Ercan Kesal – Evvel Zaman (2018)

Ercan Kesal’ın Bir Zamanlar Anadolu’da filmindeki muhtar sahnesi, Türkiye sinema tarihinin en unutulmayacak sahnelerindendir.

Fakat, bu film ve Kesal’la ilgili söyleyebileceklerimiz elbette bununla sınırlı değil.

Mesela, Bir Zamanlar Anadolu’da filminin, bizzat Ercan Kesal’ın Anadolu’nun ücra bir yerinde doktorluk yaparken tanık olduğu bir hikâyeye dayandığını biliyoruz.

İşte Kesal’ın elimizdeki kitabı, bunların tümü hakkında.

‘Evvel Zaman’, hem ‘Bir Zamanlar Anadolu’da filminin senaryosu, hem filmin kamera arkası ve hem de hikâyenin geçtiği Anadolu hakkında bir kitap diyebiliriz.

Kesal, filmin hikâyesinin konuşulmaya başlandığı ilk günden filmin yavaş yavaş oluşma sürecine, hikâyenin gelişmeye başlamasından oyuncu seçimine, set sürecinden stüdyoya, film ve hikâye hakkında merak edilen pek çok konuyu bizimle paylaşıyor.

Günü gününe tutulmuş notlarla güzel bir film güncesi.

  • Künye: Ercan Kesal – Evvel Zaman, İletişim Yayınları, sinema, 216 sayfa, 2018

 

Hans Fallada – Köylüler, Kodamanlar ve Bombalar (2018)

Hayatı Naziler tarafından mahvedilen Hans Fallada, her biri apayrı bir lezzet veren muhteşem romanlarıyla bu iktidarı farklı yönleriyle işlemişti.

‘Köylüler, Kodamanlar ve Bombalar’ ise, Nazi iktidarının hemen öncesinde, büyük ekonomik sıkıntılarla can çekişen Almanya’nın harika bir fotoğrafını çekiyor.

1928 yılının Almanya’sında, Büyük Buhran’ın beraberinde getirdiği yıkım, halka acımasız vergiler olarak yansır.

Küçük bir Alman kentinde de, açlık ve yoksullukla boğuşan halk huzursuzdur ve kısa bir süre sonra bu huzursuzluğun ateşlediği toplumsal bir ayaklanma meydana gelir.

Roman, asıl olarak bu ayaklanmayı kullanan siyasi bir komplonun ve bu komploda rol alan kişiler ve kurumlar etrafında dönüyor.

Zira bu komplo, ülkeyi adım adım Hitler iktidarına hediyece edecek denli etkili olacaktır.

Fallada, bu komplonun nasıl oluşturulduğunu ve siyasilerin, basının, işçi ve köylü temsilcilerinin bu komploda nasıl rol aldıklarını gerçekçi ve dürüst bir bakışla ortaya koyuyor.

Roman, bizi, dost ve düşmanın birbirine karıştığı, herkesin diğerinden şüphelendiği, kontrollü muhalefetin halkın tepkisini dizginlediği, el altından kirli ittifakların kurulduğu ve bütün bunların koca bir ülkeyi hızla uçuruma doğru sürüklediği 1928 yılının Almanya’sına götürüyor.

Fallada’nın hikâyesi o kadar gerçekçi ki, romanda yaşananların birçoğunun, bugünün Türkiye’sinde yaşananlarla çok benzer olduğunu görüyoruz.

O yüzden ‘Köylüler, Kodamanlar ve Bombalar’ın asıl gücü, böylesi zamanlar üstü bir güce sahip oluşudur diyebiliriz.

  • Künye: Hans Fallada – Köylüler, Kodamanlar ve Bombalar, çeviren: Ahmet Arpad, Everest Yayınları, roman, 860 sayfa, 2018

Arnd-Michael Nohl – Eşya ve İnsan (2018)

Öğrenmede, eğitimde, özellikle de sosyalleşme ve yönelim geliştirme sürecinde maddi eşyanın vazgeçilmez bir önemi var.

Arnd-Michael Nohl da bu ilgi çekici çalışmasında, eşyayla kurduğumuz pratik ilişkinin felsefesi, pedagojisi ve sosyolojisi üzerine düşünüyor.

