Philippe Panerai, Jean Castex ve Jean-Charles Depaule – Kentsel Biçimler (2023)

 

‘Kentsel Biçimler’, dört dörtlük 20. yüzyıl bir kentbilimi tarihi.

Kitap, yüzyılın kentlerinde, Paris, Londra, Amsterdam ve Frankfurt’ta gerçekleştirilen en anlamlı, belki de en tekil çalışmaları kendi ölçekleri temelinde bir araya getiriyor.

Seçtiği örneklerle bir yandan mükemmel bir panorama, bir yandan da kuramsal bir ders ve tartışma konusu oluşturuyor.

Kitapta, klasik Avrupa kentinin 19. yüzyılın dönüştürdüğü, 20. yüzyılın da yürürlükten kaldırdığı ayırıcı özelliği olan bina adasının, yani belirli bir mekânsal örgütlenmesi çok yönlü bir biçimde ele alınıyor.

  • Künye: Philippe Panerai, Jean Castex ve Jean-Charles Depaule – Kentsel Biçimler: Bina Adasından Bina Bloğuna, çeviren: Alp Tümertekin, Janus Yayıncılık, mimari, 240 sayfa, 2023

Stephen Crowley – Putin’in Emek İkilemi (2023)

Türkiye’de, genel olarak eski Sovyet cumhuriyetleri ve özel olarak Rusya Federasyonu üzerine yapılan nitelikli araştırmaların ve kitapların sayısı son derece sınırlı.

Üstelik bu alandaki çalışmaların genellikle uluslararası veya devletlerarası ilişkileri öncelediği, daha somut olarak, Batı ile Avrasya ya da NATO ile Rusya arasındaki mücadeleye odaklandığı görülüyor.

Böyle olunca, eski Sovyet coğrafyasının ekonomi politiği, bu ülkelerdeki rejimlerin niteliği ve yine bu ülkelerdeki güncel toplumsal hareketler ve işçi sınıfı hareketleri genellikle göz ardı ediliyor.

Bu bağlamda, eski Sovyet ülkelerinin ve Rusya’nın içsel dinamiklerine ilişkin güncel araştırmalara ihtiyaç olduğu açık.

Bu kitap, Rusya’nın ekonomi politiğini, Rus sanayileşmesinin ve kentleşmesinin gelişimini, Putin rejiminin niteliğini ve meşrulaştırma stratejilerini, sendikaların durumunu ve işçi sınıfının güncel örgütlenme ve mücadele deneyimlerini ele alıyor.

Ancak bunu, Rusya’nın Sovyetler Birliği’nden devraldığı sanayileşme ve kentleşme mirasının beraberinde getirdiği sorunlar üzerinden yapıyor.

Rusya’da, Sovyetler Birliği’nden miras ‘monokentler’ (yani tek bir endüstri veya işletme etrafında inşa edilmiş şehirler) Rusya’nın iktisadi büyümesinin önündeki zorlu bir sınavı temsil ediyor.

Ancak bu öyle bir sınav ki başarısız olunması durumunda sonuçları çok ağır olabilir.

Yani monokentlerin, yalnızca Putin rejiminin ve oligarkların geleceğini değil, aynı zamanda işçi sınıfının rejimle ilişkisini ve toplumsal dönüşüm olasılığını belirleyen önemli bir düğüm noktası olduğu söylenebilir.

Sonuç olarak, bu kitap, Putin rejiminin ve günümüz Rusya’sının ikilemlerine ve bunun toplumsal sonuçlarına odaklanıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Rusya’da sosyal ve iktisadi sorunlar üzerine patlak veren genel protestolar, neredeyse her zaman kendiliğinden olaylar, belirli bir toplumsal grubu olumsuz etkileyen hükümet reformlarına verilen anlık tepkiler olmuştur… Putin rejimi bu protestolardan sağ çıkmış olsa da her olayda iktisadi sıkıntıların hızla siyasallaşma ve iktisadi talepleri olan toplumsal grupların siyasi değişim çağrısı yapan diğer gruplarla birleşme potansiyelini gösterdiler.

