Joseph Heller – Madde 22 (2019)

Joseph Heller’ın kült yapıtı ‘Madde 22’, İkinci Dünya Savaşı üzerine şu ana kadar yazılmış en muazzam romanlardan biri.

Özellikle sıra dışı karakterleri ve kendine has kurgusuyla öne çıkan roman, hem faşizmle hesaplaşması hem insanın savaşta nasıl korkutucu bir varlığa dönüşeceğini çarpıcı şekilde göstermesi ve hem de kara mizahı adeta bir enstrüman gibi kullanmasıyla çoktan bir modern klasik oldu.

‘Madde 22’, İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikan ordusunda bombardıman pilotu olarak görev yapmış Yossarian’ın başından geçenler üzerine kurulmuş.

Yossarian burada, savaş bürokrasinin nasıl çalıştığını görecek, iktidarın ne denli pervasız olabileceğine ve insanın nasıl raydan çıkabileceğine yakından tanıklık edecektir.

Çürümüş, yoldan çıkmış bir dönemi resmetmekle birlikte ‘Madde 22’, edebiyata mizahı getiren bir roman olarak da bilinir ve ayrıca yayımlandığı günden itibaren savaş karşıtlığının en güçlü metinlerinden biri haline geldi.

Kitabın başkahramanı Yossarian gibi Joseph Heller’ın de İkinci Dünya Savaşı’nda bombardıman uçağı pilotu olarak çalıştığını ve romanın aslı gücünü Heller’ın bu deneyimden aldığını da ayrıca belirtelim.

  • Künye: Joseph Heller – Madde 22, çeviren: Niran Elçi, İthaki Yayınları, roman, 608 sayfa, 2019

Uta Loeckx – Dil Hakkı (2019)

Uta Loeckx’in bu kitabı, dil hakkı ve çokdilli yaşam konusu üzerine temel bir eser.

Resmi olarak da tanınan üç geleneksel dilin konuşulduğu Belçika ile dört dilin konuşulduğu İsviçre örneklerinden yola çıkarak Loeckx, bu iki ülkenin dil sorununun çözümü konusunda bugün bize neler sunabileceğini tartışıyor.

İki ülkenin uyguladığı çözümler sayesinde, farklı dil gruplarının barış içinde bir arada yaşayabildiğini gösteren Loeckx, dil hakkına ilişkin bu iki ülkede sürdürülen hukuki tartışmaların ve yasal düzenlemelerin tarihi seyrini enine boyuna izliyor.

Loeckx bunun yanı sıra, dil hakkının toplumsal hayatın farklı alanlarında nasıl hayata geçirildiğini de örnekler eşliğinde sunuyor.

Kitabın bir diğer katkısı da, bu konuları ele alırken Belçika ve İsviçre Federal Anayasaları ile İsviçre’deki çokdilli kantonların (Bern, Waadt, Graubünden ve Freiburg) anayasalarını da incelemesi.

  • Künye: Uta Loeckx – Dil Hakkı: Azınlık Dilleri ve Çokdilli Yaşam, çeviren: Yakup Coşar, Dipnot Yayınları, dil, 272 sayfa, 2019

James George Frazer – Ruhun Tehlikeleri ve Tabu (2019)

İlksel toplumlarda tabu büyük bir etkiye sahipti.

Bir yandan toplumu dizginlemek, öte yandan iktidarı sağlam kılmak, tabunun birçok işlevinden ikisiydi.

Antropolojinin bir disiplin olarak gelişiminde büyük payı olan James George Frazer da bu kitabında, tabu olgusunu çok yönlü bir bakışla irdeliyor.

Frazer’ın burada asıl ilgilendiği konu, tabu olgusunu krallar ve rahipler gibi kutsal kişilikler üzerinden ele alması.

Kitap, eski toplumlarda tabunun ne denli çeşitli ve zengin bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymasıyla özellikle önemli.

