John B. Arden – Brain Up (2017)

Sinirbilim alanında son yıllarda önemli keşifler yaşandı.

Bu durum da, beynimize dair şu ana kadar bilmediğimiz gerçekleri keşfetmemize olanak verdi.

Öte yandan, sinirbilimde yaşanan bu gelişmelerin, psikoterapi alanına nasıl uyarlanacağı konusunda da kimi girişimler ortaya kondu.

İşte elimizdeki kitap da, sinirbilimde kaydedilen gelişmelerin gündelik hayata nasıl uyarlanabileceği hakkında genel okuru bilgilendirmeyi, başka bir deyişle beyin temelli bir terapinin nasıl uygulanabileceğini açıklıyor.

John B. Arden, zor zamanlarda beynimizi diri tutacak kimi uygulamalar ve perspektifler aracılığıyla bu yönde etkili ve kullanışlı bir rehber sunmayı amaçlıyor.

  • Künye: John B. Arden – Brain Up, çeviren: Nuray Önoğlu, Okuyan Us Yayınları, kişisel gelişim, 308 sayfa

İrfan Yalçın – Fareyi Öldürmek (2017)

İrfan Yalçın’ın ilkin 1980’de yayımlanan, yakın zamanda ‘İçimdeki İnsan’ adıyla sinemaya da uyarlanan romanı, iyi bir insanlık durumu hikâyesi.

Romanın başkahramanı Sabri, yıllardır bir devlet dairesinde çalışan küçük bir memurdur.

Yaşamı, evden işe gitmekten ve işten eve dönmekten ibarettir.

Fakat günün birinde Sabri, büyük bir bunalıma girer.

Bu bunalım esnasında kahramanımız, dairedeki şefini, başına ağır bir nesneyle vurarak öldürür.

Peki, aklı başında görünen, kurallara riayet etmeyi hayatının amacı bellemiş, toplumun değerlerine körü körüne bağlı Sabri’yi bir katile dönüştüren etkenler nelerdir?

Roman, ilk olarak Sabri’nin arkadaşlarının tanıklığıyla, ardından bizzat Sabri’nin çocukluğundan bugüne yaşadıklarının izini sürerek bunun nedenlerini adım adım aydınlatır.

Sabri, hayatı boyunca çektiği tüm acılara, yediği tüm kazıklara ve engellenmiş tüm hayallerine rağmen iyi olmaya çalışmıştır.

Fakat kahramanımız, bir yerde bu yükü taşıyamamış ve geçmişte yaşanan trajediler olanca ağırlığıyla üzerine çökmeye başlamıştır.

Sabri’nin yanı sıra Nuri, Şükran, Necla, Sabahat, Deli Naci, Yüksel ve Murat gibi özgün karakterler barındıran ‘Fareyi Öldürmek’, iyilik ve kötülüğü ilgi çekici bir boyutta tartışan, insana dair bize çok şey söyleyebilecek bir roman.

  • Künye: İrfan Yalçın – Fareyi Öldürmek, h2O Kitap, roman, 144 sayfa

Michel Tournier – Cuma ya da Yaban Yaşam (2017)

Sömürgecilik ve kıyım üzerinde yükselmiş beyaz adam imgesinin üzerine inşa edilmiş Robinson mitini paramparça eden, kapitalizmin tüketime tapan zaman ve düzen saplantılı sistemini yerden yere vuran sorgulayıcı bir metin.

Michel Tournier’nin ‘Cuma ya da Yaban Yaşam’ı, ıssız bir adaya düşen “Beyaz adam”ı ve onun doğayla ve “medeniyetle” hesaplaşılmasına dair çarpıcı bir hikâye sunuyor.

Tournier’nin buradaki Robinson’u, bu sefer muktedir Batılı fatihi anlatmak yerine, Cuma’dan ve doğadan dersler alan ve böylece bir yönüyle sömürgecilikle öte yandan Batı’nın diğer coğrafyalarla kurduğu hiyerarşik ilişkiyle yüzleşen bir karakter olarak karşımıza çıkıyor.

