türkiye toplumuyla olan yoğun temasının neticesinde ortaya çıkmış.

Sonuçta, entelektüel açıdan analizler ve ayrıntılarla dolu ve Türkiye’nin coğrafyasına, devlet yapısına ve toplumuna dair yeni bir yaklaşım getiren ustaca yazılmış bir eserle karşı karşıyayız.

Zengin bir bibliyografyaya dayanan bu kitap, günümüz devlet ideolojisinin oluşumunun geç Osmanlı ve erken Cumhuriyet döneminin temelleri üzerine ne kadar sağlam bir şekilde inşa edildiğini okuyucuya etkili ama aynı zamanda sürekli huzursuz edici bir şekilde hatırlatıyor.

Ayrıca, bu kitapta Türkiye’nin Osmanlı sonrasında kurulan ülkelerle ilişkilerinin ötesinde küresel perspektiften öz ama yetkin bir anlatımı da yer alıyor.

  • Künye: Maurus Reinkowski – Türkiye Tarihi (Atatürk’ten Bugüne), çeviren: Hamide Koyukan, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 336 sayfa, 2024

Şehnaz Şişmanoğlu Şimşek – İki Kilise Arasında Binamaz (2024)

‘İki Kilise Arasında Binamaz’, iki arada bir derede duran, ulusal edebiyat tasniflerine kolayca sığdırılamayan, “Karamanlıca” diye de bilinen Yunan harfleriyle yazılmış Türkçe edebiyat üstünde duran, özellikle de bu edebiyatın en tanınmış eseri ‘Temaşa-i Dünya’ya odaklanan bir inceleme.

Şehnaz Şişmanoğlu Şimşek, Osmanlı İmparatorluğu döneminde, özellikle İç Anadolu’da yaşayan ve kendilerini Türkçe konuşan Rumlar olarak tanımlayan Hıristiyan Ortodoksların edebiyatını kültürel açıdan olduğu kadar karşılaştırmalı edebiyat açısından da yakın okumaya tabi tutuyor.

Tanzimat sonrası Osmanlı dünyası ve Yunan aydınlanmasındaki kültür ve özellikle dil tartışmalarının bağlamına yerleştirilen ‘Temaşa-i Dünya’yı, kaynağı olduğu kabul edilen, Yunan edebiyatının ilk romanlarından olan ‘Polipathis’le, ayrıca pikaresk romanın öncü örnekleriyle birlikte ele alıyor.

Karşılaştırmalı edebiyat ve ulusal edebiyatların tarihinin yanı sıra ulusal kimliklerin oluşumu, kuruluşu, sınırları ve sorunlarıyla ilgilenen okurların zevkle okuyacağı bir çalışma.

  • Künye: Şehnaz Şişmanoğlu Şimşek – İki Kilise Arasında Binamaz: Karamanlıca Edebiyatta Dil, Kimlik ve Yeniden-Yazım, Metis Yayınları, inceleme, 368 sayfa, 2024

W. David Beck – Tanrı Var mı? (2024)

Tarihte herhalde çok az soru Tanrı’nın varlığı sorusu kadar sık sorulmuş, çok yanıtlanmış ve verilen birbirinden farklı onca yanıta rağmen kesin bir sonuca ulaştırılamayıp tartışılmaya devam etmiştir.

Yine de geçmişe dönüp baktığımızda bu soruya verilen farklı yanıtların farklı uygarlıkların inşa edilmesine, bazılarının yıkılmasına, acımasız çatışmalara ve her şeye rağmen kucaklaşmalara da vesile olduğunu görüyoruz.

  • Tanrı var mı?
  • Varsa onu nasıl bilebiliriz?
  • Tanrı yoksa her şey mubah mı?
  • İnsan aklı ilahi olanı kavrayabilir mi?
  • Tanrı’nın varlığı ahlaklı olmanın şartı mı?
  • Evren akıllı bir tasarımcının imzasını taşıyor mu?

Bu kitapta felsefeci William David Beck, bu sorulara tarihte verilen yanıtları ve bu konudaki tartışmaları ele alarak meselenin genel ve tarihsel bir tablosunu bize sunuyor.

Platon, Aristoteles, Marcus Aurelius gibi Eski Yunan ve Roma düşünürlerinden Anselmus, Thomas Aquinas, Augustinus ve Yahudi-Hıristiyan geleneğine, Doğu’nun bilgelerine, İbni Rüşd, Fârâbî ve Gazzâlî gibi İslam düşünürlerinden Alvin Plantinga, Graham Oppy, Sam Harris, Richard Dawkins, Max Tegmark gibi Batılı modern ilahiyatçılara, bilim insanlarına ve Yeni Ateizm hareketine kadar uzanan bir çizgide “Tanrı var mı?” sorusuna verilen çeşitli yanıtları ve bu yanıtlara sunulan akılcı gerekçeleri ortaya koyarak soruya felsefece bir yanıt vermenin nasıl bir iş olduğunu da gösteriyor.