Putin’e yönelik destek hala yüksek. Ancak kişiye dayalı rejimlerde tek adam kendisini iktidarın zirvesine yerleştirir ve buna bağlı olarak ülkenin içinde bulunduğu durumun nihai sorumlusu olarak görülmeye başlanır.

Rusya’da toplumsal protestoların istikrarı bozma olasılığı şimdilik düşük görünüyor. Ancak ortalama Ruslar için yaşam standartları, savaştan ve yaptırımlardan on yıl önce düşmeye başlamıştı. Zamanla, muhtemelen aylar yerine yıllarla ölçülebilecek bir süre içinde, Kremlin çok büyük bir olasılıkla net bir ikilemle karşı karşıya kalacak: ya yaşam standartlarının daha da kötüleşmesine izin verecek ya da iktisadi büyümeyi artırmak için reformlar yapacak. Ne var ki her iki adım da istikrarı bozan protestolarla sonuçlanabilir.”

  • Künye: Stephen Crowley – Putin’in Emek İkilemi: İstikrar ve Durgunluk Arasında Rus Siyaseti, çeviren: Deniz Gürler, NotaBene Yayınları, siyaset, 400 sayfa, 2023

John Bellamy Foster – Antroposen’de Kapitalizm (2023)

İçinde yaşadığımız kapitalist sistem geleceğimizi tehdit ettiği gibi şimdi bir de dünya ile çatışıyor.

Bu kitap, zamanımızın korkunç gerçekliğine dair.

Ancak aynı zamanda da tarihin kritik anlarında insanlığın gösterdiği çabanın bilgisine sahip olmanın getirdiği bitip tükenmez bir umuda da dair.

1919 yılında Marksist felsefeci Georg Lukacs dünyanın kaderinin tehlikeye girdiği devrimci durumlarda “bireyin bilinci ve sorumluluk duygusu, dünyanın yazgısının değişmesinin kendi eylemine ya da eylemsizliğine bağlı olduğu varsayımıyla karşı karşıya kalır” demişti.

Bugün işte böyle kritik bir dönemde yaşıyoruz.

İnsanlığın geleceğinin niteliği hatta varlığı verdiğimiz mücadelenin muhtevasına, kendimizi yeniden yaratarak dünyayı da yeniden yaratma becerimize, sadece şimdiki ve gelecekteki kuşakların değil, aynı zamanda gezegende yaşayan türlerin de iyiliği için etrafımızı saran ve geleceği tehdit eden yıkıcı toplumsal koşulları dönüştürme isteğimize bağlı.

Kapitalizm doğası gereği kendi yuvasını telafisi imkânsız bir şekilde kirleten bir sistem, üstelik artık bunu bütün gezegene yaydı.

Bu durumun bir bütün olarak insanlık ve gelecek bütün nesiller için yarattığı sorunun ölçeği tahayyüllerin ötesinde.

Bugün dünyada hâkim bir sosyoekonomik sistem olan kapitalizm, dünyadaki çoğu insanın gündelik yaşamını etkiliyor.

O kadar yaygın ve kapsayıcı ki, şunu sormak mantıklı: Dünyanın sonunu tasavvur etmek, kapitalizmin sonunu tasavvur etmekten daha mı iyi?

  • Künye: John Bellamy Foster – Antroposen’de Kapitalizm: Ekolojik Yıkım veya Ekolojik Devrim, çeviren: İdem Erman, Kalkedon Yayınları, siyaset, 178 sayfa, 2023

Kolektif – Modern Avrupa’nın Ekonomik Tarihi (2023)

Avrupa’ya kimlik kazandıran en başat unsur ekonomidir.

Ekonominin seyri modern Avrupa’nın kökeninde yer bulmuş, demografiden sanata kadar sayısız alanı değiştirerek modernizmin inşaatındaki harç hâline gelmiştir.

