Nesimi Gökşen – Devletin Subayı, Subayın Devleti (2023)

Nesimi Gökşen’in ‘Devletin Subayı, Subayın Devleti’ kitabı, 27 Mayısçıların ama onun da ötesinde 27 Mayıs’a giden yolda asker içerisindeki öbekleşmelerin temel motivasyonunu anlamaya çalışıyor.

Siyasetçilere güvensizliği, siyasete yüklenen pejoratif anlamı, ülkenin geri kalmışlıktan kurtarılması misyonunu asker içinden görerek, kuşak ve ekol detaylarında gezinerek, topluma “müdahale” misyonunu nasıl edindiklerinin kaynaklarına giderek, askerin toplumsal hayattaki “kaygı”larını irdeleyerek 27 Mayıs’ın farklı bir veçhesini ortaya koyuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“İnönü ile Menderes dönemindeki birbiriyle ardışık gizli örgütlenmelerin gerekçelerine bakıldığında, üyelerindeki kuşak/ zihniyet farklılığına rağmen, bazı temel noktalarda bir ‘süreklilik’ söz konusuydu. Bu süreklilik, kışlalarda genç subayların ‘n’olacak bu memleketin hali’ sorusuna aradıkları ‘benzer’ yanıtlarda gizliydi. Bu yönüyle, geri kalmışlıktan kurtarmak görevini, Milli Şef Dönemi gizli örgütlenmelerinden miras alan bu genç kurmaylar, Prusya askerî ekolüyle eğitim görmüş seleflerinden farklı olarak Amerikan askerî ekolüyle yetişen 1920’ler kuşağını temsil ediyorlardı. Fakat subaylar nezdinde bu iki ekol arasında kesin kopuş olduğunu söylemek mümkün değildir. Melez bir askerî yapının hâkim olduğu ordu içindeki illegal oluşumları hayata geçiren temel gerekçe ‘ülkeyi geri kalmışlıktan kurtarmak’ olsa da, 27 Mayıs Askerî Müdahalesi’nin harekât sürecinde subayların temel motivasyon kaynağı, siyasal-toplumsal muhaliflerin ‘özgürlük/demokrasi’ talepleriydi.”

  • Künye: Nesimi Gökşen – Devletin Subayı, Subayın Devleti: Cuntalar, Darbe ve İktidar Savaşı (27 Mayıs 1960), İletişim Yayınları, siyaset, 392 sayfa, 2023

Andrew J. Newman – Safevi İranı (2023)

1979 İran Devrimi’nin ardından dünya kamuoyu gözlerini İran topraklarında On İki İmam Şiiliğini ilk defa resmî mezhep olarak kabul eden Safevîlere çevirdi.

Safevî tarihine duyulan bu merak, söz konusu döneme ilişkin akademik çalışmalara yeni bir soluk getirdi.

Fakat bu çalışmalar bir dizi problemi de beraberinde getirdi: Safevî tarihi Avrupa-merkezci bir perspektife sıkıştı; Osmanlı tarihine reva görülen ilerleme-gerileme gibi indirgemeci yaklaşımlar bu önemli erken modern dönem devletinin tarihini anlaşılmaz bir hâle getirdi.

Edinburgh Üniversitesi profesörlerinden Andrew Newman’ın ‘Safevî İranı: Pers İmparatorluğu’nun Yeniden Doğuşu’ başlıklı çalışması günümüz Safevî tarihi çalışmalarında önemli bir merhaleyi temsil ediyor.

Bu eser, E. Brown, V. Minorsky ve L. Lockhart ve onların çalışmalarının bir özetini sunan, hemen Devrim sonrasında yayınlanmış Roger Savory’nin eserlerinden farklı bir perspektif sunuyor ve yeni sorular soruyor.

Safevî öncesi İran kültürü ve bu yeni hanedanın söz konusu kültürle nasıl bir ilişki kurduğu; Safevî hanedanının nasıl bu kadar uzun ömürlü olabildiği, Şiiliğin bu hikâyedeki konumu ve önemi, Türkmen kabilelerinin siyasi ve sosyal pozisyonları kitap boyunca çeşitli açılardan ele alınıyor.

Safevîlerin “çoklu söylemi”, “birleştirici hükümdar” idealleri ve “kapsayıcılıkları” Newman’ın bu devleti tanımlarken kullandığı kavramlar olarak öne çıkıyor.

Farsça başta olmak üzere birçok dilde birincil kaynaklar kullanılarak titiz bir araştırmayla yazılmış eser, Türkçe Safevî tarihi çalışmalarında önemli bir konuma sahip olacaktır.