Nohl, kitabı boyunca şu soruların yanıtlarını arıyor:

  • Örneğin bisiklete binmekte olduğu gibi, eşya için, eşya ile ve eşya aracılığıyla nasıl öğreniriz?
  • Eğimli oturma yerine sahip ergonomik bir sandalye örneğindeki gibi, eşya bizi belli bir beden duruşu almaya nasıl zorlar?
  • İnternetin oluşum sürecinde görüldüğü gibi, eşya bizimle birlikte nasıl değişir, işlevsellikleri nasıl yeni boyutlar kazanır?
  • Üzerinde yazı yazdığımız masa örneğinde olduğu gibi, büyüme sürecimizde eşya nasıl sıradanlaşır?

Nohl, bu ve bunu gibi pek çok soruyu yanıtlıyor ve bunu yaparken de, insan ve eşya ilişkisindeki pedagojik temel süreçler hakkında aydınlatıcı ve keyifli ayrıntılar sunuyor.

  • Künye: Arnd-Michael Nohl – Eşya ve İnsan: Bir Pratik İlişkinin Felsefesi, Pedagojisi ve Sosyolojisi, çeviren: Özden Saatçi, Ayrıntı Yayınları, kültür, 240 sayfa, 2018

Raymond Williams – Modern Trajedi (2018)

Antik Yunan’dan Rönesans’a, trajedinin fikir ve felsefe olarak gelişimini ortaya koyan çok iyi bir inceleme.

Trajedi fikrinin dört dörtlük bir soykütüğü.

Raymond Williams, edebi bir form olarak trajedinin gündelik deneyime özgü olayları tanımlamak için kullanılan trajediden ayrı ele alınamayacağını vurgular.

Düşünüre göre, trajedi sadece edebi bir türü değil, kendisinin ifadesiyle, “savaş ve toplumsal devrim” gibi kapsamlı tarihsel deneyimleri ve “maden felaketi, perişan olmuş bir aile, başarısız bir kariyer, bir trafik kazası” gibi bireysel deneyimleri de kapsar.

İşte ‘Modern Trajedi’, trajedi kavramını edebi ve kısıtlanma, tahribat, geri dönüş gibi günlük deneyimleri de içine alacak şekilde genişletmesiyle alana çok özgün bir katkı sunmasıyla önemli.

Williams çalışmasına, Yunan tiyatrosundan günümüzde trajedi geleneğini çeşitli şekillerde etkilemeye devam eden 20. yüzyıl tiyatrosu ve anlatısına kadar trajik edebiyatı inceleyerek başlıyor.

Williams ardından, modern trajediyi, devrimci toplumsal dönüşüme içkin ütopyacı umutlar ve onun ardından ortaya çıkan hayal kırıklıklarıyla bağlantılandırıyor.

Williams bu bakımdan modern trajediyi edebi bir türle sınırlamak yerine daha kapsamlı bir bireysel ve kolektif deneyime doğru genişletir.

Yazar ayrıca, Ibsen ve Strindberg tiyatrosunda kapana kısılmış, arzu dolu ama son kertede aciz bireylerden Camus ve Sartre tiyatrosunda varoluşçu kahramanların trajik isyanına kadar trajedinin 20. yüzyılda aldığı çeşitli biçimleri de inceliyor.

  • Künye: Raymond Williams – Modern Trajedi, çeviren: Barış Özkul, İletişim Yayınları, eleştiri, 302 sayfa, 2018

Martin Brasier – Darwin’in Kayıp Dünyası (2018)

Kambriyen patlaması öncesi hayvan yaşamı hakkındaki kanıtları ortaya koyamaması, Darwin’in evrim teorisini geliştirirken karşı karşıya kaldığı en büyük çıkmazdı.

Literatüre “Darwin’in İkilemi” olarak geçen bu durumun, bir nevi evrim teorisinin “kutsal kase”si haline geldiğini söylersek abartmış olmayız.

İşte Martin Brasier da, tamı tamına Kambriyen patlaması öncesinde yaşamış canlı türlerine ait fosilleri aramasıyla bu konuda çok önemli bir çalışmaya imza atmış.

Karayip’ten Sibirya’ya uzanan bu yolculuğunun hikâyesini ve bu yolculuğunun sonuçlarını bizimle paylaşan Braiser, hayvan yaşamı evriminin kayıp halkasının izini sürüyor.

Braiser “Darwin’in İkilemi”ne dair bulduğu çözümü, bugünün canlı çeşitliliğinin karmaşık yapısı ve bu canlı yaşamın kökenleri konusundaki aydınlatıcı bilgiler eşliğinde bize sunuyor.

