Faruk Ataay – Türkiye Demokrasi Tarihi (2019)

Türkiye demokrasisi kısa tarihi boyunca inişli çıkışlı bir seyir izledi.

Ülkenin yüzünü ileriye döndüğü her an, askeri veya sivil faşist iktidarlar bunun önüne geçmek için her seferinde zaten fazlasıyla partizan ve kırılgan kırılgan olan demokratik kurumları rafa kaldırdı.

Faruk Ataay’ın bu özenli çalışması ise, Osmanlı’da modernleşmenin ilk aşaması olan 1789-1839 yılları arasından bugüne uzanarak bu toprakların demokrasi serüvenini baştan sona izliyor.

Bunu yaparken, günümüz Türkiye’sinin önemli toplumsal ve siyasal sorunlarının tarihsel kökenlerini de ortaya koyan Ataay, ekonomik, toplumsal, yönetimsel ve düşünsel boyutlarıyla bütünsel bir sosyal bilim perspektifinden hareket eden bir sentez geliştirmiş.

Kitap, Osmanlı’nın ilk modernleşme sürecinden başlayarak Tanzimat’a ve oradan da kronolojik şekilde I. Meşrutiyet ve II. Abdülhamit dönemine, II. Meşrutiyet dönemi ve İttihat ve Terakki Fırkası’na, Balkan Savaşları’ndan Kurtuluş Savaşı’na, Cumhuriyetin kuruluşu ve tek parti dönemine, çok partili hayata geçiş ve Demokrat Parti dönemine, 27 Mayıs darbesinden 12 Mart darbesine, 12 Mart darbesinden 12 Eylül’e darbesine, 12 darbesinden sonra neoliberalizme geçişe, neoliberalizmin 90’lar boyunca yaşadığı kriz ve bu süreçteki koalisyonlar dönemine ve nihayet AKP dönemine uzanıyor.

Kitap, Türkiye demokrasisinin sancılı tarihsel gelişimini incelemekle kalmıyor, daha da önemlisi, demokrasinin hep kısıtlı kalmasının ve yaşanan krizlerle sık sık kesintiye uğramasının nedenlerini de açık bir şekilde ortaya koyuyor.

  • Künye: Faruk Ataay – Türkiye Demokrasi Tarihi, Nika Yayınevi, tarih, 248 sayfa, 2019

Achille Mbembe – Zenci Aklın Eleştirisi (2019)

Zencinin ve ırkın Avrupa toplumlarının tahayyülündeki yeri, beş yüz yıldan beridir ilkellikle eş tutuluyor.

Peki, Avrupalının bu hezeyanı tam olarak neye dayanıyor?

En temel göstergeleri nelerdir?

Günümüzün önde gelen post-kolonyal düşünürlerinden Achille Mbembe, zenci olma konumu ve ondan kaynaklanan toplumsal tasarımları inceliyor.

Bunu yaparken yükselen yeni ırkçılık biçimlerine ışık tutmasıyla da önem arz eden çalışma, modern dünya tarihinin zencilerinin farklı biçimler altında nasıl yeniden üretildiğini gözler önüne seriyor.

“Zenci, göze göründüğü her yerde, duygusal dinamikleri açığa çıkartıyor ve her seferinde akıl sisteminin kendisini sınava tabi tutan akıl dışı bir taşkınlığa neden oluyor.” diyen Mbembe’nin ‘Zenci Aklın Eleştirisi’, hem tarihsel hem de güncel ırkçılık biçimleri üzerine derinlemesine bir tartışma.

  • Künye: Achille Mbembe – Zenci Aklın Eleştirisi, çeviren: Özge Arasan Simon ve Volkan Çandar, İletişim Yayınları, siyaset, 272 sayfa, 2019

Gilbert Achcar – Marksizm, Oryantalizm, Kozmopolitanizm (2019)

Gilbert Achcar, Marksizm, oryantalizm ve kozmopolitanizmi çok yönlü bir bakışla tartıştığı dört enfes metinle karşımızda.

Kitabın “Marksist Bir Perspektiften Günümüzde Din ve Politika” başlıklı ilk makalesi, Hıristiyan kurtuluş teolojisi ve İslami köktendinciliğin karşılaştırmalı bir değerlendirilmesine yapıyor.

