Philip McMichael – Gıda Rejimleri ve Tarım Sorunları (2022)

İçinden geçtiğimiz kapsamlı gıda krizinin bir tarihi var ve bu tarih kapitalizmin gelişimiyle birlikte kendini gıda rejimleri şeklinde ifade ediyor.

Küresel bir sistem olarak gelişen kapitalizme içkin olan gıda rejimleri, günümüzde şirketlerin belirleyici olduğu; tarımsal yapının, gıdanın üretim, işleme, dağıtım ve tüketim süreçlerinin devasa bir kompleksi olarak kendini gösteriyor.

Şirket gıda rejiminin nasıl ortaya çıktığını, hangi küresel ittifaklardan beslendiğini ve yapılandığını anlamak aynı zamanda kapitalizmin güncelliğini kavramakla eşdeğer.

Eleştirel Tarım-Gıda Dizisi’nin ikinci kitabı olan ‘Gıda Rejimleri ve Tarım Sorunları’, günümüz küresel kapitalizminin tarihini tarım-gıda sisteminin kapsamlı bir analizi üzerinden aktarıyor.

Kapitalist toplumsal yapıyı anlamanın bir yolu olarak önerilen gıda rejimleri analizi, kapitalizmin tarihine ilgi duyan okurların yanında, nasıl bir dünyada yaşadığımızı ve bu dünyanın eşitsizlikleri karşısında ne tür direnişler sergilendiğini anlamak isteyenler için de bir başvuru kitabı olacaktır.

McMichael, “gıda rejimleri” kavramına dair çalışmalarda sıkça başvurulan, önde gelen bir akademisyendir.

Gıda rejimleri kavramını geliştirmenin yanı sıra, kırsal kalkınma, gıda egemenliği gibi alanlarda da çalışmaları bulunmaktadır.

  • Künye: Philip McMichael – Gıda Rejimleri ve Tarım Sorunları, çeviren: Duygu Avcı, Nota Bene Yayınları, tarım, 232 sayfa, 2022

Emmanuelle Loyer – Avrupa’nın Kısa Kültür Tarihi (2022)

 

Avrupa’da ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren şekillenen kültürel temsilleri ve pratikleri, önemini hâlâ koruyan on üç tema çerçevesinde derleyen bu kitap kıta ölçeğinde bir kültür tarihi sentezi sunuyor.

Emmanuelle Loyer her bölümde bir sorunsalı ortaya çıkarmaya ve “Avrupa denilen çiçek dürbününü avcumuzda çevirip o ana kadar kendini göstermeyen yeni gerçekliklerin farkına varmamızı sağlayan tarihyazımsal bir aracı kullanmaya” çalışıyor: Garlar, kafeler ve bulvarlar gibi mekânlar etrafında şehre özgü yeni zaman algısının ve deneyim sisteminin nasıl şekillendiğini gözler önüne sermek için kent kültürüne eğiliyor.

Ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında serpilmeye başlayan “gazete uygarlığı”nın, tiyatronun burjuvalaşma sürecinin hikâyesini anlatıyor.

1914-45 arasında Avrupalı toplumlara damgasını vuran savaş kültürünün toplumsal yaşama nasıl sızdığını ve sömürgeci kültür denen düşünsel yapıda kendini nasıl sürdürdüğünü gösteriyor.

Avrupa monarşilerinin karşısında oluşan sivil toplumun bayraktarlığını yapan entelektüel figürünün geçirdiği dönüşüme, 1968’le baş gösteren yeni hareketlilik tarzlarına odaklanıyor.

Son olarak, dijital kültür, kitle turizmi gibi daha güncel olgulara da değinen Loyer, yirmi beş yıllık okumalarının ve derslerinin ürünü olan ‘Avrupa’nın Kısa Kültür Tarihi’ni özel hayatın yakın tarihine göz atarak tamamlıyor.

  • Künye: Emmanuelle Loyer – Avrupa’nın Kısa Kültür Tarihi, çeviren: Alp Tümertekin, İş Kültür Yayınları, tarih, 272 sayfa, 2022

George Herbert Mead – Sosyal Davranışçılık Üzerine (2022)

Amerikan pragmatizminin, sembolik etkileşim teorisinin öncüsü ve sosyal psikolojinin ve psikolojik davranışçılığın güçlü bir eleştirmeni olan George Herbert Mead, çalışmalarında en çok zihnin ve benliğin sosyal etkileşim ve deneyimlerden nasıl ortaya çıktığını kuramlaştırmakla uğraştı.

Konuşmalarımızın aynı zamanda önemli semboller içerdiğini savunan Mead için jestler ve dil, insanların tepkilerini ve düşüncelerini ölçmek, dolayısıyla sosyal etkileşimi ve iletişimi anlamak için çok önemli unsurlar olageldi.

