Yener Orkunoğlu – Marksizm, Milliyetçilik ve Demokratik Ulus (2018)

Milliyetçilik, özgürlüğün önündeki en büyük engel.

Peki, felsefi açıdan bu denli zayıf olduğu halde, milliyetçilik neden ve nasıl etkin bir politik güç haline geldi?

Yener Orkunoğlu’nun bu nitelikli çalışması, son iki yüz elli yılda millet ve milliyetçilik üzerine ünlü düşünürlerin dile getirdiği görüşleri bir araya getirmesiyle büyük öneme haiz.

Orkunoğlu çalışmasında bunu yapmakla yetinmiyor, aynı zamanda 19. yüzyılda milliyetçiliğin gerçek bir analizinin yapılamamasının ve ihmal edilmesinin nedenlerini araştırıyor, milliyetçiliğin dayandığı ilkeleri gözler önüne seriyor ve milliyetçiliğin gücünü kıracak önemli bir tez olarak Demokratik Ulus tezinin neden savunulması gerektiğini detaylı bir perspektifle tartışıyor.

Modern çağın dini olan milliyetçiliğin güçlü olması ve ona karşı ideolojik mücadelenin yavaşlığı, cesaretimizi kırmamalıdır. Milliyetçi ideolojiye karşı mücadeleye girişenler, en küçük başarılardan memnun olmalı, uzun sürecek olan bu mücadelede hem kararlı hem sabırlı olmayı öğrenmelidirler.” diyen Orkunoğlu, bu mücadelenin bir yolu olarak, uzunca bir süredir moda haline gelmiş post-modern ideolojilere taviz vermeden, Marksist teoriyi çıkış noktası olarak alıyor.

  • Künye: Yener Orkunoğlu – Marksizm, Milliyetçilik ve Demokratik Ulus, İletişim Yayınları, siyaset, 376 sayfa, 2018

Chris Anderson ve David Sally – Rakamlar Oyunu (2018)

Futbolu anlamak ve izlemek için rakamların söylediklerini yorumlamaya ne dersiniz?

İki yazarlı ‘Rakamlar Oyunu’, tam da bunu ele almasıyla, her futbolseverin dikkatini çekecek türden bir çalışma.

Eski bir kaleci olan ve daha sonra futbol istatistikleri uzmanına dönüşen Chris Anderson ile davranış analisti David Sally, bize rakamların neden çok önemli olduğunu, birçok örnek ve uygulama üzerinden açıklıyor.

  • Kornerler ne ölçüde değerli?
  • Maçlarda, en çok kaçıncı gol hayati önemdedir?
  • Topa sahip olmak, gerçek galibiyeti garanti altına alır mı?
  • Bir oyuncunun değeri, rakamlara başvurularak nasıl ölçülür?

Anderson ve Sally, bu soruların yanıtlarını ararken, futbol oyununu rakamlarla nasıl izleyeceğimizi, daha doğrusu bir futbol maçını oyuncusundan teknik direktörüne, rakamların yol göstericiliğinde okuyabilmemizin yollarını adım adım anlatıyor.

Kitabın, Önder Özen’in aydınlatıcı sunumuyla açıldığını da belirtelim.

  • Künye: Chris Anderson ve David Sally – Rakamlar Oyunu: Futbol Hakkında Bildiğiniz Her Şey Neden Yanlıştır, çeviren: Egemen Özkan, İthaki Yayınları, futbol, 400 sayfa, 2018

Doğan Şenocak – Doktorluk Sanatı (2018)

Prof. Dr. Doğan Şenocak’ı bilen bilir.

Kendisi çok, çok iyi bir doktordur.

Mesela, sizi muayene etmeden önce, artık bugünün doktorlarında pek göremediğimiz şekilde, iyice bir dinler, kendisinin tabiriyle, “hikâyenizi” öğrenir.

İyi bir dinleyicidir, muayenesi sohbetle, muhabbetle devam eder.

Bu muhabbetin içinde kitaplar vardır, sanat vardır ve hayatı güzel, anlamlı ve estetik kılan başkaca birçok şey daha vardır.

İşte Şenocak’ın, alt başlığı “Ars longa vita brevis…”, yani “Sanat uzun, hayat kısa…” olan bu kitabı da, tam da o güzel muhabbeti yazıya döken, doktorluğun neden yalnızca tıbbi bilgiden ibaret olmadığını, tamı tamına bir sanat olduğunu anlatan bir metin olmasıyla değerli.

