Umut Azak – Türkiye’de Laiklik ve İslâm (2019)

Türkiye’de laiklik ideolojisinin tarihsel arka planı ve kendine has özellikleri üzerine çok iyi bir çalışma.

Umut Azak, Kemalist laikliğin, korku temelli bir İslâm algısı ve hafıza siyasetine dayandığını iddia ediyor.

Yazara göre, Kemalist laiklik söyleminde laik rejimi tehdit ettiği düşünülen “gericiler”, “mürteciler” ya da İslâmcılar hem düşman, hem de İslâm’ın “yanlış” bir yorumunun temsilcileri olarak tahayyül edilmişlerdir.

Başka bir ifadeyle irtica korkusu, toplumun “kötü Müslümanlar” ve “iyi Müslümanlar” olarak kutuplaştırılması ile canlı tutulmuştur.

Laik rejimin savunulması, “gerçek” İslâm adına “kötü Müslümanlar”a karşı verilen bir mücadele gibi algılanır.

Siyasi ve entelektüel elitler tarafından laiklik üzerine yürütülen tartışmalarda, bu mücadelenin eski ve yeni simgeleri arasında paralellik kurularak irtica korkusu yeniden üretilir.

Azak, kitabının ilerleyen bölümlerinde işte bu korku üretimine ve temelde belli bir

İslam yorumuna dayalı olan Kemalist laiklik söyleminin evrimini inceliyor.

Bu söylemdeki, “kötü Müslümanlar”ın (gerici, çağdışı, siyasi, dolayısıyla “yobazlık” olarak görülen) İslâm’ı ile (laik, ilerici, milli, dolayısıyla “iyi” ya da “makbul” addedilen) Türk İslâm’ını birbirinden ayrıştırma teşebbüslerinin zaman içindeki dönüşümünün izini sürüyor.

Tek parti rejimi dönemine (1923-1946) ve çok-parti döneminin ilk yirmi yılına (1946-1966) ağırlık veren çalışmanın merkezini de, siyasi liderlerin ve entelektüellerin laiklik üzerine basın aracılığıyla yürüttüğü kamusal tartışmalar oluşturuyor.

Çalışma, Türkiye’de laiklik ve sekülerleşme süreçlerinin İslâm ile ilişkisini Menemen Olayı ve Malatya Hadisesi gibi vakalar ile Türkçe ezan, Alevilik ve Said Nursî hakkındaki tartışmalar gibi önemli kırılma anları üzerinden izlemesiyle dikkat çekici.

  • Künye: Umut Azak – Türkiye’de Laiklik ve İslâm, çeviren: Ayten Alkan, İletişim Yayınları, siyaset, 328 sayfa, 2019

Mustafa Bayram Mısır – Devlete Karşı Kamu Hukuku (2019)

Egemenlik ideolojisi ve bu ideolojiyi bir güç ideolojisi olarak yeniden üreten egemenlik kuramları, yüzyıllar boyu siyasetin içeriğini kurdu.

Peki, egemen devletin karşısında özgürlükçü ve hak temelli bir kamu hukuku geleneğinin anlamı nedir?

Mustafa Bayram Mısır, tarihsel materyalist metodolojiden yola çıkarak egemenlik dogmasına ve Schmittçi çizgiye sıkı eleştiriler getirerek bu soruya yanıtlar veriyor.

Siyasetin, Machiavelli’den beri kapitalist devletin hizmetinde olduğunu belirten Mısır, insana gerçek anlamda hizmet etmek isteyen bir siyasetin de öncelikle kapitalist devlet karşısında konumlanması ve her somut eşikte aşağıdan mücadelelerin gerçek ufkuna, komünist hipoteze bağlanan kamu hizmeti ilkesinin yönlendiği devrime bağlanmak durumunda olduğunu söylüyor.

“Devlete mahkûm olmadığımız gibi kaderimiz de ‘siyaset’ değildir. Toplum halinde yaşamanın yalın hali, komünist hipoteze dayanan kamu hizmeti ilkesinin kurduğu ‘kamu hukukudur’; eğer insanlık onu isterse, komünizmdir.” diyen Mısır, ancak bu tür bir siyasetin, egemenlik ideolojisini tümüyle reddedebileceğini söylüyor.