  • Künye: Andrew J. Newman – Safevi İranı: Pers İmparatorluğu’nun Yeniden Doğuşu, çeviren: Damla Gürkan Anar, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 296 sayfa, 2023

Kolektif – Enkaz ve Parıltı (2023)

Mültecilerin çantasından, dilsiz deneyimlerden, sokakları geri isteyen politik mücadeleden, kent hakkı tanınmayanlardan, anayasal şiddetin ekonomi-politiğinden, paçavra toplayıcısı bilim insanlarından ve kötümser bir umudun yeşerteceği dünya inancından dem vuran bu derleme, bize Walter Benjamin’in çağdaş düşünce için önemini ve sahip olduğu epistemolojik ve metodolojik imkânlarını hatırlatıyor.

Fragmanlardan, montajlardan, alıntılardan ve şoklardan oluşan epistemolojisi ve oyalanmanın, düş görmenin, uyumanın ve uyanmanın imkânlarını kullanan metodolojisi, egemen bilim ve tarih anlayışının normallerine karşı mücadele eden her varoluşun bakışına da yârenlik edebilme potansiyelini haiz.

Aynı zamanda, ikilikleri bağdaştırmaktan ziyade aralığı kat eden, akademinin ve bilimin aralığından geçmeyi değil de onu tahriş etmeyi, süreklilik gibi görülen bu aralıktaki iktidar ilişkilerinin dönemeçlerini ve kopuşlarını fark eden, yani aralığı kendisine dert edinen ve onunla konuşan bir felsefenin imkânını da müjdeliyor.

İşte bu kitap, modernitenin iki’sine sığmamış bu düşünürün hem yaşamındaki hem de düşüncesindeki arada-kalmışlığıyla, bizi genişlemeye teşne disiplinlerarası bir çatlaktan içeriye buyur ediyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: İlkay Özküralpli, Özgür Yaren, Ralph Buchenhorst, M. Ertan Kardeş, Leyla Bektaş Ata, Ulaş Karadağ, Meriç Kükrer ve Serhat Celal Birdal.

  • Künye: Kolektif – Enkaz ve Parıltı: Walter Benjamin ile Disiplinlerarası Bir Soruşturma, editör: İlkay Özküralpli ve Meriç Kükrer, Nika Yayınevi, inceleme, 188 sayfa, 2023

Giovanni Pico della Mirandola – İnsanın Yüceliği Üzerine Söylev (2023)

Mirandola ve Concordia kontu Giovanni Pico otuz iki yıllık yaşamı boyunca bilginin peşinden koştu.

Hıristiyan inancına sıkı sıkıya bağlı olsa da dünyadaki tüm felsefe ekollerinin ve dinlerin insana dair aynı öze farklı kıyafetler giydirdiğini düşünüyordu.

Gençliğinin de verdiği heyecanla, Katolik Kilisesi’ne ve tüm dünyaya yepyeni bir barış felsefesini benimseteceği umudundaydı.

Bu uğurda tüm dünyanın bilgisinden faydalanarak ortaya çıkardığı, toplam dokuz yüz savını papaya sunacaktı.

Bu sunuma başlarken söylemek için de bu söylevi yazdı.

Kitapta da anlatıldığı gibi Pico bu görevinde başarısızlığa uğradı, eseri lanetlendi, eserine ait kopyalar yakıldı, bu söylev ise bir bakıma unutulup sonraki yüzyıllarda değerini bulmak üzere uykuya daldı.

Yirminci yüzyılın tan vaktinde yeniden ortaya çıkan söylev, ilkin genç bir bilginin Kabalacılığı ve çileci mistisizmi teşvik ettiği bir metin olarak değerlendirildi.

Ancak Rönesans insanı kavramı geliştikçe Hümanist felsefenin bu kısa söyleve tüm sesiyle tesir ettiği anlaşılmaya başladı.

Pico, tasavvur ettiği o Kabalacılık kökenli barış ve ahenk felsefesini kabul ettirememiş, görevinde başarısız olmuştu belki, ancak yaşadığı dönemi farkında olmadan kısacık bir söylevin içine sığdırmış, gelecek yüzyıllara böyle seslenmişti.

Bu söylev, öğrenmenin sınırsızlığını ve evrensel bilgeliğe duyulan açlığı ifade ediyor.

Pico’ya göre, insan olmak için aklı kullanmak, insanı aşmak için ise aklın sınırlarını durmadan genişletmek gerekli.