  • Künye: W. David Beck – Tanrı Var mı?: Bir Arayışın Tarihi, çeviren: Musa Yanık, Fol Kitap, felsefe, 392 sayfa, 2024

Justin Steinberg, Valtteri Viljanen – Spinoza (2024)

Benedict de Spinoza, felsefe tarihinin en tartışmalı ve en esrarengiz düşünürlerinden biri.

En büyük eseri olan ‘Etika’ (1677) ile kapsamlı bir felsefi sistem geliştirdi ve Tanrı ile Doğa’nın özdeş olduğunu savundu.

İnfial yaratan ‘Teolojik Politik İnceleme’ (1670) adlı eseri, Kitab-ı Mukaddes eleştirisi, ruhbanlık karşıtlığı ve felsefe yapma özgürlüğünü savunması nedeniyle yaşadığı dönemde öfke uyandırdı.

Bu eserler Spinoza’ya tek başına radikal bir düşünür olarak ün kazandırdı.

Steinberg ve Viljanen, bu kitapta Spinoza’nın düşüncesi ve felsefi mirası üzerine özlü ve güncel bir yorum sunuyorlar.

Siyaset ve teolojiden, ontoloji ve epistemolojiye kadar, Spinoza’nın fikirlerinin tamamını inceliyorlar.

Spinoza’nın etkileyici eserlerinden geniş bir şekilde yararlanarak, bu önemli filozofa aşina olmayan okuyucular için anlaşılır bir giriş ve daha deneyimli okuyucular için incelikli ve aydınlatıcı bir çalışma ortaya koyuyorlar.

Eser, tarihin en büyüleyici düşünürlerinden birinin düşüncesini anlamak isteyen herkes için temel bir başvuru metni.

  • Künye: Justin Steinberg, Valtteri Viljanen – Spinoza, çeviren: Süha Zaimoğlu, Lejand Kitap, felsefe, 264 sayfa, 2024

Luke Russell – Kötülük (2024)

  • Kötülük nedir?
  • Korkutucu ve anlaşılmaz mıdır, yoksa sıradan bir edim midir?
  • Kötülüğün psikolojisi nedir, kötülük yapanlar hepimizden farklı bir psikolojik özellik mi taşıyor?
  • Kötülüğün sıradan yanlışlara sığmayan, yanlışın ötesine taşan niteliği ne?
  • “Kötülük” sözcüğünü kullandığımızda, iyilik ile kötülük şeklinde iki kozmik gücün karşı karşıya geldiği bir dünya görüşüne mi inanmış oluyoruz?
  • Acaba günümüzde kötülük, modası geçmiş bir mit haline mi geldi?
  • Şiddet içeren sayısız saldırı, tecavüz ve cinayetle medyadaki haberlerin iç karartıcı bir geçit törenine dönüştüğü bugün, kötülük dünyamızın korkutucu ölçüde gerçek bir özelliği mi?

Filozofların, Hannah Arendt gibi siyaset bilimcilerin bu sorulara verdiği yanıtları aktaran yazar Luke Russell kötülüğün sistematik bir analizine girişerek, kavramı toplumsal içerimleriyle beraber felsefi ve psikolojik açıdan çözümlüyor.

Seri katiller, teröristler, savaş suçluları gibi ünlü “kötülük” örneklerini irdeleyerek aşırı kötülüğü sıradan kötülükten ayıran sınırların keşfine çıkıyor.

Kitap, bizi kötülüğü daha derinlikli şekilde anlamaya yönlendiriyor.

  • Künye: Luke Russell – Kötülük, çeviren: Bülent O. Doğan, İş Kültür Yayınları, inceleme, 128 sayfa, 2024

Han Fei Zi – Hükmetme Sanatı (2024)

M.Ö. 3. yüzyılda yaşamış Çinli düşünür Han Fei Zi’nin siyasal düşünceler tarihi içindeki önemi, yakın zamanlarda fark edildi.

Şimdi onun ‘Hükmetme Sanatı’, Machiavelli’nin Prens’i ve La Boétie’nin ‘Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev’i gibi klasiklerle aynı kefeye konuyor.

“Antik çağların Machiavellisi…”

Çağdaş siyaset düşünce tarihinde Han Fei Zi için kullanılan lakap, bu.

O da, büyük İtalyan düşünür gibi, siyaseti anlamak için olgulardan, eylemlerden hareket edilmesi gerektiğini belirtir ve ahlâkı, ahlâki değerleri siyasal alandan dışlar.

Ayrıca siyasal iktidar olgusunu düşüncelerinin odak noktasına yerleştirir, özellikle de tek adam iktidarının nasıl işlediğini ve varlığını nasıl sürdürdüğünü açıkça gözler önüne serer.

Bu bakımdan Han Fei Zi, en az Machiavelli kadar, güncel bir düşünürdür.

