Elif Mahir Metinsoy – Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Kadınları (2023)

Osmanlı toplumu açısından I. Dünya Savaşı dört yıldan daha uzun sürdü.

1911 Trablusgarp Savaşı ile başlayıp Balkan Savaşları, Cihan Harbi ve Kurtuluş Savaşı ile devam eden savaş hali 1922’de sona erdi.

11 yıllık bu dramatik süreçte bir imparatorluk yıkılırken, onun küllerinden yeni Türkiye Cumhuriyeti doğdu.

Bu zorlu sürecin en mağdur toplumsal kesimi cephe gerisinde kalanlar, özellikle de yoksul, kimsesiz ve korumasız kadınlar oldu.

Elif Mahir Metinsoy’un, ilk kez 2017’de Cambridge University Press’ten çıkan, ‘Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Kadınları: Gündelik Yaşamda Siyaset ve Mücadele’ adlı çalışması bu kadınların deneyimlerini ortaya koyuyor.

Kitap, dönemi ele alan Osmanlı-Türk kadın tarihyazımındaki eğitimli ve elit kadın yazarları, onların yayıncılık ve dernek faaliyetlerini öne çıkarma yaklaşımı yerine, ilgi odağına yoksul, kimsesiz ve çoğu taşrada yaşayan kadınları yerleştiriyor.

İğneyle kuyu kazar gibi yapılmış bir arşiv çalışmasıyla; kadınların telgraflarına, dilekçelerine, karakol ve mahkeme tutanaklarına, gazete haberlerine, anı ve mektuplara dayanarak “meçhul asker”in “meçhul kadını”nın bugüne dek anlatılmamış hikâyesini anlatıyor.

Bu kadınların çilelerini, ekmek ve adalet mücadelelerini, gündelik hayatın bir parçası haline gelen protestolarını ve eylemlerini, bedenleri üzerindeki dayatmaları aşmaya yönelik çabalarını canlı tablolar halinde gözlerimizin önüne seriyor.

Yazar, kadınların sadece savaşa destek olmaları sayesinde değil, protesto, mücadele ve direnişleriyle de devleti onları dikkate almaya ve sorunlarını çözmeye zorladığına işaret ediyor.

  • Künye: Elif Mahir Metinsoy – Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Kadınları: Gündelik Yaşamda Siyaset ve Mücadele, İş Bankası Yayınları, tarih, 328 sayfa, 2023

Kolektif – Anaakım Çökerken Alternatif Medyanın Eleştirisi (2023)

AKP, 2002 yılında iktidar olduğundan beri Türkiye’deki medya alanını yeniden düzenlemeye başladı.

Bu yeniden düzenleme süreci 2011 yılından itibaren hızlandı ve radikalleşti.

90’ların İslamcı-muhafazakâr medyasının güçlendirildiği, ana akımda yer alan medya kuruluşlarının büyük oranda el değiştirdiği, bu kuruluşlarda çalışan gazetecilerin kitlesel olarak işten çıkartıldığı ve gazeteciliğe yönelik baskıların arttığı bu düzenleme süreci, keskin bir dönüşüme yol açtı.

Bu dönüşüm sürecinin sonunda medya alanı, “iktidar yanlısı” ve “muhalif” olarak adlandırılan iki temel kampa bölündü.

Yeni medya düzeninin çok küçük bir kısmını oluşturan ve “muhalif medya” olarak anılan medya kuruluşları, dönemin şartları ve maddi imkânsızlıklar nedeniyle, özelikle internetin olanaklarından yararlanmaya çalıştı.

Bu imkânsızlıkların mecbur kıldığı çabaların yarattığı paradoksal imkânlar alternatif medya, radikal medya, yurttaş gazeteciliği gibi medya modellerinin örneklerinin çoğalmasını sağladı.

Türkiye özelinde gazeteciliğin yaşadığı ekonomik ve siyasi kriz, yeni modellerin ve girişimlerin doğuşunu hızlandırdı.

Bu kitapta, 2010’lu yıllarda kapsamı ve etkisi artan alternatif gazetecilik arayışlarının, mesleki, etik, iktisadi ve politik eleştirisini hedefleyen yazılar bir araya getirildi.

Gazetecilik ve medya çalışmaları açısından özgül bir dönemi temsil eden bu yıllar, akademik eleştirinin konusu olmayı fazlasıyla hak ediyor.

