Edwin H. Sutherland – Profesyonel Hırsız (2022)

Hırsızlık bu ülkede, “çalıyor ama çalışıyor” özlü sözüyle olağanlaştırıyor.

Kriminolog Edwin Sutherland de, ünlü hırsız Chic Conwell’le bir araya gelerek bizi profesyonel hırsızlık dünyasında dudak uçuklatan bir yolculuğa çıkarıyor.

Cepçiler, çorcular, yankesiciler, düzenbazlar, ayan ablalar, silkeleyiciler, çeteler, işbitiriciler, patronlar, namuslu ve namussuz aynasızlar, savcılar, hâkimler, enayiler ve organize işler: Hırsızlık, mülkiyet kadar eski bir olgu.

Hatta bugün ‘çalıyor ama çalışıyor’ denilerek siyasetçilerin olağan faaliyetinin bir parçası haline bile getirilmiş durumda.

Yirminci yüzyılın en etkili kriminologlarından sayılan Sutherland’in, Şikago’da hırsızlık mesleğini yürüten ünlü Chic Conwell’le yaptığı işbirliğinin ürünü olan bu klasikleşmiş kitap, okuru yeraltı ve suç dünyasının kuytu köşelerinde bir yolculuğa çıkarıyor.

Hırsızlar âleminde dönen dolapların, hırsızlar ile kolluk kuvvetleri, siyasetçiler ve bürokratlar arasındaki girift ilişkilerin, dostlukların ve düşmanlıkların etkileyici bir portresini sunuyor.

Hırsızlığın nasıl dallanıp budaklandığını, hırsızlar topluluğunun kendi ahlak kuralları, iletişim dilleri ve görgü kurallarının bulunduğunu gözler önüne seriyor.

Hırsızlar ile toplumun yerleşik kurumları arasındaki ilişkinin bir düşmanlık ilişkisinden çok daha fazlası olduğunu ortaya koyuyor.

  • Künye: Edwin H. Sutherland – Profesyonel Hırsız, çeviren: Nilbert Yılmaz, Fol Kitap, inceleme, 216 sayfa, 2022

Warwick Ball – Asya’nın Geçitleri (2022)

Doğu-Batı ulaşım yollarının en ünlüsü “İpek Yolu’dur”.

Arkeolog Warwick Ball ise, bunun bir efsane olduğunu, böyle bir yola veya rotaya değinen hiçbir antik kaynak olmadığını söylüyor.

Ball, dört kitaplık kült yapıtı ‘Avrupa’daki Asya ve Batı’nın Şekillenişi’nin son cildiyle karşımızda.

Avrupa’nın doğu sınırlarının genellikle Ural Dağları boyunca uzandığı kabul edilir.

Ancak Urallar ne Himalayalar ne de Alpler veya Pireneler gibidir.

Ne “Asya’ya” bir engel vazifesi görür ne de “Avrupa’ya” bir sınır çeker.

Aksine nispeten alçak bir tepeler dizisidir ve tarih boyunca her iki taraftaki topluluklar hem ortak kimlikleri hem de ortak bir tarihi paylaşmışlardır.

Doğal engellerin yokluğunda, yapay engeller tesis edilmeye çalışılmış ama bunların çoğu sonunda uğradıkları akametleriyle kayda geçmişlerdir.

Büyük Orta Avrasya steplerinin doğu otlakları neredeyse kesintisiz bir şekilde Balkanlar’dan Moğolistan’a kadar uzanır.

Bundan dolayı Avrupa’nın geçitleri ilkçağın başından beri ardına kadar halkların yer değiştirmesine açıktır: Avrupa’nın Asya’yla en uzun “hududu” boyunca bir sınır yoktur.

Engelsiz stepler sürekli olarak Avrupa’nın kaderini şekillendirmiştir. Geçitler hâlâ eskisi gibi ardına kadar açıktır.

Dört ciltlik ‘Avrupa’daki Asya ve Batı’nın Şekillenişi’ adlı dizinin yazarı Ball, dizinin bu dördüncü cildinde de ezber bozuyor.

