Ryan Gingeras – Mafya, Eroin, Devlet (2024)

Yeraltı dünyasının devletle girift ilişkisi, Osmanlı’nın son döneminden bugüne modern Türkiye’nin tarihini oluşturdu, oluşturmaya da devam ediyor.

Son onyıllarda mafya ve organize suç çetelerine dair skandallar sadece gündelik siyaseti değil, Türkiye’nin yapısal koşullarını da etkiledi.

Afyon üretimi ve uyuşturucu kaçakçılığının kirli ticaretindeki karanlık eller, büyük bir ticari endüstrinin de sahipleri oldu.

İmparatorluktan ulus devlete geçişte uyuşturucu, mafya ile devlet arasında karmaşık bir ilişkiler ağı ördü.

Bu ilişkiler, yolsuzluğu ve şiddeti Türkiye’nin tarihinin ana başlıkları hâline getirdi.

Türkiye ve Amerika’daki arşiv kaynaklarından hareketle mafya, eroin ve devletin ulusal güvenlik siyasetini nasıl belirlediğini anlatan bu çalışma, Susurluk ve Ergenekon gibi davalarla karabatak gibi kimi zaman su yüzüne çıkan kimi zaman kendini gizleyen “derin devlet”in tarihini de gözler önüne seriyor.

  • Künye: Ryan Gingeras – Türkiye’nin Alacakaranlığı: Mafya, Eroin, Devlet, çeviren: Reyyan Karakuş, Fol Kitap, tarih, 480 sayfa, 2024

Bürge Elvan Erginli – İlişkilerin Sosyal Alanı (2024)

Modern şehirlerde toplumsal dinamikler, bireylerin ikamet ettiği yerlerle sosyal ilişkilerinin nasıl şekillendiğine dair önemli ipuçları verir.

Elinizdeki kitap, sosyal ağların bireylerin göç süreçlerinde nasıl kritik bir rol oynadığını incelerken, İstanbul’un iki farklı ilçesi olan Beşiktaş ve Bayrampaşa’da yaşayan göçmenlerin kişisel ağlarını mercek altına alıyor.

Göçmenlerin benzer sosyal ve coğrafi bağlarla nasıl ayrıştıkları, bu ayrışmanın sosyal ağlar üzerindeki etkileri ve ilişkilerin mekânsal boyutları bu araştırmanın merkezinde yer alıyor.

Kitap, bireylerin sosyal eylemlerinin yalnızca ekonomik veya demografik faktörlerle açıklanamayacağını, aynı zamanda sosyal ilişkiler ağının bu süreçlerde ne denli belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.

Karmaşık kentsel sistemlerde mekân ve toplumsal süreçlerin birbirini nasıl etkilediğini anlamaya yönelik yeni bir perspektif sunan bu çalışma, göç olgusuna sosyal ağ analiziyle bakan ilk çalışmalardan biridir.

Çalışma, şehir ve bölge planlama, sosyoloji ve göç üzerine çalışmalar yapan araştırmacılar için zengin bir kaynak sunuyor.

Bu eser, sosyal bilimler alanında teori ve pratik arasında köprü kurarak göç, sosyal ilişkiler ve mekân arasındaki dinamikleri derinlemesine analiz ediyor.

Her okur, bu çalışmada kendi hikayesine, toplumun mekanla kurduğu aidiyete ve toplumsal/mekânsal örgütlenmeye dair yeni bakış açıları bulacak.

  • Künye: Bürge Elvan Erginli – İlişkilerin Sosyal Alanı: İstanbul’daki Göçmenlerin Yerel ve Yerelden Bağımsız Ağları, İdealKent Yayınları, sosyoloji, 250 sayfa, 2024

Cordelia Fine – Başına Buyruk Beyin (2024)

  • Beyninizin ne kadar güvenilir olduğunu düşündünüz mü?

Yeniden düşünün!

