Kolektif – Deleuze’ün Film Felsefesinin İzleri (2021)

Gilles Deleuze’ün sinema yazıları hakkında eleştirel bir analiz isteyenler bu derlemeyi kaçırmak istemeyecektir.

Kitap, Deleuze’ün film teorilerinin çağdaş görsel kültür incelemelerini nasıl derinden etkilediğini ortaya koyuyor.

Fransız Deleuze, yirminci yüzyılın en yenilikçi düşünürlerinden biridir.

‘Cinema 1: The Movement-Image’ (1983) ve ‘Cinema 2: The Time-Image’ (1985) adlı iki ciltlik eseri, yayınlandığı tarihten itibaren film ve felsefe alanındaki çalışmaları derinden etkiledi.

Film, medya ve kültür konularına odaklanan araştırmacılar, Deleuze’ün düşüncesinin en etkin nasıl kullanılabileceği üzerine kafa yormayı sürdürüyor.

Bu kitap da, Deleuze’ün sinema yazıları hakkında kaleme alınan eleştirel makalelerden oluşuyor.

Yazarlar, Deleuze’ün film teorilerinin süregelen önemini ve bunların çağdaş görsel kültür incelemelerini hangi şekillerde etkilediğini sistematik bir biçimde ortaya koyuyor ve bu alan araştırmaları için yeni yönergeler sunuyor.

Çalışma, Deleuze’ün film teorisinin önemi ve kullanışlılığına dair bir başucu kaynağı.

Kitaba katkıda bulunanlar ise şöyle: Raymond Bellour, Ronald Bogue, Giuliana Bruno, Ian Buchanan, James Chandler, Tom Conley, Amy Herzog, András Bálint Kovács, Patricia MacCormack, Timothy Murray, Dorothea Olkowski, John Rajchman, D. N. Rodowick, Marie-Claire Ropars-Wuilleumier, Garrett Stewart, Damian Sutton ve Melinda Szaloky.

  • Künye: Kolektif – Deleuze’ün Film Felsefesinin İzleri, editör: D. N. Rodowick, çeviren: Nurullah Yakut, Küre Yayınları, felsefe, 371 sayfa, 2021

Dilara Buket Didin – Doğa Bilimlerinin Hukuk Felsefesine Etkisi (2021)

Doğa bilimleri ile hukuk arasında pek ilişki yoktur diye düşünürüz.

Dilara Buket Didin ise, belli bir dönemin evren, insan ve bilim anlayışı ile hukuk anlayışı arasında nasıl sıkı bir ilişki olduğunu gözler önüne seriyor.

Doğa bilimlerinde yaşanan gelişmelerle hukuka ilişkin görüşler arasında bir bağlantı bulunduğu düşüncesi, en azından hukukçular arasında alışık olunan bir düşünce değil.

Oysa belli bir dönemin evren, insan ve bilim anlayışı ile hukuk anlayışı arasında yakın bir bağlantı söz konusu.

Hukuk, insan düşüncesindeki büyük kırılmalardan ve dönüm noktalarından sanıldığından çok daha derinden etkilenir.

İşte bu yüzden eldeki çalışma, doğa bilimleri ile hukuk felsefesi arasındaki bağlantının mevcudiyetini ve mahiyetini tespit etmesi, doğa bilimlerinde yaşanan gelişmelerin hukuk felsefesine etkisinin açığa çıkarmasıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: Dilara Buket Didin – Doğa Bilimlerinin Hukuk Felsefesine Etkisi: Modern ve Postmodern Paradigma Ekseninde Bir Değerlendirme, Lykeion Yayıncılık, hukuk, 238 sayfa, 2021

Dilek Aşan – Kurumsal Sürdürülebilirlik (2021)

Doğaya en büyük zararı, gözünü kâr hırsı bürümüş şirketler verir.

Dilek Aşan, daha iyi bir gelecek yaratabilmemiz için kurumsal sürdürülebilirliğin nasıl işlemesi gerektiğini duru ve net bir şekilde açıklıyor.

Çağımızın anahtar kelimesi: Sürdürülebilirlik.