Bilindiği gibi Doğu-Batı ulaşım yollarının en ünlüsü “İpek Yolu’dur”.

Oysa Warwick Ball’a göre bu bir efsanedir ve böyle bir yola veya rotaya değinen hiçbir antik kaynak yoktur.

Bu terim 1877’de Richthofen Baronu unvanlı Ferdinand adlı bir Alman Orta Asya coğrafyacısı tarafından icat edilmiştir.

Ball’un, bunun gibi Amazonlar’dan Kral Arthur’un Excalibur adlı kılıcına kadar birçok efsaneyi de ele aldığı bu eseri çok önemli.

  • Künye: Warwick Ball – Asya’nın Geçitleri: Avrasya Stepleri ve Avrupa’nın Sınırları, çeviren: Ahmet Aybars Çağlayan, Ayrıntı Yayınları, tarih, 304 sayfa, 2022

José Cordeiro ve David Wood – Ölümsüz İnsan (2022)

Ölüme çare bulmak mümkün mü?

José Cordeiro ve David Wood, yaşlılığın, yaşlılığa bağlı hastalıkların olmadığı bir yaşamın tüm olasılıkları üzerine derinlemesine düşünüyor.

‘Ölümsüz İnsan’, çok yakında uzun ömürlülüğün mümkün olduğunu ve sonsuza dek yaşayabileceğimizin mümkün olduğunu savunuyor.

Yaşlanma ve ölüm, insan hayatının en büyük korkularından.

Bu yadsınamaz sona çözüm bulmak mümkün mü?

Cordeiro ve Wood, bu can alıcı soruya parmak basıyor ve insanın ölümlü olmaya mahkûm olmadığını bilimsel olarak ele alıyor.

Gelecekte bizi neler bekliyor?

Yazarlar, biyolojik ölümsüzlüğün nasıl bir seçenek haline gelebileceğini, yaşlanmanın da bir hastalık olduğunu ve tedavi edilebileceğini, ölümlülüğün bilimsel olarak nasıl sonlandırılacağını açıklıyor.

Bu geleceğe ulaşmak için yapılan araştırmaları, teknolojik ilerlemeleri, bilimin biyolojik yaşlanmayı durdurmaya ne kadar yakın olduğunu sade bir dille anlatıyor.

  • Künye: José Cordeiro ve David Wood – Ölümsüz İnsan, çeviren: Sevim İrem Altınkılınç, Nemesis Kitap, inceleme, 344 sayfa, 2022

Kolektif – Huzursuz Bir Ruhun Panoraması (2022)

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, geç dönem Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan düşünce ve siyaset tarihimizin, edebiyat dünyası içerisindeki en önemli simalarındandır.

Bu usta işi derleme de, Yakup Kadri’yi ve edebiyatını zengin bir pencereden izliyor.

‘Huzursuz Bir Ruhun Panoraması’, Cumhuriyet döneminin kanonik yazarlarından Karaosmanoğlu’nun o verimli huzursuzluğuna aynalar tutuyor.

Onun aşka, inkılâba, Batı’ya, kadınlara, mekâna, millete, siyasete, Atatürk’e, dine, Bektaşiliğe ve daha birçok şeye -mesela can sıkıntısına- bakışına tutulan aynalar, bunlar.

Bu geniş bakış, cumhuriyet tarihinin zihniyet dünyasında kapsamlı bir keşif turu anlamına geliyor.

