Kathleen R. Symthe – Bütüncül Doğal Yaşam (2024)

Bu kitabın yazarı Ohio’da yaşayan bir tarih profesörü.

Ancak kürsüsünden çıkmadan, kampüse gidip gelen ve suya sabuna dokunmayan bir akademisyen değil.

Çalışmalarını Tanzanya, Kenya ve Gana’ya kadar taşımış, çok uzun süreler Afrika’da yaşamıştır.

Kendi memleketinde de başını fakültenin dışına çıkarmış, topluluk destekli tarım projelerine katılmış, Orta Amerika’da uzun yürüyüşlere gitmiş ve bisiklet pedalına basmayı hiçbir zaman bırakmamıştır.

Tarihi iyi bilmek, geleceği de tahmin etmek gibi bir yan etkiye sahip.

Kathleen R. Symthe, bu yeteneğiyle felaket boyutuna ulaşan küresel çevresel sorunların çözümüne odaklanmış.

Üstelik bu sorunlar yumağı üzerimize doğru gelirken, dünya dini, siyasi, kentsel-kırsal farklılıklar ve tarihin hiçbir döneminde görülmemiş düzeydeki eşitsizliklerle boğuşurken gerçekleşti.

Belki de bu kitabı en iyi anlatan cümlecik dünyayla bağlantımızı güçlendirmek şeklinde sloganlaştırılabilir.

Çünkü en derinlerimizde bir yerlerde bütün dünyayla iç içe olduğumuzu hepimiz biliyoruz.

Felaket boyutuna ulaşmış iklim değişikliği hem yerel hem de küresel ölçekte çözülemez görünen dini, siyasi, kentsel-kırsal farklılıklar ve eşi benzeri görülmemiş düzeydeki eşitsizlik karşısında ilerlemenin yolu ne olabilir?

Tanzanya, Kenya ve Gana’da ve ABD’nin güney, doğu ve orta doğu bölgelerinde yaptığı çalışmalarla bu soruyu yanıtlamaya koyulan Symthe, türümüzün varlığını tehdit eden bazı düşünme ve yaşama biçimlerin neler olduğunu ortaya koyuyor.

Yazara göre kültürümüz, iyileşmeye giden yollar olabilecek diğer tüm var olma ve öğrenme yollarını görmezden gelme eğiliminde olduğunu söylüyor.

  • Künye: Kathleen R. Symthe – Bütüncül Doğal Yaşam: Dünyayı, Tarihi, Bedeni ve Zihni Yeniden Hissetmek, çeviren: Can Berk Işık, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 224 sayfa, 2024

Paolo Virno – Güçsüzlük (2024)

İster bir aşk ilişkisinde ister güvencesiz çalışmaya karşı verilen bir mücadelede olsun, bırakalım gerekeni ve arzu ettiklerimizi yapmayı, maruz kaldığımız şokları karşılamayı bile beceremiyoruz.

Eylemin ve söylemin felce uğramasından doğan bir güçsüzlük, kapitalizmde yaşam biçimlerimizin temel özelliği haline geliyor.

İşin garibi, bu güçsüzlük kullanılmayan, yani edime dönüşmeyen yetiler ve becerilerin görülmemiş bir birikimiyle el ele gidiyor.

Güçlerimizi idare ediyoruz, ama kullanamıyoruz.

Ses çıkarma yeteneğimiz sapasağlam duruyor, ama istediğimiz sözü bulup da söyleyemiyoruz.

Yaşam boyu eğitim adeta görevimiz haline geldi, ama yetilerimizi edimselleştirmeyi nefesimizi tutmuş beklemekten başka bir şey yapamıyoruz.

Kim bilir ne yapmak için önümüze çıkacak fırsatı, hiç öngöremeden, gönülsüzce bekliyoruz.

Paolo Virno, kederli tutkularımızdan kurtulmak istiyorsak, gücün gerçekleştirilmek yerine istiflenmesinden, eksikliği değil de fazlalığından kaynaklanan bu güçsüzlüğü anlamak zorunda olduğumuzu söylüyor.

Gücün farazi kıtlığına çare bulmaya çalışmak yerine, sahip olduğumuz güçleri gerçekten engelleyen bu bollukla nasıl başa çıkabileceğimizi soruyor.

Gerçeği dönüştürmeye muktedir bir praksisin koşullarını, bu kronik güçsüzlükten kaçmayı sağlayacak kolektif alışkanlıklarda ve ortak kullanımlarda arıyor.

  • Künye: Paolo Virno – Güçsüzlük: Hezeyan ve Felç Çağında Yaşam, çeviren: Ece Durmuş, Otonom Yayıncılık, siyaset, 128 sayfa, 2024

Ayda Yörükân – Şehir Sosyolojisi (2024)

İçinde yaşadığımız şehir denen mekân, sadece hareketlerimizin, eylemlerimizin cereyan ettiği bir alan değildir.