Anaakım medyanın eleştirisi yapılırken, ana akımın çöküşüyle ortaya çıkan boşluğu doldurma misyonunu bir zorunluluk olarak üstlenen gelenekseliyle dijitaliyle alternatif medya alanının yeterince eleştirilmediği görülüyor.

İşte bu boşluğu dolduran eldeki çalışma, gazeteciliğin büyük bir kriz yaşadığı ve bu krizden çıkışın yollarını yeni yöntemler üzerinden bulmaya çalıştığı bu dönemin akademik bir eleştirisini yapıyor.

Kitapta,

  • Alternatif medya muhalif midir?
  • Gazeteci muhalif mi olmalı?
  • Ve alternatif medya neye alternatif? gibi soruların yanıtları aranıyor.

Kitap bunu yaparken, anaakım medya ve gazeteciliğin yanı sıra, alternatif kavramının kendisini de nesnel bir mesafeyle sorguluyor.

  • Künye: Kolektif – Anaakım Çökerken Alternatif Medyanın Eleştirisi, derleyen: Vahdet Mesut Ayan ve Emre Tansu Keten, um:ag Yayınları, medya, 200 sayfa, 2023

Justin Baldoni – “Erkeklik”le Zehirlenmiş Erkek (2023)

Derdi “erkeklik” olan bu sayfaların yazarı Justin Baldoni bir araştırmacı ya da akademisyen değil.

Başarılı bir oyunculuk kariyerine ve görece iyi bir hayata sahipken kendi erkekliğiyle ve erkekliğinin imtiyazlarıyla yüzleşmeye kalkışmış birisi.

‘“Erkeklik”le Zehirlenmiş Erkek’te yapmaya çalıştığı şey de bu.

Samimi bir çabayla girdiği serüvenini anlaşılır bir dille okuyucuya aktarıyor.

Yine de elimizde bayağı bir hatırat yok.

Sistemli, insicamlı bir toksik maskülenlik reddiyesi var.

Günümüzde toksik maskülenlik azalmıyor, aksine daha da biti kanlanıyor.

Redpill muhabbetleri, alfa/sigma erkek literatürü muhtelif internet kuytularına has anlam haritaları değil artık.

Haliyle, böyle bir zamanda bu gibi kitaplara hiç olmadığı kadar çok ihtiyaç var.

‘“Erkeklik”le Zehirlenmiş Erkek’, kendi erkekliğiyle mücadele etme cüretini gösterebilen erkeklerin kitaplıklarında kendine yer arıyor.

  • Künye: Justin Baldoni – “Erkeklik”le Zehirlenmiş Erkek: Toksik Masküliniteden Arınma Kılavuzu, çeviren: Duygu Bolut, Okuyanus Yayınları, inceleme, 368 sayfa, 2023

François Noudelmann – Bambaşka Bir Sartre (2023)

Jean Paul-Sartre’ın manevi kızı Arlette Elkaïm’de bulunan şahsi arşivinden ve kendisiyle yaptığı görüşmelerden hareketle bir başka Sartre portresi çiziyor François Noudelmann.

‘Bambaşka Bir Sartre’ yayımlanmamış mektuplar, ses-film kayıtları ve notlardan oluşan bu arşivin izinde Sartre’ın yüzeysel bir turist olmayı sevdiğini, gönlünün çokeşliliğe meylettiğini, angaje yazar kimliğinin üzerine yapışmasından rahatsız olduğunu, müzikle olan ilişkisini ve depresif anlarını ifşa eden şaşırtıcı bir çalışma.

Kitaptan bir alıntı:

“Bir yazarın hayatına girmek için her şeye karşın bir yol seçmek gerektiğine göre, yan yolları izleme stratejisi verimli olabilir. Bu strateji bağlantılar üzerinden yanlamasına düşünmeyi, çevresi ve –birlikte yeni, şaşırtıcı bir yöne girdiği– kişiler üzerinden bir bireyin izini sürmeyi amaçlıyor. İnsan hayatlarının anlaşılması için biraz epigenetiği devreye sokmak tekanlamlı nedenselcilikten kaçınmayı, yerinde dönüşümleri ve çevrenin yarattığı farklılaşmaları ortaya koymayı sağlıyor. Raymond Aron ona Husserl’den söz etmeseydi ve onu Berlin’e yönlendirmeseydi, Sartre fenomenolog olur muydu? Peki ya Jean Genet ya da Frantz Fanon’la karşılaşmasaydı, Kötü kavramı üzerinde düşünür ve sömürgeciliğe böylesine şiddetle karşı çıkar mıydı?”