Kitapta,

  • Yakup Kadri’nin Batı görüşü,
  • Yakup Kadri’nin Fransız edebiyatıyla ilişkisi,
  • Yakup Kadri’nin toplum tasavvuru,
  • Yakup Kadri edebiyatında kadınlık,
  • Yakup Kadri romanlarında Birinci Dünya Savaşı,
  • Yakup Kadri’nin hikâyelerinde azınlıklar,
  • Yakup Kadri’de Atatürk ve İnönü ayrımı,
  • Bektaşi aynasında Yakup Kadri Karaosmanoğlu,
  • Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun romanlarında mekânın politiği,
  • Yakup Kadri’nin ‘Hüküm Gecesi’nde İttihatçılar ve İttihatçılık,
  • Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun romanlarında modernleşmenin ataerkil dili,
  • Yakup Kadri’nin romanlarında pozitivist söylem,
  • Ve Yakup Kadri’nin romanlarında nesil çatışmasının mekân üzerinden okunması gibi ilgi çekici konular tartışılıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Yalçın Çakmak, Özge Dikmen, Başak Acınan, Demo Ahmet Aslan, Esra Dicle Başbuğ, Emre Bayın, Murat Belge, Tanıl Bora, Murat Cankara, Funda Şenol Cantek, Hasan Cuşa, Yavuz Çobanoğlu, Deniz Depe, Hakan Kaynar, Erol Köroğlu, Haluk Öner, Mehmet Özden, Barış Özkul, Can Şahin, Burcu Şahin, İbrahim Şahin, Zeynep Uysal, Gaye Belkız Yeter Şahin, Sabanur Yılmaz ve Gül Mete Yuva.

  • Künye: Kolektif – Huzursuz Bir Ruhun Panoraması: Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Edebiyat ve Düşünce Dünyası, derleyen: Yalçın Çakmak ve Özge Dikmen, İletişim Yayınları, inceleme, 495 sayfa, 2022

M. Sinan Niyazioğlu – İroni ve Gerilim (2022)

İkinci Dünya Savaşı, Ankara’da ayrı, İstanbul’da ise bundan apayrı bir psikolojiyle algılandı.

Sinan Niyazioğlu, o süreci yansıtan propaganda ürünlerini inceleyerek bu farklılığın arkasındaki dinamikleri aydınlatıyor.

Başka bir deyişle ‘İroni ve Gerilim’, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye’deki savaş algısını ve bu algının İstanbul ve Ankara’da nasıl ayrıştığının süreç ve biçimlerini dönemin propaganda ürünlerinin görsel rehberliğinde okuyor.

Savaş yıllarında tek parti rejiminin kitle algısını nasıl yönettiğini, ülke içinde tasarlanan, basılan ve dolaşıma sokulan askeri albümler, resmî bültenler, halkevi yayınları, posta pulları, popüler kültür ve karikatür dergilerinin yüzeylerinde yer alan propaganda imgelerinin bütünsel yapısında ve bir o kadar etkileyici ve eklektik kurgusunda inceliyor.

Aynı adlı sergiden yola çıkılarak hazırlanan bu yayın, örneklerini sıkça izlediğimiz İkinci Dünya Savaşına dair yıkım, soykırım veya cephelerdeki sıcak savaş görüntülerine yer vermeyi, okura savaşın kendisini tekrar göstermeyi veya yeniden izletmeyi hedeflemiyor.

Bilakis savaşın kendisinden öte, savaşa girmeyen Türkiye’deki savaş algısına odaklanıyor.

Sınırları dışında cereyan eden küresel savaşı kimi zaman temkinle, kimi zaman da endişe ve gerilimle izleyen Türkiye’deki savaş algısını, bu algıyla gelişen resmi söylemi, toplumsal psikolojiyi ve siyasal dönüşümü tahlil ediyor.

‘İroni ve Gerilim’, Ankara’nın aktif tarafsızlık politikasıyla İstanbul’daki savaş psikolojisi arasındaki ilişkiyi, önce kenetlenme, ardından çözülme sürecini yansıtan propaganda ürünleriyle ele alıyor; sonuç bölümünde ise, 1950 Seçimleri’yle iktidara gelen Demokrat Parti’nin seçim kampanyasında kullandığı, savaş paranoyasından kurtulmuş, geleceğine güvenle bakan “Yeni Türkiye” söylemini yansıtan imaj ve temsillerle okuru buluşturuyor.