O, aynı zamanda, Georg Simmel ve Louis Wirth’ten bu yana önemle vurgulandığı üzere, kişiliğimize ve eylemlerimize şekil veren bir alandır da.

Çevre sosyolojisi ve çevre psikolojisi alanında yapılan araştırmalar, mekânın bizim üzerimizdeki etkisini, ekolojik alanın psikolojik yönünün kişiliğimize varıncaya kadar bizi nasıl etkilediğini ve etkilemeye devam ettiğini; kötü mekân şartlarının bedensel ve ruhsal sağlık problemleri yaratmada ne derece önemli bir rol oynadığını ortaya koydu.

Eldeki kitap, bu süreci tarihsel bir perspektif içerisinde incelemenin yanında büyük şehir ve insan sağlığı konusunda önemli bazı okuma parçaları da sunuyor.

Çevre kirliliği, trafik yoğunluğu, konut yetersizliği, gecekondulaşma, işsizlik, sosyal hizmetlerin halka ulaştırılması konusunda karşılaşılan güçlükler, bugün şehirlerin veya büyük şehirlerin karşı karşıya bulunduğu hemen görülebilir yetersizlikler.

Bunların yanında, farklı kültürlere mensup her çeşit insanın bir arada ve sıkışık bir şekilde yaşaması, sosyo-kültürel değer yozlaşmasına, suçların, intiharların, ruh ve beden sağlığı, aile çözülmesi gibi problemlerin ve pek çok suç türünün ortaya çıkmasına sebep oluyor.

Bu durum, çok yaygın bir şekilde ortaya çıkan şehir ve şehirleşme problemlerini incelemeyi amaçlayan şehir sosyolojisini ve şehir sosyal psikolojisini en kapsamlı bilimler haline getirmiştir.

Bu kitap, şehir teorisi problemlerinin bilinmesinde ve çözümlenmesinde yardımcı olacak temel yaklaşımları ele alıyor.

  • Künye: Ayda Yörükân – Şehir Sosyolojisi: İnsan Ekolojisi ve Şehirsel Sağlık, Doğu Batı Yayınları, sosyoloji, 312 sayfa, 2024

E. Tülin Erinç – Bunaltı Çağında Yaşamak (2024)

“Kaygı, var olmamamızın deneyimidir.” – Jacques Lacan

Çağımız birçok açıdan bunaltı çağı.

Yeni ekonomik düzenin getirdiği güvensizlik, geleceğe yönelik belirsizlik, ortalığa saçılmış binlerce seçenekle boğan tüketim kültürü, krizler, savaşlar ve artan adaletsizlik.

Bu çağda birkaç sağlam panik atak geçirmeden hayatta kalmak mümkün mü?

Dünya böyle bir haldeyken kaygı, endişe ve panik atağın bir hastalıktan ziyade, çağımızın biricik duygu durumu haline geldiğini kabul etmek gerek belki de.

Öte yandan her kaygı, bunaltı ya da panik atak yalnızca dışımızdaki keşmekeşten beslenmez.

Bazıları bize dair, bilinçdışımızda oluşan kaosun, karmaşanın ve yanlış yerleştirmelerin bir sonucu olarak doğar.

Bu durumda derinlere dalarak, Lacan’ın dediği gibi, “ötekinin arzusunun (bakışının) sezilmesiyle” doğan böyle bir kaygının bilinçdışı tarihinin ve algılanışının, terapide “yeniden yazılması” gerekir.

Elinizdeki kitap birinci ağızdan ve gözlemlere dayanarak kaygı, endişe, anksiyete, anksiyete bozukluğu, agorafobi gibi gündelik hayatta sık, ancak çoğu zaman yanlış kullandığımız kavramları, bireysel süreçlerden toplumsal süreçlere, patolojik durumlardan olağan durumlara kadar birçok boyutta ve tek tek ele alıyor.

Kitap, bunaltı çağında var olmaya çabalayan herkese rehberlik ve yoldaşlık edecek türden.

  • Künye: E. Tülin Erinç – Bunaltı Çağında Yaşamak: Toplumdan Bireye Kaygı, Endişe ve Anksiyete Bozukluğu, Beyaz Baykuş Yayınları, psikoloji, 160 sayfa, 2024

 

Douglas Murray – Batı’nın Savaşı (2024)

‘Batı’nın Savaşı’, düşüncelerin muazzam bir savaş alanında yankı bulduğu, fikirlerin gök gürültüsü gibi yankılandığı kültür meydanının içine doğru bir yolculuk.