  • Künye: Mustafa Bayram Mısır – Devlete Karşı Kamu Hukuku, Edebi Şeyler Yayınları, hukuk, 304 sayfa, 2019

Eylem Canaslan – Spinoza: Yöntem, Tanrı, Demokrasi (2019)

Eylem Canaslan’ın bu çalışması, Spinoza’dan kalan demokrasi sorununu çok yönlü bir bakışla tartışarak güncel Spinoza araştırmalarına önemli katkıda bulunuyor.

Spinoza felsefesini yöntem, ontoloji, politika, hareket ve ritm gibi kavramlardan yola çıkarak irdeleyen Canaslan, bunu yaparken de Spinoza felsefesinde yöntem, ontoloji ve politika arasındaki örtüşmeleri gözler önüne seriyor.

Canaslan’ın çalışmasında karşılaştığımız özgün yorumlar da, Spinoza felsefesinin bir hazine gibi ne denli derin anlamlar sakladığını bize bir kez daha gösteriyor.

  • Künye: Eylem Canaslan – Spinoza: Yöntem, Tanrı, Demokrasi, Dost Kitabevi, felsefe, 288 sayfa, 2019

Ken Thompson – Darwin’in En Güzel Bitkileri (2019)

Darwin’in botanik yeteneğini gözler önüne seren, bu büyük kuramcının bitkilere duyduğu tutkuyu gözler önüne seren bir çalışma.

Bilindiği gibi Darwin, evrim kuramını geliştirirken bitkilerden ziyadesiyle yararlanmış ve bu esnada, botanik bilimine de büyük katkılarda bulunmuştu.

Örneğin Darwin’in tırmanıcı bitkiler üzerine olan çalışması zamanının o kadar ötesindeydi ki, bugün neredeyse hiçbir güncellemeye ihtiyaç duyulmuyor.

Şu anda bile tırmanıcı bitkiler üzerine bildiğimiz şeylerin çoğu Darwin’in 1865 tarihli kitabına kadar uzanıyor ve eğer bugün tırmanıcı bitkiler üzerine bir doktora yapmayı planlıyorsanız, Darwin’in çalışması hâlâ temel olmaya devam ediyor.

Kendisi de bitki biyoloğu olan Ken Thompson, Darwin’in bitkilerle kurduğu ilişkinin, onlardan nasıl yararlandığının ve onlarla ilgili fikirlerinin sağlam bir incelemesini sunuyor.

Kitap, Evrim Kuramının arkasında yatan azmi, adanmışlığın ve tükenmek bilmeyen bilimsel merakı, Darwin’in neredeyse her çalışmasında bazen kendisini bile usandıracak titizlikle nasıl işlendiğini ortaya koymasıyla önemli.

Kitabı, Darwin’in bitki zekâsı, bitkilerin hızlı hareketi, bitkilerin kurdukları ortak yaşam, bitkilerin avlanması gibi konulardaki özgün fikirlerine yakından bakmak isteyenlere öneriyoruz.

  • Künye: Ken Thompson – Darwin’in En Güzel Bitkileri, çeviren: Mehmet Bona, Ginko Bilim Yayınları, bilim, 176 sayfa, 2019

Hal Herzog – Sevdiklerimiz, Tiksindiklerimiz, Yediklerimiz (2019)

Hayvanlara yaklaşım söz konusuyken, çoğumuz büyük çelişki içindeyizdir.

Bazı hayvanları çok seviyoruz, bazılarını bol bol yiyor, bazılarındansa ölesiye korkuyoruz.

Otuz yılı aşkın süredir insanlar ile hayvanlar arasındaki ilişkinin psikolojisini inceleyen, dünyanın önde gelen antrozoologlarından Hal Herzog da, bu çalışmasında, insanlar ile hayvanlar arasındaki ahlaken sorunlu etkileşimleri inceliyor.

İnsan ile hayvan arasındaki etkileşimini ele alan antrozoolojinin ne anlama geldiğini irdeleyerek çalışmasına başlayan Herzog, ardından,

  • Diğer canlılar hakkındaki düşüncelerimizi,
  • İnsanın evcil hayvan sevgisinin kökenlerini,
  • İnsan ile köpek arasındaki ilişkiyi,
  • Cinsiyetin insan-hayvan ilişkisindeki izdüşümlerini,
  • Horoz dövüşlerindeki karşılaştırmalı zulmü,
  • İnsan ve et ilişkisini,
  • Hayvanların bilimde kullanılmasını ve bunun ahlaki boyutlarını,
  • Evlerimizdeki kediler ve tabaklarımızdaki ineklerin ortaya koyduğu ikiyüzlülüğü,
  • Ve bu ahlaki tutarsızlıkla nasıl baş edeceğimiz gibi konuları tartışıyor.