  • Künye: Giovanni Pico della Mirandola – İnsanın Yüceliği Üzerine Söylev, çeviren: A. Doğucan Hanegelioğlu, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 109 sayfa, 2023

Nurdan Çakır Tezgin (Aşçı Fok) – Antandros’tan Günümüze Antik Zaman Sofraları (2023)

Arkeolojik zenginlik açısından rakipsiz, gastronomik zenginlik açısından Dünya’nın önde gelen sayılı mutfakları arasında yer alan Türkiye’de birbirinden değerli pek çok sivil toplum örgütü her yıl birbirinden ilginç etkinliklere imza atıyor.

Ne var ki hem kültürel hem bilimsel, hem de turistik açıdan önemli katma değer içeren onca etkinliklerin pek çoğunun içeriği kayda bile geçmeden kaybolup gidiyor.

‘Antik Zaman Sofraları’ kitabı, bu bağlamda önemli bir eser ve her türlü takdiri hak ediyor.

Çorbada tuzu olan çok; Antandros Antik kentinin toprak altında kalan zengin kültürünü toprak üzerine çıkaran Prof. Dr. Gürcan Polat liderliğindeki arkeoloji ekibi, Antik mutfak kültürünü kitap için derleyen Doç. Dr. Yasemin Polat, Antandros kazılarının devamlılığı için destek  olanlar, Kültürel Miras ve Arkeolojiyi anlatmak ve sevdirmek için çaba sarf eden Antandros Derneği, Antik çağ lezzetlerini günümüzün damak tadına taşıyan “Aşçı Fok” Nurdan Çakır Tezgin, Antandros Derneği’ne daima destek veren Balıkesir Büyükşehir Belediyesi ve Edremit Ticaret Odası…

Birbirinden değerli insanların dayanışması ile ortaya çıkan bu eseri okumak ayrı bir keyif, eserin içinde yer alan antik lezzetleri tekrar yaşatmak ise önemli bir başarı.

  • Künye: Nurdan Çakır Tezgin (Aşçı Fok) – Antandros’tan Günümüze Antik Zaman Sofraları, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 208 sayfa, 2023

Robert Sasso ve Arnaud Villani – Gilles Deleuze Sözlüğü (2023)

Bu kapsamlı sözlük Gilles Deleuze’ün orijinal terminolojisinin sistematik bir envanterini çıkarmasıyla çok önemli.

Robert Sasso ve Arnaud Villani, her bir kavramın ayrıntılı bir tarihini, felsefi bir tartışma ve metinlerin bibliyografyası eşliğinde sunuyor.

Sözlük, mevcut veya gelecekteki tüm Deleuze çalışmaları için eşsiz bir araç.

Deleuze’ün felsefesinde, bireyler ve gruplar gibi, kavramlar da kompozisyonlarını sürekli değiştiren farklılaşma çizgilerinden oluşur.

Bu felsefenin baş döndürücü kavram yaratımı, aynı kavramın başka başka terimlerle ifade edilmesine yol açar.

Bazen de ifade edilen kavramın anlamı esner ve başka kavramlarla başka kompozisyonlar oluşturur.

Üstelik bunların hepsi aynı anda olur.

Bu durumda, kavram ile tanımı bile mutlu bir beraberlik içinde değilken, kavram ile kelimenin nasıl bir mutlu beraberliği olabilir ki?

Böyle bir beraberliği varsaymadan, bir felsefenin sözdağarını oluşturmak hâlâ mümkün olabilir mi?

Olabilir.

İşte bu sözlük, bunun da yeterli bir kanıtı olabilir.

  • Künye: Robert Sasso ve Arnaud Villani – Gilles Deleuze Sözlüğü, çeviren: İrem Güven, Otonom Yayıncılık, sözlük, 368 sayfa, 2023

Beliz Güçbilmez – Zaman / Zemin / Zuhur (2023)

 

Geçmiş’in izleri, şimdi’nin hızla akan zamansallığı ve geleceği tahayyül biçimleri sanatta, özellikle de tiyatro sanatında yapıta nasıl ve ne ölçüde yansıyor?

Unutmaya ve hatırlamaya dair pratikler bizde ve Batı’da nasıl farklılaşıyor?

“Unutuşun kolay ülkesinde” yaşayan bizler, geçmişi yok saymaya meylettikçe icra ettiğimiz herhangi bir sanat dalında sadece bugüne çağırabildiğimiz geçmiş temsillerine tutunuyor, hafıza kırıntılarımızla ona yepyeni bir beden şekillendiriyoruz.

İşte bu yeni bedeni, zaten bir tür temsil yoluyla işleyen tiyatro sahnesine çıkardığımızda, hakikatten fazlasıyla uzak bir geçmiş imgesiyle kendimizi yanıltıyor olabilir miyiz?

