Aslıhan Aykaç – Dayanışma Ekonomileri (2018)

Dünyayı sarsan ekonomik krizlere, artan işsizliğe, göç sorununa, belirsizliğin artışına, sağ iktidarların hızla yükselmesine ve demokrasinin yozlaşmasına bakıldığında, küreselleşmenin vaatlerinden hiçbirinin gerçekleşmediği görülüyor.

Bugün yaşadığımız kriz, yalnızca küreselleşme krizi değil.

Bilakis onun zeminini oluşturan kapitalist dünya ekonomisinin ve ulus-devletin krizidir.

Burada daha önce ‘Yeni İşler, Yeni İşçiler‘ adlı kitabına da yer verdiğimiz Aslıhan Aykaç elimizdeki önemli çalışmasında da, kapitalizmin ekonomik yaklaşımına alternatif dayanışmacı bir ekonomi modeli sunuyor.

Kitapta ortaya konan dayanışma seçeneği ise, ekonomik konular yerine toplumsal konulara öncelik veren bir politik ve ekonomik örgütlenmeyi odağına alan yeni bir düşünme biçimi öneriyor.

Kitapta,

  • Üretimde ve bölüşümde dayanışmayı odağına alan ekonomiler ve ağların imkânları ve sınırlarının neler olduğu,
  • Günümüzün çürüyen demokrasileri karşısında “işyeri demokrasisine” vurgu yapmanın önemi,
  • İş ve çalışmanın niteliğinde ortaya çıkan güncel değişimler,
  • Küresel ekonomi içinde emeğin bugünkü durumu,
  • Ve bunun gibi pek çok konu tartışılıyor.

Çalışma, dünyanın farklı yerlerinden dayanışma ekonomilerine örnekler vermesi ve küresel ekonomiye devlet ve piyasa dışındaki alternatifleri tartışmasıyla büyük önem arz ediyor.

Aykaç, kapitalist piyasanın kuralları (arz, talep, tam rekabet ve diğerleri) geniş bir kitlenin ihtiyaçlarını karşılama, dayanışmaya dayalı, çevreye duyarlı ve adil bir üretim sistemi karşısında ikincil konumda olduğu gerçeğini hatırlatıyor.

Yazar, dayanışma ekonomilerinin ise, üretim ve bölüşümü aynı kurumsal ve toplumsal çerçeve içinde birleştirerek toplumun farklı kesimleri arasında ortaya çıkacak çıkar çatışmalarını önlemeyi hedeflediğini belirtiyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Gelecek kuşakların politik ve ekonomik örgütlenmesinin öncülü kapitalist dünya ekonomisi ve ulus-devlet olmayacak. İnsanların taleplerini ekonomik kalkınma, eşitlik, siyasi temsil ve demokrasi gibi genel kategorilerde toplamak mümkün değil. Yeni toplumsal hareketlerde gündem yaratan talepler çok daha çeşitlidir ve aynı zamanda kesişimseldir; bu talepleri verimlilik, gelişme veya optimal denge gibi tamamen rasyonel seçeneklerle karşılamak bugünün şartlarında oldukça zordur.” s. 16

“Dayanışma alternatifi tek bir biçimde, standart bir kurumsal yapıda veya tipik bir ekonomik alana ait olarak ortaya çıkmaz. Dayanışma, farklı biçimlerde yereldeki insan kaynağını ve doğal kaynakları kullanarak gelişir.” s.17

“Kapitalist dünya ekonomisinin arızaları sıklaştıkça yerel örgütlenmeler ve toplumsal olana yönelik ilginin yoğunlaşacağı öngörülebilir. Bundan sonraki iş, bu dağınık, düzensiz dönüşümden bir anlam yaratmak olacak.” s. 18-19

“Modern ve çalışkan bir toplumu ortaya çıkaracak lineer ve bütünsel bir yolun evrensel olarak dayatılması yalnızca bir illüzyona yol açar. Modern toplum, içinde bulunduğu toplumsal, çevresel sorunlar ve ekonomik kısıtlarla, bir ideal tip olmaktan çok uzaktır.” s. 19-20

  • Künye: Aslıhan Aykaç – Dayanışma Ekonomileri: Üretim ve Bölüşüme Alternatif Yaklaşımlar, Metis Yayınları, iktisat, 280 sayfa, 2018

Asuman Suner – Hong Kong – İstanbul (2018)

“İnsan yabancı bir şehre dikkatle bakarken, karşısında bir diğer şehrin silueti belirir daima. Kişinin kendi şehridir bu.”

