Doğan Özlem – Bilim Felsefesi (2010)

  • BİLİM FELSEFESİ, Doğan Özlem, Notos Kitap, bilim, 223 sayfa

Doğan Özlem’in ‘Bilim Felsefesi’, uzun zamandır vermiş olduğu bilim felsefesi ders notlarını yeniden gözden geçirmesi ve bunlara yeni eklemeler yapmasıyla ortaya çıkmış. Kitap, “Doğa Bilimleri Felsefesi” ve “Tarih-Toplum Bilimleri Felsefesi” başlıklı iki kesimden oluşuyor. Bu kesimlerin altında da, sosyal bilimleri felsefesi, tin bilimleri felsefesi ve kültür bilimleri felsefesi gibi bölümler yer alıyor. Özlem’in kitabı, yıllarca felsefe ve bilim ilişkisi konusunda yapılmış tek çalışma olmuş ve bu alanda çalışmak isteyenler için Türkçede kaynak kitap haline gelmişti. Aradan geçen zamana rağmen kitap, güncelliğini hâlâ koruyor diyebiliriz.

Doğan Erdem – Sığırcığın İntiharı (2010)

  • SIĞIRCIĞIN İNTİHARI, Doğan Erdem, Postiga Yayınları, roman, 239 sayfa

Doğan Erdem ‘Sığırcığın İntiharı’ adlı elimizdeki romanında, modern hayattan kurtuluşun tek yolu olarak sunulan taşraya, yani doğaya sığınma mitiyle hesaplaşıyor. Erdem bunu da, şehir hayatının bilinen tüm sıkıntılarını yaşayan Özer isimli karakteri üzerinden yapar. Özer, uzun yıllardır çalıştığı işinden kovulunca, çocukluğunun geçtiği ücra kasabaya dönmeye karar verir. Fakat bu yer, onun için yeni bir sayfa olmaktan çok, çocukluğunun travmalarıyla karşı karşıya geldiği, unutmaya yüz tutan acılarını yeniden keşfettiği tekinsiz bir mekân haline gelekcektir. Erdem, baş kahramanının yaşadığı trajedi üzerinden, taşra romantizmini sorguluyor.

Arife Kalender – Bendeki Malatya (2010)

  • BENDEKİ MALATYA, Arife Kalender, Heyamola Yayınları, şehir, 327 sayfa

Şiirleri, çevirileri ve şiir incelemeleriyle bildiğimiz Arife Kalender ‘Bendeki Malatya’da, doğup büyüdüğü şehri okurlarıyla paylaşıyor. Kalender’in, “Dünyayı ilk oradaki renkler ve görüntülerle algıladım” dediği Malatya burada, tarihinden coğrafyasına, kültüründen gündelik hayatından ayrıntılara ve yemek kültürüne kadar çok yönlü bir bakışla ele alınmış. Fakat kitabı daha ilgi çekici kılan hususların başında, Kalender’in Malatya’yı daha kişisel bir çerçeveden ele almasıdır diyebiliriz. Çalışma böylece, sadece bir şehrin değil, aynı zamanda bu şehirle birlikte büyüyen, dönüşen ve gelişen bir yazarın hikâyesi olarak da okunabilir.

Kolektif – Özgürlük (2010)

‘Özgürlük’ adlı bu eser, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni kutlayan kısa öykülerden oluşuyor.

Birleşmiş Milletler’in, tüm insanların doğuştan onura ve eşit haklara sahip olduğunu belirten söz konusu bildirgeyi kabul etmesinin üstünden altmış yılı aşkın bir süre geçti.

Joyce Carol Oates, Ariel Dorfman, Ali Smith, Paulo Coelho, Juan Goytisolo, Nadine Gordimer ve Henning Mankel gibi yazarların burada yer alan öyküleri, beyannamenin ruhunda yer aldığı gibi, okurlarını empati kurmaya, kendilerini bir anlığına dahi olsa başkalarının yerine koymaya, hoşgörülerini geliştirmeye, sevgi duymaya; en çok da özgürlük üstüne düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Kolektif – Özgürlük, çeviren: Dost Körpe, Doğan Kitap, öykü, 473 sayfa

Önder Kaya – Cumhuriyetin Vitrin Şehri (2010)

  • CUMHURİYETİN VİTRİN ŞEHRİ, Önder Kaya, Küre Yayınları, şehir, 200 sayfa

‘Üç Devirde İstanbul’ serisinden daha önce çıkan iki kitap, İstanbul’un Bizans ve Osmanlı dönemlerini ele almıştı. Önder Kaya’nın kaleme aldığı elimizdeki kitap ise, İstanbul’un Cumhuriyet devrine odaklanıyor. Kaya’nın da gösterdiği gibi, bir yüzyıla yaklaşan bu devirde İstanbul, köklü değişimlere sahne oldu. Yazar, Cumhuriyet’in başkent olarak Ankara’yı tercih etmesiyle, İstanbul’un nispeten ihmal edildiğini ve bu durumun da şehrin geleneksel ve kültürel yapısını kaybetmesiyle sonuçlandığını belirtiyor. Kaya devamında, şehrin tarihindeki en büyük kırılmalardan biri olan DP iktidarına, göç sorununa ve günümüzdeki İstanbul’a uzanıyor.