‘Zaman / Zemin / Zuhur’da Beliz Güçbilmez işte tam da böyle bir merakla, Osmanlı’dan köklenen, Tanzimat’la birlikte geçmişinden kopmaya niyetli üstelik Batı tiyatrosuna öykünen gerçekçiliğiyle, yeni kurulan cumhuriyetin gölgesinde filizlenen Türk tiyatrosunun bebek adımlarının peşine düşüyor.

Güçbilmez kitabında Antik Yunan’dan beri süregelen Batılı tiyatro geleneğine özenen Türk tiyatrosunun çocukluğunu ve bir nevi ergenlik sancılarını dışarıdan, son derece detaycı ama bir o kadar da anlayışlı bir bakış açısıyla analiz ediyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Geçmişinden kaçan toplum, o geçmişi yok saymanın yolunu bulmuş, tiyatrosunda, üstelik de gerçeği temsil etmeyi vaat eden “gerçekçi” tiyatrosunda geçmişle hiç ilgilenmemiş, yekpare bir an’da, dondurulmuş bir zaman’da ve salt bir “satıh”a dönüşmüş zemininde, kendini, ansızın zuhur eden hikâyelere tutturmuştur. Öyleyse gerçekçi Türk tiyatrosu kendini derinliksiz, iki boyutlu bir satıh olarak kurdukça, anlattığı hikâyeyi ona yaklaşmadan, kişilerini canlandırmadan dışardan anlattıkça, sadece görünümü, sathı ya da dışıyla ilgilenen bir zâhirperest’e dönüşmüş; ‘Araba Sevdası’nın züppesi Bihruz’un ruhunu hiç durmadan şâd etmiştir.”

  • Künye: Beliz Güçbilmez – Zaman / Zemin / Zuhur: Geçmişin Tiyatral Temsili (Doğrudan Perspektifli Resimden Minyatüre), Kolektif Kitap, tiyatro, 264 sayfa, 2023

Greta R. Krippner – Neoliberal Finansallaşmanın Politik Kökenleri (2023)

Başta Amerikan ekonomisi olmak üzere tüm dünyada yaşanan finansal çılgınlık, panik ve çöküşler çağının tarihsel ve politik kökenleri bu kitabın konusu.

Son otuz yılda ABD ekonomisinde finansın yükselişinin politik sosyolojisini sunan Krippner’ın argümanı, birbiri ardına gelen ABD yönetimlerinin piyasada finansallaşmayı artıran politika tercihlerini, kendi başına bir politika hedefi olarak değil, 1960’ların sonunda ortaya çıkan mali kriz ve meşruiyet krizi gibi acil sorunlarla doğrudan yüzleşmekten kaçmanın bir yolu olarak benimsediğidir.

Bu, ABD siyasetinin ve toplumsal gelişiminin son kırk yılını anlamak için son derece önemli bir argümandır ve ekonomi sosyolojisini siyaset sosyolojisine yeniden bağlamaya yardımcı olan bir yaklaşımdır.

Michigan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü hocalarından Greta R. Krippner, finansallaşmaya elverişli bir makro ortamın yaratılmasında hayati önem taşıyan devlet eylemlerine odaklanıyor: (1) 1970’ler ve 1980’ler boyunca finansal piyasaların serbestleştirilmesi; (2) 1980’lerin başındaki büyük mali dengesizlikler bağlamında ABD ekonomisine yabancı sermaye girişini teşvik eden politikalar ve (3) 1979’da sıkı para politikalarına geçişin ardından para politikasının yürütülmesindeki zorluklar.

Kitap, günümüz iktisadi hayatının bu önemli kavramı, finansallaşma’yı tarihsel sosyolojinin perspektifinden anlatıyor.

  • Künye: Greta R. Krippner – Neoliberal Finansallaşmanın Politik Kökenleri, çeviren: Ahen Yağan, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 328 sayfa, 2023

Kolektif – Lacancı Psikanalizin 8 Temel Kavramı (2023)

Lacan’ın kavramlarını öğrenmeye başlamak için eşsiz bir başlangıç noktası sunan ‘Lacancı Psikanalizin 8 Temel Kavramı’, okuru şu sekiz kavramı çalışmaya ve onlar üzerine düşünmeye davet ediyor: jouissance, Lacancı dört söylem, men etme, analistin arzusu, ayna evresi, Borromean düğüm, Lacancı özne ve son olarak fantazi.

Bu klasik eserde, sekiz önemli Lacancı kavram, Lacan’ın bunları ortaya attığı teorik ve/veya pratik bağlamın, eserleri boyunca nasıl geliştiklerinin ve cevaplamak için tasarlandıkları soruların ayrıntılı bir şekilde incelenmesi yoluyla açıklanıyor.

