John Berger ve Jean Mohr – Yedinci Adam (2018)

İlk olarak 1975’te yayınlanan ‘Yedinci Adam’, Avrupa’daki göçmen işçinin yaşantısını ana çizgileriyle veriyor, bu yaşantı ile göçmen işçinin fiziksel ve tarihsel çevresi arasındaki ilişkiyi gösteriyor ve buradan yola çıkarak dünyanın şu andaki siyasal gerçekliğin güvenilir bir fotoğrafını çekiyor.

Jean Mohr’un birkaç yıllık emeği sonucu çekilen fotoğraflarla John Berger’in sözcüklerinden oluşan kitap, sosyoloji, ekonomi, röportaj, felsefe ve şiir gibi zengin alanda geziniyor.

‘Yedinci Adam’, 1973 yılı ile 1974 yılının ilk yarısında yazıldığı halde, yıllar geçtikçe gençleşen bir kitap.

Zira göçmen işçi sorunu bugün çok daha yakıcı bir olgu haline gelmiş durumda.

Kitabın yazıldığı dönemde Sovyetler Birliği henüz dağılmamıştı.

Bunun yanı sıra, Berger’in “ekonomik faşizm” olarak tanımladığı neoliberalizm denen küresel ekonomik düzen ortaya çıkmamış, fabrikalar da işçiler gibi göçmen olmaya başlamamıştı.

Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda, ‘Yedinci Adam’ın güncelliğini hâlâ koruyan önemli bir kitap olduğunu söylemeliyiz.

  • Künye: John Berger ve Jean Mohr – Yedinci Adam: Avrupa’da Bir Göçmen İşçinin Hikâyesi, çeviren: Cevat Çapan, Metis Yayınları, siyaset, 248 sayfa, 2018

E. Fuller Torrey – Beynin Evrimi ve Tanrıların Ortaya Çıkışı (2018)

Dinlerin ortaya çıkışıyla evrim arasında nasıl bir ilişki var?

Fuller Torrey, çokça tartışılan bu soruya elimizdeki kitabıyla dâhil oluyor ve dini inancın evrimin ürünü olduğunu savunuyor.

Torrey, bu ilişkiyi ele alırken, arkeolojik ve antropolojik pek çok kanıtı ortaya koyduğu gibi, insan beyninin nörobiyolojik evriminin fosil kanıtlarını ve beynin evrimine dair psikolojik kanıtlar da sunuyor.

Torrey’e göre tanrıların ortaya çıkışı, çeşitli evrimsel etkenlerin rastlantısal bir sonucudur.

Antik kafataslarından insan ürünü eşyalara, beyin görüntüleme sistemlerinden primatolojiye ve çocuk gelişimi çalışmalarına çok çeşitli kaynaklardan gelen verileri inceleyen kitap, özellikle yeni bilişsel becerilerin edinilmesinin insan davranışlarını nasıl yönlendirdiğini ortaya koymasıyla önemli.

Yazar buna örnek olarak da, otobiyografik hafızanın gelişiminin rekabet avantajı sağladığı gibi, ölümlülüğün kavranmasına ve ölüme bir alternatif olduğuna dair inancın reddine sebep oluşunu gösteriyor.

Yazar, tanrıların ortaya çıktığı zamanları insanoğlunun o dönemdeki nörobiyolojik gelişimi bağlamında izliyor.

Evrimsel nörobilim konusunda muhakkak okunması gereken bir çalışma, dinlerin nereden geldiği konusuna güçlü ve yeni bir ışık tutmasıyla önemli.

  • Künye: E. Fuller Torrey – Beynin Evrimi ve Tanrıların Ortaya Çıkışı: İlk İnsanlar ve Dinlerin Kökeni, çeviren: Erkan Aktaş, Paloma Yayınevi, bilim, 316 sayfa, 2018

Kamran Erkaçmaz – Acının İki Yüzü (2018)

“Türkiye’deki 35 yıllık çatışma sürecinde evladını yitirmiş Kürt ve Türk aileleri gezip, acının dilinin olmadığını fotoğrafla aktarabileceğime karar verdim.”