Bireylerin, kurumların, toplumların geleceğini inşa eden sihirli sözcük.

  • Peki sürdürülebilirlikle ilgili bilgimiz ne düzeyde?
  • Neyi, ne kadar biliyoruz?
  • Doğrularımız ve yanlışlarımız neler?
  • Sorumlu bir vatandaş veya fark yaratan bir işletme olmak için sürdürülebilirlikle ilgili neler yapmalı?
  • Bugün büyük markaların almak için gayret ettiği Ecovadis ödülleri neden bu kadar önemli?
  • Yerel yönetimlerin, ülkelerin ve tüm dünyanın sürdürülebilirlik politikaları var mı; nasıl olmalı?

Çalışma, bu soruların yanıtlarını vererek sürdürülebilirliği her yönüyle anlamamıza yardımcı oluyor.

  • Künye: Dilek Aşan – Kurumsal Sürdürülebilirlik: 50 Soruda Kurumsal Sürdürülebilirlik Yolculuğu, Ceres Yayınları, ekoloji, 160 sayfa, 2021

John Paul Minda – İnsan Nasıl Düşünür? (2021)

Ünlü bir deyiş vardır:

“Beyin kusursuz bir hizmetkâr ama berbat bir efendidir.”

John Paul Minda, zihnimizin nasıl çalıştığını aydınlatarak bize ne denli kusurlu varlıklar olduğumuzu ortaya koyuyor.

Satın aldığınız bir kulaklık veyahut saç düzleştirici dahi yanında kullanım kılavuzuyla gelirken, tüm dünyayı algılayıp yolumuzu çizmemize imkan sağlayan beynimizin nasıl çalıştığına pek az kafa yormamız tuhaf değil mi?

Minda’nın ‘İnsan Nasıl Düşünür?’ ile yaptığı şey bu aslında.

Herkes için kolay ve anlaşılır bir zihin kullanma kılavuzu sunmak.

Elbette bu kılavuz, okuyucusuna üstün bir kullanım kabiliyeti vadetmiyor.

Yaptığı şey, kafamızın içindeki protein ve yağdan oluşan o kıvrımlı şeyin nasıl çalıştığına dair genel bir perspektif sunmak.

  • Pazarda meyve seçerken ya da aldığınız evlilik teklifini değerlendirirken kafamızın içinde neler kopuyor sahiden?
  • Dahası, doğru olduğuna inandığımız bir seçeneğe nasıl ulaşıyoruz?
  • Bir karar alırken, yolumuzu çizerken, dünyada olan biteni anlamlandırmaya çalışırken hangi devreler açılıyor, hangi faktörler ağırlığını koyuyor?
  • Farkında olmadan hangi engellere takılıyor, hangi gölgelerden kaçıyoruz?

‘İnsan Nasıl Düşünür?’, beyin ve zihin üzerine yirmi yılı aşkın bir çalışmanın ürünü.

Güçlü bir nörobilim ve bilişsel/davranışsal psikoloji metni.

Ancak eser, ne denli kusurlu varlıklar olduğumuzu bize hatırlatmasıyla eşsiz bir deneyime dönüşüyor biraz da.

Kendimize ve dünyaya dair kavrayışımızın sınırlarında yürümek, kontrolün bizde olduğunu düşünürken aslında ne kadar aciz olduğumuzu fark etmek.

  • Künye: John Paul Minda – İnsan Nasıl Düşünür?: Karar Verme, Hatırlama ve Dünyayı Anlamlandırma Süreçlerimizi Kavramak, çeviren: Fırat Çakkalkurt, Okuyan Us Yayınları, bilim, 436 sayfa, 2021

Kolektif – Arapların 1915’i (2021)

Ermeni soykırımının Arap coğrafyasındaki seyrine ve sonrasına dair çok zengin bir tartışma.

‘Arapların 1915’i’, Ermeniler için bir son durak olarak görülen ve bu yüzden de derinlikli bir analize tabi tutulmayan bu geniş coğrafyayı, soykırımın üzerinde cereyan ettiği ana sahalardan biri olarak ele alıyor.

