Gökhan Yavuz Demir ve Alper Kanca (ed.) – Kızlar ve Babaları (2011)

  • KIZLAR VE BABALARI, editör: Gökhan Yavuz Demir, Alper Kanca, Paradigma Yayıncılık, kadın, 445 sayfa

 

Paradigma yayınları 2010 Haziranında, oğulların babalarını anlattığı bir kitap yayımlamıştı. Bu projenin devamı olan ‘Kızlar ve Babaları’ adlı elimizdeki kitap için de, rahatlıkla Türkiye’de bir ilk denebilir. Zira burada, elli altı kadının babalarına dair yazıları yer alıyor. Burada Anjelika Akbar, Nazlı Eray, Feyza Hepçilingirler, Işıl Özgentürk, Cihan Aktaş, Suzan Samancı, Meral Akşener, Nazan Bekiroğlu, Sevin Okyay, Berrin Karakaşlı, Özge Atay Canbek ve Nevval Sevindi gibi, farklı yaşlardan, farklı mesleklerden ve tabi farklı politik duyarlılıklardan kadınların anlatımlarına yer verilmesi, çalışmayı ayrıca nitelikli kılıyor. Kızların babalarına daha düşkün olduğu ve onların, babalarını erkek çocuklara nazaran daha iyi anlattığı kabul gören görüşlerden. Bu kitap, bir anlamda bu tezi de sınavdan geçiriyor.

Hatice Şebnem Seçer – Çalışan Anneler ve Çalışan Annelere Yönelik Ayrımcılık (2011)

  • ÇALIŞAN ANNELER VE ÇALIŞAN ANNELERE YÖNELİK AYRIMCILIK, Hatice Şebnem Seçer, Altın Nokta Yayınevi, kadın, 270 sayfa

 

Çalışan annelere ilişkin özellikle Anglo-Sakson kaynaklı literatür, ağırlıklı olarak çalışan annelerin yaşadıkları rol çatışmasına, iş-aile yaşamı etkileşimine ve uzlaşımına odaklanır. Hatice Şebnem Seçer elimizdeki çalışmasında, söz konusu anlayıştan farklı olarak, çalışan kadının “anne” olmaktan dolayı iş yaşamında farklı bir muamele görmesinin temel nedenlerini ve çalışan annenin buna verdiği tepkileri irdeliyor. Seçer, çalışan annelere yönelik cinsiyet ayrımcılığı ve bu ayrımcılığa tepkiyi de, on dört akademisyen anne ile gerçekleştirdiği görüşmeler yoluyla değerlendiriyor. Annelik olgusu ve çalışan anne kavramının açıklanmasıyla başlayan kitap, kadınların annelik ve işi birlikte yürütmeye çabalarken, iktidarın bilendiği iş yaşamında ayakta kalmak için verdikleri mücadeleyi, bilimsel bir yaklaşımla irdeliyor.

Alev Alatlı – Funda’nın Mutfak Rehberi (2011)

  • FUNDA’NIN MUTFAK REHBERİ, Alev Alatlı, Alfa Yayınları, yemek, 712 sayfa

 

Alev Alatlı’yı ünlü bir yazar olarak biliriz. Bu kitap da, kendisinin mutfakta da epeyi hünerli olduğunu ortaya koyuyor. Alatlı çalışmasında, yemek tariflerini okurlarıyla paylaşmakla yetinmiyor. Kendisinin asıl amacı, derli toplu, pratik bir mutfak rehberi ortaya koymak. Kariyer sahibi genç kadınları gözeterek kitabını tasarlayan Alatlı, zamanın yemek yapımı konusunda nasıl organize edilebileceği konusunda da bazı ipuçlarını veriyor. Alatlı’nın kitabını ilgi çekici kılan hususlardan biri ise, özel günler, bayramlar, yeni yıl kutlamaları, kandiller, Sevgililer Günü, Dünya Kadınlar Günü, Hıdrellez, Anneler Günü ve Babalar Günü gibi, belli başlı anma günlerine göre yemek menüleri barındırması. Kaliteli bir baskıyla yayımlanan kitap, klasik Türk mutfağı ve dünya mutfağından yedi yüzü aşkın yemek tarifi barındırıyor.