Stephen Broadberry ve Kevin H. O’Rourke editörlüğünde hazırlanan ‘Modern Avrupa’nın Ekonomik Tarihi (1700-1780)’ bu bilinçle derlenmiş göz alıcı bir çalışma.

Sanayi Devrimi’nden başlayan kitap, Avrupa’nın ekonomik tarihini topyekûn bir Avrupa üzerinden inceliyor; verileri, ülkelerden ziyade konulara göre tasnif ediyor.

İngiltere’de ortaya çıkan ve 1870’e kadar Batı Avrupa’nın diğer bölgelerine yayılan modern ekonomik büyümenin dünyaya armağan ettiği dönüşüm; Avrupa’daki ekonomik modelleri temayüz ettiren koşullar, ekonominin imparatorluklara ve diğer devletlere etkileri, demografik başkalaşım, yaşam standartlarının şekillenmesi, tarımsal, ticari ve endüstriyel ilişkiler…

Bunlar, elinizdeki kitabı vücuda getiren patikalardan sadece birkaçı.

Kitabı oluşturan her bölüm Avrupa’nın üç ana bölgesini kapsayacak şekilde uluslararası alanda uzman akademisyenlerin elinden çıktı.

Ticaret, kentleşme, toplam ekonomik büyüme, başlıca tarım ve sanayi, hizmet sektörleri, gelir dağılımı ve yaşam standartlarının gelişimi gibi konulara yeni bir bakış geliştiren bu eserde ortaya konan veriler, mümkün olduğunca grafikleştirilmiş ve her kesimden okuyunun anlayabileceği bir görünüme kavuşturulmuş.

Onur İşci ve Barış Tunçtekin’in titiz çevirisiyle Türkçeleştirilen eser, modern Avrupa’yı ekonomi üzerinden okumak için tam bir başucu kitabı.

  • Künye: Kolektif – Modern Avrupa’nın Ekonomik Tarihi (1700-1870), 1. Cilt, editör: Stephen Broadberry ve Kevin H. O’Rourke, çeviren: Onur İşci ve Barış Tunçtekin, Selenge Yayınları, tarih, 392 sayfa, 2023

Robert J. Shiller – İrrasyonel Coşku (2023)

Bizleri zamanında hem emlak balonu hem de borsadaki teknoloji hisseleri konusunda uyarmış olan Nobel Ödüllü ekonomist Robert Shiller, ilk yayımlandığından bu yana davranışsal ekonomi ve piyasa oynaklığı üzerine bir klasik haline gelen yapıtı ‘İrrasyonel Coşku’nun bu genişletilmiş edisyonunda, 2008-2009’daki finans krizinden bu yana yatırımcılar arasında irrasyonel coşkunun azalmadığı, aksine arttığı yolunda uyarıda bulunuyor.

Yüksek fiyatlı hisse ve tahvillerin yanı sıra artan emlak fiyatları da düşünülünce, 2008’deki krizin ardından kendini göstermeye başlayan ekonomik canlılığın aslında Shiller’ın, “psikolojik faktörlere dayalı oynaklık, varlıklar piyasasının asli özelliğidir” şeklindeki argümanının bir diğer dışavurumu olması işten bile değil.

Borsa ve emlak piyasalarını inceleyen –ve bu piyasalardaki çöküşleri önceden tahmin etmesiyle üne kavuşan– ‘İrrasyonel Coşku’nun elimizdeki son edisyonunda bu ikisine ek olarak tahvil piyasaları da masaya yatırılıyor, böylece büyük yatırım piyasalarının hemen hepsi kitabın kapsamına girmiş oluyor.

Sunulan verilerin de tamamen güncellendiği bu edisyonda, Shiller’ın 2013’teki Nobel Ödül Töreni’nde verdiği seminer de yer alıyor.

Shiller yatırımcıların dikkate alması gereken bir mesaj veriyor: Portföyünüzün yeterince çeşitlendirildiğinden emin olun.

