Eray Emin Aydemir – Ölümsüzlüğe Uyanış (2019)

Eray Emin Aydemir ‘Ölümsüzlüğe Uyanış’ta, İstanbul’dan başlayıp Mısır’a uzanan ezoterik bir yolculuğu hikâye ediyor.

Roman, başkahramanının Keops piramidinin içinde geçirdiği bir kazayla açılıyor.

Kazanın ardından, kahramanımız ezoterik yolculuğuna başlayacaktır ve bu yolculukta ona Dante, Spinoza, Newton, Albert Pike, Mevlana ve Buddha gibi tarihin önemli isimleri eşlik edecektir.

Bu esnada, yaradan-yaratılan birlikteliği, hayatın anlamı, insanın neden var olduğu ve neden yok olacağı gibi pek çok konuya uzanan ve birçok ezoterik sembolle bezenmiş roman, ayrıca İsis ile Osiris’in inisiyasyon sistemlerinden de bahsediyor.

  • Künye: Eray Emin Aydemir – Ölümsüzlüğe Uyanış, Hermes Yayınları, roman, 104 sayfa, 2019

Erhan Altunay – İstanbul’un Pagan Çağı (2019)

Avrasya Boğaz tüp geçit projesi kapsamında Yenikapı’da devam eden çalışmalar sırasında, Tayyip Erdoğan’ın, “Üç beş çanak çömlek Marmaray’ı dört yıl geciktirdi. Yazık değil mi günah değil mi?” dediği Theodosius limanının devamı ortaya çıkarılmıştı.

Peki, Theodosius limanının önemi nedir?

Limanın asıl önemi, neolitik dönem buluntularıyla birlikte İstanbul’un tarihini tam 8 bin 500 yıl geriye götürmesi.

Başka bir deyişle bu kazılardan edinilen bulgularla İstanbul’un ilk çağlarına, yani şehrin Hıristiyanlığın hâkimiyetine kadar geçen sürecine gidebiliyoruz.

İşte Erhan Altunay’ın bu çalışması, Marmaray kazıları sayesinde nasıl muazzam bir kaynağa kavuştuğumuzu gözler önüne sermesiyle çok önemli.

Altunay burada, İstanbul’un pagan çağında neler yaşandığını ve bu kadim şehrin kuruluş efsanesini anlatıyor.

Çalışmayı, İstanbul’un antik tarihi hakkında kaçırılmayacak bir kaynak olarak öneriyoruz.

  • Künye: Erhan Altunay – İstanbul’un Pagan Çağı: Bizans Öncesi İstanbul, Destek Yayınları, arkeoloji, 152 sayfa, 2019

Hakan Güngör – Biz Güzel Bir Aileyiz (2019)

Yeşilçam’ın sıcak aile filmlerinin piri, Ertem Eğilmez’dir.

Eğilmez’in açtığı yoldan ilerleyen başka yönetmenler de; yoksul ama onurlu, namuslu, haddini bilen, paylaşmaktan mutlu olan aile filmleri çekmeye başladı.

Sev Kardeşim, Yalancı Yârim, Oh Olsun, Mavi Boncuk, Bizim Aile, Aile Şerefi, Gülen Gözler ve Neşeli Günler bu yapımlar arasında en unutulmaz olanlardır.

Bu filmlerin bir diğer katkısı da, sinemamıza unutulmaz karakterler armağan etmesidir.

Biz Adile Naşit, Münir Özkul, Tarık Akan, Kemal Sunal, Ayşen Gruda, Zeki Alasya, Metin Akpınar ve Şener Şen gibi büyük ustaları ilk kez bu filmlerde gördük.

İşte Hakan Güngör’ün bu çalışması, bu filmlerin sıkı bir analizini sunuyor.

Güngör, söz konusu aile filmlerini başarılı kılan esas etkenleri açıkladığı gibi, bu filmlerin o dönemin Türkiye toplum ve siyaset hayatında ne ifade ettiğini de tartışıyor.

Bu bağlamda yazar, söz konusu filmlere yönelik; toplumdaki sınıfsal yarılmayı görünmez kıldıkları, kadının toplumsal konumundaki değişim isteğini ve mücadelesini yok saydıkları ve hâlihazırdaki toplumsal düzeni ve yaşantıyı olağanlaştırdıkları gibi eleştirileri irdeliyor.

Dolayısıyla Güngör’ün çalışması, güzelleme yapmak yerine bu filmleri bütün yönleriyle anlatıyor ve böylece sinema tarihimize önemli katkı sunuyor.