İletişim yoluyla benliğin gelişimine dair özgün bir kurama katkıda bulunan Mead’in kaleminden çıkan çok değerli on altı makalenin çevirileriyle derlenen bu kitap, sosyal bilimler alanına büyük katkıda bulunacak türden.

  • Künye: George Herbert Mead – Sosyal Davranışçılık Üzerine (Seçilmiş Eserler: 1896-1929), çeviren: Huri Güven, Kabalcı Yayınları, felsefe, 208 sayfa, 2022

Arif Koşar – Robotlar İşimizi Elimizden Alacak mı? (2022)

  • Teknolojik yenilikler ve otomasyon toplam istihdamda bir azalmaya yol açma eğiliminde mi, değil mi?
  • Çalışma ya da “işin sonu”na mı geldik?
  • Teknolojik gelişmeler sonucunda işçi sınıfı küçülen ve giderek marjinal hale gelen bir toplumsal kategori mi?

Bu sorulara verilecek yanıtlar sadece istatistiksel bir gösterge olmanın ötesinde, son yarım yüzyıldır emeğin ve işin önemini yitirdiği, kapitalizmin temel çelişkilerinin silikleştiği, sınıf ve sınıf mücadelesi gibi kavram ve olguların çağdışı hale geldiği biçimindeki iddiaların temelinde yatan varsayımların analizi için elzemdir.

Arif Koşar, bu ve bunun gibi sorulara ufuk açıcı yanıtlar veriyor.

  • Künye: Arif Koşar – Robotlar İşimizi Elimizden Alacak mı?: Teknoloji, Emek, Gelecek, Kor Kitap, inceleme, 264 sayfa, 2022

David L. Swartz – Simgesel İktidar (2022)

Pierre Bourdieu’nün sosyolojisinin altında yatan siyasi analiz, sosyoloji için geliştirdiği siyasi proje ve kendi siyasi eylemciliği büyük ölçüde ihmal edildi.

David L. Swartz’ın bu enfes çalışması, Bourdieu’nün devlet ve siyaset anlayışını merkeze alarak sosyoloji sadece bilim olarak değil, aynı zamanda daha adil ve demokratik bir yaşam için bir siyasi mücadele alanı olarak tasavvur ediyor.

  • Sosyoloji ile siyaset arasında doğrudan bir bağ var mı?
  • Sosyoloji toplumsal dünyayı açıklamakla yetinmeyip değiştirmeye çalışmalı mı?
  • Kısacası, müdahil bir sosyoloji mümkün mü ve sosyolojinin siyaseti olur mu?

Bourdieu, 20. yüzyılın en önemli sosyologlarından biri olsa da genellikle bir siyaset sosyoloğu olarak tanınmaz.

Bunda onun geleneksel siyaset pratiklerine ve siyaset bilimine mesafeli tutumunun payı büyüktür.

Oysa Bourdieu meslek hayatı boyunca, iktidar mücadelelerinin bizzat kültür aracılığıyla toplumun kılcal damarlarına nasıl nüfuz ettiğini, toplumsal eşitsizlikleri nasıl ürettiğini ve direnişi nasıl güçleştirdiğini gerek eylemleri gerekse çalışmaları vasıtasıyla ortaya koymak için büyük bir uğraş verdi.

Her alanda verilen iktidar mücadelelerinin, maddi kaynakların yanı sıra simgesel kaynaklara sahip olmayı, bunları biriktirmeyi ve yönetmeyi gerektirdiğini göstermiş ve simgesel sermayenin toplumsal hiyerarşilerin inşasında ve korunmasında ne denli etkili bir rol üstlendiğini gözler önüne serdi.

Swartz, bu kitapta, Bourdieu’nün sosyal bilim tasarısının “sadece bir bilim” olmadığını, ayrıca bir siyaset tasarısı da olduğunu iddia ediyor.

Onun tüm çalışmalarının birleştirici ve değişmez izleği olan bu ‘siyasi’ sosyolojinin unsurlarını, temel kavramlarından hareketle tek tek ve ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor.

Bourdieu’nün fikirlerini birbiriyle bağlantısı ve bütünlüğü içinde öğrenmek isteyenlerin kaçırmaması gereken yetkin bir başvuru kaynağı sunuyor.

  • Künye: David L. Swartz – Simgesel İktidar: Siyaset ve Entelektüeller Pierre Bourdieu’nün Siyaset Sosyolojisi, çeviren: Eva Gurbanova ve Cem Sili, Fol Kitap, sosyoloji, 384 sayfa, 2022

Aaron Benanav – Otomasyon ve İşin Geleceği (2022)

Kapitalist çürümenin tek gelecek olmadığına inanan herkes bu kitabı okumalı.