Kitap, okuyucunun Lacancı teoriye aşina olmasını ya da Lacan’ın Écrits veya seminerlerini önceden biliyor olmasını gerektirmiyor.

İlk olarak 1998’de yayımlanan kitabın içerdiği fikirler her zamankinden daha güncel ve yeni baskısı yapılan bu kitap günümüz Lacancı düşünce araştırmacıları için hiç paha biçilmez bir değer taşıyacak türden.

Çalışma, yalnızca Lacan’ın öğretisindeki önemli unsurları açıklığa kavuşturan ve genişleten sağlam bir deneme koleksiyonu oluşturmakla kalmamış, Lacancı teori ve pratiğe açık ve eksiksiz bir giriş oluşturuyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Dylan Evans, Bruce Fink, Russell Grigg, Katrien Libbrecht, Dany Nobus, Luke Thurston, Paul Verhaeghe ve Slavoj Žižek.

  • Künye: Kolektif – Lacancı Psikanalizin 8 Temel Kavramı, editör: Dany Nobus, çeviren: Sinem Acar, Axis Yayınları, psikanaliz, 270 sayfa, 2023

Sadullah Gülten – Heterodoks Dervişler ve Aleviler (2023)

Osmanlı Devleti tarafından tutulan kayıtlar arasında bulunan başta tahrir, mühimme ve vakıf defterlerinin satır aralarında, Anadolu’da faaliyet gösteren abdal, ata, dede ve baba unvanını taşıyan Yesevi, Kalenderi, Haydari, Vefai ve Bektaşi tarikatlarına mensup derviş ve şeyhler hakkında da mühim bilgiler bulunur.

Özellikle, bahsedilen belgelerin adı geçen tarikatlara mensup şeyhlerin hayat hikâyesini ve kerametlerini ihtiva eden menakıbnâmeler ile desteklenmesi hem bu kaynaklarda geçen bilgilerin test edilmesine hem de konunun genişletilmesine imkân veriyor.

Osmanlı dönemi konar-göçerleri ile Kızılbaşlar/Aleviler üzerine yaptığı çalışmalarla bildiğimiz Sadullah Gülten, ‘Heterodoks Dervişler ve Aleviler’ kitabında sözü geçen kaynaklarda Güvenç Abdal, Barak Baba, Seyyid Velâyet, Üryan Hızır, Şeyh Çoban, Baba Mansur, Abdal Ata, Dede Karkın gibi şahsiyetlerin izini sürerek onlarla ilgili yaptığı tespit ve değerlendirmelerin yanı sıra, Tahtacılar, Vefailer, Etyemezler, Kalenderiler, Haydariler ve Bektaşiler gibi gruplar hakkında kayda değer sonuçlara ulaşmış.

Böylece Osmanlı arşiv belgeleri ve menakıbnâmeleri birlikte kullanarak pek çok tartışmalı konuya yeni bir bakış açısı getirmiş ve daha önce farklı akademisyenlerce ele alınan konuları genişletmiş.

Okuyucu bu kitapta Aleviliğin tarihsel altyapısını oluşturan öncü şahsiyetlere, tarikatlara ve Alevi ocaklarının oluşum sürecine dair önemli bilgiler buluyor.

Bu kitap, Anadolu tasavvuf tarihinin en önemli figürlerinden biri olan Aleviliğin tarihini ve bugüne kadar gelme tecrübesini tüm birincil ve ikincil kaynakları değerlendirerek anlatan en önemli eserlerden biri.

Gülten bu alanda yaptığı çok önemli çalışmalarla kendini alanda ispatlayan genç yazarlardan biridir.

Ahmet Yaşar Ocak, kitapla ilgili şunları söylüyor:

“Sadullah Gülten’in çoğu Alevilik araştırmacısında bulunmayan bir farklılığı, kaynaklarını genellikle malum literatürle sınırlamayıp elde ettiği verileri geniş ölçüde arşiv belgeleriyle takviye ederek kullanmasıdır. Bu yöntem onu hem sair yazılı kaynaklarla yetinen ve çoğu defa bunlar üzerinden tutarsız genellemeler yapan, bu genellemeleri ‘mahz-ı hakikat’ imiş gibi sunan bazı iddialı profesyonel veya amatör araştırmacılardan farklı bir yere oturtur.”

  • Künye: Sadullah Gülten – Heterodoks Dervişler ve Aleviler, Timaş Yayınları, tarih, 352 sayfa, 2023