Daha fazla tasarruf edin ve geçmiş on yılların çift haneli kazançlarının emekliliğinizi garantiye alacağına güvenmeyin.

Geleceğini emeklilik fonlarına, ev ve arsaya ya da diğer yatırım türlerine bağlayan herkes bu kitabı okumalı.

2008 Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Paul Krugman, Shiller hakkında şöyle diyor:

“Robert Shiller, mali piyasaların daha az rasyonel yönlerini belgelemek için kendi kuşağının diğer tüm iktisatçılarından daha fazlasını yaptı.”

  • Künye: Robert J. Shiller – İrrasyonel Coşku, çeviren: Emre Ergin, Nova Kitap, ekonomi, 520 sayfa, 2023

Saskia Sassen – Sürgünler (2023)

Gelir eşitsizliğinin artmasını, işsizlik rakamlarını, toprak ve su gibi kaynakların tahrip edilmesini ve sosyo-ekonomik temelli saiklere bağlı olarak yerinden edilen insanların durumunu yüzeysel düşüncelerle kavramak mümkün değil.

Özünde bu meselelerin tümü; yaşam alanlarından, hatta yaşamı mümkün kılan biyosferden bir tür kovulma olarak görülmeli ve bu bağlamda değerlendirilmeli.

Finanstan madenciliğe kadar çeşitli alanlarda sahip olunan bilgi birikimi ve teknolojik vasıtalar, günümüzün acımasız dünyasında, insanlar arasında eşitsizliğe sebep olacak şekillerde kullanılıyor.

Böyle bir güç şirketlerin, hükûmetlerin veya bireylerin tekeline geçmekten ziyade giderek sistemleşmekte ve bir düzen hâlini almaktadır.

Saskia Sassen, bu eserde, söz konusu bu sistemleşmenin ve neden olduğu sürgünlerin ardında yatan sebepleri aydınlatmak için ekonomiden finansa, bilgi teknolojilerinden şehirciliğe kadar farklı disiplinlere başvurarak çeşitli öngörüler sunuyor.

  • Künye: Saskia Sassen – Sürgünler: Küresel Ekonominin Acımasız ve Karmaşık Yapısı, çeviren: Nihan Aksoy, Albaraka Yayınları, inceleme, 280 sayfa, 2023

Faisal H. Husain – Sultan’ın Nehirleri (2023)

Dicle ve Fırat nehirleri, Orta Doğu’nun tam ortasından akarak Mezopotamya’da birleşir.

Bu iki nehrin dünya tarihinde uzun ve çalkantılı bir siyasi geçmişi vardır.

Dicle ve Fırat nehirleri, 16. yüzyılda gücünün ve zenginliğinin zirvesinde olan Osmanlı İmparatorluğu’nun kontrolü altına girdi.

Kanuni Sultan Süleyman’ın önderliğinde iki nehir dağdan okyanusa kadar Osmanlı’nın oldu.

Bölge tek bir hanedana bağlı, tek bir merkezden talimat alan, ortak dine mensup ve ortak dili konuşan Bağdat Paşalığı tarafından idare edildi.

Osmanlı yönetimi, Dicle ve Fırat’tan faydalanan bütün unsurlar arasında kurumsal bir iş birliği kurdu.

Nehirler Osmanlı Devleti için denizcilik, gıda, güvenlik, taşımacılık ve ekonomi kaynağı olurken; devletin üretim fazlası kaynakları da bölgeyi ihya etti.

Dicle-Fırat havzası ile başkent İstanbul arasındaki bu iş bölümü sayesinde Osmanlı İmparatorluğu, doğuda Safevi sınırına yakın topraklarında siyasi varlığını güçlendirdi.

‘Sultan’ın Nehirleri’ dünya tarihi açısından önemi inkâr edilemeyen Dicle ve Fırat’ı merkeze alarak geniş ve karşılaştırmalı bir tarih anlatısı sunuyor.