Kitabını, tam de kendisine yakışır şekilde Hipokrat’ın özdeyişleriyle harmanlayan Şenocak, tıbbın neden bir sanat olduğunu ve tüm bir yaşamın bu sanatı öğrenmek için neden yetemeyeceğini, kendi doktorluk sürecinden edindiği deneyimlerle zenginleştirerek anlatıyor.

“Doğru doktorluk nasıl olmalı?” sorusunun yanıtını arayan her okurun ve söylemeye bile gerek yok, mesleğini bir sanat olarak icra etmek isteyen her hekimin okuması gereken bir yapıt.

  • Künye: Doğan Şenocak – Doktorluk Sanatı, Doğan Kitap, sağlık, 200 sayfa, 2018

Mahfi Eğilmez – Değişim Sürecinde Türkiye (2018)

Osmanlı’dan bu yana bizde yaşanan sosyo-ekonomik evrimin karakteristik özellikleri nelerdir?

Daha önce okuru aydınlatan farklı çalışmalarıyla bildiğimiz Mahfi Eğilmez, bize özgü ahbap-çavuş kapitalizmini karşılaştırmalı bir yaklaşımla değerlendiriyor.

2000’lerde, bilhassa küresel krizden sonraki süreçte, dünyada köklü değişimler yaşandı.

Gittikçe bozulan bir sistem olduğu halde, kapitalizmin giderek tek ekonomik model haline gelmesinin yanı sıra, Çin’in yükselişi, Rusya’nın yeniden süper güç olma çabaları ve bunlara ek olarak Trump’ın başkan seçilmesiyle küreselleşmeye karşı korumacı politikalara dönmeyi planlaması, bunlardan yalnızca birkaçı.

Türkiye’ye baktığımızda ise, AKP iktidarıyla beraber yaşanan dönüşümler, sonuçlarına bakıldığında bunlardan bütün bu olanlardan çok daha fazla etkili oldu.

Eski değerler ve yaklaşımlar altüst oldu, toplum bölündü ve ekonomi de doğal olarak bundan nasibini aldı.

İşte Eğilmez’in çalışması, Osmanlı’dan günümüze uzanan bir perspektifle, söz konusu köklü değişimin nedenlerini ve bizi nereye sürüklediğini irdeliyor, 2000’li yıllarda küresel sistemde ve Türkiye’de yaşadığımız sosyal, kültürel ve ekonomik değişimin nasıl oluştuğunu ve bunların beraberinde getirdiği sonuçları derinlemesine analiz ediyor.

  • Künye: Mahfi Eğilmez – Değişim Sürecinde Türkiye: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Sosyo-Ekonomik Bir Değerlendirme, Remzi Kitabevi, ekonomi, 248 sayfa, 2018

Ilan Pappé – İsrail Hakkında On Mit (2018)

Bu kitap hakkında yazmaya başlamadan önce, şunu vurgulayalım:

Ilan Pappé , sürgünde yaşayan ve İsrail’in Filistin’de yürüttüğü politikalara karşı çıkan önemli bir tarihçi.

Aynı zamanda empati sahibi bir İsrailli aydın olarak Pappé, çalışmalarında hep Filistin’den yana tavır koydu.

Pappé’nin elimizdeki kitabı ise, İsrail-Filistin sorunuyla yeni yeni ilgilenmeye başlayanlar için aydınlatıcı bir rehber.

Kitap her şeyden önce, İsrail tarafından dillendirilen mitlerin, Filistin halkı üzerinde kurduğu baskıyı sürdürmek için nasıl muazzam bir propaganda yürüttüğünü ve İsrail tarafından yapılan bu dayatmaların Batılı ülkelerce nasıl da sorgusuz sualsiz kabul edildiğini gözler önüne seriyor.

  • Balfour Deklarasyonu döneminde Filistin boş bir ülke miydi?
  • Siyonizm nasıl oluştu ve ulus inşasının erken dönemlerinde nasıl roller üstlendi?
  • Filistinliler, 1948’de anavatanlarını gönüllü bir şekilde mi terk etti?
  • Haziran 1967’deki büyük savaş, hep söylenegeldiği gibi “seçeneksiz bir savaş” mıydı?
  • İsrail Ortadoğu’daki tek demokrasi midir?
  • Siyonizm, Musevilik ve sömürgecilik arasında nasıl bir ilişki bulunmaktadır?