Yazar buradan yola çıkarak Marksist bir perspektiften karşılaştırmalı dinler sosyolojisi bağlamında, Marx’ın dine bakışını ele alıyor.

İkinci makale, İslama dair alışılmamış bir “Oryantalizm” örneği sunan Saidci perspektiften hareket ediyor.

“Marx, Engels ve Oryantalizm: Marx’ın Epistemolojik Evrimi Üzerine” başlıklı üçüncü makale, Edward Said’in meşhur kitabında kendisinin başlattığı, Saidci anlamdaki Oryantalistlerin Marx’ı sınıflandırma konusunda yaşadıkları ihtilafları tartışıyor.

Bu makalenin asıl katkısı, Said’deki Marx eleştirilerine karşı eleştirilerle cevap vererek Marksizmin radikal özcülük eleştirisini gözler önüne sermesi.

Kitaptaki son makale “Marksizm ve Kozmopolitanizm” ise, kozmopolitanizm fikrinin genel bir değerlendirmesiyle başlayıp konuyla ilgili yaygın olarak kullanılan dört kavram arasındaki farkları belirtir.

Yazar ardından, bu mefhumun Marx ve Engels’in yazılarındaki kullanımı ve gelişimini inceliyor, ayrıca günümüz küreselleşme çağındaki sol içi güncel tartışmalara varana kadar kavramın Marksizm tarihindeki aşırı kullanımlarını da sorguluyor.

  • Künye: Gilbert Achcar – Marksizm, Oryantalizm, Kozmopolitanizm, çeviren: Engin Abat, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 176 sayfa, 2019

Fatma Tütüncü ve Koray Tütüncü – Trajik Hissiyat Ütopik Siyaset (2019)

Fikirleri Fransız devrimini de derinden etkilemiş Jean-Jacques Rousseau’nun edebi, felsefi, siyasi, toplumsal yazıları öylesine güçlüdür ki, günümüzde de etkilerini sürdürüyor.

Fatma Tütüncü ve Koray Tütüncü de, ahlaki çıkmazlar yaşadığımız, siyasetin ve yanı sıra toplumun muazzam bir çürümeye savrulduğu, ahlakın yozlaştığı hakikat sonrası çağımızda, Rousseau’ya dönmemizin önemi üzerine düşünüyor.

Rousseau’yu hem kendi dönemindeki düşünce yapısı hem de modern incelemelerin ışığında okuyan yazarlar, düşünürün bugün bize toplum ve siyaset üzerine düşünmek ve bu konularda çözüm üretmek açısından neler söyleyebileceğini tartışıyor.

Rousseau, insanların özü itibariyle kötü olduğu fikrini reddetmişti.

Daha da önemlisi, insanların kötülük yapsalar dahi, aslında “erdemli” davranışlara kâdir olduğunu düşünüyordu.

Bu kitabın yazarları da indirgemeci yorumların karşısına Rousseau’nun bu fikriyle özetleyebileceğimiz yaklaşımını çıkarıyor.

Yazarlar bunu yaparken de, “Kötülük de yapabilen insanlar, hangi koşullarda ‘iyi’, ‘erdemli’ olur ve tahakküm ilişkisi kurmadan birlikte yaşarlar?’ gibi hayati bir soruya yanıt arıyor.

Buradan yola çıkarak Rousseau’nun eşitliğe dayalı ve ortak çıkarı gözeten toplum fikrini kapsamlı bir şekilde irdeleyen yazarlar, birey ile toplum, kendini bilmemek ile bilmek, akıl ile duygu arasındaki karşıtlıklar konularında zihin açıcı bir okuma sunuyorlar.

‘Trajik Hissiyat Ütopik Siyaset’, sadece felsefeye değil, siyaset kuramına da ilgi duyanların ilgiyle okuyacakları bir çalışma.

  • Künye: Fatma Tütüncü ve Koray Tütüncü – Trajik Hissiyat Ütopik Siyaset: Jean-Jacques Rousseau’nun Edebi ve Siyasi Tahayyülü, Metis Yayınları, inceleme, 296 sayfa, 2019

William Outhwaite – Sosyal Teori (2019)

Sosyal teori neden vazgeçilmezdir?