Son yıllarda, yüz milyar hücreli beynimizin olağanüstü işleyişi hakkında çok şey duyduk.

Gerçekten de beynin gücü her geçen gün yeni çalışmalar ve araştırmalarla teyit ediliyor.

Ancak sahip olduğumuz ama muhtemelen bilmediğimiz, tanışmadığımız bir beyin var: içimizdeki primadonna.

İster geçmişi görme önyargısı, ister hüsnükuruntu, ister gerçekçi olmayan iyimserlik ya da ahlaki bahaneler üretme olsun, her birimiz dünya ve kendimiz hakkındaki gerçekleri görmemizi engelleyen bir dizi doğuştan gelen hataya sahibiz.

Beynimizin kendi çıkarlarını korumak için ne kadar yaratıcı olabileceğini, gerçeği nasıl esnettiğini ve bazen de tamamen uydurduğunu gündelik örneklerle kaleme alan Cordelia Fine, son derece esprili bir dil kullanarak bizi tanışmak istemeyebileceğimiz, kendi fikri olan bir beyinle tanıştırıyor.

‘Başına Buyruk Beyin’, beynimizin arkamızdan ne dolaplar çevirdiğini merak edenler için hem bilimsel hem eğlenceli bir rehber.

  • Künye: Cordelia Fine – Başına Buyruk Beyin: Beynimiz Nasıl Çarpıtır ve Aldatır, çeviren: Funda Sezer, İrene Kitap, bilim, 248 sayfa, 2024

Christian Mann – Gladyatörler (2024)

Bu kitabı okurken, arenada bir gladyatörün omuzlarına binen yükü hissedecek, dövüşlerin gerilimi ve heyecanı içinde kaybolacaksınız.

  • Gladyatörlerin kaderine seyircilerin nasıl karar verdiğini öğrenmeye hazır mısınız?

Christian Mann, gladyatör dövüşlerinin büyülü dünyasını, heyecan verici bir anlatımla gözler önüne seriyor.

Etrüsklerin kadim ritüellerinden doğan bu ölümcül oyunların, Roma’nın siyasi arenasındaki rolünden, geç antik dönemin sonuna dek geçen sürecini ele alıyor.

Gladyatörlerin nerelerden ve nasıl toplandığını, onları ölümüne dövüşe hazırlayan sıkı eğitimlerini, savaşçıların günlük yaşamlarının perde arkasını, kullandıkları silahları ve rütbelerine göre ayrıldıkları sınıfları detaylarıyla anlatıyor. Roma’nın dört bir köşesinde yankılanan arenaların toplumsal ve kültürel önemini, sürükleyici bir dille keşfetmenizi sağlıyor.

  • Bu ölüm kalım savaşlarının ardındaki gerçekleri keşfetmek ister misiniz?

Gladyatörlerin hayal kırıklıkları, umutları ve zaferleri hakkında daha fazla bilgi edinmek için bu eşsiz eseri kaçırmayın!

Bazıları aldıkları yaralar nedeniyle, bazıları bitkin düştüğü için dövüşe devam edememiş ve bazıları da dövüş sırasında rakiplerince silahsız bırakılmıştı.

Bir gladyatör pes ederse hakem dövüşü durdurur ve kazananı kucaklardı.

Sonra Roma gladyatör dövüşlerine özgü bir kurala gelirdi sıra: Kaybedenin yaşayıp yaşamayacağına karar vermeye.

Seyirciler dövüş sırasında da boş durmuyorlardı.

En sevdikleri gladyatörü alkışlamışlar, bağırışlarla ve tezahüratlarla desteklemişlerdi.

Ama şimdi, kaybedenin cesurca ve ustalıkla dövüşüp dövüşmediğine ve dolayısıyla hayatının bağışlanmasını hak edip etmediğine karar vermeleri gerekiyordu.