Asuman Suner’in bu özgün çalışması, son otuz yıllık süre zarfında, Asya’nın iki ucunda iki liman kentinin, Hong Kong ve İstanbul’un yaşadığı dönüşümü izliyor.

Ağırlıklı olarak Hong Kong’u irdeleyen ve buradan bakarak İstanbul’u okuyan Suner, bunu yaparken, iki kent arasındaki benzerlikler kadar iki kenti birbirinden ayıran farklılıkları da merkeze alıyor.

  • Hong Kong’un kuruluşundan bu yana geçirdiği dönüşüm,
  • Afyon Savaşları’nın Çin’in yenilgisiyle sonuçlanmasının ardından Britanya İmparatorluğu tarafından sömürgeleştirilen Hong Kong adasının, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısı boyunca bir “ticaret kolonisi” olarak yapılandırılması,
  • Yirminci yüzyılın ilk yarısında bölgede yaşanan çalkantılı siyasi süreçlerin etkisiyle yaşanan demografik, ekonomik, toplumsal değişim,
  • 1970’lerden itibaren kentin hızlı bir gelişim sürecine girerek önce kapitalist bir metropole, ardından önemli bir finans merkezine dönüşümü,
  • Bugünün Hong Kong’u tanımlayan yapısal sorunlar ve çatışma alanları bağlamında 2014 Şemsiye Hareketi’nin ne anlama geldiği,
  • Georg Simmel ve Walter Benjamin’in modern kent deneyimini kavramsallaştırma şekilleri ışığında yazarın kendi Hong Kong deneyimi,
  • İstanbul’un merkezinde yaşanmakta olan dönüşüm ve İstanbul kültür hayatının 1990’lardan 2010’lara yaşadığı inişli çıkışlı değişim ile Hong Kong kültüründeki dönüşüm arasındaki ilişki…

Suner bu konuları modern kent deneyimi, küresel kent, yabancılık, dikeylik, yoğunluk, tempo, güvenlik, para, tüketim, mesafe ve şehri şahsileştirmek gibi kavramlara başvurarak irdeliyor ve bunu yaparken de “‘Şehrin şahsileşmesi’ ne anlama geliyor?”, “Şehirler insanların kişisel hikâyelerine, hayat maceralarına nasıl giriyor?” ve “Şehir kişiyi nasıl şekillendiriyor?” gibi soruların yanıtlarını arıyor.

  • Künye: Asuman Suner – Hong Kong – İstanbul: Şehri Şahsileştirmek, Metis Yayınları, şehir, 264 sayfa, 2018

Riccardo Manzotti ve Tim Parks – Zihnin Ucu Bucağı (2018)

“Herhangi bir anda bilincimiz, bilincinde olduğumuz şeyin formuyla aynıdır. Bir elma gördüğünde, bilincin ve elma aynı şeyden yapılmıştır.”

Ünlü romancı Tim Parks ile ünlü filozof ve robotik mühendisi Riccardo Manzotti arasında, zihin, beynin ve bilinç arasında gidip gelen çok zengin bir diyalog.

Parks’ın usta işi yorum ve soruları ile Manzotti’nin yanıtlarıyla ilerleyen kitap,

  • Bilgi/enformasyon kokar mı?
  • Bilinç kavramı neden bu denli zor?
  • Bilinç üzerinde beyin mi çevre mi belirleyici?
  • Bedenimiz beynimizin davranışları üzerinde ne kadar etkili?
  • Dil ve kelimeler nasıl doğar?
  • Bilinç ve dünya arasında nasıl bir ilişki var?
  • Ve bunu gibi birçok sorunun yanıtını arıyor.