Otomasyonun işi ortadan kaldırdığı fikrini çürüten Aaron Benanav, robotların tüm işi yapmasını beklemekten çok neye ihtiyacımız olduğuna kolektif olarak karar verip ekonomiyi planlayabileceğimizi söylüyor.

  • Gelişen otomasyon teknolojilerinin işyerleri ve emek (piyasası) üzerindeki etkilerini nasıl değerlendirmek gerekir?
  • Küresel emek talebini baskılayan şey teknoloji kaynaklı iş yıkımı mıdır?
  • Üretimin tam otomasyonu (şayet mümkünse) bizleri kıtlık sonrası bir geleceğe ulaştırabilecek mi?

Benanav bu sorulara yanıt ararken süreğen düşük emek talebine odaklanarak son elli yılda dünya ekonomisine ve işgücüne olanların kısa bir tarihini ortaya koymaya çalışıyor.

Tarihsel ve kuramsal yolculuğunda otomasyon kuramcılarının da sıklıkla uğrağı olan bilim kurgu edebiyatını  ziyaret ediyor ve mevcut gerçekliğimizin zenginlerin korunaklı, iklim denetimli topluluklarda yaşadığı, geri kalanımızın geleceği olmayan işlerde çalışarak, akıllı telefonlarda video oyunlar oynayarak zamanımızı çarçur ettiği, sokak satıcılarının ve çekçek çekicilerinin kafalarının üzerinde uçan mikro drone’ların olduğu sıcak bir gezegen olarak distopik bilim kurgulara benzediğini belirtiyor.

Benanav, kıtlık sonrası dünyaya bizi götürecek olanın ne teknolojik ilerleme ne de teknokratik reformun olacağını, bunu ancak toplumsal yaşamın radikal bir yeniden yapılanmasını zorlayan toplumsal hareketlerin baskısının yapabileceğini belirtiyor ve tekno-belirlenimci popüler pek çok yayının düştüğü tuzağa düşmeyerek gerçek “özne”nin kim olduğunu bizlere hatırlatıyor.

  • Künye: Aaron Benanav – Otomasyon ve İşin Geleceği, çeviren: Diyar Saraçoğlu, Nota Bene Yayınları, inceleme, 138 sayfa, 2022

Charles William ve Chadwick Oman – Karanlık Çağ Tarihi (2022)

MS 476 yılında Batı Roma İmparatorluğunun çöküşünden sonra Avrupa’daki güçler dengesi ve kültürel yapı hızla değişti.

Karanlık Çağ, yaklaşık altı asır devam eden ilginç bir dönemdi ve bu süre zarfında Avrupa halen bunun ne olduğunu ve Roma’nın çöküşünü takip eden kaostan nasıl çıkacağını düşünüyordu.

Ünlü İngiliz askeri tarihçi Charles Oman Bizans İmparatorluğunun iç ve dış mücadeleleri, Emevilerin İspanya’ya egemen olması, Lombardların İtalya’yı fethi, Şarlman’ın iktidar yılları, Vikingler ve modern Avrupa’nın ortaya çıkışına etkide bulunan daha birçok önemli olayı son derece ayrıntılı bir şekilde okurlara sunuyor.

  • Künye: Charles William ve Chadwick Oman – Karanlık Çağ Tarihi, çeviren: Ekin Duru, Say Yayınları, tarih, 480 sayfa, 2022

Phillip Cole – Kötülük Miti (2022)

Kötülük fikrinin insan davranışını anlama, eleştirme veya ıslah etmedeki yararına kuşkuyla yaklaşan Phillip Cole, kötülüğü dini veya ahlaki değil mitolojik bir kavram olarak düşünmeyi öneriyor.

Kitabı Mukaddes’teki Şeytan’dan popüler film ve romanlardaki “şeytani” karakterlere, cadı mahkemelerinden 18. yüzyılın “vampir salgınına” kadar çok çeşitli felsefi, tarihi ve edebi temayı ele alan yazar, metafizik kötülük problemiyle uğraşırken bir yandan da kötülüğün politik felsefesini yapmayı amaçlıyor.

‘Kötülük Miti’, çok yönlü ve katmanlı bir kitap: Tarih boyunca en büyük kötülük timsalinin “içimizdeki düşman” olduğunu, en çok, bizim gibi görünüp konuşanların tekinsizliğinden korktuğumuzu savunan Cole, bu özel korku türünün politik toplulukların kimlik inşasında oynadığı merkezi rolü tartışıyor.

Şeytanlaştırmanın, günümüzün moda tabiriyle “ötekileştirmenin” politik bir taktik olarak kullanımını sorgulamayı da ihmal etmiyor.