Jean-Claude Götting’in hikâyeye eşlik eden resimleri de kitaba ayrı bir zenginlik katıyor.

  • Künye: Michel Tournier – Cuma ya da Yaban Yaşam, resimleyen: Jean-Claude Götting, çeviren: Orçun Türkay, Metis Yayınları, roman, 160 sayfa

David Frisby ve Derek Sayer – Toplum (2017)

David Frisby, daha önce Türkçede yayımlanan ‘Modernlik Fragmanları’yla hatırlanacaktır.

Frisby o kitabında, Georg Simmel, Siegfried Kracauer ve Walter Benjamin’in düşüncelerinin izinde, modernliğin gündelik hayattaki deneyimlenişini irdelemişti.

Derek Sayer’i ise, ‘Soyutlamanın Şiddeti’yle biliyoruz.

Yazar söz konusu kitabında, Marx’ın toplumsal kuramının eleştirel bir okuması ekseninde tarihsel maddeciliğin analitik temellerini incelemişti.

İki yazar şimdi de, bir zamanlar çağdaş sosyolojide önemli yer tutan “toplum” kavramını ve kavramın geçen zaman içindeki dönüşümünü inceliyor.

Yazarların burada en dikkat çeken tezi, “toplum” kavramının konumu ve içeriği konusunda çağdaş sosyolojide bir fikir birliği mevcut değildir, şeklinde özetlenebilir.

Günümüzde toplum kavramının başat konumunu kaybettiğini belirten yazarlar,  bunun temel nedenlerini irdeledikleri gibi, kavramın tekrar toplum bilimleri alanına dâhil edilmesinin neden önemli olduğunu da tartışıyor.

  • Künye: David Frisby ve Derek Sayer – Toplum, çeviren: Batuhan Bekmen, Habitus Kitap, sosyoloji, 160 sayfa

N. Defne Karaosmanoğlu – Yemekle Devriâlem (2017)

Yemek kültürü ile milletler, dinler, sınırlar ve kimlikler arasında nasıl bir ilişki vardır?

Yemek, kültür ve iletişim alanında çalışmaları bulunan Defne Karaosmanoğlu, tam da bu sorunun yanıtını aramak üzere yola çıkan ‘Yemekle Devriâlem’de, disiplinlerarası bir perspektifle farklı mutfak kültürlerinin ve bunların zengin yansımalarının izini sürüyor.

Uzun yıllara yayılan bilgi, deneyim ve anlayışlarla biçim alan dünya çapından yemek kültürlerine yakından bakan kitap, yemek kültürü ile

  • Küresellik/yerellik,
  • Devlet politikaları ve ulusal temsiller,
  • Kimlik ve aktivizm,
  • Batılılaşma ve Osmanlılık,
  • Ve Teknoloji arasındaki ilişkileri tartışıyor.

Yediği yemeğe, içtiği suya farklı pencerelerden bakmak isteyenlere önerilir.

  • Künye: N. Defne Karaosmanoğlu – Yemekle Devriâlem, Kitap Yayınevi, sosyoloji, 190 sayfa

İlhan Tekeli ve Anlı Ataöv – Sürdürülebilir Toplum ve Yapılı Çevre (2017)

Sürdürülebilirlik kavramı, son yıllarda çevre çalışmaları ve politikaları alanında sıklıkla karşılaşılan kavramların başında geliyor.

İlhan Tekeli ve Anlı Ataöv imzalı bu kitap ise, 80’li yıllardan sonra yoğun bir şekilde başvurulmaya başlanan sürdürülebilirlik kavramının farklı kullanımlarını ayrıntılı bir biçimde açıklıyor.