Mustafa Kaçar, M. Şinasi Acar ve Atilla Bir – Takiyüddin’in Gözlem Araçları (2011)

  • TAKİYÜDDİN’İN GÖZLEM ARAÇLARI, Mustafa Kaçar, M. Şinasi Acar ve Atilla Bir, İş Kültür Yayınları, inceleme, 176 sayfa

 

‘Takiyüddin’in Gözlem Araçları’, 1526-1585 arasında yaşamış Osmanlı astronomu Takiyüddin er-Râsid’in gözlem araçlarının teknik yorumundan ve Takiyüddin’in ‘Âlat-ı Rasadiyye li Zîc-i Şehinşâhiyye’ adlı eserinin tıpkıbasımından oluşuyor. Kitap, Osmanlı astronomisinin gelişiminin ele alındığı ve Takiyüddin’in astronomi konusundaki çalışmalarının incelendiği bir girişle açılıyor. Söz konusu kitabın günümüz Türkçesiyle metni ve yorumunun da yer aldığı çalışmada, eserin, Kandilli Rasathanesi, Bibliothèque Nationale de France, Topkapı Sarayı Müzesi ve İstanbul Üniversitesi kütüphanelerinde bulunan farklı nüshalarının tıpkıbasımları da bulunuyor.

Mevlüt Özben – Kirlilik Kavramı ve Aleviliğin Asimilasyonu (2011)

  • KİRLİLİK KAVRAMI VE ALEVİLİĞİN ASİMİLASYONU, Mevlüt Özben, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 104 sayfa

 

Aleviliğin, sünni İslam gerçeğinin kurumsal dışlamasına maruz kaldığı biliniyor. Mevlüt Özben de, nitelikli çalışması ‘Kirlilik Kavramı ve Aleviliğin Asimilasyonu’nda, bu dışlamanın yanı sıra, Aleviliğin “kirlilik” şeklinde tanımladığı özel bir dışlanma teması üzerinden ötekileştirildiğini ortaya koyuyor. Özben çalışmasına, kirlilik metaforunu ve kavrama dair kuramsal yaklaşımları irdeleyerek başlıyor. Kitabın devamında, tamamı üniversite öğrencisi yirmi iki Alevi öğrenciyle yapılan görüşmelere yer veriliyor. Özben ardından, Alevi toplum kesimlerine yapıştırılan “kirlilik” etiketinin toplumsal olarak nasıl üretildiğini araştırıyor.

Arkadiy Vasiliev – Saat On Üçte, Sayın Generalim (2011)

 

Arkadiy Vasiliev gerçek olaylara dayanan romanı ‘Saat On Üçte, Sayın Generalim’de, demiryolu işçisi olan Andery Martinov’un, Rusların sosyalizmi güçlendirmek amacıyla kurduğu ÇeKa örgütündeki maceralarını hikâye ediyor.

Yalnızca baş karakterin adının değiştirildiği romanda, Lenin, Cerjinski, Sverdlov ve Frunze gibi dönemin gerçek isimleri okurun karşısına çıkıyor.

ÇeKa’daki ilk başarısı, ölü taklidi yapan bir kaçakçıyı yakalamak olan Martinov’un maceraları 1918’den başlayarak İkinci Dünya Savaşı’na kadar uzanır.

Bu dönemde yaşanmış gerçek olaylar ile bu olaylarda rol almış isimlerin kurguda yer alması, romanı belgesel nitelikli kılıyor.