  • Künye: Phillip Cole – Kötülük Miti, çeviren: Reha Kuldaşlı, İş Kültür Yayınları, mitoloji, 312 sayfa, 2022

Nazım Sinan Odabaşı – Kuzey-Güney Çelişkileri ve Sürdürülebilirlik Ekseninde Gelişme Hakkı (2022)

Gelişme, bireyler ve halklar için bir insan hakkıdır.

Bu çalışma, iktisadi kalkınmadan sürdürülebilir gelişmeye dönüşen, ekonomik, sosyal, kültürel, siyasi boyutları olan gelişme bağlamının, bireyler ve gruplara insan hakkı olarak tanınmasının güncel anlamını, uluslararası ilişkileri giderek daha fazla biçimlendirmeye başlayan, gelişmekte olan ülkelerle gelişmiş ülkeler ya da bir başka deyişle Kuzey-Güney arasındaki çelişkilerin ve sürdürülebilirlik kavramının ekseninde araştırıyor.

Nazım Sinan Odabaşı, gelişme hakkının, küresel ekonomi ve siyasette değişen güç dengeleri ve ülkeler arasındaki gerginlikler, ekonomik istikrarsızlıklar, yoksulluk sorunu ve iklim değişikliği gibi kronik meselelerin çözümüne katkıda bulunacağını söylüyor.

Odabaşı’nın çalışması, 2030 Ajandası’nın kabul edilmesinin önemli bir başlangıç olduğundan hareket ediyor.

Uluslararası ekonomik düzenin eşitlikçi ve adil bir yapıya kavuşturulması ve bireyler ve halkların, gelişme sürecine aktif katılımlarının sağlanmasıyla, gelişme hakkının bir insan hakkı olarak işlevinin belirginleşeceğine dikkat çekiyor.

  • Künye: Nazım Sinan Odabaşı – Kuzey-Güney Çelişkileri ve Sürdürülebilirlik Ekseninde Gelişme Hakkı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, hukuk, 252 sayfa, 2022

Erdem Yörük – Türkiye’de Refah Devleti ve Siyaset (2022)

Türkiye devleti sosyal yardımları dağıtırken neden açıktan açığa yoksul Kürtlere öncelik verdi?

Erdem Yörük, Erdoğan’ın siyasal gücünün arkasındaki temel etkenlerden biri olarak aralarında yoksul Kürtlerinde önemli bir kısmını oluşturduğu yoksullara yönelik sosyal yardımların genişlemesinin rolünü tartışıyor.

Aşağı yukarı kırk yıldır yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın pek çok ülkesinde de refah sistemleri dönüşüme uğradı.

Kimi yazarlar bu dönüşümü birtakım yapısal değişkenlerin belirleyiciliği altında bildiğimiz refah devletinin ya bütünüyle ortadan kalkması ya da küçülmesiyle açıkladı.

Erdem Yörük’ün ‘Türkiye’de Refah Devleti ve Siyaset’ kitabı ise, istihdam temelli sosyal güvenlik politikalarından gelir temelli sosyal yardım politikalarına doğru bir geçişi tespit ediyor.

Fakat bunu tespit ederken refah politikalarının anlamlandırılmasında taban siyasetini merkeze alan akademik geleneğe yaslanıyor.

Dolayısıyla refah sistemlerinin dönüşümünü (yapısal unsurlara indirgemeden), enformel proletaryanın politik talepleri ile siyasi elitler arasındaki rekabeti dinamik bir ilişki olarak kurgulayarak anlamaya girişiyor.

Bu yönüyle sosyal yardımların genişlemesinin politik anlamına dair daha derin bir kavrayış sunuyor.

Refah devletinin günümüzdeki biçimini detaylı verilerle anlamak isteyen okur için ufuk açıcı bir eser.

Kitaptan bir alıntı:

“Yoksullar, uğruna mücadele ettikleri şeylerin niyetlenilmemiş bir sonucu olarak sosyal yardımlara erişim sağlamışlardır. Türkiye hükümetlerinin yeni sosyal yardımları sağlamasının arkasında, yalnızca yapısal sebepler ya da bu yardımları talep eden yoksulların örgütlü hareketleri değil, ayrıca başka siyasi, etnik ya da dinî gerekçelerle radikalleşen ve kendi safına dahil etme stratejileriyle içerilen ‘yoksul halk hareketleri’ vardı.”

  • Künye: Erdem Yörük – Türkiye’de Refah Devleti ve Siyaset: Siyasi Elitler Arasındaki Rekabet ve Toplumsal Hareketler Bir Refah Devletini Nasıl Yarattı?, çeviren: Turgay Sivrikaya, İletişim Yayınları, siyaset, 264 sayfa, 2022