Kitabın çevirmeni Mehmet Ali Ağaoğulları, Han Fei Zi için şöyle diyor:

“Çinli düşünür yazılarını yalnızca hükümdarlar için yazmıştı ve bunların halk tarafından, sıradan insanlar tarafından okunmasını istememişti. (…) Han Fei Zi’nin korktuğu başına gelmiş bulunuyor. Çünkü günümüzde herkesin kitabına ulaşma imkânı var, yeter ki okunsun. Okunduğu zaman da, her okurun, kişiselleşmiş bir iktidarın halkı boyun eğmeye yönlendirmek ve kendini onaylatıp kurduğu düzeni sürdürmek için ne gibi yöntemlere, araçlara başvurduğunu görüp anlamaması mümkün değil.”

  • Künye: Han Fei Zi – Hükmetme Sanatı: Seçilmiş Yazılar, çeviren: Mehmet Ali Ağaoğulları, İletişim Yayınları, siyaset, 224 sayfa, 2024

Bronislaw Malinowski – Yabanıl Psikolojisinde Baba (2024)

Ünlü antropolog ve kuramcı Bronislaw Malinowski, Trobriand Adasında yaşayan yerli halk arasında geçirdiği iki yılın ardından, bu anaerkil toplumdaki yaşam düzenini, erkeksiz köyleri, üremeye dair o güne kadar hiç bilinmeyen birçok farklı ve dikkat çekici ritüeli, kültürel anlatıyı ve mitolojiyi analiz ettiği bu çalışması ile bilim camiasında oldukça ses getirmişti.

Üremek için erkeklere gereksinim olmadığına inanan insanların, bekâreti önemsemeyen, küçük yaşlarda evlilik dışı cinsel birleşmeleri makul gören ama evlilikten önce çocuk sahibi olmayı tabu sayan düşünce dünyasında, toplumsal dinamiklerin nasıl kökten farklı geliştiğine tanık olmamızı sağlayan yazar, bizi aynı zamanda çok başka bir “baba”, neredeyse “tanrı-baba” kavramıyla tanıştırıyor.

Mitoloji, folklor ve toplumsal psikolojinin zengin bir kolajını yapan yazar, bizi “biyolojik babalık” kavramının olmadığı, “koruyucu” anlamında bir “babalık” düzenin hüküm sürdüğü bâkir bir coğrafyaya, dünyadaki farklılıklardan bazılarını tanımaya götürüyor.

  • Künye: Bronislaw Malinowski – Yabanıl Psikolojisinde Baba: Anaerkil Toplumlarda “Babalık” Düşüncesi Üzerine Bir Tez, çeviren: İbrahim Şener, Kanon Kitap, antrpoloji, 80 sayfa, 2024

Victoria Shepherd – Yürüyen Ceset Sendromu (2024)

“Ben aslında ölüyüm” demeye başlayan 19. yüzyıl İngilteresi kadınları, kemiklerinin camdan yapıldığını düşünen ve hareket etmekten korkar olan orta çağ Fransa kralı, Waterloo savaşının ardından akıl hastanelerinde pıtrak gibi çoğalan sahte Napoleon’lar…

Uzun yıllar BBC’ye radyo programları hazırlamış araştırmacı Victoria Shepherd, eski zamanlardan bu yana görünüp kaybolmuş ilginç hezeyanların üzerindeki sır perdesini aralıyor.

Akıl sağlığı tarihinin tuhaf kaprislerinin gülünç tesadüflerden çok daha fazlası olduğuna ışık tutuyor.

Yaygın delüzyonların esasında toplumların kaygılarına ve travmalarına açılan bir pencere olduğunu ustalıkla öykülüyor.

  • Künye: Victoria Shepherd – Yürüyen Ceset Sendromu: Hezeyanlar Tarihi, çeviren: Elif Zeynep Yıldırım, Okuyanus Yayınları, tarih, 404 sayfa, 2024

Claudio Naranjo – Karakter ve Nevroz (2024)

Enneagram kişilik tiplerini modern psikiyatrinin ışığıyla inşa eden Claudio Naranjo, Enneagram hususunda verdiği en kapsamlı çalışma olarak kabul edilen bu eserinde karakter gelişimi ve psikolojik rahatsızlıkların kesişimine derinlemesine bir bakış vadediyor.

Psikiyatri alanındaki uzmanlığından ve spiritüel geleneklerden aldığı güçle, karakter özelliklerimizin diğer psikolojik sınıflandırmalarla olan ilişkisine ve bu durumun dünya görüşümüzü ve başkalarıyla etkileşimlerimizi nasıl şekillendirebileceğine açıklık getiriyor.

Enneagram’ın dokuz kişilik tipini literatürden örneklerle tartışarak her bir tipin biricikliğine, güçlü ve zayıf yönlerine dair kapsamlı bir kavrayış sunuyor.

‘Karakter ve Nevroz’ bir kaynak kitabı olmakla yetinmeyen, aynı zamanda içsel bir el feneri işlevi gören bir eser.

  • Künye: Claudio Naranjo – Karakter ve Nevroz: Bütünleştirici Bakış Açısı ile Psikiyatrist Gözünden Enneagram, çeviren: Ömer Yanartaş, Okuyanus Yayınları, psikiyatri, 432 sayfa, 2024