  • Künye: François Noudelmann – Bambaşka Bir Sartre, çeviren: Şehsuvar Aktaş, Yapı Kredi Yayınları, biyografi, 152 sayfa, 2023

Abdulhalik Bakır – Eskiçağlardan Ortaçağlara Doğuda ve Batıda Tıp ve Tababet (2023)

İnsan sağlığı ve insanların maruz kaldığı hastalıklar tarihin en eski devirlerinden günümüze kadar devam eden ve hiç değişmeyen önemli olgular.

Tıp ve tababet ise teorisi ve pratiğiyle insanlık tarihi kadar eski bir bilim ve meslek dalının adıdır.

Dolayısıyla da insan sağlığı ve hastalıklar sebep, tıp ve tababet ise sonuç olarak karşımıza çıkıyor.

Yeryüzünde kurulan bütün uygarlıklarda tıp ve tababet önemli bir yer işgal etti.

Bu meyanda Eski ve Antikçağlarda Mezopotamya, Mısır, Anadolu, İran, Orta Asya, Çin ve Hindistan coğrafyalarında tıp ve tababet bilimi ve çalışmaları önemli bir gelişme gösterdi ve bu birikimler daha sonra Erken ve Geç Ortaçağlara intikal ederek olgunlaşma düzeyine ulaştı.

Bu uzun soluklu zaman diliminde eserleriyle tanınan onlarca hekim, yüzlerce sağlık çalışanı, hasta bakıcısı yetişmiş ve dur durak bilmeden geceli gündüzlü insanlara hizmet sunmaya çalıştı.

Aynı süre içerisinde devlet adamları tarafından onlarca sağlık kurumu inşa edilerek hastaların hizmetine sunuldu.

İşte ‘Eskiçağlardan Ortaçağlara Doğuda ve Batıda Tıp ve Tababet’ adlı bu eser, anılan çağlarda kurulan devlet ve uygarlıklardaki tıp ve tababetin bir nevi serüvenini okuyuculara sunuluyor.

  • Künye: Abdulhalik Bakır – Eskiçağlardan Ortaçağlara Doğuda ve Batıda Tıp ve Tababet, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, tıp, 592 sayfa, 2023

 

Tayfun Kahraman – Adaleti Beklerken (2023)

‘Adaleti Beklerken: Deprem, Siyaset, Kent’, 2019 yılından itibaren İstanbul Büyükşehir Belediyesi Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Dairesi Başkanı ve Şehircilik Proje Koordinatörü olarak görev yaparken siyasi baskı ve gerekçelerle açılan Gezi Davası’nda 25 Nisan 2022’de 18 yıl hapis cezası verilerek tutuklanan ve Düşünce Mahkumu ilan edilen Dr. Tayfun Kahraman’ın ikinci kitabı.

Kahraman’ın çalışması, Silivri Kapalı Cezaevi’nde geçirdiği ilk yılda yaşanan gelişmelere, özellikle 6 Şubat Kahramanmaraş Depremlerine ve 14-28 Mayıs Seçimlerine yoğunlaşırken aynı zamanda AKP iktidarının uygulamalarındaki niyet ve tercihlerini bir şehir plancısı ve imar hukukçusu olarak deşifre ediyor.

‘Adaleti Beklerken: Deprem, Siyaset, Kent’, Türkiye Cumhuriyeti ikinci yüzyılına girerken sadece mekânsal bilimler üzerine çalışanlarla değil, güncel siyaset tartışmaları ile kenti ve doğayı savunan, adil, sağlıklı ve güvenli yaşam hakkını arayan herkesle buluşuyor.

Kahraman’ın bu kitabının önsözü ise İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu tarafından kaleme alındı.

  • Künye: Tayfun Kahraman – Adaleti Beklerken: Deprem, Siyaset, Kent, Çavdar Yayınları, kent çalışmaları, 162 sayfa, 2023

Kolektif – Sonrası Kalır (2023)

ODTÜ İktisat Bölümü emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Eyüp Özveren’in onuruna bir araya gelen 14 sosyal bilimci bu kitaba onun kariyeri boyunca üzerine çalıştığı iktisat tarihi, iktisadi düşünce tarihi ve kurumsal iktisat alanlarında katkı sağladı.