Aynı zamanda kitap, Birinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Arap vilayetlerinde olan biteni bilmeden, soykırım sürecini bütün boyutlarıyla anlamanın imkansızlığını ortaya koyuyor.

Bu açıdan bakıldığında ‘Arapların 1915’i’, sadece soykırım literatüründe değil, geç Osmanlı tarihçiliğinde de hayli ihmal edilmiş bir alana dair önemli katkılar yapıyor.

Kitapta,

  • Osmanlı İmparatorluğu’nun Arap vilayetlerine tehcir edilen Ermenilerin karşılaştıkları politikalar,
  • Ermeni soykırım anlatılarında her daim karşımıza çıkan çölün aynı zamanda bir hayatta kalma aracı olabilmesi,
  • Soykırımın bugüne değin süren etkileri,
  • Arapların soykırım karsısındaki tutumları,
  • Soykırımda basın-yayın organlarının etkisi,
  • Ve zorla evlendirilen Ermeni kadınların ve yetim çocukların kurtuluşu ve kurtulamayışı gibi önemli konular tartışılıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Yiğit Akın, Hamit Bozarslan, Nora Arissian, Emre Can Dağlıoğlu, Samuel Dolbee, Anna Aleksanyan, Narine Margaryan, Keith David Watenpaugh, Victoria Abrahamyan, Şule Can ve Rashid Khalidi.

  • Künye: Kolektif – Arapların 1915’i: Soykırım, Kimlik, Coğrafya, derleyen: Emre Can Dağlıoğlu, İletişim Yayınları, inceleme, 284 sayfa, 2021

Marguerite Yourcenar – Piranesi’nin Karanlık Zihni (2021)

On sekizinci yüzyılda sıra dışı gravürlere imza atmış Piranesi, kendisinden sonraki edebiyat ve sanat dünyasını derinden etkiledi.

Marguerite Yourcenar da, bu “barok deha”nın eserlerine ve karanlık zihnine yakından bakıyor.

“Roma Manzaraları”, “Antik Roma Eserleri” ve “Düşsel Hapishaneler”, Venedikli mimar ve gravür sanatçısı Giovanni Battista Piranesi’nin (1720-1778) sanat tarihine damgasını vuran üç ayrı gravür dizisi.

‘Piranesi’nin Karanlık Zihni’, dünya edebiyatının köşe taşlarından Yourcenar’ın bu “barok deha”nın eserlerine ve zihin dünyasına dair derinlikli analizi.

Victor Hugo’dan Coleridge’e, kendisinden sonraki edebiyat ve sanat dünyasını derinden etkileyen Piranesi, Yourcenar’a göre, özellikle Roma’nın antikçağ eserlerini kendisinden sonrakilerin imgelemine yerleştirmiş kişidir.

“Hapishaneler” dizisindeyse şatafatlı mimari fantazmalar içine yerleştirdiği insancıklarla kasvetli bir dehşet duygusu yaratır.

Kitap, Roma’nın antik harabeleri arasında, saplantılı bir dehanın görsel ve metafizik dünyasının izinde, Yourcenar’ın rehberliğinde keyifli ve ilgi çekici bir yolculuk olarak okunabilir.

Çalışma, Enis Batur’un “Carceri, Piranesi’nin Kurmaca Hapisaneleri” adlı bir yazısını da barındırıyor.

  • Künye: Marguerite Yourcenar – Piranesi’nin Karanlık Zihni, çeviren: Elif Gökteke, sanat, 96 sayfa, 2021

David Madden ve Peter Marcuse – Aşırı Metalaşma Çağında Konutu Savunmak (2021)

“Barınamıyoruz” hareketinden de gördüğümüz gibi, bugün konut hakkı yalnızca ekonomik gücü yetebilenlerin ulaşabildiği toplumsal bir ayrıcalığa dönüşmüş durumda.

Planlamacı Peter Marcuse ile sosyolog David Madden da, bütün dünyayı etkileyen konut krizinin nedenlerini ve sonuçlarını inceleyip ilerici alternatifler ortaya koyuyorlar.

Günümüzde dünyanın bütün büyük kentlerinde konut krizi yaşanıyor.