Joshua Ferris – Bilinmeyen (2010)

  • BİLİNMEYEN, Joshua Ferris, çeviren: Hatice Taş, Siren Yayınları, roman, 310 sayfa

Joshua Ferris, PEN / Hemingway Ödülü’nü kazanan ‘Ve İşimiz Bitti’ adlı romanıyla adını duyurmuştu. Bir reklam ajansında geçen bu romanında Ferris, bireyin ancak hırsıyla varolabildiği çalışma hayatını alaycı bir üslupla ele almış; bu dünyaya düzülen methiyelerin ardındaki çürümeyi gözler önüne sermişti. Yazarın elimizdeki ikinci romanı ise, tanısı konmayan bir hastalığın pençesine düşen bir avukatın hikâyesini anlatıyor. Sıradan bir hayat yaşayan Tim, çaresi olmayan bir hastalığa yakalandığını öğrenir. Burada bilinmeyen, yalnızca hastalığın değil, aynı zamanda Tim’in hayat üzerine düşünmesinin de can sıkıcı karşılığı haline gelir.

Odisseus Elitis – Çılgın Nar Ağacı (2010)

  • ÇILGIN NAR AĞACI, Odisseus Elitis, çeviren: Cevat Çapan, Can Yayınları, şiir, 114 sayfa

1979 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Odisseus Elitis’in, Yannis Ritsos’la birlikte çağdaş Yunan şiirinin 20. yüzyıldaki en büyük ustalarından biri olduğu söylenir. Elitis’in güneş ve deniz tutkusuyla harmanladığı şiiri, canlı imgeleri ve sonu gelmez doğa sevgisiyle özgünlüğünü ortaya koyar. Kitaba adını veren şiir şöyle: “Kıbleden esen yelin kemerler arasında ıslık çaldığı / Bu beyaz avlularda, söyleyin, o çılgın nar ağacı mı / Nar dolu kahkahalar atarak aydınlıkta sıçrayan / Rüzgârın inadıyla, fısıltıyla; söyleyin, o çılgın nar / ağacı mı, / Şafakta yeşeren yaprakların ışıltısıyla / Bir zafer sevincinin renklerini coşturan?”

Ehsan Masood – İslam ve Bilim (2010)

  • İSLAM VE BİLİM, Ehsan Masood, çeviren: Şafak Timur, Picus Yayınları, tarih, 192 sayfa

Bilim politikaları alanında dersler veren Ehsan Masood ‘İslam ve Bilim’de, 8. ve 16.yüzyıllar arasında, İslam imparatorlukları devrinde gerçekleşmiş bilimsel devrimleri anlatıyor. Söz konusu dönemlerde, bilim ve İslamın birbirine çok daha yakın olduğunu söyleyen Masood, İslam biliminin gelişimini, dönemin siyasî ve dini koşullarının, bu şartlarda ortaya çıkmış bilim adamlarının, mühendislerin ve hâmilerinin öyküleriyle de harmanlayarak veriyor. Hz. Muhammed’in sözlerinin rasyonel sorgulamayı teşvik edici olduğunu savunan Masood, kitabında ağırlıklı olarak İslam’ın özünde bilime karşı olduğu savının yanlış olduğunu kanıtlamaya koyuluyor.

Friedrich Seidel – Sultanın Zindanında (2010)

  • SULTANIN ZİNDANINDA, Friedrich Seidel, çeviren: Türkis Noyan, Kitap Yayınevi, anı, 129 sayfa

Friedrich Seidel ‘Sultanın Zindanında’, 1591’de Osmanlı İmparatorluğu’na elçi olarak gönderilen M. Salomon Haussdorff ile maiyetindekilerin karşılaştıkları olayları anlatıyor. Kutsal-Roma Germen İmparatoru II. Rudolf’un gönderdiği elçi Friedrich von Kreckwitz’in maiyetinde, eczacı olarak yer alan Seidel’in Osmanlı’ya dair izlenimleri, pek olumlu değil. Ziyaretin, kuşkusuz en kötü yanlarından biri, III. Murad’ın, Avusturya Osmanlı’ya savaş açınca, heyet üyelerini zindana attırması. Yazar burada, 500-600 kadar tutuklunun hapsedildiğini ve heyetteki kişilerin de altı ay boyunca ikişerli halde burada birbirine zincirlendiğini belirtiyor.

Francesca Gould – Bir Yaşıma Daha Girdim (2010)

 

Anatomi konusunda dersler veren Francesca Gould ‘Bir Yaşıma Daha Girdim’de, vücudumuza dair dile getirmekten hoşlanmadığımız, utandığımız veya pek hevesli olmadığımız konuları kalemine konu ediniyor.

Gould, “Kellik, erkeklik göstergesi midir?”, “Kalp nakli karakter değişimine neden olur mu?”, “Neden eklemlerimiz çıtlar?”, “Kahkaha gerçekten en iyi ilaç mı?”, “Gözün kör noktası var mıdır?” gibi soruların yanıtlarını ararken, bir yandan da anatomiye dair mitleri de sorguluyor.

Dokuz bölümden oluşan kitabında yazar, deri, tüyler, kemikler, kan, zihin, göz, kulak ve nefes gibi, anatominin farklı bileşenlerine dair bilinmeyenleri ele alıyor.

  • Künye: Francesca Gould – Bir Yaşıma Daha Girdim, çeviren: D. İmra Gündoğdu, Derin Kitap, anatomi, 184 sayfa