Çünkü tam da siyasi ve ekonomik sorunlarla, kültürle, toplumsal cinsiyetle ya da etnik ilişkilerle ilgilenenler için biçilmiş kaftandır.

Zira bu alanların ve sorunların “hepsini birden” kapsar.

Örneğin küreselleşmeye bakalım.

Küreselleşmeye yönelik ilk açıklamalar, ekonomik boyutların ve ulus devletlere ilişkin siyasi meselelerin üzerinde durmuştu.

Oysa sosyologlar, kültürün küreselleşmesinin aynı derecede önemli ve hayati bir biçimde diğer boyutlarla ilişkili olduğuna hiç zaman kaybetmeden dikkati çektiler.

Aynısı kapitalizm, modernleşme, ulus devlet, toplum, siyaset ve akla gelebilecek daha birçok konu için de geçerli.

Sosyal teorisyenler büyük sorular sorup nesiller boyunca farklı biçimlerde tekrar tekrar bunlara geri dönerler.

William Outwhite’ın bu kısa ama yetkin çalışması da, sosyal teorinin niçin dünyayı anlamanın vazgeçilmez bir parçası olduğunu çarpıcı bir biçimde açıklıyor.

Bunu yaparken Rousseau, Marx, Simmel, Freud ve Butler gibi pek çok düşünürün fikirlerini masaya yatıran Outwhite, aynı zamanda sosyoloji, psikoloji, siyasetbilim, psikanaliz, felsefe gibi farklı disiplinlerin ortaya koyduğu birikimlerden mümkün mertebe yararlanıyor.

Sosyal teorinin kökenlerinden sosyal teorinin ilgilendiği kapitalizm, toplum, kapitalizmin kökenleri ve siyaset gibi pek çok konuyu açıklayan yazar, kitabının sonunda, çokça faydalı ek okuma önerileri de sunuyor.

  • Künye: William Outhwaite – Sosyal Teori, çeviren: Ümit Hüsrev Yolsal, Sel Yayıncılık, sosyoloji, 124 sayfa, 2019

David Harvey – Yeni Emperyalizm (2019)

David Harvey’nin bu önemli çalışması, global kapitalizmin mevcut durumuna ve bu kapitalizmde ‘yeni’ bir emperyalizmin oynadığı role odaklanıyor.

Konuya tarihsel-coğrafi materyalizm olarak adlandırdığı bir mercek üzerinden bakan Harvey, Amerika’nın tutum ve politikasında meydana gelen tarihsel değişimlerin arkasında yatan belirleyici faktörleri bir bir ele alıyor.

Harvey burada, Amerikan bütün politik faaliyetlerine yön veren asıl etkenin petrol olup olmadığı, çatırdayan ekonomisinin Amerika’nın uluslararası maceracılığa sürüklenmesindeki rolünün ne olduğu, neoliberallerin değil de yeni-muhafazakârların iktidarda olmasının Amerikan politikasında ne gibi farklılıklara sebep olduğu ve Amerikan militarizmi ile iç politikası arasındaki ilişkinin mahiyeti gibi çok önemli konuları tartışıyor.

Kitap, özellikle, Amerika’nın “yeni emperyalizm” biçiminde tezahür eden dünya üzerindeki güç gösterisinin arkasında yatan dürtüleri çok açık bir tarzda ortaya koymasıyla dikkat çeken çalışma, hem “Yeni emperyalizm” ve mevcut iktidar kurumlarıyla ilgili çarpıcı iddialarda bulunuyor hem de bu kurumların nasıl değiştirilebileceği hakkında somut öneriler, umut verici öngörüler sunuyor.

  • Künye: David Harvey – Yeni Emperyalizm, çeviri: Ahmet Nüvit Bingöl, Sel Yayıncılık, siyaset, 191 sayfa, 2019

Eveline T. Feteris – Hukuki Argümantasyonun Temelleri (2019)

Yargı kararlarının gerekçelendirilmesi, demokratik hukuk devleti idealinin en önemli unsurlarındandır.