Buraya nasıl gelindi ve bu konuda neler yapabiliriz?

Konut herkesin ihtiyacı ve hakkıdır.

Fakat bugün, yuvamız olan konutlar birer metaya dönüştürülmekte ve bu durum, kentlerdeki eşitsizliği daha da ağırlaştırıyor.

Gayrimenkul kârları, toplumsal ihtiyaç olarak konuttan daha önemli hale geldi.

Yoksullar daha kötü konutlar için daha fazla ödemek zorunda kalmakta, mahalle toplulukları kentsel yenileme yoluyla seçkinleştirmenin ve yerinden edilmenin şiddetine maruz kalmaktadırlar.

İnsana yaraşır konut sahibi olmak ya da böyle bir konutta yaşamak, bugün ancak ekonomik gücü buna yetenlerin erişebileceği bir toplumsal ayrıcalığa dönüşmüştür.

‘Konutu Savunmak’, konut krizini mercek altına alan kapsamlı bir çalışma.

Marcuse ve Madden, konut krizinin nedenlerini ve sonuçlarını inceleyip ilerici alternatiflere olan ihtiyacı ayrıntılarıyla ortaya koyuyor ve konut krizinin palyatif politika değişiklikleriyle çözülemeyeceğini gözler önüne seriyorlar.

Konut krizinin derin siyasi ve ekonomik kökenleri var.

Bu yüzden de çözüm, krize verilecek radikal bir karşılığı gerekli kılıyor.

Çalışma, tam da böylesi bir ihtiyaca yanıt vermesiyle çok önemli.

  • Künye: David Madden ve Peter Marcuse – Aşırı Metalaşma Çağında Konutu Savunmak, çeviren: Şerife Geniş, İdealKent Yayınları, kent çalışmaları, 198 sayfa, 2021

Kevin Simler ve Robin Hanson – Beyindeki Fil (2021)

En büyük manipülatör beynimizdir, çünkü bize tuzak kurma konusunda çok az şey onunla boy ölçüşebilir.

‘Beyindeki Fil’, zihnimizin karanlık ve keşfedilmemiş köşelerine ışık tutuyor.

Başkalarını kandırmak için kendimizi nasıl kandırıyoruz?

İnsanlar memelidir ve memeliler de sosyal canlılardır.

Beynimiz sadece avlanmak ve yiyecek toplamak için değil, aynı zamanda sosyal olarak da hükmedecek şekilde programlanmıştır.

Bunu da genellikle başkalarını veya kendimizi kandırarak yaparız.

Ancak, bencil entrikacılar olsak da öyle değilmişiz gibi davranmak bize yarar sağlar.

Gizli güdülerimiz hakkında ne kadar az şey bilirsek o kadar iyidir, bu nedenle ne kadar bencil olduğumuz hakkında konuşmaktan ve hatta düşünmekten bile hoşlanmayız.

Bu da “beyindeki fil” olgusudur.

Bu kitap, bu gizli güdülerle yüzleşerek kendimizi daha iyi anlamamıza imkân tanırken, zihnimizin karanlık ve keşfedilmemiş köşelerine ışık tutuyor.

Hem kişisel yaşamlarımızdaki hem de sanat, eğitim, tıp, siyaset ve din gibi toplumun inşa edilmiş en büyük sosyal kurumlarındaki gizli motivasyonlarımızı gözler önüne seriyor:

  • Neden gülüyoruz?
  • Neden seyahatlerimizle övünüyoruz?
  • Neden dinlemektense konuşmayı tercih ediyoruz?

‘Beyindeki Fil’, ferahlatıcı bir biçimde açık sözlü insan erdemine dair çevrilmemiş hiçbir taş bırakmıyor.

  • Künye: Kevin Simler ve Robin Hanson – Beyindeki Fil: Gündelik Hayattaki Gizli Güdüler, çeviren: Feride Nagehan Öztürk, Nova Kitap, psikoloji, 464 sayfa, 2021

François Y. Doré – Hayvanların Kafasından Neler Geçiyor? (2021)

‘Hayvanların Kafasından Neler Geçiyor?’, hayvan davranışları üzerine en güncel çalışmaların sonuçlarını barındırmasıyla çok değerli.