  • Künye: Christian Mann – Gladyatörler, çeviren: Ayşe Çevik, Runik Kitap, tarih, 122 sayfa, 2024

Yavuz Yıldırım – Demokrasi ve Toplumsal Hareketler (2024)

En eski siyasi tartışma konularından biri olan demokrasi birçoklarının gözünde bugün ağır bir krizde.

Piyasaların demokrasiyi güçlendireceği inancı üzerine kurulu neoliberal düzenin egemenliğini ilan ettiği 21. yüzyılın ilk çeyreği bunun emareleriyle dolu.

Devlet ve piyasayla iç içe büyük yapılar siyaset sürecinin ana kurumları hâline geliyorlar.

Piyasanın doğruları siyasetin temel belirleyicisi hâline geldikçe halkın yönetimi ve siyasete müdahalesi sandığa ve seçimlere indirgeniyor.

Siyasi gücü devrettiği yapıların hâkimiyeti bireyi ele geçiriyor ve bireyler kendi hayatlarını şekillendiren süreçlere müdahale edemez hâle geliyorlar.

Siyasetten koparılan bireyler sağda ve solda çareyi popülist ve aşırılıkçı yaklaşımlarda, partilerde, otokratlarda arıyorlar.

Avrupa’nın bugünkü siyasi manzarası bunun çarpıcı bir örneğini teşkil ediyor.

  • Bu şartlar altında demokrasi bugün ne anlama geliyor?
  • Halkın yönetimini var eden usuller ve ilkeler bugün neden yetersiz görülüyor?
  • Demokrasi bir teknik mi yoksa siyasi bir ilke mi?
  • yüzyılda insanların siyasi sürecin asıl özneleri olarak siyasete geri dönmeleri nasıl sağlanabilir?
  • Arap Baharı, İşgal Et Hareketi, Haziran Günleri, Siyahların Hayatı Değerlidir, Sarı Yelekliler ve Lübnan Çöp Eylemleri gibi kitlesel toplumsal hareketler bugün demokrasinin neresinde yer alıyor?

Bu kitapta Yavuz Yıldırım, demokrasinin bugün ne anlama geldiğini, nasıl yorumlandığını, hangi yeni sıfatlarla tartışıldığını işte bu ve benzeri somut ve güncel sorular ve örnekler üzerinden ele alıyor.

Demokrasinin mevcut koşullarda kendini nasıl yeniden ürettiğini, nasıl şekil değiştirdiğini sorguluyor ve neoliberal kıskaçtan kurtulmanın olanağını irdeliyor.

  • Künye: Yavuz Yıldırım – Demokrasi ve Toplumsal Hareketler: Neoliberalizmin Ötesinde Demokrasiyi Yeniden Düşünmek, Fol Kitap, siyaset, 144 sayfa, 2024

Liah Greenfeld – Kapitalizmin Ruhu (2024)

‘Kapitalizmin Ruhu’, ne iktisatçıların ne de iktisat tarihçilerinin cevaplayabildiği temel bir iktisat sorusuna cevap veriyor: Sürekli ekonomik büyümenin nedenleri (sadece koşulları değil) nelerdir?

Başlığını Max Weber’in aynı konudaki ünlü çalışmasından alan Greenfeld, 16. yüzyıldan itibaren ekonomik faaliyetin doğasını dönüştüren ve ekonomiyi kendini geçindirmeden kâra doğru yönlendiren çığır açıcı davranış değişikliğinin ardındaki motivasyon sorununa odaklanıyor.

İngiltere, Hollanda, Fransa, Almanya, Japonya ve Amerika Birleşik Devletleri’nde ekonomik bilincin gelişiminin ayrıntılı bir analizi, modern, büyüme odaklı ekonominin arkasındaki motivasyonun veya “ruhun,” “rasyonel ekonomik aktörün” özgürleşmesi değil, daha ziyade milliyetçilik olduğunu iddia etmesine olanak tanıyor.