Kitaptan birkaç alıntı:

Yahudi avcılar öldürdükleri hayvanın kanını akıtır ve üstünü toprakla örterlerdi. Hayvanın ruhunun ya da hayatının kanın içinde olduğuna, daha doğrusu kanın bizzat ruh ya da hayat olduğuna inandıkları için kanlı et yemezlerdi.

İskoçya’nın kuzeydoğusunda bir kişi ölür ölmez, “ölümün içlerine girmesini engellemek için” evdeki bütün yemeklerin, tereyağı, peynir, et ve viskinin içine çivi veya örme teli gibi bir demir parçası sokulurdu.

Hayal de insanı yerçekimi kadar etkilemekte olup en az siyanür asidi kadar öldürücüdür.

Yıldızların rotasını ve hızını ne kadar değiştirebilirsek, ahlaki değişimin sürecini de ancak o kadar değiştirebiliriz.

Hiçbir dikkatli ve tarafsız gözlemci bir halkın yasal kodları gibi etik kodlarının da sürekli bir değişim ihtiyacı içinde olduğunu tartışma konusu yapmayacaktır.

  • Künye: James George Frazer – Ruhun Tehlikeleri ve Tabu, çeviren: İsmail Hakkı Yılmaz, Pinhan Yayıncılık, antropoloji, 392 sayfa, 2019

Stanley B. Alpern – Afrikalı Amazonlar (2019)

Amazonlar mitten öteye geçemese de, Afrika’nın ataerkil geleneğinde boy gösteren savaşçı Dahomey kadınları, tabiri caizse iliklerine kadar gerçekti.

Dahomey kızları, küçük yaşlardan itibaren savaşmayı, silah kullanmayı, acıyla baş etmeyi öğreniyordu.

Dahomey kızları yaşadıkları coğrafyanın zorlukları nedeniyle her şeyden önce maharetli birer savaşçıydı, fakat aynı zamanda avcılık, dans ve müzik konusunda da çok ustaydılar.

İşte Stanley Alpern’in bu önemli çalışması, bu sıra dışı kadınlar hakkında şu ana kadar yapılmış en iyi çalışmalardan biri.

Kitapta,

  • Dahomey’in kökenleri,
  • Dahomey kralları,
  • Fil avcısı, polis, saray muhafızı ve kadın askerler olarak Dahomey kadınlarının yetiştiriliş tarzı,
  • Dahomey kadınlarının askere alınışı,
  • Giyim tarzları,
  • Kullandıkları silahlar,
  • Beden ve askeri eğitimleri,
  • Danslar, müzik ve şarkıları,
  • Geçim yöntemleri,
  • Muharebe düzeni,
  • 1890 ve 1892’de Dahomeylerin Fransa’yla giriştiği savaş,
  • Ve bunun gibi birçok ilgi konu ele alınıyor.

Stanley Alpern, ABD Enformasyon Dairesi’nde beşi Afrika’da olmak üzere yirmi iki yıl çalıştıktan sonra 1977 yılında emekli oldu.

Alpern, emekli olduktan sonra tüm vaktimi Afrika’nın sömürgecilik öncesi tarihini araştırıp yazmaya ayırdı.

İşte ‘Afrikalı Amazonlar’ da bu çalışmaların en güzide meyvelerinden biri olarak karşımızda duruyor.

  • Künye: Stanley B. Alpern – Afrikalı Amazonlar: Dahomey’in Kadın Savaşçıları, çeviren: İpek Yardımcı, Ayrıntı Yayınları, tarih, 320 sayfa, 2019

Özgür Taburoğlu – Tanpınar Sözlüğü (2019)

Türkiye edebiyatı ve düşün dünyası dendiğinde, Ahmet Hamdi Tanpınar başlı başına bir ekol olarak karşımıza çıkar.