  • Künye: Hakan Güngör – Biz Güzel Bir Aileyiz: Yeşilçam Aile Filmlerinden Hiç Bilmediğiniz Sırlar, Anılar, Ayrıntılar, h2O Kitap, sinema, 192 sayfa, 2019

Jared Diamond – Çöküş (2019)

Jared Diamond ünlü eseri ‘Tüfek, Mikrop ve Çelik’te, bilimsel verileri herkesin anlayabileceği bir biçimde açıklayarak insanlık tarihinin nasıl geliştiğini adım adım ve çarpıcı verilerle izlemişti.

Kitap özellikle, Batı uygarlığının, dünyanın büyük bir kısmına hâkim olmasının arkasındaki ayrıcalık ve teknolojileri tarihsel olarak nasıl kazandığını kapsamlı bir şekilde ortaya koymasıyla dikkat çekiyordu.

Diamond, şimdi de, ‘Çöküş’le karşımızda.

Genişletilmiş ve gözden geçirilmiş yeni baskısıyla ‘Çöküş’, ‘Tüfek, Mikrop ve Çelik’ten farklı olarak yönünü kaybeden uygarlıklara, tarihte yitip gitmiş uygarlıklarının yıkılışının ardındaki nedenlere dönüyor.

Kitap, bu uygarlıkların tarih sahnesinden çekilmelerinin nedeni neydi ve bizler, yıkılan bu kadim uygarlıkların trajik sonlarından neler öğrenebiliriz sorularına aydınlatıcı yanıtlar veriyor.

Nasıl oluyor da bazı uygarlıklar karşı karşıya kaldıkları krizleri yaratıcı çözümlerle aşarken bazıları bu sorunlarla hiçbir şekilde baş edemiyor?

Örneğin Çin ve Avusturalya’nın bunların ilkine örnek olmasının nedenleriyle Ruanda ve Haiti’nin ikinci gruba dâhil olmasının nedenleri nelerdir?

Diamond bu sorulara yanıt arıyor ve bunu yaparken de, dünya uygarlıklarının çöküşünü tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor, başarısızlığa uğrayan bu medeniyetlerin tecrübelerinden nasıl yararlanılabileceğini irdeliyor.

  • Künye: Jared Diamond – Çöküş: Toplumlar Başarısızlığı ya da Başarıyı Nasıl Seçerler?, çeviren: Barış Baysal, Pegasus Yayınları, tarih, 744 sayfa, 2019

Kolektif – Kelimelerin Kıyısında (2019)

Halide Edip Adıvar, Sabiha Sertel, Azra Erhat, Mina Urgan, Tomris Uyar ve Pınar Kür, Türkiye’de kadın çevirmenler dendiğinde ilk akla gelecek isimlerdendir.

Kuşkusuz bu isimler, bu alanda en çok tanınan kişilerdir, fakat emeği hiç görünmeyen pek çok kadın çevirmenden de bahsedilebilir.

Bu derleme de, Cumhuriyet tarihinin özellikle birinci ve ikinci kuşak kadın çevirmenleri hakkında muazzam bir tarih çalışması oluşuyla büyük önem arz ediyor.

Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim Bölümü’nün doktora programında Şehnaz Tahir Gürçağlar’ın rehberliğinde başlayan çalışma, pek çok kadın çevirmenin portresini sunuyor ve bunları, somut bir tarihsel-kültürel bağlam içinde, sosyolojinin ve çeviribilimin gözünden inceliyor.

Cumhuriyet tarihi boyunca, kültür hayatımıza büyük katkılarda bulunmuş kadın çevirmenlerin olağanüstü emeğini görünür kılan kitapta, yukarıdaki isimlerin yanı sıra ele alınan kadın çevirmenler şöyle:

Seniha Bedri Göknil, Melahât Togar, Adalet Cimcoz, Güzin Dino, Nihal Yeğinobalı, Gönül Suveren, Gülten Suveren, Belgin Dölay, Fatma Artunkal ve Zeynep Bekdik.

  • Künye: Kolektif – Kelimelerin Kıyısında: Türkiye’de Kadın Çevirmenler, İthaki Yayınları, derleyen: Şehnaz Tahir Gürçağlar, İthaki Yayınları, inceleme, 382 sayfa, 2019

Françoise Dastur – Ölümle Yüzleşmek (2019)

İnsan, ölümün bilincindedir ki, en büyük trajedisi de budur.

Bunun sonucu olarak da felsefenin ezelden beri üzerinde en çok tartıştığı konulardan biri, şüphesiz ölümdür.

Peki, ölümle nasıl yüzleşiriz, neden ölümle yüzleşme cesareti gösterebilmeliyiz?