Kamran Erkaçmaz, 2013 yılında Türkiye’nin yetmiş ili ve yüzden fazla ilçesini gezerek belgesel fotoğraf ve video röportaj çalışmaları yaptı.

Elimizdeki kitap da, bir kısmı daha önce sergilenen bu fotoğraf ve söyleşilerin ürünü olarak ortaya çıkmış.

Erkaçmaz, çözüm sürecinin ülkeyi rahatlattığı bir dönemde yaptığı görüşmelere Tarsus’tan başlayıp Mardin’e, Şırnak’a, Hakkâri’ye ve oradan Karadeniz’e, İç Anadolu’ya ve Ege’ye kadar uzanıyor.

Söyleşiye katılan ve kaybettikleri çocuklarının kendilerinde bıraktığı telafi edilemez ağırlığı samimiyetle paylaşan aileler, Kürt veya Türk olsun, maalesef şimdi barışta olmasa da acıda ortak olduğumuzu bir kez daha bize hatırlatıyor.

  • Künye: Kamran Erkaçmaz – Acının İki Yüzü, İletişim Yayınları, siyaset, 224 sayfa, 2018

Frederick C. Beiser – Aydınlanma, Devrim ve Romantizm (2018)

Frederick Beiser, Alman İdealizmi, Alman Romantizmi, İngiliz Aydınlanması ve genel olarak 19. yüzyıl felsefesi konusundaki çalışmalarıyla, dünya çapında ün sahibi bir felsefeci.

Beiser’in bu kapsamlı çalışması da, 1790 ile 1800 arasındaki on yıllık zaman diliminde modern Alman politik düşüncesinin nasıl biçimlendiğini incelemesiyle çok değerli.

Beiser, bu on yıl zarfında, Fransız Devrimi karşısında oluşan reaksiyon, Almanya’da liberalizm, muhafazakârlık ve romantizm gibi üç karşıt politik geleneğin ortaya çıkmasına neden olduğunu ve bu geleneklerden her birinin, modern Alman politik düşüncesinin on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllardaki gelişiminde merkezî rol oynadığını belirtiyor.

Yazar, bu geleneklerin köken ve bağlamlarını belirleyerek temel politik ideallerine dair bir analiz ortaya koyuyor.

1790’ların belli başlı politik düşünür ve hareketlerinin bir incelemesi niteliğinde olan çalışmada her bölüm, bu on yılın merkezî figürlerini, bunların politik teorilerinin kökenlerini, Fransız Devrimi karşısındaki tepkilerini ve savundukları düşüncelerde politikanın önemini tartışıyor.

Kitabın en dikkat çekici katkısı ise, Alman düşüncesinin on sekizinci yüzyıl ve hatta Fransız Devrimi boyunca apolitik olduğu yönündeki, hâlâ hâkim olan görüşe temelden karşı çıkması.

Beiser, 1790’lardaki Alman felsefesinde hâkim olan politik amacı ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor.

  • Künye: Frederick C. Beiser – Aydınlanma, Devrim ve Romantizm: Modern Alman Politik Düşüncesinin Doğuşu (1790-1800), çeviren: Aslı Önal, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 576 sayfa, 2018

Emrah Safa Gürkan – Sultanın Korsanları (2018)

Emrah Safa Gürkan, geçen sene yayımlanan ‘Sultanın Casusları’nda, Osmanlı, Habsburg ve Venedik istihbarat faaliyetlerinin kapsamlı bir karşılaştırmasını yapmış ve tüccar, korsan, asker ve denizcilerin ilginç hayat hikâyeleriyle bunların istihbari faaliyetlerinin detaylarını sunmuştu.

Gürkan, şimdi harika bir çalışmayla daha karşımızda.

Yazar, bizi Osmanlı deniz tarihinde keyifli bir yolculuğa çıkararak Osmanlı korsanlarının gizemli dünyasına davet ediyor.

