İsmail Gezgin – Sanatın Mitolojisi (2021)

Mitoslar en eski zamanlardan bize hikâyeler anlatır.

Onlardan insana dair sayısız hakikati öğrenebiliriz.

İsmail Gezgin de yeni bir baskıyla raflardaki yerini alan bu çalışmasında, mağara duvarlarındaki resimlerden Antikçağın sonuna uzanarak sanatın ve mitolojinin bize neler söyleyebileceğini irdeliyor.

Prehistorik dönemde sanatın ortaya çıkışı, mağara resimlerinde sanatın ve mitlerin taşa yansıması, bu resimlerdeki sembolizmin ifade ettikleri, kutsal kitaplar ile mitos ve sanat arasındaki ilişki, suçun ve suçlunun sanata yansıması, Gezgin’in burada ele aldığı ilgi çekici konulardan sadece birkaçı.

  • Künye: İsmail Gezgin – Sanatın Mitolojisi: Sanat Ne Anlatır?, Redingot Kitap, mitoloji, 340 sayfa, 2021

Hans-Lukas Kieser – Talat Paşa (2021)

İttihat ve Terakki’nin azametli parti lideri, Balkan Savaşları sırasında kurulan diktatoryal tek parti rejiminin önde gelen nâzırı ve Soykırım’ın mimarı Talat Paşa üzerine usta işi bir siyasi özgeçmiş.

Daha önce birçok kıymetli çalışmaya imza atmış Hans-Lukas Kieser, burada çok özgün tezlerle karşımıza çıkıyor.

Yazara göre, etno-milliyetçilik ve siyasal İslâmla güç kazanan Talat Paşa, Anadolu’da Türk ulus-devleti haline gelecek oluşumu inşa eden ilk kişiydi.

Nihai kurucu Kemal Atatürk ise, kadro ve merkezî kavramlar söz konusu olduğunda, alenen onun siyasi mirasçısıydı.

Kieser, Talat Paşa’nın, radikal bir ulusçuluğa yaslanan Osmanlı sonrası Türkiye’nin doğrudan doğruya atası haline geldiğini; Atatürk’ün selefi Talat’ın, siyasi İslâm’ın gücüne yaslanmaya devam ettiğini, Kemalistler için dinsel hegemonyanın dönüşünü devamlı bir tehdit haline getirdiğini belirtiyor.

Bu tehdidin Kemalizm sonrası dönemde neredeyse kaçınılmazlaştığını söyleyen Kieser’e göre, Türkiye Cumhuriyeti’ndeki toplum tarihi ve siyasi kültür Talat Paşa’nın mirasını reddetmedi, bunun yerine, Atatürk’ün yaşam süresi boyunca devam eden bir sessizliğin ardından, 1940’larda resmî olarak baş üstünde tuttu.

Kitap, Talat Paşa’nın 1908 Jön Türk Devrimi’ndeki rolünden sürgüne ve orada öldürülmesine kadar uzanan bir aralıkta hayatını ele alıyor, Paşa’nın önceden fark edilmemiş gücüyle imparatorluğun fiili lideri olma yolunu izliyor.

Çalışma bunun yanı sıra, savaş dönemi İstanbulu’nu yansıtıyor ve Talat Paşa’nın başvurduğu yöntemlerin nasıl felaketle sonuçlandığını ve Ermeni soykırımının korkunç boyutlarını ortaya koyuyor.

  • Künye: Hans-Lukas Kieser – Talat Paşa: İttihatçılığın Beyni ve Soykırımın Mimarı, çeviren: Ayten Alkan, İletişim Yayınları, tarih, 408 sayfa, 2021

Michael Stolleis – Yasanın Gözü (2021)

İnsan gözü herhalde tüm kültürlerin zihninde dinî, felsefi, sosyal ve nihayet hukuki bağlamları olan mucizevi bir şeydir.

Örneğin nazarlıklarda kullanılan göz simgesi Eski Mısır’ın adaleti temsil eden hem Tanrı hem Kral Osiris’in asasındaki gözdür, ama aynı zamanda ve hatta enteresan bir şekilde Fransız Devrimi’nin de adalet simgesi olmuştu.

İşte hukuk tarihçisi Michael Stolleis’ın yeniden basılan bu güzel çalışması da, yasaların egemenliğinin simgesi “her şeyi gören göz”ün tarih içinde taşıdığı anlamları hukuk açısından inceliyor.