Künye: Hal Herzog – Sevdiklerimiz, Tiksindiklerimiz, Yediklerimiz: Hayvanlar Hakkında Tutarlı Düşünmek Neden Bu Kadar Zordur?, çeviren: Yeşim Seber, Yapı Kredi Yayınları, inceleme, 392 sayfa, 2019

Jacob Burckhardt – Yunanlar ve Yunan Medeniyeti (2019)

Klasik Rönesans kültürünün önde gelen tarihçilerinden Jacob Burckhardt, 1872’de

Antik Yunan kültürü üzerine özgün yorumlar barındıran bu derslerini sundu.

Yunan medeniyetinin değişen ve dönüşen yönleri üzerine ilginç gözlemler ve anekdotlar barındıran çalışma, kültürel tarih çalışmalarının en iyilerinden.

Yunanlıların mitolojiye olan inançlarının derinliğini, kentin ve kent yaşamının onlar için ne ifade ettiğini ve Hellenik yaşamın genel özelliklerini gösteren Burchkardt, adeta Yunan düşüncesinin en derin kuytularına iniyor.

Batı düşüncesinin Antik Yunan’dan nasıl beslendiğini, başka bir deyişle Batı’nın Yunanlılara neyi borçlu olduğunu irdeleyen çalışma, bununla da yetinmiyor ve Batı medeniyetinin Yunan kültüründen hangi yönlerle ayrıldığını ortaya koyuyor.

Kitap, on dokuzuncu yüzyılın sonlarının entelektüel dünyasına yakından bakmak isteyenlerin de severek okuyacağı türden.

On dokuzuncu yüzyılın en büyük tarihçilerinden biri olan, 1858’ten 1893’e kadar Basel Üniversitesi’nde Tarih ve Sanat Tarihi profesörü olarak görev yapan ve Nietzsche’nin dostu olan Burckhardt’ın çalışması, uzman olmayanların da rahatlıkla okuyabileceği duru bir üslupla yazılmış.

  • Künye: Jacob Burckhardt – Yunanlar ve Yunan Medeniyeti, çeviren: İsmail Hakkı Yılmaz, Pinhan Yayıncılık, tarih, 506 sayfa, 2019

Ramazan Alabaş – Cumhuriyet ve Çocuk (2019)

Gürbüz Türk Çocuğu, Çocuk, Çocuk Sesi, Yavrutürk, Çocuk Haftası…

Ramazan Alabaş’ın bu özgün çalışması, Cumhuriyet’in ilk yıllarından 1950’ye kadar uzanan süreçte yayımlanmış çocuk dergilerini çok yönlü bir bakışla irdeliyor.

Bu dergilerde çocukluğun nasıl inşa edildiğini, tarihsel bilincin çocukluk algısına nasıl etki ettiğini ve ortak hafıza ile kimlik oluşturmada nasıl rol üstlendiklerini ele alan Alabaş,

Cumhuriyet’te ilk uzun süreli çocuk dergilerinin savunduğu ilkeleri, uygulamaları ve sayfalarında yer verdiği açık ve gizil mesajları açığa çıkarıyor.

Kitabın en önemli katkılarından biri de, çocuk dergileri aracılığıyla kurgulanan çocukluk algısının tarihsel süreçte geçirdiği aşamaları hakkında okuruna fikir vermesi.

  • Künye: Ramazan Alabaş – Cumhuriyet ve Çocuk, Yeni İnsan Yayınevi, inceleme, 276 sayfa, 2019

Jacques Rancière – Uzlaşı Çağına Notlar (2019)

İlk bakışta masum, hatta sorun çözücü olarak görünen “uzlaşı” aslında neleri saklar?

Jacques Rancière, tam da çağımızın bir uzlaşı çağı olarak tanımlanmasından yola çıkıyor ve hem bu yaklaşıma hem de çağımıza çarpıcı eleştiriler getiriyor.

Rancière, ırkçılık ve etnik arındırmanın yeni biçimlerinin ve “insani” müdahalelerin uzlaşı çağının tam merkezinde yer aldığını ve bu kavramın ne barış ne de insanların kendi aralarında anlaşması olduğunu savunuyor.