Yazarlar burada, ahlaki olarak sürdürülebilirliği ve sürdürülebilirliğin derecelendirilmesine göre farklılaşan tanımlarını tartışıyor.

Kitabın devamında ise,

  • Sürdürülebilirliğin analitik bağlamını,
  • Ekolojik sistemin temsilindeki belli başlı sorunları,
  • Ekosistemde doğal çevre ve insanın temsilini,
  • Ve dünyada uygulanan değişik sürdürülebilirlik stratejileri gibi konular ele alınıyor.

Künye: İlhan Tekeli ve Anlı Ataöv – Sürdürülebilir Toplum ve Yapılı Çevre, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, ekoloji, 220 sayfa

Oktay Duman – Devrimcilerin Filistin Günlüğü 2 (2017)

Oktay Duman, daha önce yayımlanan ve Türkiyeli devrimciler ile Filistin hareketi arasındaki tarihsel ilişkiyi farklı boyutlarıyla gözler önüne serdiği belgesel çalışması ‘Devrimcilerin Filistin Günlüğü’ ile hatırlanacaktır.

Duman söz konusu kitabında, bu ilişkiyi 1968-1975 zaman aralığında ele almıştı.

Bu çalışmanın devamı olan elimizdeki kitap ise, sürecin 1976-1985 dönemine, yani Türkiye’de sol hareketin gittikçe ivme kazandığı bir süreçten 12 Eylül darbesi ve sonrasına uzanan dönemi kapsıyor.

Çok sayıda belge ve röportajla desteklenen kitapta,

  • Filistinli devrimcilerle TDH arasındaki ilişki,
  • FHKC militanlarının Yeşilköy havalimanı baskını,
  • Ve MLSPB, Kurtuluş, TKP (B), TKEP ve THKP-C Acilciler gibi Türkiyeli sol hareketlere mensup kişilerin Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’yle (FHKC) nasıl ilişkilendiklerine ve hangi aşamalardan geçerek Ortadoğu’ya gittiklerine dair tanıklıkları yer alıyor.

Kürt özgürlük hareketinin o süreçteki deneyimlerini vermesiyle de dikkat çeken çalışma, Filistin sorununun söz konusu hareketlerin gündemlerine nasıl girdiğini, darbe ile birlikte örgütlerin nasıl bir sürecin sonunda Ortadoğu’ya çekildiğini, kamplarda aldıkları askeri eğitimin karakterini ve Filistin hareketinin 12 Eylül askeri darbesine nasıl baktığını açıklığa kavuşturuyor.

Yazar bunu yaparken, yine ilk kitabında olduğu gibi, Filistin’e dair çokça ifade edilen efsanelerle de yüzleşiyor.

  • Künye: Oktay Duman – Devrimcilerin Filistin Günlüğü 2, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 384 sayfa

John Berger – Kral: Bir Sokak Hikâyesi (2017)

Kral adlı köpeğin gözünden, insanlık durumunun bir alegorisi.

Bizde ilk baskısı 2001’de yapılan ‘Kral’da, usta yazar John Berger, bizi bu sefer, toplumdan dışlanmış bir gecekondu semtine ve buradaki girift ilişkilere götürüyor.

Bir otoyolun kenarında, şehre uzak bir çöplük bölgesinde yer alan bu mahallenin sakinlerinin hikâyesi, aynı zamanda zengin ile yoksul arasındaki uçurumun devasa şekilde büyüdüğü modern kapitalist dünyanın hikâyesidir.

Joachim, Anna, Vico ve Vica gibi karakterlerin karşımıza çıktığı bu dünyada, Kral adlı köpeğimiz de, bu mahallede var kalma mücadelesi veren bu insanların bekçiliğine soyunmuştur.

Berger’in hikâyesinin, trajik bir şekilde sonlanıyor olsa da, bugünkü dünyamızın adaletsizliği konusunda çarpıcı tasvirler sunması ve artık egemenliğini iyiden iyiye oturtmuş bir barbarlık çağının hakiki bir panoramasını sunmasıyla oldukça etkileyici olduğunu söylemeliyiz.