Stolleis burada, tarihten güçlü ve çarpıcı alıntılarla en eski çağlardan bugünkü hukuk devletine kadar “yasa” kavramının temelinde görmek, gözlemek ve denetim düşüncesinin yattığını gözler önüne seriyor ve bunun geçirdiği evreleri canlı bir şekilde ortaya koyuyor.

Kitap, “yasanın gözü”nün tarih içinde nasıl bir dönüşüm geçirdiğine yakından bakmak için çok iyi fırsat.

  • Künye: Michael Stolleis – Yasanın Gözü: Bir Metaforun Tarihi, çeviren: Arif Çağlar, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 112 sayfa, 2021

Özgür Erbaş – Şehir Hastaneleri (2021)

Kamu-özel ortaklığı finansmanı modeli, sermayenin sağlığımızı bile nasıl paraya tahvil edebildiğinin en korkunç örneğidir.

Özgür Erbaş, şehir hastaneleri hakkında saklanan acı gerçeği aydınlatıyor.

Bir avuç azgın müteahhittin iktidarın desteğini de arkasına alarak müştereklerimizi nasıl iç ettiğini gözler önüne seren bu çalışma, sermayenin en akıl almaz “hinliklerden” biri olan şehir hastanelerinin nasıl tesis edildiğine ve bu tür akçeli işlerin “bizde nasıl döndüğüne” açıklık getiriyor.

Erbaş, şehir hastaneleri sürecini takip ederken devlet ve sermaye aktörlerinin 1980’lerden günümüze kamu yararını ortadan kaldıran bu şebekeyi nasıl ilmek ilmek ördüklerinin ibretlik bir envanterini önümüze koyuyor.

  • Künye: Özgür Erbaş – Şehir Hastaneleri: Altı Kaval Üstü Şişhane, Dipnot Yayınları, inceleme, 204 sayfa, 2021

John Seed – Kafası Karışmışlar İçin Marx (2021)

Karl Marx’ın karmaşık düşüncesi üzerine derli toplu bir kılavuz arayanlara bu özlü kitabı öneriyoruz.

John Seed, temel Marksist kavramları ve temaları açıklıyor ve bunların felsefi ve siyasal düşünceyi daha iyi kavramada bize nasıl yol gösterebileceğini anlatıyor.

Kitapta, siyaset, felsefe ve devrim, Engels ve ekonomi politik, Alman ideolojisi, Komünist Manifesto, devrim ve karşı-devrim, siyaset ve sınıflar, sanayi devrimi, kapitalizm, ekonomik kriz, emek siyaseti, uluslararası işçi derneği, sendikalar, fabrika siyaseti, reform ve devrim, entelektüeller ve siyaset, parlamenter politika ve devrim, Marx’ın fikirlerinin Rus devrimi üzerindeki etkileri gibi pek çok konu ele alınıyor.

Çalışma, Marx’ın düşünsel mirasını kafa karışıklığına düşmeyecek şekilde anlama ihtiyacı duyan öğrencilere ve okurlara yönelik olarak hazırlanmış.

  • Künye: John Seed – Kafası Karışmışlar İçin Marx, çeviren: Sami Oğuz, Dipnot Yayınları, siyaset, 238 sayfa, 2021

Faruk Bildirici – Medyanın Ombudsmanı, Saray’ın Medyası (2021)

Gazeteciliğe 1980 yılında Cumhuriyet’te başlamış Faruk Bildirici’nin, meslek hayatının en zor yılları, 2010 tarihinden Mart 2019 tarihine kadar yürüttüğü Hürriyet gazetesinin Okur Temsilciliği (Ombudsman) göreviydi.

Zira bu dönemde iktidar, basın özgürlüğüne büyük darbe vurmuş, ele geçiremediği son kalelerden biri olan Hürriyet de teslim bayrağını çekmiş, gazetede Bildirici gibi birkaç isim dışında, iktidara muhalefet eden kimse kalmamıştı.

İşte Bildirici elimizdeki bu kitabında, Hürriyet’teki okur temsilciliği yıllarına dair tanıklığını Enis Berberoğlu’nun genel yayın yönetmenliği döneminden başlayarak Sedat Ergin, Fikret Bila ve Vahap Munyar’ın genel yayın yönetmenliği sürecine uzanarak anlatıyor.

Kitap, Bildirici’nin henüz çocukken gazeteci olmaya karar vermesine vesile olan bir dönüm noktasını ve gazeteci olduktan sonra basın camiasında yıllara yayılan deneyimini anlattığı bir sunuşla açılıyor.