Bu zihinsel arenada, değişim rüzgârlarının şiddetle estiği bir manzara içinde Douglas Murray, bizi elimizden tutup paradokslar ve tutarsızlıklarla dolu bir peyzajın içinden geçirir.

İyi niyetli pek çok insanın ikiyüzlü ve tutarsız Batı karşıtı söylemlerle nasıl kandırıldığını anlatır.

Sonuçta, Kant, Hume ve Mill’in fikirlerini; ırk konusundaki görüşleri nedeniyle bir kenara atmamız gerekiyorsa, çalışmaları ırkçı hakaretler ve Yahudi karşıtlığıyla dolu olan Marx’ı da bir kenara atmamız gerekmez mi?

Amerika’da ırkçılığın közleri hâlâ söndürülmeyi bekliyor, peki ya Orta Doğu ve Asya’daki azgın ırkçı cehennem ne olacak?

Murray’ın sözleri, bir piyanonun zarif notaları gibi yankılanır, egemen anlatıya meydan okuyan bir melodi örer.

O, ikiyüzlülüğün capcanlı olduğu bir gösteride, iyi niyetli bireylerin, sahnede rollerini oynayan aktörler gibi, ikiyüzlülüğün kaprislerince yazılmış bir dramada nasıl yer aldığını gösteriyor.

Sahne hazır ve ışık, anti-Batı duygularını savunanların takındığı maskeleri ortaya çıkaracak!

  • Künye: Douglas Murray – Batı’nın Savaşı, çeviren: Eren Kanat, Sander Yayınları, siyaset, 312 sayfa, 2024

Sara Ahmed – Oyunbozan Feministin El Kitabı (2024)

Cinsiyetçi, hakaretamiz şakalara gülmeyi ret mi ediyorsunuz?

Köşenizde sessiz bir kabullenişle oturmak yerine ses mi yükseltiyorsunuz?

Otoriteye tepki gösterdiğinizde, karşılık verdiğinizde, cinsiyetçilik, ırkçılık gibi kelimeler kullandığınızda ortam geriliyor mu?

Bu sorulara cevabınız evetse, siz de bir oyunbozan feminist olabilirsiniz.

Ve bu kitap sizin için yazıldı.

Sara Ahmet’in bu ateşli manifestosu feministlerin, sosyal aktivistlerin başucu kitabı olmaya aday.

Kitap, verilen mücadelenin çoğu zaman zorlu da olsa, bir o kadar önemli olduğunu bize bir kez daha hatırlatıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Oyunu bozmak bir dünya yaratma projesidir. Neyi gösterdiğimiz (kültür eleştirmeni olarak oyunbozan feminist), nasıl bildiğimiz (filozof olarak oyunbozan feminist), ne yarattığımız (şair olarak oyunbozan feminist), neyi yıktığımızdır (aktivist olarak oyunbozan feminist).”

  • Künye: Sara Ahmed – Oyunbozan Feministin El Kitabı: Hayatta Kalmak ve Dünyayı Dönüştürmek İçin, çeviren: Beyza Sumer Aydaş, Minotor Kitap, feminizm, 320 sayfa, 2024

James Herriot – Küçük Büyük Tüm Canlılar (2024)

Dünyanın en sevilen veterineri James Herriot’un yürek ısıtan, eğlenceli ve yer yer hüzünlü dünyasına yakından bakalım.

Kırk yılı aşkın süredir, James Herriot muhteşem öyküleri, derin yaşam sevgisi ve olağanüstü öykü anlatma yeteneği ile okuyucularını kendine hayran bıraktı.

Herriot, onlarca yıldır en küçüğünden en büyüğüne kadar yüzlerce hayvanı tedavi edip hayata tutunmalarına vesile olurken hem hayvanları hem de insanları keskin gözleriyle ve sevgi dolu kalbiyle gözlemledi.

‘Küçük Büyük Tüm Canlılar’da, mesleğe yeni başlayan ve Yorkshire kırsalındaki veterinerlik uygulamalarının, veterinerlik okulunun yetersiz ortamında öğrendiklerinden çok farklı olduğunu keşfeden genç Herriot ile tanışıyoruz.

Bazı ziyaretler yürek burkacak derecede zor, bazıları neşeli ve eğlenceli.

Hayvanlar dünyasına olan sevgisini her cümlesinde hissedeceğiniz yazar, veterinerliğin muhteşem taraflarını, karşılaşılabilecek vaka çeşitliliğini ve hiç bitmeyen zorluklarını keşfediyor ve okurunu da büyülü dünyanın içine sokuyor.

Herriot’un anıları dünya çapında 80 milyon kopya sattı ve hâlâ her yaştan okuyucunun ilgisini çekmeye devam ediyor.