Milliyetçilik, halk kitlelerini ulusal prestij için sonu gelmez bir yarışa sokmuş ve böylece ekonomik rekabet olgusunu ortaya çıkarmıştır.

‘Kapitalizmin Ruhu’, ekonomik büyüme anlayışında bir paradigma değişikliği yaratıyor.

  • Künye: Liah Greenfeld – Kapitalizmin Ruhu: Milliyetçilik ve Ekonomik Büyüme, çeviren: Ayda Rona Aylin Altınay, Alfa Yayınları, iktisat, 544 sayfa, 2024

 

Michael Hardt – Yıkıcı Yetmişler (2024)

Michael Hardt, yetmişlerdeki devrimci hareketleri alışılagelenden bambaşka bir bakış açısıyla yorumluyor.

Ona göre bu hareketler altmışlarda doruk noktasına ulaşan sol hareketin bitişini ve yenilgisini ifade etmez.

Aksine, bir yandan devrimci hareketlere yönelik şiddet ve baskının arttığı, öte yandan merkezcil ve hiyerarşik sol söylemin artık işe yaramadığı bir dönemde, yetmişlerdeki hareketler, ırkçı, sınıfsal, patriyarkal, cinsiyetçi ve doğa tahribatına dayalı çoklu tahakküm yapılarına karşı çıkmakla kalmayıp, alternatif toplumsal ve politik örgütlenmeler yaratma arayışına girmişlerdir.

Kimileri gibi başarı ve başarısızlık açısından bakıldığında bu hareketler yenilmiş olabilir.

Fakat mücadelenin içinde geliştirdikleri politik stratejiler ve icat ettikleri otonomi, çokluk, doğrudan demokrasi, özgürlük, özsavunma kavramları, günümüzün politik problematikleri üzerine düşünürken bize muazzam zenginlikte bir alan açar.

Yetmişler bu nedenle bir son değil başlangıçtır.

Ama başlangıç olduğunu görmek, günümüzde özgürlükçü hareketlerin otonom ve çoklu örgütlenme, eklemlenme ve alternatif politik toplumsallıklar inşa etme kudretinin soybilimini yapmayı gerektirir.

Bu kitapta tam da bunu yapan Hardt, bizi yetmişlerdeki hareketlerin icatçı ve özgürlükçü gücünü yeniden keşfetmeye davet ediyor.

Hem de bu hareketleri yüceltmeden ya da mahkûm etmeden, onların ruhunu hissederek, yıkıcılıklarındaki kuruculuğu çekip çıkararak ve attıkları özgürlük çığlıklarını birbirimizde yankılayarak…

  • Künye: Michael Hardt – Yıkıcı Yetmişler, çeviren: Münevver Çelik, Otonom Yayıncılık, siyaset, 352 sayfa, 2024

Todd May – Foucault’nun Felsefesi (2024)

Michel Foucault’nun tarihsel ve felsefi araştırmaları, arkeolojik, soybilimsel ve etik gibi birçok aşamaya sahiptir.

Ancak bu aşamalarda değişmeyen şey, tüm bu araştırmaları tetikleyen sorudur: Biz kimiz?

Foucault’nun erken dönemde kaleme aldığı ‘Deliliğin Tarihi’nden yakın geçmişte yayımlanan ‘Collège de France Dersleri’ne kadar olan yolculuğunun izini süren Todd May, kim olduğumuz sorusunun farklı bağlamlarda farklı görünümlere sahip olsa da Foucault’nun eserlerinin bir noktasında mutlaka var olduğunu gösteriyor.

May bunu yaparken, Foucault’nun eserlerini ayrıntılı bir şekilde inceliyor ve Freud, Nietzsche ve Sartre gibi diğer düşünürlerle yapılan karşılaştırmalardan da etkili bir şekilde yararlanarak tarihsel bir bağlama yerleştiriyor.

‘Foucault’nun Felsefesi’, Foucault’yu felsefenin yanı sıra siyaset, sosyoloji ve tarih açısından inceleyenler tarafından memnuniyetle karşılanacak, anlaşılması kolay ve ilham verici bir giriş niteliğinde.