Çalışmaların içerik ve yöntem açısından çeşitliliği bir yandan akademik hayatı boyunca ilgilendiği konuların geniş yelpazesine işaret ederken, bir yandan da düşünsel kaynaklarının temel yapıtaşları ve onlar arasında kurduğu benzersiz ve aydınlatıcı bağlantıların izlerini taşıyor.

Bu kitabın içindeki çalışmaları üç başlık altında sınıflandırmak mümkün.

Birinci grupta Milli İktisat üzerine, Osmanlı-Türk iktisadi düşünce yazınını “ulusal yaklaşım” diyebileceğimiz bir perspektif içinde değerlendiren, kimi göz ardı edilmiş özgünlük ve devamlılıklara ışık tutan çalışmalar yer alıyor.

İkinci grupta düz iktisadi düşünce incelemelerinden farklılaşarak Eyüp Hoca’nın çalışmalarında olduğu gibi çok kaynaklı ve ‘bağlantılı’ zenginlikten beslenen iktisadi düşünce tarihi çalışmaları yer alıyor.

Üçüncü grup çalışmalar da Eyüp Hoca’nın çalışmalarının kapsadığı tarihsel ve coğrafi uzamı yansıtacak şekilde iktisat tarihi çalışmalarından oluşuyor.

  • Künye: Kolektif – Sonrası Kalır: Milli İktisat, İktisadi Düşünce ve İktisat Tarihi, editör: Seven Ağır ve Alp Yücel Kaya, İmge Kitabevi, iktisat, 492 sayfa, 2023

Moritz Schlick – Biçim ve İçerik (2023)

On dokuzuncu yüzyılın son çeyreğine doğru özellikle bilimlerde kaydedilen düşünsel ve teknik gelişmeler evren ya da doğa hakkındaki akıl yürütmelerde büyük değişimlere neden oldu.

Moritz Schlick bizzat bu değişimlerin dönüm noktasında yaşamış bir düşünür.

Matematikçi ve fizikçi olmanın getirdiği bir zihinle güncel tasavvurları da göz önünde bulundurarak varlık ve dil hakkında yeni anlayışlar geliştirdi, yeni bir bilgi anlayışı inşa etti.

Bunu da kendi dönemindeki bilimsel çalışmaları ve kavramları, geçmiş dönemlerdeki çalışmalarla ve kavramlarla kıyaslayarak yaptı.

Viyana Çevresi’nin kurucu figürlerinden olan Schlick, epistemolojisinin en berrak anlatısını sunduğu bu eserinde bilgi sorununa, dilin ölçütlerine ve sınırlarına odaklanarak dilin, gerçeklikle kurduğu ilişkide, ne’liğini, doğasını ve geçerliliğini soruşturuyor.

  • Dil nedir?
  • Anlam nedir?
  • Bilme ve bilgi nedir?
  • Geleneksel metafiziğin sözde problemleri ve soruları nelerdir?
  • Bilginin doğrulanması ve geçerliliği nasıl sağlanır?
  • Felsefe nedir ve bilimle olan ilişkisi nedir?

Bilginin temellerine ilişkin akıl yürütmeleri değerlendirerek, bir bütün olarak epistemoloji için yeni sonuçlar çıkararak, mantıksal ve dilbilimsel araçlarla bilim ve felsefe ile felsefe ve metafizik arasındaki sınırı çiziyor.

Geleneksel felsefenin idealist ve mutlakçı statik şemalarının dışında değişime ve yeniye açık, dinamik bir bakış açısı ortaya koyuyor.

Bu bağlamda Schlick’in felsefesinin doktriner değil, Wittgensteincı anlamda bir etkinlik-olarak-felsefeye dönüştüğü görülüyor.

  • Künye: Moritz Schlick – Biçim ve İçerik: Felsefi Düşünceye Bir Giriş, çeviren: Ulus Sevdi, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 125 sayfa, 2023

Tuğçe Kelleci – (Post)kolonyalizm (2023)

Postkolonyalizm, Türkiye’de akademik, entelektüel ve politik çevrelerde gecikerek de olsa etkili bir düşünce akımı oldu.

Ancak içerdiği eleştirelliğe rağmen o da araçsal aklın hizmetine girmekten kurtulamadı.

Bu çalışma çok önemli bir istisna oluşturuyor: Eleştirel düşünceyi postkolonyalizmin kendisine yönelterek sorgulanmadan alınıp tekrar edilen veya uyarlanan önkabulleri titiz bir teorik tartışmaya açıyor.