Türkiye basının yakın tarihi hakkında bir başvuru kaynağı niteliğindeki çalışma, gazeteciliğin içinin nasıl yavaş yavaş boşaltıldığının, gerçek gazetecilerin nasıl öcüleştirildiğinin ve bunun sonucunda gazetelerin adeta iktidarın basın bülteni haline getirilişinin trajik ve kesinlikle çok öğretici hikâyesi olarak okunabilir.

Bildirici anılarını anlatırken, bir yandan da “ombudsmanlık” mesleğinin Türk medyası içindeki yerine ve gelişim sürecine, Hürriyet gazetesinin Doğan Grubu’ndan Demirören Grubu’na geçiş sürecine ve bu süreçte yaşananlara, siyaset ve medya ilişkisine, Türk siyasetinin medya üzerindeki baskısına haber, örnek ve belgeler sunarak eğiliyor.

Bildirici’nin gazetecilik yaşamı, yazışmaları, anı, tecrübe ve gözlemlerinden hareketle Türk gazeteciliğinin 1980’lerden 2020’lere uzanan serüveni eleştirel bir bakışla yeniden değerlendiriliyor bu kitapta.

  • Künye: Faruk Bildirici – Medyanın Ombudsmanı, Saray’ın Medyası: Hürriyet’teki Etik Kavgasının Bilinmeyenleri, Ayrıntı Yayınları, anı, 352 sayfa, 2021

Iain MacKenzie – Siyaset Nedir? (2021)

Temel siyasi kavramları öğrenmek, alandaki güncel tartışmaları yakından görmek ve en önemlisi de siyasete dair daha iyi sorular sormak isteyenlerin kaçırmak istemeyeceği bir çalışma.

Kent Üniversitesi’nde çağdaş siyaset felsefesi ve eleştirel düşünce geleneği üzerine dersler veren Iain MacKenzie, belli başlı kavramları merkeze alarak siyasetin ne olduğunu ayrıntılı bir bakışla açıklıyor.

MacKenzie çalışmasında siyaseti, otorite ve özgürlük, devlet ve iktidar, toplumsal adalet ve eşitlik, demokrasi ve siyasi düzen, kültür ve eleştiri, kimlik ve farklılık gibi pek çok kavramı, çeşitli siyaset kuramları çerçevesinde tartışıyor.

Yazar ayrıca, postyapısalcı felsefe ve feminist kuramın katkıları ışığında kimlik ve farklılık meselesine de eğiliyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Siyaset felsefesinde sorduğumuz sorulara kesin bir cevap vermekle uğraşırız daima, ancak bu uğraşı kıymetli yapan esas şey, sayesinde kendimiz ve içinde bulunduğumuz siyasi dünya hakkında daha iyi soru sorar hale gelmemizdir.”

  • Künye: Iain MacKenzie – Siyaset Nedir?: Temel Kavramlar ve Güncel Tartışmalar, çeviren: Uğur Gezen, Metropolis Kitap, siyaset, 224 sayfa, 2021

John Ellis McTaggart – Hegelci Diyalektik (2021)

İngiliz idealizminin önde gelen temsilcilerinden olan John Ellis McTaggart’ın Hegel felsefesinde diyalektik, mantık ve kozmolojiyi çok yönlü tartıştığı üç önemli çalışması, şimdi Türkçede.

Yakın zamanda ‘Ölümsüzlük ve Ezeliyet’ adlı eserine de yer verdiğimiz McTaggart ‘Hegelci Diyalektik’te, diyalektiğin Hegel felsefesindeki yerini eleştirel bir bakışla aydınlatıyor.

Kitabında ilk olarak diyalektiğin genel yapısını irdeleyen McTaggart, devamında da, diyalektiğin farklı yorumlarını, diyalektiğin geçerliliğini, diyalektik yöntemin gelişimini, diyalektiğin zamanla ilişkisini, diyalektiğin sonucunu ve diyalektiğin uygulanışını ele alıyor.

Hegel’in diyalektik yöntemine çok iyi bir giriş olarak okunabilecek çalışma, aynı zamanda, Hegel’in öğretisine getirdiği eleştirel okumayla da dikkat çekiyor.

  • Künye: John Ellis McTaggart – Hegelci Diyalektik, çeviren: A. Kadir Gülen, Fol Kitap, felsefe, 288 sayfa, 2021

Juliet Mitchell – Kadınlık Durumu (2021)

Ünlü feminist psikanalizci Juliet Mitchell’in en önemli eserlerinden birisi olan ‘Kadınlık Durumu’, Türkçede ilk kez 1985 yılında yayımlandığından bu yana, Türkiye feminist hareketi ve Türkçedeki feminist literatür açısından “ilk kaynaklardan” biri olma özelliğine sahip.