Ve daha da önemlisi, felsefe biz ölümlülere, ölümle yüzleşmenin yollarını sunabilir mi?

Françoise Dastur’un bu kısa ama çarpıcı metni, tam da bu soruların yanıtlarını aramasıyla önemli.

Dünyada var olmadığımızı hayal bile edemiyorsak, kendi ölümümüzle nasıl bir bağlantı kurabiliriz?

Bu yaman sorunun yanıtını arayanlar, ‘Ölümle Yüzleşmek’i muhakkak okumalı.

Kitaptan iki alıntı:

“Ruhun ölümsüzlüğüne olan inanç, ‘aydınlanmış’ modern çağda ne pahasına olursa olsun defedilmesi gereken salt metafizik bir hipotez ya da ideolojik bir üstyapı değildir.”

“Nasıl ki doğmuş olmak, her birimiz için pek çok belirlenimi ister istemez miras almak anlamına geliyorsa, gelmekte olan ölümümüzle de öyle yüzleşmeye mecburuz.”

  • Künye: Françoise Dastur – Ölümle Yüzleşmek: Felsefi Bir Soruşturma, çeviren: Sinan Oruç, Pinhan Yayıncılık, felsefe, 64 sayfa, 2019

Zafer Balpınar – İsrail Perspektifinden İki Devletli Çözüm (2019)

Bölgesel ve uluslararası konjonktür, uzun sürmüş İsrail-Filistin sorununun aşılmasında, bugün iki devletli çözümden yana.

Zafer Balpınar da bu önemli çalışmasında, İsrail’in Filistin tarafıyla barışı sağlayacak iki devletli çözüme İsrail’in kendi perspektifinden nasıl baktığını irdeliyor.

Balpınar kitabının ilk bölümünde, Filistin’in müstakbel Yahudi yurdu olarak belirlenmesi sonrasında Filistin coğrafyasına gelmeleriyle birlikte bölgede yaşayan yerel Arap halkla temasını, birlikte yaşama sorununu çözmeye yönelik arayışlarını, uluslararası aktörlerin meseleye müdahil olmasını, Yahudilerin bölgedeki dinamikleri kendi lehlerine çevirme çabalarını, büyük güçlerin iradesinin aksine çıkarlarını koruma mücadelesini, sunulan çözüm önerilerine yaklaşımlarını, barışçıl çözüme yönelik lehte ve aleyhteki Yahudi düşüncelerini ve bunun gibi önemli konuları tartışıyor.

Kitabın ikinci bölümünde, iki devletli çözüm siyasi liderlerin görüşleri ve eylemleri bağlamında ele alınıyor.

Balpınar burada, İzak Şamir, İzak Rabin, Ehud Barak, Ariel Şaron, Ehud Olmert ve Binyamin Netanyahu’nun siyasi tutumları, Oslo süreci öncesi ve sonrasında İsrail’in iki devletli çözüm anlayışına yön veren köşe taşı aktörler olarak irdeliyor.

Kitabın analiz bölümünde ise, İsrail’in tek devlet ve iki devlet seçenekleri arasında yaşadığı gel-gitler, din-toprak-kimlik ilişkisinin çözüm arayışındaki yeri, İsrail’in iki devletli çözüme tehdit ve avantaj açılarından bakışı, çözüme yönelik kolaylaştırıcı ve zorlaştırıcı faktörler, İsrail’in siyasi dinamiklerinin çözüme olan etkisi, Filistinlilerin çözüm ortağı olarak ele alınma şekli ve bunun gibi konular ele alınıyor.

  • Künye: Zafer Balpınar – İsrail Perspektifinden İki Devletli Çözüm, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, siyaset, 532 sayfa, 2019

Bronislaw Malinowski – Yabanıl Toplumda Suç ve Gelenek (2019)

Trobriand adası yerlilerini inceleyerek, ilkel kabilelerdeki toplumsal işleyişi ayrıntılı bir şekilde ortaya koyan bir düşünce klasiği.

Yerlilerde geleneklere uyma, ekonomik yükümlülükler, dinsel yasalar ve yasal baskı aracı olarak büyücülük, kitabın dikkat çekici konuları arasında.

‘Yabanıl Toplumda Suç ve Gelenek’, yayımlandıktan sonra ve bugün pek çok tartışmaya konu olsa da, sosyal bilimlerde halen olanca etkisiyle kendine yer bulabilen, temel metinlerden biridir.