  • Künye: Martin Brasier – Darwin’in Kayıp Dünyası, çeviren: Cansın Kap, Kolektif Kitap, bilim, 272 sayfa, 2018

Said Naum-Duhani – Eski İnsanlar, Eski Evler (2018)

Yazılışının üzerinden uzun zaman geçmesine rağmen bu kitap, 19. yüzyılda Beyoğlu’nun mimari, ticari, siyasi, kültürel ve toplumsal hayatı için çok değerli bir kaynak olmaya devam ediyor.

Muhtemelen bu kitabın klasik olacağını bildiği için Fransızcadan çeviren Cemal Süreya’nın şimdi öngörüsünde haklı çıktığını da görüyoruz.

Naum-Duhani, İstiklal Caddesi’ni “kentsel atardamar” olarak tanımlıyor ve bu kadim caddeyi üç farklı yoldan dolaşarak Beyoğlu ve çevresinin nitelikli bir panoramasını çiziyor.

Yazar bunu yaparken de, batılılaşma dönemi mimarlığının buradaki eserlerinin kapsamlı bir analizini yapıyor.

‘Eski İnsanlar Eski Evler’in, Cemal Süreya tarafından Türkçeye çevrildiğini söyledik.

Kitabın, Çelik Gülersoy’un usta işi portre yazısıyla sunulması ise, başka bir güzellik.

Künye:  Said Naum-Duhani – Eski İnsanlar, Eski Evler: 19. Yüzyılda Beyoğlu’nun Sosyal Topoğrafyası, çeviren: Cemal Süreya, Kırmızı Kedi Yayınevi, şehir, 228 sayfa, 2018

Eric Fassin – Popülizm: Büyük Hınç (2018)

Sağ popülizm bugün sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok yerinde altın çağını yaşıyor.

Eric Fassin bu kısa ama etkili çalışmasında, popülizmin yükselişinin ardındaki dinamikleri aydınlatıyor hem de sol muhalefetin bununla nasıl mücadele edebileceğini anlatıyor.

Şunu da özellikle belirtelim ki, kitap her ne kadar ABD’de Donald Trump’ın Başkan seçilmesini ve Fransa’da da Emmanuel Macron’un Cumhurbaşkanı seçilmesini merkeze alsa da, popülizmin yükselişini İngiltere ve Türkiye’yi de kapsayacak şekilde geniş bir çerçevede irdeliyor.

Fassin, demokrasinin günümüzde yaşadığı krizlerin sebeplerini, aşırı sağın yabancılar ve azınlıklar karşısında neredeyse dünya çapında yükselişe geçme sürecini, neoliberalizmle savaşırken aşırı sağın üzerinde yükseldiği zemini sorgulamayı ihmal eden sol muhalefetin zaaflarını ve solun iyi bir muhalefet ortaya koyarak popülizme dayanak oluşturan argümanları alaşağı etmek için ne gibi yöntemlere başvurması gerektiğini tartışıyor.

  • Künye: Eric Fassin – Popülizm: Büyük Hınç, çeviren: Gülener Kırnalı ve İlker Kocael, Heretik Yayıncılık, siyaset, 80 sayfa, 2018

Stewart Gordon – On Altı Batıkta Dünya Tarihi (2018)

Stewart Gordon bu özgün çalışmasında, gemilerin batıklarından yola çıkarak onları yaratan toplumların gelişimi ve dönüşümünü izliyor.

Gordon burada, binlerce yıl önce Nil’in sularında gezen ilk teknelerden 2012’de Akdeniz’de karaya oturan Costa Concordia’ya kadar tamı tamına on altı örneği ele alırken, ayna zamanda gemi yapımı teknolojilerinin gelişmesinin coğrafi keşifler kadar bilim dünyasındaki keşiflere de nasıl olanak tanıdığını gözler önüne seriyor.

Gordon’ın burada ele aldığı her bir gemi batığını, hem geminin veya teknenin teknolojik donanımı ve tasarımı bağlamında hem de geminin yapıldığı zamanın ekonomisi, toplumu, fikir hareketleri, siyasi rekabetleri ve savaşları bağlamında inceliyor.

Kitap, dünya tarihine çok özgün bir pencereden baktığı gibi, genel olarak eski küçük ve yerel denizcilik dünyasının zamanla günümüzün birleşik ve küreselleşmiş denizcilik dünyasına nasıl dönüştüğünü de adım adım izliyor.