Yazar bize armağan ettiği muazzam eserlerle olduğu kadar, dillerle kurduğu ilişki, kavramları kullanma biçimi, daha doğru bir ifadeyle özgün bir dil geliştirmesiyle de bilinir.

İşte bu sözlük, Tanpınar’ın romanları ve kuramsal metinlerinde sıklıkla karşımıza çıkan maddeleri açıklayan bir başvuru kaynağı.

Özgür Taburoğlu burada, “akis”ten “âlem”e, “aksülamel”den “boşluk”a, “fert”ten “hamle”ye, “muhayyile”den “musiki”ye, yazara ait yaklaşık üç yüz simgeyi kapsamlı bir şekilde açıklıyor.

Tanpınar’ın dünyasına daha iyi girmek isteyen her okurun elinin altında bulunması gereken bir sözlük olarak şiddetle tavsiye olunur.

  • Künye: Özgür Taburoğlu – Tanpınar Sözlüğü: Şahsi Bir Masalın Simgeleri, Doğu Batı Yayınları, sözlük, 347 sayfa, 2019

Stefan Zweig – Dünün Dünyası (2019)

“Kendimi, başkalarına hayat hikâyemi anlatacak kadar önemsememiştim hiç. Beni ana kahramanı yapacak ya da odak noktasına koyacak bir kitaba, bir kuşağın yaşayabileceği ne kadar çok olay, felaket ve sınav varsa hepsiyle karşı karşıya kaldıktan sonra cesaret edebilecekmişim demek.”

Yaşadığı dönemle olduğu kadar trajik sonuyla da Stefan Zweig, bir kuşağın yaşayabileceği felaket ve sınavların ne denli zorlu olabileceğinin en çarpıcı örneğidir.

Dolayısıyla bu kitap da, Zweig’ın otobiyografisi olduğu kadar tüm tarih boyunca eşi örneği az bulunur o kuşağın yazgısı olarak okunmalı.

Zweig burada, doğup büyüdüğü Habsburg İmparatorluğu’nun çöküşünü, Avrupa’nın Birinci Dünya Savaşı’na uzanan süreçteki toplumsal ve kültürel durumunu, savaştan sonra Avrupa’nın altüst oluşunu, Hitler’in önlenemez yükselişini ve bütün Avrupa’yı esir alışını, dostların birbirine düşman oluşunu hem usta bir yazar hem de maharetli bir belgeselci titizliğiyle anlatıyor.

Kitap aynı zamanda, Zweig’ın Rilke, Joyce, Rolland, Freud, Rodin, Gorki, Rathenau ve Verhaeren gibi isimlere dair ilginç yorumlarını da barındırıyor.

  • Künye: Stefan Zweig – Dünün Dünyası, çeviren: Gülçin Wilhelm, İletişim Yayınları, otobiyografi, 412 sayfa, 2019

Gökçe Zeybek Kabakcı – Maksimum Korunma (2019)

Gökçe Zeybek Kabakçı, duygular sosyolojisi, korku kültürü, eleştirel reklam çalışmaları, iletişim sosyolojisi, siyasal psikoloji, toplumsal cinsiyet ve dijital hikâye anlatımı alanlarında çalışmalarını sürdürüyor.

Yazarın bu kitabı da, rasyonaliteden çok duygulara hitap eden reklamları, çok yönlü bir bakışla masaya yatırıyor.

Reklamlardan hiçbir şekilde kaçamıyoruz.

Zira reklam bir bukalemun gibi her girdiği ortamın biçimine kendini uydurabildiği için, gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası haline geldi:

Gazetelerin sayfalarında karşımıza çıkıyor, birçok dergide yazıdan çok reklam yer alıyor, çoğu sinema salonunda film izleyebilmenin bedeli yaklaşık yirmi dakika süren reklamlar izlemek, radyo, internet ve akla gelebilecek hemen her mecra reklamlar tarafından işgal edilmiş durumda.