  • Künye: John Berger – Kral: Bir Sokak Hikâyesi, çeviren: Müge Gürsoy Sökmen, Metis Yayınları, roman, 192 sayfa

Marco Tosatti ve Flavia Amabile – Musa Dağ Direnişi (2017)

Franz Werfel 1943’te yayımlanan ‘Musa Dağ’da Kırk Gün’ adlı ünlü romanında, Ermeni tehcirine karşı canları pahasına direnen bir avuç köylünün görkemli hikâyesini anlatmıştı.

Werfel’in romanı, bu süreci belgesel bir üslupla vermesinin yanı sıra, edebi dehası ve kabiliyetiyle de büyük beğeni toplamış ve halen zevkle okunmaya da devam ediyor.

Şimdi de iki İtalyan yazar, Marco Tosatti ve Flavia Amabile, tarihe geçmiş bu efsanevi direnişi bu sefer bizzat tanıkların da anlatımlarından yola çıkarak yeniden kaleme alıyor.

Tarih: 1915…

Yer: Hatay, Antakya’daki Musa Dağ’ın etekleri…

Sıkıntılı ve zorlu günlerin yaşandığı bu tarihte, Ermenilere tehcir emri gelmiştir.

Fakat Musa Dağ’ın eteklerine kurulu altı köy, bu emre itaat etmeyi reddeder.

Onlar, doğup büyüdükleri, atalarının topraklarından gitmek yerine, kalıp direnmeyi ve ne olursa olsun onurlarına sahip çıkmayı tercih eder.

Roman, bu tarihi direnişi, orada bulunmuş isimlerin tanıklıklarından yola çıkarak anlatırken, aynı zamanda bölgede yaşayan Ermenilerin gündelik hayatı, kültürü, ritüelleri, gelenekleri ve birbirleriyle ilişkileri hakkında belgesel niteliğinde ayrıntılar da sunuyor.

  • Künye: Marco Tosatti ve Flavia Amabile – Musa Dağ Direnişi, çeviren: Suna Kılıç, Aras Yayıncılık, roman, 176 sayfa

Kenan Güngör – Büyüyen Zaman İhtiyacı: Zamanda Kölelikten Zamanda Özgürlüğe (2017)

Modern kapitalizmde hız, yalnızca iş hayatını etkileyen bir olgu olmasının da çok ötesinde, gündelik hayatımızı da birebir belirleyen bir sorun haline gelmiş durumda.

Hem de uzunca bir zamandır.

Bu kitap da, zamanın herkese adilce paylaşıldığı şeklindeki basmakalıp tezi temelden çürütüyor.

Kenan Güngör ‘Büyüyen Zaman’da, zamanın hem üretim süreç ve şekilleriyle hem küreselleşmeyle hem de gündelik hayatın örgütlenmesiyle yakın ilişkisini ayrıntılı bir bakışla tartışıyor.

Kitap bunun yanı sıra, zamanın ve hızın toplumsal dokuyu nasıl biçimlendirdiğini de gözler önüne seriyor.

Kapitalizmin zamanımızı tümüyle egemenliği altına alıp onu hiçleştirmesine karşı, kendi hayatımıza ve kendi zamanımıza nasıl sahip çıkabileceğimizi irdeleyen Güngör, bu döngüyü aşmanın yol ve yordamı sunuyor.

Güngör, kapitalizmin hakiki bağlamından kopararak nesneleştirdiği zamanımıza sahip çıkarak bizi zamanda kölelikten zamanda özgürlüğe ulaşmaya davet ediyor.

  • Künye: Kenan Güngör – Büyüyen Zaman İhtiyacı: Zamanda Kölelikten Zamanda Özgürlüğe, Nota Bene Yayınları, sosyoloji