Pappé, bu sorulara tatmin edici yanıtlar verirken, aynı zamanda İsrail’in nasıl kötücül bir propaganda mekanizmaları oluşturarak Filistin’deki varlığını meşruymuş gibi gösterdiğini de ortaya koyuyor.

Bölgeyi daha iyi kavramak ve İsrail-Filistin sorunu hakkında aydınlanmak için muhakkak okunması gereken bir çalışma.

  • Künye: Ilan Pappé – İsrail Hakkında On Mit, çeviren: S. Erdem Türközü, Nika Yayınevi, siyaset, 224 sayfa, 2018

Yasin Durak – Emeğin Tevekkülü (2018)

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 24 Nisan tarihli AKP grup toplantısında şöyle demişti:

“Sanayicilere sesleniyorum. Bir tane fabrikada grev söz konusu mu? Böyle bir şeyde anında müdahalemizi yapıyoruz. Ve OHAL anında bir çözüm kaynağı oluyor.”

Yasin Durak’ın, şimdi ikinci baskısı yapılan ‘Emeğin Tevekkülü’ de, Konya’daki çalışma ilişkilerindeki “dindar-muhafazakâr” görünüm üzerinden, Türkiye’nin son yıllardaki ekonomik-politik seyrinde, eşitsizliği pekiştiren uygulamaların büyük ölçüde neo-liberal İslamcı iktidar bloğu eliyle yürütüldüğünü gözler önüne seriyor.

Her şey bir yana, sadece 2000’li yıllar dahi, dindar-muhafazakârlığın neo-liberal kapitalizme bağlılık yemini ettiğinin ispatı olarak karşımızda duruyor.

Neoliberalist kapitalist vahşet, sınır tanımıyor.

Fakat her seferinde, bu vahşetten çıkar sağlayanlar, var olan eşitsizliği bin bir türlü oyunla örtbas ediyor.

İşte Türkiye’de bu oyunların en öne çıkanlarından biri de, din faktörüdür.

Bu kitaba katılan görüşmecilerden biri şöyle diyor:

“Hepsi Allah’tandır… işvereni zenginlikle sınıyor işte. Onun sınavı o, benim sınavım bu, fakirlik…”

Durak’ın önemli çalışması, dindarlığın, işçilerin ve patronların üretim sürecine bakışlarını ve karşılıklı konumlanmalarını nasıl etkilediğini ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor ve dinsel sosyalleşmenin, emek sürecinde tahakküm ilişkilerine ve politik hegemonyaya nasıl elverişli bir zemin oluşturduğunu gözler önüne seriyor.

Durak’ın değerlendirmeleri, Konya Organize Sanayi Sitesi’ndeki işçi-işveren ilişkileri üzerine yaptığı sağlam bir araştırmaya dayanıyor.

  • Künye: Yasin Durak – Emeğin Tevekkülü: Konya’da İşçi-İşveren İlişkileri ve Dindarlık, İletişim Yayınları, sosyoloji, 144 sayfa, 2018

Aleksandr Alfredoviç Bek – Moskova Önlerinde (2018)

Aleksandr Alfredoviç Bek, en iyi romanı olarak kabul edilen ‘Moskova Önlerinde’yi, 1943-1944 arasında yazdı.

Roman, Kızıl Ordu’nun Nazilere karşı savaşını ve efsanevi Moskova savunmasının ilk aşamasını anlatıyor.

Bu dönemde savaş muhabiri olarak çalışmış Bek’in romanı, kendisinin Kazah komutan Baurdcan Momiş-Uli ile yaptığı uzun soluklu röportajı temel almış.

Gerçek kişi ve olaylara dayanan ‘Moskova Önlerinde’, Momiş-Uli’nin steplerdeki avlanma deneyimini Nazilerle savaş için nasıl ustaca dönüştürdüğünü ve Kızıl Ordu’nun meşhur komutanı General Panfilov’un askeri dehasının örneklerini oldukça canlı bir tarzda tasvir etmesiyle dikkat çekiyor.

‘Moskova Önleri’nde, tarihe yön vermiş bir dönemin belgesel nitelikte romanı olmasıyla okunmayı ziyadesiyle hak ediyor.

  • Künye: Aleksandr Alfredoviç Bek – Moskova Önlerinde: Volokolamks Şosesi, çeviren: Naime Yılmaer, Yordam Kitap, roman, 606 sayfa, 2018

Kolektif – Rus Masalları (2018)

Kadim Rus halk kültüründen derlenmiş, birbirinden güzel masallar.