Kabakçı’nın, reklamı bir kültürel ve ideolojik metin olarak kavramakla birlikte reklama anlam ve duygulanım üreticisi olarak yaklaşması çalışmayı özgün kılan hususlardandır diyebiliriz.

Yazar, reklamı ideolojiyle sınırlı görmenin, onu yalnızca zihinsel bir faaliyet olarak ele almak yanılgısını yaratabildiğini, oysa reklam ekonomik amaçlı bir telkinden ibaret olmadığını; hatta kendini ekonomik amaçtan çok bir oyun, şenlik, topluluğa aidiyet ilanı olarak sunduğunu belirtiyor.

Yarattığı anlam ve duygu dünyası sayesinde reklam, gündelik yaşam içindeki ilişkilerimizi, dünya görüşümüzü, kendilik algımızı etkileme, bir ruh hali yaratma özelliğine de sahiptir.

Dolayısıyla reklamlar bizi tüketime teşvik ederken aynı zamanda belirli anlamların ve duyguların, özellikle de korku ve kaygıların dolaşıma girmesini sağlayarak bir duygusal iklimin yaratılmasına katkıda bulunur.

İşte Kabakçı da, reklamlar üzerinden korkunun hangi göstergeler, hangi söylemler, hangi bedenler aracılığıyla çağımızın pathosu haline geldiğini net bir şekilde gözler önüne seriyor.

  • Künye: Gökçe Zeybek Kabakcı – Maksimum Korunma: Korku Çağında Reklam, İletişim Yayınları, sosyoloji, 208 sayfa, 2019

Pierre Bourdieu – Bir Pratik Teorisi İçin Taslak (2019)

‘Bir Pratik Teorisi İçin Taslak, Pierre Bourdieu’nün Cezayir çalışmalarıyla başlayan ilk dönem eserleri ve temel kavramlarını daha iyi kavramak için şahane bir giriş.

İlk baskısı 1972’de yapılan kitap iki bölümden oluşuyor.

‘Kabiliye Üzerine Üç Etnoloji Çalışması’ adlı ilk kısımda Bourdieu, Kabiliye’de şerefe yüklenen anlam ve rolleri, dil ve anlatılar üzerinden inceleyerek topluluk ilişkilerinin kurallarına ve yaptırımlarına dikkat çekiyor.

Bu kısımdaki ayrıca, Kabiliye evlerinin mekânsal kurgusu ile gündelik pratikler ve toplumsal cinsiyet arasındaki ilişki ele alınıyor ve akrabalık ilişkileri, evlilik stratejileri ve yeniden üretim mekanizmalarını inceleniyor.

‘Bir Pratik Teorisi için Taslak’ başlıklı ikinci kısımda ise, bilimsel araştırmada gözlemcinin ve teorik bilginin konumlarına ilişkin bir inceleme yer alıyor.

Bourdieu bu incelemenin ardından yapı, pratik, beden ve zaman başlıkları altında pratiğin teorisini şekillendiriyor.

Bourdieu düşüncesinin yapıtaşlarından habitus ve sembolik sermaye kavramlarının öne çıktığı bu teorik kısım, pratiklerin ekonomisine dair bir inceleme ile son buluyor.

Kitabın sonunda ise ‘Ekonomik Pratikler ve Zamansal Yatkınlıklar’ adlı bir sonuç bölümü yer alıyor.

Bu kitabı, bu alanda çalışan akademisyenler kadar öğrenciler için de muhakkak başvurulması gereken bir kaynak olarak tavsiye ediyoruz.

  • Künye: Pierre Bourdieu – Bir Pratik Teorisi İçin Taslak: Kabiliye Üzerine Üç Etnoloji Çalışması, çeviren: Nazlı Ökten, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 270 sayfa, 2019

Geoffrey Swain – Rus Devrimi’nin Kısa Tarihi (2019)

Rusya’daki 1917 Ekim Devrimi, 20. yüzyılın geri kalanı için politik haritayı yeni baştan çizdi.