  • Künye: Arkadiy Vasiliev – Saat On Üçte, Sayın Generalim, çeviren: T. Deliorman, Kaldıraç Yayınları, roman, 632 sayfa

Wang Nanshi ve Xie Yongkang – Marksist Pratik Materyalizm (2011)

  • MARKSİST PRATİK MATERYALİZM, Wang Nanshi ve Xie Yongkang, çeviren: Deniz Zarakolu ve Cem Kızılgeç, Kalkedon Yayınları, felsefe, 395 sayfa

 

İki yazarlı ‘Marksist Pratik Materyalizm’, materyalizm kavramının tarih boyunca aldığı farklı anlamları ortaya koyuyor ve Marksist felsefenin başlıca sorunlarını irdeliyor. Yazarlara göre Marx, kendi felsefesinin pratik materyalizm olduğunu belirtmesine karşın, ortodoks klasik yorum, bütün bir Marksist felsefeyi diyalektik materyalizm ve tarihsel materyalizm olarak adlandırmış, buna karşın “materyalizm” kavramının anlamı ve tarihi yeterince işlenmemiştir. Bunun, tüm felsefe tarihinin, materyalizm ve idealizm arasındaki mücadelenin tarihi olarak anlaşılmasına neden olduğunu savunan yazarlar, işe materyalizm kavramını irdeleyerek başlıyor.

Clive Ponting – Dünya Tarihi (2011)

  • DÜNYA TARİHİ, Clive Ponting, çeviren: Eşref Bengi Özbilen, Alfa Yayınları, tarih, 874 sayfa

 

Dünya tarihini ele alan kaynaklar, genelde bunu var olmuş tekil devletlerin, imparatorlukların ve uygarlıkların tarihleri üzerine inşa eder. Elimizdeki nitelikli kitabın yazarı Clive Ponting de, dünya tarihini farklı bir bakış açısıyla ele alıyor. Anlatımında, dünyanın herhangi bir bölümüne öncelik tanımayan Ponting, daha geniş bir dünya perspektifinden yana davranarak Avrupa merkezci bakış açısını reddediyor. İnsanların evriminden, göçebe toplayıcılardan, tarıma geçilmesinden ve yerleşik toplumların ortaya çıkmasından bugüne uzanan kitap, uygarlığın dünyanın birçok yerinde birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkma sürecini inceliyor.

Kimberly Hart – Modernliği Dokumak (2011)

  • MODERNLİĞİ DOKUMAK, Kimberly Hart, çeviren: Elçin Gen, Koç Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 217 sayfa

 

‘Modernliği Dokumak’, Kimberly Hart’ın, Batı Anadolu’nun Yuntdağ bölgesindeki Örselli köyünde 1998-2008 arasında yürüttüğü etnografik araştırmalara dayanıyor. Bir halı dokuma kooperatifinin bulunduğu köyde gözlemlerde bulunan Hart, kırsal yörede geleneklerin ve modernliğin nasıl üretildiği, kalkınma projelerinin toplumsal dönüşümdeki rolleri, akrabalık ilişkileri, toplumsal iktidar ve sosyo-ekonomik farklılıkların dini faaliyetleri nasıl etkilediği gibi konuları irdeliyor. Anadolu’nun kırsalının gündelik yaşamı konusundaki saptamalarıyla dikkat çeken kitap, bilhassa sosyoloji ve antropoloji alanlarında çalışanlar için iyi bir kaynak.

Jürgen Schmieder – Yalan Söylemeyeceksin (2011)

  • YALAN SÖYLEMEYECEKSİN, Jürgen Schmieder, çeviren: Murat Özbank, Derin Kitap, roman, 330 sayfa

Jürgen Schmieder ‘Yalan Söylemeyeceksin’de, Eski Ahit’teki on emirden biriyle kendini sınavdan geçiriyor. Schmieder, Paskalya’dan önce aldığı bir kararla, yılın ibadeti olarak kırk gün boyunca yalan söylemeyecek, ayrıca bu süre zarfında gün gün aldığı notları kitap haline getirecektir. İnsanın günde ortalama 200 defa yalan söylediğini belirten Schmieder için bu, göründüğünden daha zordur. Zira o, on ikinci güne gelene kadar bir defa dayak yiyecek, eşini büyük bir bunalıma sürükleyecek ve yüklü miktarda bir para cezası ödeyecektir. Schmieder’in romanı, açık ve dürüst olmanın bedelinin ne olduğu konusunda fikir vermesiyle ilgi çekici.