Kitapta,

  • Osmanlı korsanlarının etnik aidiyetleri,
  • Hıristiyan denizcilerin Müslüman dünyasına ne kadar adapte oldukları,
  • Gemilerde korsanların yiyip içme alışkanlıkları, doğal ihtiyaçlarını karşılama biçimleri,
  • Denizcilerin denizcilikle ilgili ibadet ve ritüelleri,
  • Hastalıkla mücadele yöntemleri,
  • Hijyen ve disiplin sağlama yöntemleri,
  • Korsan akınlarındaki askerî taktikler,
  • Korsan akınlarına uygun gemi tipleri,
  • Topoğrafik faktörlerin hangi limanları korsanlığa mahkûm ettiği,
  • Elde edilen ganimetin korsan limanlarına katkısı ve Avrupa ekonomisine zararının boyutları,
  • Ganimetlerin paylaşım kuralları,
  • İnsanları korsanlığa iten sosyo-ekonomik etkenler,
  • Ve korsanların uluslararası hukuktaki yeri gibi pek çok önemli konu ele alınıyor.

Gürkan’ın Osmanlıca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, İngilizce, Portekizce, Katalanca, Latince ve Almanca kaynaklarına dayalı çalışması bununla sınırlı kalmıyor.

Firar etmek için binbir yolu deneyen Cervantes gibi esirler, aynı gemide yoldaşlık yapan ve beraber yiyip içen Hıristiyan ve Müslümanlar, Yeniçerilere fark ettirmeden korsan gemisini bir Hıristiyan limanına yanaştırıp özgürlüğüne kavuşan esir denizciler ve Hıristiyan dünyasında bıraktığı ailesini ziyaret eden gaziler gibi pek çok ilginç, aydınlatıcı ve keyifli konuyu da bizimle paylaşıyor.

  • Künye: Emrah Safa Gürkan – Sultanın Korsanları: Osmanlı Akdenizi’nde Gazâ, Yağma ve Esaret (1500-1700), Kronik Kitap, tarih, 592 sayfa, 2018

Nurhan Yüksek – Türkiye’nin Kamu Harcamaları (2018)

Profesör Nurhan Yüksek, 2009 yılından bu yana sivil toplum kuruluşlarının kamu harcamalarını izlemelerini kolaylaştırmak konusunda çalışmalar yapıyor ve eğitim programları düzenliyor.

Yüksek’in bu çalışması da, sosyal koruma, güvenlik ve yerel yönetim harcamalarını, akademik bir bakışla irdeliyor ve kamunun harcama boyutunu çok yönlü bir şekilde ortaya koyuyor.

Burada sosyal koruma harcamalarının ESSPROS yöntemi, askeri harcamaların ise SIPRI yöntemi kullanılarak hesaplandığını ayrıca belirtelim.

Kitapta,

  • Türkiye’de sosyal politika alanının dönüşümü,
  • Türkiye’de sosyal harcamaların kimleri koruduğu,
  • Yoksullara yönelik harcamalarda ön plana çıkan ayrıntılar,
  • Türkiye’de kamusal sağlık harcamalarının tarihsel seyri,
  • Türkiye’de engellilere yönelik kamu harcamalarının on yıllık seyri,
  • Türkiye’de askeri harcamalar,
  • Türkiye’de iç güvenlik harcamaları,
  • Yerel yönetim harcamaları,
  • Merkezi yönetim ve mahalli idarelerin harcamalarının karşılaştırılması,
  • Ve bunun gibi pek çok konu ayrıntılı bir şekilde ele alınıyor.

Künye: Nurhan Yüksek – Sosyal Yardımlardan Güvenliğe Türkiye’nin Kamu Harcamaları (2006-2017), İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 260 sayfa, 2018

 

Ekin Kadir Selçuk – “Mücadeleciler” (2018)

Mücadele Birliği, diğer adıyla Yeniden Millî Mücadele Hareketi, 1960’ların başlarında tohumları atılan, on yılın sonlarına doğru kurumsallaşan ve 1970’ler boyunca da etkili olmayı sürdüren milliyetçi-muhafazakâr bir kadro hareketiydi.

İşte Ekin Kadir Selçuk’un bu kitabı da, sağcı Mücadele Birliği’nin tarihi, örgüt yapısı ve ideolojisi hakkında kapsamlı bir inceleme.