Eveline Feteris’in bizde uzun zamandır baskısı bulunmayan bu değerli çalışması da, çeşitli ülkelerdeki ve farklı teori geleneklerindeki hukuki argümantasyon araştırmalarını ele alıyor ve bunların merkezi problemleri hakkında eleştirel bir perspektif sunuyor.

Ağırlıklı olarak hukuki argümanın analizi ve değerlendirilmesi üzerine duran yazar, şu sorular üzerinde duruyor:

  • Bir yargı kararı ne zaman doğru olur?
  • Kararların sağlam veya güçlü kabul edilebilmesi için hangi şartlar bulunmalıdır?
  • Kararlar nasıl gerekçelendirilir?
  • Farklı gerekçelendirme teorileri nelerdir?
  • Gerekçelendirme teorilerindeki çağdaş eğilim ve araştırmalar ne diyor?
  • Yapay zekâ araştırmaları yargı kararlarının gerekçelendirilmesine ilişkin ne söylüyor?

Feteris bu soruların yanıtlarını ararken Toulmin, Perelman, Alexy, Aarnio, Peczenik ve MacCormick gibi, yargı kararlarının gerekçelendirilmesi konusunda önemli ve kurucu eserler sunmuş yazarların teorilerini özetliyor, bunun yanı sıra çağdaş argümantasyon teorisindeki hukuki karar vermeyle ilgili gelişmeleri aktarıyor.

Kapsamıyla dikkat çeken çalışma, her hukukçunun kitaplığında bulunması gereken türden.

  • Künye: Eveline T. Feteris – Hukuki Argümantasyonun Temelleri: Yargı Kararlarının Gerekçelendirilmesi Teorileri Hakkında Bir Araştırma, çeviren: Ertuğrul Uzun, Pinhan Yayıncılık, hukuk, 472 sayfa, 2019

Tanıl Bora – Milliyetçiliğin Kara Baharı (2019)

Tanıl Bora’nın bu önemli çalışması, ilk olarak 1995’te, yurtta ve cihanda milliyetçiliğin büyük kabarma, “atılım” yaşadığı bir dönemde yazılmıştı.

Şimdi kitap, güncel gelişmelerin de ayrıntılı bir şekilde değerlendirildiği yeni baskısıyla raflardaki yerini aldı.

Bora buradaki yazılarında, milliyetçiliğin teksesleştirici, kıyıcı, baskıcı, boğucu dinamiğinin en yakınımızdaki kuvveti olan Türk milliyetçiliğini, sol eleştirel ve muhalif açıdan ele alıyor, bununla da yetinmeyerek, globalleşme ve “Yeni Dünya Düzeni” bağlamındaki yerleşik-kurumsal düzenin milliyetçilik eleştirisini kıyasıya eleştiriyor.

Bora burada, yerleşik kurumsal düzenin milliyetçilik eleştirisinin üzerinde özellikle duruyor.

Yazara göre, milliyetçiliğe yönelik yerleşik eleştiri, milliyetçiliğin ideolojik kalıbına oturuyor ve böylece onu yeniden üretiyor.

İkincisi de, milliyetçiliği kolayca anakronik ilân eden yerleşik eleştiri, bu ideolojinin mağduriyet ve yoksunluk algısına dayalı kimlik inşasıyla ezilenlere, ‘aşağıdakilere’ hitap etme potansiyelini gözden kaçırıyor.

Kitapta bunun yanı sıra, ele alınan diğer konular şöyle:

  • Mikro ve makro milliyetçilikler,
  • Türkiye’de milliyetçilik söylemlerinin karakteristik özellikleri,
  • Beyaz Türkler bağlamında Türk milliyetçiliği,
  • Kürt meselesinin Türk milliyetçiliğinin beka davası üzerine etkileri,
  • Türk milliyetçiliğinin inşasında vatan imgesi,
  • ‘Yurttan Yazılar’ kitabında milli coğrafyanın inşası,
  • Türki Cumhuriyetlerin Türk milliyetçiliği üzerindeki etkileri,
  • Türk milli kimliği, Türk milliyetçiliği ve Balkan sorunu,
  • Türk milliyetçi-muhafazakâr söyleminde kadın…

Künye: Tanıl Bora – Milliyetçiliğin Kara Baharı, İletişim Yayınları, siyaset, 294 sayfa, 2019

İvan Mihayloviç Mayski – Stalin ile Churchill Arasında (2019)

İvan Mihayloviç Mayski, baktığınız yere göre bahtsız yahut şanslı sayabileceğiniz kişilerden.