  • Künye: Stewart Gordon – On Altı Batıkta Dünya Tarihi, çeviren: Zülal Kılıç, Kitap Yayınevi, tarih, 302 sayfa, 2018

Giorgio Agamben – İstisna Hali (2018)

“İstisna hali”, siyasal belirsizliklerin yaşandığı, iktidarın krizlerle boğuştuğu dönemlerde hukukun feshedilmesi anlamına gelir.

Bu kitabını, George W. Bush’un Irak işgali sonrasında yazan Georgio Agamben de, Batı toplumlarında demokrasinin zayıfladığı ve totalitarizm güç kazandığı dönemlerde ortaya çıkan bu durumu, Roma İmparatorluğu’ndan günümüze uzanan bir perspektifle irdeliyor.

Burada asıl olarak, hukuku ortadan kaldıran iradenin meşruiyetini nereden ve nasıl aldığıyla ilgilenen Agamben, bilhassa Carl Schmitt ve Walter Benjamin’in görüşlerinin sağlam bir tartışması bağlamında “kamu hukuku”, “siyasal olgu”, “kriz”, “hukuk ve şiddetin kaynağı”, “hukuki ve siyasal boşluk”, “zorunluluk”, “belirsizlik” ve “hukuk düzeni” gibi kavramları yeni bir zemine yerleştiriyor.

Agamben’e göre, başlarda istisnai durumlar söz konusu olunca hukuk askıya alınırdı, günümüzde ise bu durum sıradan bir hal almıştır.

Başka bir deyişle Agamben, kriz ve belirsizliklerin aşılması için başvurulan yasasızlık halinin günümüzde sürekli bir hal aldığını, yasasızlığın veya boşluğun artık normal hale geldiğini savunuyor ve bugün Devletin ve hukukun meşruiyetini sağlayan zemini yeni baştan değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyor.

  • Künye: Giorgio Agamben – İstisna Hali, çeviren: Kemal Atakay, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 128 sayfa, 2018

Michel Bruneau – Küçük Asya’dan Türkiye’ye (2018)

Küçük Asya ya da Anadolu, 20. yüzyılın başında, 1923’te Yunanistan ve Türkiye arasında imzalanan dünyada eşi benzeri görülmemiş bir mübadele anlaşması (Lozan Antlaşması) ile sona eren, yoğun ve şiddetli etnik temizlik ve kıyımların merkezi oldu.

Dolayısıyla Küçük Asya, tıpkı uzun zaman dilimindeki gibi yakın dönem kısa zaman dilimlerinde de, yalnızca tekrarlanan fetih teşebbüslerinin değil, aynı zamanda farklı şiddette ve etkide etnik-kültürel homojenleştirmelerin de nesnesi haline geldi:

Önce Helenleştirme, ardından Türkleştirme.

İşte Coğrafyacı ve Helenbilimci Michel Bruneau’nun bu muhteşem çalışması, bu sürecin zengin bir fotoğrafını çekiyor.

Çalışmanın asıl önemi ise, yakın dönemde yaşanan bu çalkantıların boyutunu anlayabilmek için, bunları özellikle Bizans, sonrasında Osmanlı gibi çoketnili imparatorluklardaki, sonrasında da bunların devamı olan Yunanistan ve Türkiye gibi ulus-devletlerdeki teritoryal meselelerle bağlantılandırarak, coğrafi-tarihsel bir perspektife yeniden yerleştirmesi.

Bu bağlamda kitap, Anadolu’nun kadim halklarının, dinî ve etnik topluluklarının; Rumların, Ermenilerin, Kürtlerin, Türklerin ve Asuri-Keldanilerin yazgısına dair, tarihin eski dönemlerinden bugüne uzanan nitelikli bir inceleme sunuyor.

Yazar, toprak meselesinin Küçük Asya’da her dönemde büyük önem arz ettiğini ve bu meselenin iki emperyal halk olarak Yunanlar ve Türkler arasında ve ayrıca iki egemen din olarak İslâm ve Ortodoks Hıristiyanlık arasında, başka coğrafyalarda, örneğin Balkanlar’da ya da Kafkasya’da yaşanandan çok daha sert mücadelelere mahal verdiğini ortaya koyuyor.

  • Künye: Michel Bruneau – Küçük Asya’dan Türkiye’ye: Azınlıklar, Etnik-Milli Homojenleştirme, Diasporalar, çeviren: Ayhan Güneş, İletişim Yayınları, tarih, 376 sayfa