  • Künye: M. Sinan Niyazioğlu – İroni ve Gerilim, Koç Üniversitesi Yayınları, tarih, 312 sayfa, 2021

Bekir Şahin Baloğlu – Tanburi Cemil Bey (2022)

Dahi müzisyen Tanburi Cemil Bey’in hayatı ve çalışmaları üzerine sağlam bir sosyolojik inceleme.

Bekir Şahin Baloğlu’nun enfes çalışmasının en özgün katkılarından biri de, Tanburi Cemil Bey’le ilgili efsanelerle hesaplaşması.

Tanburi Cemil Bey, Türk müziğinin Osmanlı’dan Cumhuriyet’e aktarımında, yaptığı ses kayıtlarıyla en büyük aracılardan biri.

O, yaşadığı dönemin bir müzisyeni olmasının ötesinde, değişimin farkına varıp bu değişime besteleri, yazıları ve en önemlisi bıraktığı ses kayıtlarıyla bizatihi katkıları olmuş bir portredir.

Eski ve yeninin tam merkezinde bulunan Tanburi Cemil Bey, hem “eski”nin hem “yeni”nin göstergelerine sahip.

Bu vasfıyla Cemil Bey, geçmişte yaşamış herhangi bir tarihi karakter olarak anlaşılmamış; kimi zaman mevcut müzik mirasını muhafaza eden yönüne bakılarak geleneksel ve kimi zaman da sadece değişime yönelik tercihleri görülerek modern bir portre olarak algılanmıştı.

Bu kitap ise, Cemil Bey’in müziğinin nasıl yapıldığından çok hangi sosyolojik şartlarda yapıldığını ve sanatçının böylesi bir icraya yönelmesinin sebeplerini ortaya koyuyor.

Bununla birlikte döneminin sosyokültürel atmosferinin ötesinde Cemil Bey’in, sanatın belli bir zaman ve toplumsal düzen içinde ölçülemeyen sınırsızlığına yaptığı atıfları anlamak adına kullandığı bazı müzikal unsurların analizlerine de yer verilmiş.

Dâhi müzisyen Tanburi Cemil Bey, çalışkanlığı, yaşadığı dünyayı algılayışı ve tepkileriyle; ayrıca taksimleri, eser icrası, besteleri, sahip olduğu her tür müziğe açık bakış açısı, multi-enstrümantalist vasfı, yeni enstrüman icatları gibi ortaya koyduğu yüksek müzikal başarı ile örnek bir müzisyen prototipi olarak halen yaşıyor.

  • Künye: Bekir Şahin Baloğlu – Tanburi Cemil Bey: Efsane ve Realite Arasında Bir Portre, Dergah Yayınları, biyografi, 336 sayfa, 2022

Judith Butler – Şiddetsizliğin Gücü (2022)

Şiddeti özsavunma olarak meşrulaştırmanın sorunları üzerine harika bir tartışma.

Judith Butler, toplumsal çatışmalarda şiddete ve şiddetsizliğe başvurmanın siyasi ve etik boyutlarını irdeliyor.

Açıkça şiddetsizlikten yana tavır alan Butler, meşru şiddet tekelini elinde tutan aktör olarak devletin şiddet tanımındaki muğlaklığı kendi amaçları doğrultusunda nasıl kullanabildiğini gösterirken, bir yandan da şiddetsizliği savunmak için yeni bir tasavvur geliştiriyor ve şiddetsizliği toplumsal eşitliğin bir gereği olarak temellendiriyor.

Şiddetin özsavunma olarak meşrulaştırılmasında sorunlu bulduğu sınırı, kimin “öz”, yani “biz” olarak tanımlanageldiğini ve bu sınır var olduğu sürece şiddeti özsavunmayla gerekçelendirmenin nasıl bir dışlama, dolayısıyla eşitsizlik yarattığını tartışıyor.

Yine eşitlik açısından, bütün yaşamların aynı derecede önemli addedilmesi için insanlar daha hayattayken “yası tutulabilirliğin” nasıl pay edildiğini düşünmeye çağırıyor.