Kitabın en önemli katkılarından biri, Mücadele Birliği’ni incelerken, 1950’lerden itibaren olgunlaşmaya başlayan milliyetçi-muhafazakâr fikir dünyasının ve siyasi ikliminin iyi bir fotoğrafını çekmesi.

Mücadele Birliği, bir yönüyle bugünkü siyasete yön vermesiyle de dikkate değer.

Zira 2000-2010’lu yıllarda Türkiye’yi yönetenler 1960’lar ve 1970’ler boyunca siyasal sosyalleşmelerini örgüt etrafında yürüttü.

Örneğin Türkiye siyasetinde bugün halen etkili olan isimlerin bir kısmı bizzat Mücadele Birliği içinde yetişti.

Cemil Çiçek, Melih Gökçek, Hüseyin Gülerce, Ahmet Taşgetiren, Taha Akyol ve Ömer Ziya Belviranlı gibi isimler bu hareketin içinden çıktı.

  • Künye: Ekin Kadir Selçuk – “Mücadeleciler”: Mücadele Birliği (1964-1980), İletişim Yayınları, tarih, 264 sayfa, 2018

John Ralston Saul – Küreselleşmenin Çöküşü (2018)

Kapitalizmin içinde bulunduğu bugünkü kriz, kolay kolay aşılacakmış gibi görünmüyor.

Son kırk yılın politikalarının bizi nereye götüreceğine dair uzun yıllardır ikazlarda bulunan bir grup insan neredeyse hiç dikkate alınmazken, bu başarısızlığı yaratan insanlar, konumlarında ısrarcı olmaya devam ediyor.

İşte Kanadalı yazar John Ralston Saul de bu kitabında, küreselleşmenin yaşadığı güncel krizin ülke ülke izini sürüyor.

Birçok ülkede siyasi ve ekonomik düşünce düzeninde önemli etkileri bulunan ve kimilerinin “kahin” olarak tanımladığı Saul, kitabında Türkiye’nin ekonomik ve siyasi yapısını da irdeliyor.

Ekonominin bir din haline gelmesinin bizi kıyısına getirdiği uçurum, küreselleşme taraftarlarının gerçekleşmeyen vaatleri, ilerleme ideolojisinin çarpıklıkları, gelecekte bizi nelerin beklediği ve daha fazlası, burada.

Kitaptan Türkiye ile ilgili birkaç alıntı:

“Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) 2002 senesinde iktidara gelip ekonomik reformlarına başladığında, ulusal gelirin % 36’sına %1’lik bir dilim hükmediyordu. 2016 senesine geldiğimizde, bu % 1’lik dilim, ulusal gelirin % 55’ine sahip oldu.”

“Bunların hiçbiri başka seçenekleri araştırma yoluna gitmediler. Araştırılmaz; çünkü hükümetler, devletin şirketlerini siyasî ya da kişisel olsun eşe dosta satmakla meşguldürler.”

“Sahip olduğu karmaşıklık ve dinamizmle Türkiye Avrupa’nın pek çok sorunundan paçayı kurtarmayı başardı. Lâkin, bu süreçte kendisine zarar da verdi. Ekonomilerin zenginleşebilmesi, herkesin güven duyduğu yasal bir sistemin başat rol oynadığı istikrarlı, açık ve şeffaf toplumlara bağlıdır.”

“Hükümetlerin istikrar ve dahil ediciliğin egemen olduğu bir atmosferi sağladığı durumda bölgesel, kültürel ve hatta siyasî farklılıklar canlı bir ekonomi için önemlidir. Sakin dahil edişler, her yerde tüm hükümetlerin birincil sorumluluğudur. Yirminci yüzyılda yeniden öğrendik ki, merkezî ya da yukarıdan aşağı bir iktidarı veyahut da belirli bir etnik ya da siyasî grubun egemenliğini vurgulayarak herhangi bir ekonomik avantaj sağlayamayız.”