  • Künye: James Herriot – Küçük Büyük Tüm Canlılar: Veterinerliğe Adanmış macera Dolu Bir Ömür, çeviren: Muhlis Ünal Salman, Epsilon Yayıncılık, hayvanlar, 528 sayfa, 2024

Çaylakçı Mehmet Tevfik – İstanbul’da Bir Sene (2024)

“Çaylak” Mehmet Tevfik (1843-1893), sözlü halk kültürünü, gündelik dili ve bunun örneklerini kaleme almasıyla tanındı.

Yaşadığı dönemin fıkralarını, eskinin lâtife ve nüktelerinin derleyerek yarattığı sayısız metin folklorumuz için eşi bulunmaz bir arşiv teşkil eder.

‘İstanbul’da Bir Sene’, 19. yüzyılın geleneklerini, âdetlerini, gündelik hayatının yaşayan bir envanterini çıkarır. Çaylakçı modernitenin beğenileri nasıl dönüştürdüğünün, yaşanan hızlı Batılılaşmanın eskiyi nasıl süratle unutturup tanınmaz hale getirdiğinin farkındadır.

Mehmed Tevfik’in ancak beş faslını –Tandırbaşı, Helva Sohbeti, Kağıthane, Ramazan Geceleri, Meyhane ve İstanbul Akşamcıları– yayımlayabildiği çalışmasını Nuri Akbayar’ın usta işi editörlüğünde, özgün dilinde, özgün taşbaskı resimleri eşliğinde sunuluyor.

  • Künye: Çaylakçı Mehmet Tevfik – İstanbul’da Bir Sene, hazırlayan: Nuri Akbayar, Telemak Kitap, dil, 182 sayfa, 2024

Gordon Parker, Gabriela Tavela, Kerrie Eyers – Burnout (2024)

Depresyon ya da kronik yorgunluk gibi kalıplara oturmayan, fiziksel efordan arındırılmış masa başı işçiliğine kondurulamadığı için çoğu zaman bir orta sınıflı şımarıklığı olarak görülen tükenmişlik sendromu sanılandan daha ciddi bir tehlike olabilir.

Burnout olarak da bilinen, herkesin duyduğu ama kimsenin parmakla gösteremediği bu sendromu enine boyuna tanımak için iyi bir fırsat bu.

Güncel araştırmaların omuzlarında yükselen yöntemlerle kendi tükenmişlik modelinizi tanıma ve onunla baş etme imkanını da ediniyorsunuz.

Belki sadece beş dakika sürmeyecek bir işi neden dört saatte bitirebildiğinizi merak ediyorsunuz ve cevap arayışındasınız. Belki de sizlik bir şey yok ama sevdiklerinizin günbegün solması var.

Bu sayfalar bazı ampulleri yakabilir.

Gitgide uzayan kahve molalarının, odaklanma sorunlarının, “yapasım yok”ların adını koymak isteyenlere…

  • Künye: Gordon Parker, Gabriela Tavela, Kerrie Eyers – Burnout: Çağın Yaygın Hastalığı Tükenmişlik Sendromunu Anlamak ve İyileştirmek İçin Bir Rehber, çeviren: Elif Kayurtar, Okuyanus Yayınları, psikoloji, 332 sayfa, 2024

Jacob Goldstein – Paranın Öyküsü (2024)

Para, yalnızca hepimiz ona inanmayı kabul ettiğimiz için işe yarar.

Jacob Goldstein Antik Yunanistan’da madeni paranın ortaya çıkışından, 16. yüzyılda Amsterdam’da oluşan ilk borsaya ve 21. yüzyılda gölge bankacılığın ortaya çıkışına kadar paranın toplumları şekillendiren faydalı bir kurgu olduğunu gösteriyor.

Hikâyenin merkezinde parayı yeniden tasarlayan düşünürler ve dünya liderleri bulunuyor.

Moğol İmparatoru Kubilay Han kâğıt parayı yarattı, bir kumarbaz ve katil olan John Law Fransa’ya modern parayı getirdi.

Bir grup bilgisayar programcısı Bitcoin’in yolunu açtı.

Hepsinin de farkına vardığı tek bir şey vardı: Neyin para sayıldığı ya da sayılmadığı yaptığımız seçimlerin bir sonucudur.

İlginç ayrıntılarla dolu ‘Paranın Öyküsü’, bu seçimlerin hikâyesidir.

  • Künye: Jacob Goldstein – Paranın Öyküsü: Uydurma Bir Şeyin Gerçek Hikâyesi, çeviren: Nurdan Soysal, Say Yayınları, iktisat, 248 sayfa, 2024