Klasik sözleşmeciliğin temelinde yatan bireyciliğin eleştirisiyle birlikte, Butler şiddetsizliği karşılıklı bağımlılığın kaçınılmazlığına dayandırıyor.

Siyaset ve felsefeyle ilgilenen okurlarımızın zevkle okuyacağına inanıyoruz.

  • Künye: Judith Butler – Şiddetsizliğin Gücü: Etik-Politik Bir Düğüm, çeviren: Başak Ertür, Metis Yayınları, siyaset, 192 sayfa, 2022

Simon Swain – Roma’dan İslam’a Ekonomi, Aile ve Toplum (2022)

Roma sosyal hayatı ile Orta Çağ İslam dünyası arasında köprü kuran özgün bir çalışma.

Simon Swain burada, Bryson’ın bu alanda kilit çalışması olan ve MS birinci yüzyılın ortalarında yazıldığı düşünüle ancak Arapça olarak günümüze ulaşabilmiş ‘Mülk Yönetimi’ adlı eserini merkeze alıyor.

Bu çalışma, Bryson’ın ‘Mülk Yönetimi’ (‘Oikonomikos Logos’) eserini, ona aşina olmayan okuyucu kitlesine tanıtıyor, bunun yanı sıra bu esere hâlihazırda aşina olan okurlara da yeni bilgiler veriyor.

Kitabın erken Roma İmparatorluğu’nun başlıca sosyal sorunlarına (para, köleler, evlilik, çocuklar) odaklanması ve Roma dünyasının zenginliği ile Orta Çağ İslam Dünyası arasında büyüleyici ve eşsiz bir köprü vazifesi görmesi, değerini daha da artırıyor.

Kitabın bu yeni baskısı, Roma sosyal ve ekonomi tarihçilerine, Yunan imparatorluk edebiyatı araştırmacılarına ve Orta Çağ İslam Dünyası’nda Greko-Romen düşüncesinin yeri ve önemiyle ilgilenen herkese hitap ediyor.

  • Künye: Simon Swain – Roma’dan İslam’a Ekonomi, Aile ve Toplum, çeviren: Yusuf Sami Kamadan, Albaraka Yayınları, tarih, 556 sayfa, 2022

Francis Macdonald Cornford – Platon’un Kozmolojisi (2022)

Platon’un en önemli ve günümüzde de üzerinde çeşitli tartışmaların yürütüldüğü ‘Timaios’ diyalogu, düşünürün kozmolojisini, evrenin nasıl oluştuğuna dair kendi öğretisini ve doğa anlayışını ortaya koyar.

Francis Macdonald Cornford’un bu çalışması ise, Platon’un bu eseri üzerine gelmiş geçmiş en iyi incelemelerden biri.

Kitap, Timaios’un çevirisini içeriyor ve çevirinin aralarına, ortaya çıktıkça, her bir yorumlama sorununu tartışan birer şerh serpiştiriyor.

Cornford’un öncelikli amacı, Platon’un sözlerini mümkün olduğunca aslına yakın çevirmek olmuştur.

Ancak Cornford’un kendi ifadesiyle, Platon’un haşmetli şiirsel üslubunu yeniden üretmeye çalışan herkes başarısızlıkla yüzleşmeye mahkûmdur.

Ona göre, buna anlamı bozma riski de eşlik eder

Cornford’un yorumları, okuyucuya uzun ve karmaşık bir argüman boyunca rehberlik etmek ve en sadık çeviride dahi belirsiz kalması gereken şeyleri açıklamak için tasarlanmıştır; zira ‘Timaios’, düşünceyi en küçük yere sıkıştırma pahasına, uçsuz bucaksız bir alanı kaplar.

  • Künye: Francis Macdonald Cornford – Platon’un Kozmolojisi: Timaios Çevirisi ve Açıklaması, çeviren: Özgüç Orhan, Albaraka Yayınları, felsefe, 500 sayfa, 2022