Çünkü kendisi, birbirinden zorlu iki mahir siyasetçinin, Churchill ve Stalin’in iktidarda bulunduğu dönemde, tam olarak 1932 ile 1943 yılları arasında Sovyetlerin Londra Büyükelçisi olarak görev yapmıştı.

Mayski’nin bu dönemi anlatan günlükleri, altın değerinde bir kaynak.

Günlükler, bu süreçteki Sovyetler ve İngiliz siyasetine dair pek çok konuyu içeriden bir bakışla ele alıyor.

Ağırlıklı olarak İkinci Dünya Savaşı öncesindeki ve sırasındaki olaylara ışık tutan günlük, Münih Antlaşması’ndan Molotov-Ribbentrop Paktı’na, Churchill’in savaşma kararlılığından Almanların Rusya’ya saldırmasına, “ikinci cephe” açılması tartışmalarından Türkiye’nin savaşa girmesi için yapılan baskılara kadar pek çok konuyu kapsıyor.

Mayski’nin günlükleri zengin portreleriyle de dikkat çekiyor.

Zira burada karşımıza, Churchill ile Stalin’in yanı sıra, Roosevelt, Lloyd George, Chamberlain, Litvinov, Molotov, Tevfik Rüştü Aras ve İsmet İnönü gibi siyaset sahnesinin önde gelen isimleri kadar Bernard Shaw, Beatrice Webb, Mihail Şolohov gibi düşün ve edebiyat sahnesinin önemli simaları da karşımıza çıkıyor.

Gabriel Gorodetsky günlükleri, Rus arşivlerinde çalışırken tesadüf sonucu buldu ve üzerinde titizlikle çalışarak kitap haline getirdi.

Kuşkusuz bu katkısıyla, büyük bir teşekkürü hak ediyor.

  • Künye: İvan Mihayloviç Mayski – Stalin ile Churchill Arasında, hazırlayan: Gabriel Gorodetsky, çeviren: Deniz Berktay, İş Kültür Yayınları, günlük, 888 sayfa, 2019

Sebahattin Şen – Gemideki Hayalet (2019)

Kürtlük ve Türklük, Türk sinemasında nasıl temsil edildi?

Sebahattin Şen, sinema sosyolojisi açısından bu çok önemli çalışmasında, pek çok filmi derinlemesine inceleyerek sinemada Türklüğün ve Kürtlüğün nasıl inşa edildiğini ortaya koyuyor.

Çalışma, Türklük ve Kürtlük ekseninde üretilen iktidar, tahakküm ve şiddet ilişkilerini görünür kılıyor, Türklük ile Kürtlük arasında tarihsel olarak süregelen ilişkiye egemenlik ve iktidar ilişkilerini merkeze alarak bakıyor.

Kitapta ele alınan kimi konular şöyle:

  • Türklüğün ve Kürtlüğün diyalektik inşası,
  • Türk Sinemasının “Doğu”yu keşfedişi ve bu süreçte Doğu’nun icat edilişi,
  • 60’larda, Kürtlüğün ve Türklüğün Kemalist imgesi,
  • 70’lerde Kürtlerin sol-popülist temsilleri ve Kürtlere ilişkin oryantalist/kolonyalist söylem,
  • Kürtlüğün etnografikleştirilmesi,
  • Cinselleştirilen Kürtlük,
  • Kürtlüğün eğretilemesine dönüşen suskun kadınlar,
  • Bir varoluş çabası olarak Kürt sineması,
  • Kürt sinemasının politikleşmesi…

Sonuç olarak ‘Gemideki Hayalet’, Türk sinemasındaki Kürtlük ve Türklük kurgularını, egemenlik ilişkileri içerisine yerleştirerek incelemesiyle dikkat çekiyor.

  • Künye: Sebahattin Şen – Gemideki Hayalet: Türk Sinemasında Kürtlüğün ve Türklüğün Kuruluşu, Metis Yayınları, sinema, 360 sayfa, 2019