  • Künye: John Ralston Saul – Küreselleşmenin Çöküşü: Dünyanın Yeniden Keşfi, çeviren: Erdem İlgi Akter, Ayrıntı Yayınları, iktisat, 416 sayfa, 2018

Kolektif – İktisat Sosyolojisi (2018)

Neoklasik iktisat, tarihselliği dikkate almayışı, toplumsal alandan yalıtılmış homo æconomicus bireyi merkeze alması ve marjinalist temeller üzerine kurulmasıyla sıklıkla eleştirilir.

İktisat sosyolojisi ise, politik ekonomi yaklaşımıyla neoklasik iktisadın birbirini beslemesini sağlayacak bir perspektif kurmayı amaçlar.

Elimizdeki kitap ise, iktisat sosyolojisi alalında çalışanlar için önemli bir kaynak olmaya aday.

Farklı yazarların kurucu düşünürler ve iktisat okulları üzerine kaleme aldıkları yazıları bir araya getiren kitap, Richard Swedberg’in iktisat sosyolojisini kapsamlı bir bakışla irdeleyen bir giriş yazısıyla açılıyor.

Çalışmanın devamında ise,

  • İbn Haldun düşüncesinin iktisat sosyolojisine katkıları,
  • Klasik politik ekonomi,
  • Karl Marx ve iktisat sosyolojisi,
  • Neoklasik iktisat,
  • Max Weber’in iktisat sosyolojisi yaklaşımı,
  • Avusturya İktisat Okulu,
  • Karl Polanyi’nin katkıları,
  • A. Schumpeter’in iktisat sosyolojisi,
  • Ve davranışsal iktisat gibi konular ele alınıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Richard Swedberg, Heinz D. Kurz, Deniz T. Kılınçoğlu, Eren Kırmızıaltın, Gülenay Baş Dinar, Feridun Yılmaz, Mine Kara, Hüseyin Özel, Derya Güler Aydın ve Hüsnü Bilir.

  • Künye: Kolektif – İktisat Sosyolojisi, editör: A. Arif Eren ve Eren Kırmızıaltın, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 419 sayfa, 2018

Friedrich Nietzsche – Platon Öncesi Filozoflar (2018)

Friedrich Nietzsche’nin 1872-1873 tarihleri arasında, Platon öncesi antik filozoflar üzerine verdiği dersler burada.

Fakat Nietzsche’nin arşivlerdeki elyazmalarından yola çıkan Paolo D’lorio, bu notları yeniden derlemiş ve böylece derslerin daha önceki 1913 ve 1921 tarihli Almanca baskılarında eksik olan kısımları tamamlamış.

Dolayısıyla Nietzsche’nin dersleri nihayet eksiksiz biçimde bize ulaşmış oluyor.

Nietzsche burada, Platon öncesi filozofların düşünme biçimleri üzerine derinlemesine düşünüyor ve böylece Antik dünya felsefesinin zengin bir fotoğrafını çekiyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Tanrılar veya sözünü ettiğim şeyler hakkında hakikati hiç kimsenin bilmediği ve hiç bilmeyeceği kesindir. Zira gerçek bir şey olabildiğince mükemmel tarzda söylense bile yine de gerçekten bilinmez. Kanı herkesi gafil avlar.” –Ksenophanes

“Çok bilgi insanı akıllı yapmaz; öyle olsa Hesiodos’u, Pythagoras’ı, Ksenophanes’i ve Hekataios’u akıllı yapardı.”

“Akıl yalnızca gizli bir hazzı istememelidir, tamamıyla özgür olmalı ve kendi saturnalialarını kutlamalıdır. Özgürleşen akıl, bakışını şeylere çevirir: Böylece ilk kez mundane existence (gündelik varoluş) ilgiye değer ve problematik görünür. İşte felsefi gayretin hakiki işareti: Gözümüzün önünde bulunana şaşırmak.”

“Tiran, kendisi ve yakın dostları dışında hiç kimsenin birey olmasına katlanmaz.”

  • Künye: Friedrich Nietzsche – Platon Öncesi Filozoflar, derleyen: Paolo D’lorio, sunuş ve notlar: Paolo D’lorio ve Francesca Fronterotta, çeviren: Nur Nirven, Pinhan Yayıncılık, felsefe, 400 sayfa, 2018