Kitaptan bir alıntı:

“Foucault ile birlikte kim olduğumuzu, şu anda kim olduğumuzu sormalıyız. Bu sorunun seyrini onun metinlerinde ve hep kısmi olarak verdiği yanıtlarda takip etmeliyiz. Ne var ki kim olabileceğimize dair tutkulu bir merak olmadığı sürece bu yolun beyhude olduğu er ya da geç anlaşılır. Foucault o tutkuyu bize aşılamaz. Yalnızca bize söylenen kim olduğumuzun olasılıklara bağlı oluşunu açığa vurabilir ama başka biri olma arzusunu alevlendiremez. Bu arzu eğer alevlenecekse, kendi hayatları değişime açık olanlar tarafından alevlendirilecektir.”

  • Künye: Todd May – Foucault’nun Felsefesi: Kim Olduğumuz Üzerine Bir İnceleme, çeviren: Orhan Düz, İrene Kitap, felsefe, 280 sayfa, 2024

Franz Boas – Irk ve Demokratik Toplum (2024)

Modern antropolojinin kurucusu Franz Boas’ın ‘Irk ve Demokratik Toplum’ çalışması ırk, kültür ve demokrasi arasındaki çok yönlü bağların güçlü bir incelemesi.

İnsan davranışının ve toplumsal rollerin biyolojik bir belirleyicisi olarak ırkın hâkim kavramlarına meydan okuyan Boas, bir dizi deneme ve konferans aracılığıyla, tarihsel olarak ırkçılığı ve toplumsal hiyerarşileri meşru kılan sözde bilimsel iddiaları titizlikle ortadan kaldırırken kültürel farklılıkların doğuştan gelen ırksal özelliklerin bir sonucu olmadığını, bunun yerine tarihsel ve çevresel faktörler tarafından şekillendirildiğini savunur.

Bireylerin ırksal ya da etnik geçmişlerinden ziyade, katkılarından dolayı değer gördüğü gerçek anlamda demokratik bir toplumun inşa edilmesinde entelektüel özgürlüğün ve eğitimin önemine dikkat çeker.

‘Irk ve Demokratik Toplum’, ırkçılığa karşı süregelen mücadelelerin ve demokratik toplumlarda sosyal adalet arayışının kavranmasında önemli bir kaynak olmaya devam ediyor.

  • Künye: Franz Boas – Irk ve Demokratik Toplum, çeviren: Feride İlknur Makta, Akademim Yayıncılık, antropoloji, 248 sayfa, 2024

Salman Akhtar, Henri Parens – Yalan Söylemek ve Aldatmak (2024)

  • Yalan nedir?
  • İnsanlar neden yalan söyler?
  • Bir insanda gerçekleri tahrip etme refleksi nereden zuhur eder?

Pamuklara sarılası bu ciltte, bir grup psikanalistin bu çetrefilli insan sabitine farklı veçhelerden geliştirdiği incelemeler bulunuyor.

Çocukların yalan söyleme kapasitesinin nasıl oluştuğu, bir ailenin çocuğunun ahlaki gelişimine nasıl tesir ettiği gibi konuların yanı sıra; yetişkinlerin ilişkilerini istila etmiş envai çeşit aldatmacanın kökenine, yalanın patolojik ve kriminal bir hüviyet kazandığı arazilere kadar uzanan, zengin ve bol ufuklu bir çalışma bu.

Yalanla terapi odasında, evinin salonunda yahut kafasının içinde güreşenlere…

  • Künye: Salman Akhtar, Henri Parens – Yalan Söylemek ve Aldatmak: Sahtekârlık ve Aldatmanın Psikolojik ve Sosyokültürel Yönleri, çeviren: Sibel Eraltan, Okuyanus Yayınları, psikoloji, 264 sayfa, 2024