Devrim, dünyadaki ilk komünist deneyi başlattığı gibi, devrimin 1920’ler ve 30’lardaki zaferi, bir tepki olarak Avrupa’da faşizm ile Nazizmin yükselişini tetikledi ve yaşanan gelişmeler İkinci Dünya Savaşı’nın barbarca dehşeti ile doruğa ulaştı.

Geoffrey Swain de elimizdeki çalışmasında, , Şubat 1917 ile Temmuz 1918 arasında Rusya’da yaşanan karmaşık olayların kısa tarihini ayrıntılı bir bakışla izliyor.

Swain, Ekim Devrimi’nin, daha önce başarısız 1905 Devrimi’nde Rus kitleler tarafından ifade edilen devrimci arzuların zirvesini temsil ettiği, “Ekim”in özünün, devrimi, Çar’ın devrildiği Şubat’ta bulunmuş olduğu yola geri döndüren itibarsız bir Geçici Hükümet’e karşı bir halk ayaklanması olduğunu iddia ediyor.

Swain’in bir diğer iddiası da şöyle:

Rus işçi sınıfı 1905’ten itibaren istikrarlı bir biçimde reformistten ziyade devrimciydi ve Şubat 1917’de ortaya çıkan sapma yeni kurulan Sovyet’in başına önde gelen reformistleri rastlantısal olaylar sonucu getirdi, Haziran sona ermeden, belki de daha öncesinde Bolşevikler işçi sınıfının geleneksel devrimci reaksiyonunu yeniden ortaya çıkarmak için büyük çaba harcadı.

Yazar bu iddiaları açıklamaya koyulurken, Çar’ın Şubat 1917’de alaşağı edilmesi ile başlayan sürecin ne zaman ve nasıl raydan çıktığını ve parti disiplinine dair Bolşevik teorilerle köylülüğün sosyalizme yönlendirilmesi gerektiğine dair bir ideolojik kanaatin nasıl olup da bir tek parti diktatörlüğü ile sonuçlandığını araştırıyor.

  • Künye: Geoffrey Swain – Rus Devrimi’nin Kısa Tarihi, çeviren: Mert Büyükkarabacak, İletişim Yayınları, tarih, 288 sayfa, 2019

Kolektif – Çocuk ve Oyun Hakkı (2019)

Günümüzde çocuklar muazzam bir yükün ağırlığı altında eziliyor.

Bu, eğitim sisteminin dayattığı, ebeveynlerin de ister istemez desteklediği bir yüktür.

Egemen anlayış, çocukluğu daha çok yetişkinlik için yatırım yapılan bir ara dönem olarak algılıyor.

Peki, bu gerçekten çocuklarımız için yapabileceklerimizin en iyisi mi?

Bu güzel kitapta bir araya getirilen makaleler, tam da bunun çocukluğu nasıl bir cehenneme dönüştürdüğünü gözler önüne sermeleriyle büyük öneme arz ediyor.

Oyun oynamak bir çocuk hakkıdır, dolayısıyla sistemin dayatmasıyla olsun ebeveynlerin zoruyla olsun, bu hakkın önüne geçmek çocuğun gelişimine büyük zarar verir.

Profesyonellere olduğu kadar anne-babalara da hitap eden çalışma, pek çok tartışma ve oyun örneği sunarak, çocukların gelişimine nasıl destek sunabileceğimizi açıklıyor.

Zevk, gelişim, heyecan, merak ve eğitimi bir araya getiren bu oyun örneklerine yakından bakmakta fayda var.

  • Künye: Kolektif – Çocuk ve Oyun Hakkı: Oyun Örnekleriyle Çocukların Oyun Hakkını Gerçekleştirmek, editör: Aslıhan Burcu Öztürk, Nika Yayınevi, eğitim, 206 sayfa, 2019