Faisal H. Husain bu eserinde Erken Modern dünyadaki devlet-toplum, metropol-çevre, ve tabiat-kültür arasındaki yakın ilişkileri tüm katmanlarıyla gözler önüne seriyor.

Fırat ve Dicle nehirleri, doğup döküldükleri noktalar arasında 1.500 kilometrelik mesafe kat ederken farklı yer şekilleri oluştururlar ve toplumlar da buna göre şekillendi.

Bu iki nehir, suyun okyanusla atmosfer arasındaki gidiş gelişiyle oluşan döngünün bir parçasıdır.

Hussain, Osmanlı’nın tabiata meydan okumak yerine doğaya uyum sağlayarak medeniyetlerin beşiği Mezopotamya’ya hâkim oluş ve bölgeyi yönetiş hikâyesini anlatıyor.

Çevre tarihine yönelik ilginin ve doğal kaynaklara yönelik duyarlılığın arttığı bu dönemde, Dicle ve Fırat’ın emperyal yönetimi Osmanlı’nın doğaya bakışının en ihtişamlı örneği olarak ön plana çıkıyor.

‘Sultan’ın Nehirleri’, hem Osmanlı Irak’ının önemli bir yeni tarihi hem de Orta Doğu çevre tarihine önemli bir katkı.

Ekolojik, sosyal ve politik bakış açılarını birleştirerek, Osmanlı yönetiminin doğası ve dönüşümü hakkında hayati bilgiler sunuyor.

Çalışmanın 2022 Ottoman and Turkish Studies Association (OTSA) Kitap Ödülü’nü de kazandığını ayrıca belirtelim.

  • Künye: Faisal H. Husain – Sultan’ın Nehirleri: Osmanlı İmparatorluğu’nda Dicle ve Fırat, çeviren: Bestami S. Bilgiç, Timaş Yayınları, tarih, 336 sayfa, 2023

Ian Stewart – Zarlar Tanrı’yı Oynar mı? (2023)

Yanlış bir inanç vardır: Bir zar attığımızda eğer atış yönü, rüzgâr hızı vs gibi zarı etkileyen bütün fiziksel olguları bilirsek sonucu tahmin edebiliriz.

Bu inanç ne klasik fizikte ne de kuantum fiziğinde temellendirilebilir.

Ama yine de pek çok kişi tarafından gözü kapalı savunulur, çünkü bazı şeyleri kesin olarak bilebileceğimize inanmak isteriz.

Seçimi kimin kazanacağını, borsanın çöküp düşmeyeceğini veya bir şüphelinin kesinlikle suç işleyip işlemediğini öğrenebilmek isteriz.

Oysa bir tesadüfi olayın sonucunu tahmin etmemiz istendiğinde, neredeyse her zaman yanılıyoruz.

Zira belirsizlik hayatın ta kendisidir.

Ian Stewart tarih boyunca olasılık matematiğinin gelişiminin özetini vererek gerek bilebileceğimiz gerekse asla bilemeyeceğimiz şeylere dair şaşırtıcı ve tatmin edici bir anlatı sunuyor.

Kaos teorisine ve kuantum evreninin belirsizliklerine büyüleyici bir bakış…

Schrödinger’in ünlü kedisinin gerçekten ölü mü yoksa canlı mı olduğu ya da Heisenberg’in belirsizlik ilkesinin gerçekten ne kadar belirsiz olduğuyla ilgilenen okurlar, bu kitabı okumalı.

Stewart matematik, kumar ve bilim tarihine yaptığı ilginç gezilerle, kuantum dolaşıklığı ile iletişim arasındaki bağlantıyı araştırıyor.

  • Künye: Ian Stewart – Zarlar Tanrı’yı Oynar mı?: Belirsizliğin Matematiği, çeviren: Alper Hayreter, Alfa Yayınları, bilim, 312 sayfa, 2023

Özge Özdemir – Geçmişin İzleri (2023)

Altmışlı ve yetmişli yıllar Türkiye tarihinin canlı olduğu kadar çalkantılı, değişken olduğu kadar da acı tatlı bir dolu anıyla hatırlanan, özel bir dönemi.