Başlıca argümanları, postkolonyal çalışmaların Doğu-Batı ikiliğini kültürel söylem içinde yeniden üretmekten ve postkolonyal özneyi özcü bir bakışla değişmez bir “öteki”ne indirgemekten kaçınamadığı, kolonyal karşılaşmadaki yeniden özneleşme sürecini tek yönlü bir iktidar bakışıyla sınırladığı ve kültürel olana odaklanarak siyasal melezliği ihmal ettiği.

Kitap, postkolonyal literatüre hâkim olmakla yetinmeyerek ilmek ilmek dokuduğu düşünsel bir bütünlük için Foucault ve Lacan’ı da tartışmaya çağırıyor.

Postkolonyalizm çalışmalarına Lacan ve Foucault’ya dayalı bir perspektifle yeni bir açılım getirirken, bu tartışmaları postkolonyal öznenin konumlandırılışı üzerinden yaparak ve özneyi merkeze alarak farklı bir bakış açısı sunuyor.

Çalışma kuramcı olarak Lacan ile Foucault’yu, Fanon ile Bhabha’yı, kavramsal olarak “arzu” ile “iktidarı”ı, “melezlik-taklit” ile “maduniyet”i aynı metinde yoğurmakta, özne tartışmasını ise Postkolonyal olanın kendisini tekrar kolonyal olan içinde bulması süreci çerçevesinde teorik biçimde yapıyor.

Böyle bir girişim ve çabanın uluslararası ilişkiler disiplini içinden gelmesi dikkat çekicidir ve oldukça değerli.

Aynı zamanda Uluslararası İlişkiler çalışmalarının alanını genişletiyor, disiplinin büyük ölçüde ihmal ettiği özne tartışmasını Postkolonyalizm bağlamında gündeme getiriyor ve alanla ilgili kuramsal tartışmalara önemli bir katkı sağlıyor.

  • Künye: Tuğçe Kelleci – (Post)kolonyalizm: Özne, Arzu ve Siyasal Melezlik, Siyasal Kitabevi, felsefe, 328 sayfa, 2023

George Tsakraklides – Mutsuzluk Makinesi (2023)

‘Mutsuzluk Makinesi’ bize, hepimizin o ya da bu şekilde aşina olduğumuz halde duymamakta ısrar ettiğimiz bir hikâyeyi son derece açık ve sade bir dille anlatıyor: İnsanın bildiği ve düzenlediği dünyanın kendi sonuna doğru hızla ilerleyişinin hikâyesi.

Kendi doğal mirasından, bu gezegendeki diğer türlerle olan akrabalığından utanan ve kendisini umutsuzca izole etmeye çalışan insan türünün trajedisine dikkat çeken bu kitapta; artık küresel boyuta ulaşmış olan mutsuzluğumuzun acımasız eleştirisi -komplo teorilerinin yavanlığına düşülmeksizin- veriliyor.

Bu hikâyeye göre mutsuzluk, insan türünün varoluşuna özsel olarak ait olan bir şey değildir; kendi devamlılığı için mutsuzluğa ihtiyaç duyan kapitalizm ve faşizmin icat ettiği, yaygınlaştırdığı ve sömürdüğü bir duygu durumudur.

Çağı ele geçiren tekno-narsisizmin uzantısı olan bu mutsuzluktan kurtulmak için ise yalnızca vicdan rahatlatan ve günü kurtarmayı hedefleyen reformlardan çok daha fazlasına ihtiyaç vardır.

Aksi takdire insan türünün gezegende yarattığı tahribatın izleri, bu türün neredeyse kesin gözüyle bakılan yok oluşundan çok daha sonraları bile ortadan kalkmayacaktır.

Sürdürülebilirlik ve yeşil enerji gibi kavramsallaştırmalarla işleyen bu gibi yaklaşımların iki yüzlüğüne dikkat çeken Tsakraklides, insanın geleceğine ilişkin son derece karamsar bir tablo çizse de, bu cehennemden çıkışa ilişkin son bir imkâna işaret etmekten geri durmuyor; yok olmanın ve yok etmenin zorunluluğundan kurtulabilmek için deneyebileceğimiz tek gerçekçi yolun yaşam tarzımızı küresel ölçekte ve radikal olarak değiştirmek olduğunu belirtiyor.

  • Künye: George Tsakraklides – Mutsuzluk Makinesi, çeviren: Filiz Çakır, Livera Yayınevi, inceleme, 120 sayfa, 2023