Günümüz düşüncesinin adeta belkemiğini oluşturan “uzlaşı” kavramını politikadan sinemaya, edebiyattan medyaya çeşitli alanlarda izleyen Rancière, bunu yaparken “uzlaşı” kavramıyla ilişkilendirilen yaklaşımları belli bir mesafede kalarak irdeliyor.

Düşünür bunu yaparken de, ırkçılık, adalet, suç, mülkiyet, Holokost, işkence, felsefe, kötülük, yalan, demokrasi ve umut gibi güncel konu ve kavramlar üzerine derinlemesine düşünüyor.

  • Künye: Jacques Rancière – Uzlaşı Çağına Notlar, çeviren: Didem Tuna, Sel Yayıncılık, siyaset, 205 sayfa, 2019

Boualem Sansal – 2084 (2019)

❝Din bize Tanrı’yı sevdirebilir; ne var

ki bize insanı hor gördüren ve bizi

insanlıktan nefret ettiren ondan

daha güçlü bir şey yoktur.❞

Cezayirli yazar Boualem Sansal’ın bu cümleyle açılan ‘2084’ romanı, çarpıcı, kan dondurucu bir din distopyası.

Romanın başkahramanı Arabistanlı Ati, dine dayalı, totaliter, zorbalık ve tahakkümün tek yönetim biçimi olduğu rejimin soluk aldırmadığı bir ülkede yaşamaktadır.

Tarihin yok olduğu, kültürel farklılıkların tümüyle ortadan kaldırıldığı Arabistan’da Ati, bir süre sonra görünenin altındaki perdeyi aralamak için önüne geçilemez bir tutku hissetmeye başlar.

Ati, hayatın karşısına çıkardığı bambaşka gerçekliklerin izini sürecek ve bu esnada kendini büyük tehlikelerin ve çıkmazların ortasında bulacaktır.

George Orwell’ın ‘1984’ünün yüz yıl sonrasında geçen ‘2084’, dinin hayatımızı kâbusa çevirme konusunda ne kadar kullanışlı bir araç olabileceğini bize bir kez daha ve üstelik çarpıcı bir şekilde hatırlatıyor.

‘2084’, 2012’de Prix du Roman Arabe, 2011’de de Alman Barış Ödülü’ne layık görülen Boualem Sansal’ın yedinci, Türkçede yayımlanan ilk eseri.

Sansal’ın bu romanıyla, 2015 yılında Académie Française’in, Grand Prix du Roman ödülüne hak kazandığını da ayrıca belirtelim.

  • Künye: Boualem Sansal – 2084: Dünyanın Sonu, çeviren: Şirin Etik, Ayrıntı Yayınları, roman, 224 sayfa, 2019

Ivan Soll – Hegel’in Felsefesine Eleştirel Bir Giriş (2019)

Ivan Soll’un bu kitabı elli yıl önce yayımlanmasına rağmen, bugün de Hegel’in felsefesini, içinde doğduğu dönemin düşünce geleneğini ihmal etmeden açıklayan en iyi eleştirel çalışmalardan biri olmaya devam ediyor.

Hegel, Alman felsefi geleneğinin panteonunda bir dev olmaya devam ediyor.

Fakat onu okumaya çalışanlar her seferinde, adı anlaşılmaza çıkmış yazım üslûbunun engeline takılır.

Bu kitabın önemli katkılarından biri de, Hegel’in düşüncelerini açık bir şekilde ortaya koymasıdır.

Soll burada, Hegel’in bilginin sınırlanmasına karşı argümanlarından filozofun öznellik ile nesnellik çözümlemesine kadar pek çok konuyu irdeliyor ve bunu yaparken de, felsefe ve sonsuz, anlama yetisi ile akıl, ikilem ve diyalektik, mantık tutkusu ve metafizik gibi felsefenin ağırlıklı olarak üzerinde düşündüğü kavramları tartışmaya açıyor.

Soll’un kısa ama çarpıcı kitabı,özellikle Hegel’in felsefi yazılarının çekirdeğini oluşturan dört kitabından üçü üzerine yoğunlaşıyor.

Bunlar da ‘Tinin Fenomenolojisi’, ‘Mantık Bilimi’ ve ‘Felsefi Bilimler Ansiklopedisi’.

  • Künye: Ivan Soll – Hegel’in Felsefesine Eleştirel Bir Giriş, çeviren: Tufan Karaağaç, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 160 sayfa, 2019