Uzun zamandır hiçbir yerde bulunmayan kitap, şimdi yepyeni bakısıyla raflardaki yerini aldı.

Mitchell, kitabının ilk bölümünde kadın kurtuluş hareketlerinin usta işi bir dökümünü yapıyor, ikinci bölümünde ise, kadının ezilişinin altındaki tarihi, siyasi, ekonomik ve toplumsal dinamikleri aydınlatıyor.

1960’yı yıllardan başlayarak Avrupa’da farklı ülkelerde kadın kurtuluş hareketlerinin ortaya çıkışı, bu hareketlerin kendilerinden önceki öğrenci ve ırkçılık karşıtı hareketlerinden nasıl beslendiği, kendine has örgütlenme yöntemleri, temel kavramları ve gündemlerinin neler olduğu, burada ele alınan kimi konular.

Mitchell ikinci bölümde ise, kadınların bugün ezilmesine neden olan belli başlı etkenleri sınıflandırıp açıklıyor.

Yazar erkek egemenliğini üretim, yeniden-üretim, cinsellik ve toplumsallaştırma gibi dört farklı zeminde analize tabi tutuyor ve okura yeni bir feminizm tanımı sunarken aile kavramını eksene alarak eylem halindeki patriyarkanın ayrıntılı bir resmini çiziyor.

‘Kadınlık Durumu’, günümüz feminist hareketinin gündemini oluşturan temel kavramları kapsamlı bir şekilde ele almasının yanı sıra, okuru feminist örgütlenmenin temel ilkeleri üzerine düşünmeye davet etmesiyle, bugün klasikleşmiş diyebileceğimiz bir yapıttır.

  • Künye: Juliet Mitchell – Kadınlık Durumu, çeviren: Feraye Tınç, Gülnur Acar Savran, Gülseli İnal, Şirin Tekeli, Şule Torun ve Yaprak Zihnioğlu, Dipnot Yayınları, feminizm, 250 sayfa, 2021

Peter Drucker – Sapkın (2021)

Lezbiyen/gey özgürleşmesi ve lezbiyen/gey çalışmaları, kırk yıldan fazla bir geçmişe sahip.

Queer çalışmalarda 21. yüzyılın başta gelen Marksist bilim insanlarından biri olarak öne çıkan Peter Drucker de, bu zengin deneyimin antikapitalist mücadeleyle nasıl harmanlanabileceğini irdeliyor.

Kapitalizm ile heteroseksüel norm arasındaki ve sınıf ile cinsel politika arasındaki bağlantılar üzerine çok iyi bir kitap olarak okunabilecek ‘Sapkın’, solun günümüzde hâlâ queer’i dışlamaya eğilimli olmasını eleştirerek, sol ile queerlerin anti-kapitalizm şemsiyesi altında bir araya gelmelerinin neden hayati derecede önemli olduğunu ortaya koyuyor.

Drucker kitabına, gey normalleşmesinin kökenlerini aydınlatarak başlıyor ve devamında da, neoliberalizmin cinsel politikası ile neoliberalizmde gey normalleşmesini ve queer bir cinsel politikanın imkânları ve karşılaşacağı sorunları çok yönlü bir bakışla tartışıyor.

Kitaptan çarpıcı bir alıntı:

“Sekülerleşme yolunda farklı hızlarda gerçekleşen ilerlemeler de LGBT toplulukların daha hızlı ya da daha yavaş ortaya çıkmasında bir başka etkendi. ABD’de aşırı tutucu Protestanlar ile Latin Amerika’da Katolik Kilisesi’nin, sürecin Kuzey Avrupa’daki en seküler toplumların gerisinde kalmasında payı oldu. Bununla birlikte, Belçika ve İspanya gibi isimde Katolik olan ülkeler, isimde Lüterci İskandinavya’yı hızla yakaladı. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi Türkiye kentleri örneği, İslam dünyasında LGBT kimliklerin ortaya çıkışında sekülerleşmenin (Türkiye örneğinde sömürge karşıtı devrimin bir sonucudur) önemini gösterdi. Bu ülkedeki ticari faaliyet alanlarının ve örgütlenme çabalarının, ta 1990’ların sonlarına değin, Kahire ve Karaçi gibi belli başlı metropollerde bile bir benzeri görülmedi.”

  • Künye: Peter Drucker – Sapkın: Gey Normalleşmesi ve Queer Antikapitalizm, çeviren: Ege Acar, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 656 sayfa, 2021