Peki bu dönemi farklı kılan neydi?

İnsanlarda nasıl bir iz bıraktı ve neler hatırlanıyor?

Özge Özdemir ‘Geçmişin İzleri’nde kapsayıcı, özgün bir anlatı kuruyor.

Dönemin tanıklarının gözünden hayatın ritmini paylaşıyor.

Burada mini etekler, İspanyol paçalar, gür bıyıklar ve kulaklara dolan türlü müzikler de var, Yassıada yargılamaları, sokak çatışmaları ve kavgalı yılların okul anıları da…

Sağcılar ve solcular da var, siyaseti hiç hayatına sokmamış olanlar da…

Kadınlar da var, erkekler de…

‘Geçmişin İzleri’ sadece nostaljik bir bellek anlatısı olmanın ötesine geçen, altmışları ve yetmişleri kültürün, siyasetin, sosyal yaşamın birçok alanını kuşatarak anlatan özgün bir çalışma olarak öne çıkıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Türkiye’nin altmışlı yılları ile bu yılların rüzgârıyla alev alan yetmişlerinin, önceki ve sonraki yıllarla kıyaslandığında önemli bir değişim anına karşılık geldiğini söyleyebiliriz. Bu yirmi yıllık dönem, kerameti kendinden menkul bir değişim olmanın ötesinde siyasal, toplumsal ve kültürel alanların hepsinde birden Türkiye’nin bugününü kuran gelişmelerin zamansal sahasıydı.”

  • Künye: Özge Özdemir – Geçmişin İzleri: Altmışlı ve Yetmişli Yılların Kolektif Belleği, İletişim Yayınları, inceleme, 272 sayfa, 2023

Charles Darwin – Beagle Yolculuğu (2023)

Güney Amerika (Brezilya, Arjantin, Şili, Peru, Ekvator…), Galapagos Takımadaları, Havai, Yeni Zelenda, Avustralya gibi dünyanın birçok bölgesini dolaşarak bitki ve hayvanları toplamak, onları değerlendirerek gözlemlerini teorik bir çerçeveye oturtmak 22 yaşındaki Charles Darwin’in temel amacıydı.

Bugünün koşullarında kolaymış gibi görünen bu gezi, o günlerde büyük bir özveri gerektiriyordu.

Beş yıl süren bu gezi sırasında genç Darwin deniz tutması dahil bir dizi hastalığa katlanmak zorunda kalmıştı.

Bir yanda daha önce görmediği olağanüstü canlılarla tanışıp onları Doğa Tarihi Müzesi’nin en önemli koleksiyonu olarak derlerken, diğer yanda İspanyol işgalcilerin yerli halklar üzerindeki baskı ve katliamlarına, köleliğin iğrenç yüzüne tanık olur.

Darwin’in eserleri Türkçede ilk kez bir arada basılıyor.

Ayrıntı Yayınları, iki Pulitzer ödüllü Edward O. Wilson’un derleyerek illüstrasyonlarla zenginleştirdiği ‘Beagle Yolculuğu’ndan (1845) sonra ‘Türlerin Kökeni’ (1859), ‘İnsanın Türeyişi’ (1871) ve ‘İnsan ve Hayvanlarda Duyuların İfadesi’ (1872) kitaplarını da yayımlayarak külliyatı tamamlayıp tek bir kutu içinde okurlarla buluşturacak.

Ölümünden 123 yıl sonra büyük bilim insanına, Charles Darwin’in anısına saygıyla.

  • Künye: Charles Darwin – Beagle Yolculuğu, çeviren: Çağatay Turhan, Ozan Karakaş ve Şeyma Eren, Ayrıntı Yayınları, bilim, 400 sayfa, 2023