  • Künye: Bronislaw Malinowski – Yabanıl Toplumda Suç ve Gelenek, çeviren: Şemsa Yeğin, İthaki Yayınları, antropoloji, 128 sayfa, 2019

Ronald Grigor Suny – Bakü Komünü (2019)

Batı ülkelerinde Ekim Devrimi’nin tarihi yazımı, olayları neredeyse tamamen Petrograd ve Moskova ekseninde ele alarak 1917-1918’deki geniş tabloyu görmezden gelir.

Oysa Bakü örneğine bakıldığında, bazı merkezlerde devrimin izlediği yol Petrograd’da yaşanılandan oldukça farklı bir çizgide gelişmişti.

İşte Ronald Grigory Suny’nin bizde yeniden basılan, ilk kez 1972’de yayımlanmış elimizdeki çalışması, Rus İmparatorluğu’nun Hazar limanı, petrol başkenti Bakü’de devrimin ilk bir buçuk yılına yakından bir göz atarak bu dengesizliği gidermesiyle büyük önem arz ediyor.

Bilindiği gibi, Rus, Müslüman, Ermeni gibi farklı etnik gruplardan emekçilerin bir arada yaşadığı kozmopolit bir petrol ve işçi kenti olan Bakü’de Bolşevik önder Isdepan Şahumyan önderliğinde, Paris Komünü’nden esinlenerek ilan edilen bir Komün kurulmuştu.

Suny’nin de gözler önüne serdiği gibi, Bakü’nün kendine özgü durumu, sınıf ve ulus savaşımının birlikte yaşanması, daha iyi bilinen merkezi Rusya’ya dayandırılan genellemelerin doğrulanması için çok yararlı bir kaynak oluşturuyor.

Suny’nin çalışması, Bakü Komünü’nün devrim tarihi içinde nasıl çok hayati bir durak olduğunu ortaya koyduğu gibi, bu deneyimi enine boyuna izleyerek Sovyet Devrimi’nin bütünlüğüne katkıda bulunuyor.

Kitap, Bakü Komünü’nün hangi çelişkilerle malul olduğunu, kentteki işçi hareketinin kendine has karakterinin ne olduğunu ve kentin nasıl olup da işçi hareketi için önemli bir merkez haline dönüştüğünü ve Komün’ün başarılarını ve karşılaştığı sorunları kapsamlı bir şekilde izliyor.

  • Künye: Ronald Grigor Suny – Bakü Komünü, çeviren: Kudret Emiroğlu, Aras Yayıncılık, tarih, 368 sayfa, 2019

Cal Newport – Dijital Minimalizm (2019)

Cal Newport, dağıtık algoritmalar teorisi alanındaki bilimsel çalışmalarının yanı sıra, teknoloji-kültür ilişkisini irdelediği kitaplarıyla da biliniyor.

Newport, dijital teknolojilerin toplumsal etkileri, verimli çalışma biçimleri ve kalıcı değer üretimi konularında da tanınan bir isim.

Newport’un elimizdeki kitabı ise, modern dijital hayatın beraberinde getirdiği tükenmişlik duygusuna karşı neler yapabileceğimizi irdeliyor.

Newport’un burada, içinden geçmekte olduğumuz teknolojik doz aşımı döngüsünün üstesinden gelebilmemiz için önerdiği yol, “dijital minimalizm”.

Dijital araçlarla kurduğumuz ilişkide azın çok olabileceği inancına dayanan dijital minimalizmi, teknolojiyi basitleştirmek şeklinde özetleyebiliriz.

Newport, kitabı boyunca, internette geçirdiğimiz zamanı tavizsiz bir şekilde nasıl azaltabileceğimizi anlatıyor, daha da önemlisi bu konuda işimize yarayacak pek çok uygulama sunuyor.

Kitap iki kısma ayrılmış.

Newport, birinci kısımda, öncelikle insanların dijital hayatlarını giderek dayanılmaz hale getiren etkileri yakından inceliyor ve ardından dijital minimalizmin felsefi temellerini açıklıyor.

Kitabın ikinci kısmı, dijital minimalizmi sürdürebilir bir yaşam tarzına çevirmemize yarayacak birtakım fikirler ele alınıyor.

Yazar burada, gönüllü yalnızlığın önemi ve bugün çoğu insanın bilinçsizce cihaz kullanmaya ayırdığı vakti kaliteli boş zaman aktivitelerine ayırmanın gerekliliği üzerine derinlemesine düşünüyor.

  • Künye: Cal Newport – Dijital Minimalizm: Ekran Bağımlılığı ve Teknoloji Yorgunluğuu Sarmalından Kurtulmak İçin Bir Yol Haritası, çeviren: Cansen Mavituna, Metropolis Kitap, inceleme, 237 sayfa, 2019