Kitapta mitolojik masalların yanı sıra, kötülük, sihir ve büyü, hayalet, azizler ve ifritler hakkında masallar yer alıyor.

Derlemede, ‘Korkunç Sarhoş’tan ‘Kötü Hanım’a, ‘Golovikha’dan ‘Budala ve Huş Ağacı’na, ‘Marya Morevna’dan ‘Ölümsüz Koshchey’e, ‘Tek Gözlü Likho’dan ‘Budala Emilian’a, tamı tamına 51 masal yer alıyor.

Buradaki masalların her biri, başlı başına birer şaheser olmalarının yanı sıra, Rus toplumunun zihinsel özellikleri, örf ve adetleri hakkında fikir vermeleriyle de önemli.

Derlemenin bir diğer güzel yanı da, hem Rus masalları hakkında aydınlatıcı bir giriş yazısı sunması hem de her bölümün başında açıklayıcı değerlendirmelerin yer alması.

  • Künye: Kolektif – Rus Masalları, derleyen: W. R. S. Ralston, çeviren: Macidegül Batmaz, Maya Kitap, masal, 359 sayfa, 2018

Adam Alter – Karşı Konulmaz (2018)

Asansördeki her düğmeye basan küçük çocuk ile kendisine ağrı kesici verilmesini isteyen ameliyat olmuş hasta ve Facebook’a bağımlı milyonlarca insan arasındaki bağlantı nedir?

Adam Alter bu nitelikli çalışmasında, tam da bu ilişkiyi, yani bu üç kesim arasındaki şaşırtıcı, ilginç ve korkutucu biyolojik ve psikolojik bağlantıları gözler önüne seriyor.

Kullandığımız cihazlar, nasıl oluyor da her türlü uyuşturucudan daha fazla bağımlılık yapıcı hâle geldi?

Alter’ın kitabı, bir yandan internet bağımlılığın neden böyle sıkıntılı bir hal aldığını kapsamlı bir şekilde ortaya koyarken, aynı zamanda bize zarar veren bu dünyadan nasıl kurtulacağımızı, başka bir deyişle insanoğlunun davranışlarını tümüyle dönüştüren bu teknolojinin yararlı yönlerini nasıl kullanacağımızı anlatıyor.

Adam Alter, yaşadığımız dönemi davranışsal bağımlılık çağı olarak tanımlıyor ve günümüzün ürünlerinin önemli bir kısmının neden karşı konulmaz olduğunu açıklıyor.

Alter, bu ürünleri tasarlayan şirketlerin, karşı konulmaz hale gelene kadar bunlar üzerinde ne gibi ince ayarlar yaptıklarını, bunların yetişkinlerin yanı sıra, özellikle çocukların sağlığı ve mutluluğu üzerindeki zararlı etkilerini açıklıyor.

Bu önemli çalışmayı, çağımızın artan bağımlılığını daha iyi kavramak ve bu konuda tedbir almak isteyen her okura öneriyoruz.

  • Künye: Adam Alter – Karşı Konulmaz: Bağımlılık Yapıcı Teknolojinin Yükselişi ve Bizim Ona Esir Edilişimiz, çeviren: Deniz İrengün, Paloma Yayınevi, psikoloji, 344 sayfa, 2018

Spinoza – Politik İnceleme (2018)

‘Politik İnceleme’ (Tractatus Theologico-Politicus), Spinoza’nın yaşarken yayınlandığını göremediği, 1670 yılında Amsterdam’da imzasız olarak yayınlanan, kendisinin kaleme aldığı son yapıtıdır.

Spinoza bu eserinde, monarşik, aristokratik ve demokratik devletleri yeniden yorumlayarak “en iyi yönetim biçimi nedir?” sorusuna yanıt arıyor.

Düşünür bunu yaparken de, doğal hak, egemen güçlerin hakkı, kamu işleri, bir devlet için mümkün en iyi durum, monarşi, aristokrasi ve demokrasi konu ve kavramlarını derinlemesine tartışıyor.

Spinoza için devletin amacı, insandır ve devlet dediğimiz yapı da, işlerini yurttaşlardan gizli saklı yürütmemelidir.

Zira devlet yönetiminin kayıtsız şartsız biçimde yöneticilere emanet edilmesi, özgürlük açısından son derece tehlikelidir ve hem devlete hem de yurttaşlara yapılacak asıl kötülük de budur.

  • Künye: Spinoza – Politik İnceleme, çeviren: Murat Erşen, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 156 sayfa, 2018