Nilgün Toker Kılınç – Politika ve Sorumluluk (2012)

  • POLİTİKA VE SORUMLULUK, Nilgün Toker Kılınç, Birikim Yayınları, felsefe, 327 sayfa

 POLITIKA

Politika ve sorumluluk kavramları arasında, dünyayı anlama tarzı temelinde özel bir ilişki olduğunu söyleyen Nilgün Toker Kılınç elimizdeki çalışmasında, politikayı, bir tahakküm, yönetme sanatı, teknik bir uzmanlık olarak değil, insanların bir arada yaşama etkinliğinin kendisi olarak yorumlayan yazılarını sunuyor. Toker burada, politika, hukuk, adalet, demokrasi, anti-militarizm, milliyetçilik, entelektüelin duruşu ve Türkiye’de siyasetin hallerini irdelerken, felsefe tarihinin kılavuzluğunda, özellikle de Aristoteles, Kant, Marx, Arendt ve Habermas gibi isimlerin düşüncelerine başvurarak ortaya nitelikli bir çalışma koyuyor.

Emmanuel Levinas – Tanrı, Ölüm ve Zaman (2011)

  • TANRI, ÖLÜM VE ZAMAN, Emmanuel Levinas, çeviren: Işık Ergüden, Dost Kitabevi, felsefe, 231 sayfa

 

‘Tanrı, Ölüm ve Zaman’, çağdaş fenomenolojiye etik alanında getirdiği yorumla dikkat çekmiş düşünür ve Talmud bilgini Emmanuel Levinas’ın 1975-76 akademik yılında Sorbonne Üniversitesi’nde vermiş olduğu derslerden oluşuyor. Düşünür bu derslerinde, Aristoteles, Platon, Kant, Hegel, Bergson gibi, felsefe tarihinin önde gelen figürlerini yeni bir okumaya tabi tutuyor. Fakat dersleri asıl ilgi çekici kılan husus, Heidegger’in ‘Varlık ve Zaman’ adlı yapıtıyla bir hesaplaşmaya girişmesi. Levinas ilk elden, Heidegger’in, nesnel zaman anlayışına getirdiği eleştiriler ile varoluşun kendine özgü zamansallığını bireyin ölümlülük koşuluyla yakın ilişki içinde ele alışını takdir ediyor. Fakat Levinas, Heidegger’i, varlık, ölüm ve zaman gibi kavramları çözümlerken, temel varlık tasarısı içinde kaldığı için de eleştiriyor.

Slavoj Žižek – Olumsuzla Oyalanma (2011)

  • OLUMSUZLA OYALANMA, Slavoj Žižek, çeviren: Hakan Gür, İmge Yayınları, felsefe, 437 sayfa

 

Radikal solun ünlü düşünürlerinden Slavoj Žižek, ‘Olumsuz Oyalanma’ isimli bu kitabında, günümüzdeki milliyetçilik ve etnik çatışmaların yarattığı sorunları felsefeye, özellikle de Alman idealizmine geri dönerek çözmeye koyuluyor. Bunun için, ilk başta Kant ve Hegel üzerinden bir ideoloji kritiğini ortaya koyan Žižek, söz konusu ideoloji kritiğini, bugünün toplumunun dinamiğini ortaya dökecek bir yöntem olarak tasarlıyor. Postmodern düşünürlerin aksine, Kant ve Hegel’i sahiplenerek onların görüşleri ekseninde günümüz felsefe ve siyasetini yorumlamaya koyulan Žižek, görüşlerini opera ve kara film de dahil, pekçok ilginç örnekle besliyor.

Immanuel Kant – Eğitim Üzerine (2007)

  • EĞİTİM ÜZERİNE, Immanuel Kant, çeviren: Ahmet Aydoğan, Say Yayınları, felsefe, 135 sayfa

Immanuel Kant’ın ‘Eğitim Üzerine’si, yayınevinin yeni başladığı düşünürün toplu eserleri dizisinin ilk kitabını oluşturuyor. Kant’ın Türkçe yayımı için kuşkusuz sevindirici bir başlangıç olan kitap, ‘Ruhun Eğitimi’, ‘Ahlaki Eğitim’ ve ‘Pratik Eğitim’ başlıklı üç bölümden oluşuyor. “Özgürlük sevgisi doğal olarak insanda o kadar güçtür ki, bir kere özgürlüğe alıştığında, artık her şeyi onun uğruna feda edecektir. Sırf bu sebepten ötürü talim-terbiyenin disiplin kısmı çok erken dönemlerde yerini almalıdır, çünkü bu yapılmadığı zaman, hayatta daha sonra kişiliği değiştirmek kolay olmayacaktır. Disiplinden yoksun insanlar gelip geçici her arzuyu, her hevesi takip etmeye yatkındırlar.” diyen Kant, insanın Rousseaucu anlamda soylu özgürlük duygusuyla dolu olmadığını, henüz gelişmemiş ve dolayısıyla eğitilmek zorunda olan bir “insani tabiata” sahip olduğunu savunuyor.

Hüsamettin Çetinkaya – Ahlak ve Politika (2007)

  • AHLAK VE POLİTİKA, Hüsamettin Çetinkaya, Ara-lık Yayınları, siyaset, 216 sayfa

Ahlaklı olmak her durum için geçerli, özellikle de siyaset için. Siyasetin bireyi ahlaktan uzaklaştırdığı, siyasete dair çok önceden dillendirilen bir şikayet. Hüsamettin Çetinkaya’nın bu siyaset kuramı çalışması, ahlaklı bir siyaseti mümkün kılacak önerilerden oluşuyor. Çetinkaya’nın bunun mümkün olabilmesi için önerdiği ilk yol, “yurttaş özne”nin, “evrensel insanlığın ahlaki öznesine” dönüşmesi şeklinde özetlenebilir. Çetinkaya, Kant ahlakının bir çözümlemesiyle çalışmasına başlarken, ahlakın evrensel, insani bir kabul olması halinde gerçekçi olabileceğini savunuyor. Çalışma bu yönleriyle, bir teori kitabı olmaktan çok, günümüz ahlak anlayışını kapsamlı olarak eleştiriyor.