Bu alanda yıllara yayılan araştırmalar yapmış François Y. Doré’ye kulak veriyoruz.

Doré, hayvanların zihinsel davranışları üzerine araştırmalar yapan uluslararası saygınlığa sahip bilim insanlarından biri.

Bu kitap ise kendisinin uzun yıllara yayılan bu çalışmalarının en güzel sonuçlarından biri.

Çalışma, hayvan davranışı üzerine en güncel bilgi ve araştırmaları, deneyleri ve bunların şaşırtıcı sonuçlarını barındırıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Ezop ya da La Fontaine’in fablları, Andersen ya da Perrault’nun masalları ve çizgi filmler, onlardan ders çıkarmak veya sadece eğlendirmek amacıyla, hayvanlar için karakteristik şekilde insanlara has olan kişilik özellikleri tasarlar. Bu tasvirlere göre karınca çalışkan, ağustosböceği aylaktır; saksağan geveze, karga ise saftır. Oysa aslında ağustosböceği karınca kadar gayretlidir. Saksağan diğer kuşlardan daha geveze değildir. Karga ise, saf olmak şöyle dursun, en az tilki kadar kurnazdır ve hatta olağanüstü bir zekâya sahiptir.”

  • Künye: François Y. Doré – Hayvanların Kafasından Neler Geçiyor?, çeviren: Başak Bekişli, Alakarga Yayınları, bilim, 248 sayfa, 2021

Rebecca Solnit – Yokluğumdan Aklımda Kalanlar (2021)

Kadınların yok sayıldığı bir toplumda adeta dişiyle tırnağıyla kazıyarak hayallerini gerçekleştirmiş Rebecca Solnit’ten muazzam bir tanıklık.

Solnit, 1980’lerin San Francisco’sunda genç bir kadın yazar olarak ortaya çıkışını anlatıyor.

‘Yokluğumda Aklımda Kalanlar’, kadınların sessiz kalmasını tercih eden bir toplumda kadın bir yazarın kendi sesini bulma öyküsü, sanatçının genç bir kadın olarak portresi.

Solnit 1980’lerin San Francisco’sunda, kadına yönelik şiddetin hem sokakta hem de toplumun tüm tabakalarında yaygın olduğu, kadınların kültürel arenadan kolayca dışlandığı bir ortamda yazar olarak ortaya çıkışını anlatıyor.

En büyük öğretmenim dediği kentteki savruluşlarını, fakirliği ve ümidi; on dokuz yaşındayken kişisel dönüşümüne ev sahipliği yapmaya başlayan küçük apartman dairesini; punk rock’ın hem öfkesine hem de içindeki patlayıcı enerjiye nasıl biçim ve ses kazandırdığını tarif ediyor.

Kadınları küçümseyen, onların sözüne inanmayan otorite figürlerinden bahseden Solnit, geriye dönüp baktığında tüm bunları hem geçmişte hem de bugün hâlâ kadınların olağan durumu olan sessizleştirilmişliğin sonuçları olarak görüyor ve bizlere de yazarlığa, kadın hakları savunucusu olmaya giden yolda bununla nasıl mücadele ettiğinin öyküsünü anlatıyor.

Kendisini hem insan hem de yazar olarak özgürleştiren güçleri; yani kitapları, cinsiyet, aile ve sevincin ne gibi farklı görünümlere bürünebileceği konusunda kendisine başka başka bakış açıları kazandıran etrafındaki gey erkekleri ve sonunda Amerikan Batısı’nın o uçsuz bucaksız topraklarına varışını, o toprakların öteden beri göz ardı edilen çatışmalarına dahil oluşunu irdelerken bir yandan da bütün bu etkilerin kendisine özgün bir yazar olmayı nasıl öğrettiğine ve pek çok başka insana hitap eden, onlara güç kazandıran bir sese nasıl kavuşturduğuna değiniyor.

  • Künye: Rebecca Solnit – Yokluğumdan Aklımda Kalanlar, çeviren: Seda Çıngay Mellor, Minotor Kitap, inceleme, 264 sayfa, 2021