Parks ve Manzotti bunu yaparken de, hem bizi zihin konusunda alışık olduğumuz kavramlar üzerine yeni baştan düşünmeye davet ediyor hem de bu konularla ilgilenmiş Aristo, Descartes, Galen Strawson, Giulio Tononi ve Daniel Dennett gibi filozof ve bilim insanlarının fikirlerini enine boyuna irdeliyor.

  • Künye: Riccardo Manzotti ve Tim Parks – Zihnin Ucu Bucağı: Bilinç ve Dünya Bir midir?, çeviren: Özde Duygu Gürkan, Metis Yayınları, felsefe, 168 sayfa, 2018

Müfit Özdeş – Son Tiryaki (2018)

Müfit Özdeş’in ilk olarak 1996 yılında yayınlanan ‘Son Tiryaki’si, bize özgü mizahla bilimkurguyu bir araya getiren muhteşem kitaplardan biri.

Karşımıza Krryçiysk’ten Zoltrak’a, Peri kızı Nurcihan’dan Tunguska’ya pek çok özgün karakter çıkaran pek çok öykü barındıran kitap, şimdi genişletilmiş baskısıyla raflardaki yerini aldı.

Buradaki kimi öykülerin konuları şöyle:

  • Yıllardır çalıştırılmayan bir madde tranformatörünün işletilmesiyle yaşanan ilginç olaylar,
  • Merendiz adlı gezegenin böceğimsi sakinlerinin açlıkla mücadelesi,
  • Sigaranın tümüyle yasaklandığı bir dünyada çareyi uzaya kaçmakta bulan bir sigara tiryakisi,
  • Tanrı’nın kadın ve erkeği yaratışında yaşanan aksaklıklar,
  • Atom ve hidrojen bombalarının esir aldığı İstanbul’da yaşam,
  • Tebaası için bir robot yapan padişah,
  • Çirkin kızına eş bulmaya çalışan bir kralın yaşadıkları,
  • Başka bir gezegenden dünyaya gelen bir kadının buradaki erkeklerle imtihanı…

Yayınlanışının üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen ‘Son Tiryaki’nin, Türkiye bilimkurgu yazınındaki özgün yerini koruduğunu söylemeliyiz.

Müfit Özdeş ve bilimkurgu hayranları, kitabın yeni öyküler eklenmiş bu baskısını kaçırmak istemeyecektir.

  • Künye: Müfit Özdeş – Son Tiryaki, Metis Yayınları, öykü, 224 sayfa, 2018

John Berger ve Jean Mohr – Yedinci Adam (2018)

İlk olarak 1975’te yayınlanan ‘Yedinci Adam’, Avrupa’daki göçmen işçinin yaşantısını ana çizgileriyle veriyor, bu yaşantı ile göçmen işçinin fiziksel ve tarihsel çevresi arasındaki ilişkiyi gösteriyor ve buradan yola çıkarak dünyanın şu andaki siyasal gerçekliğin güvenilir bir fotoğrafını çekiyor.

Jean Mohr’un birkaç yıllık emeği sonucu çekilen fotoğraflarla John Berger’in sözcüklerinden oluşan kitap, sosyoloji, ekonomi, röportaj, felsefe ve şiir gibi zengin alanda geziniyor.

‘Yedinci Adam’, 1973 yılı ile 1974 yılının ilk yarısında yazıldığı halde, yıllar geçtikçe gençleşen bir kitap.

Zira göçmen işçi sorunu bugün çok daha yakıcı bir olgu haline gelmiş durumda.

Kitabın yazıldığı dönemde Sovyetler Birliği henüz dağılmamıştı.

Bunun yanı sıra, Berger’in “ekonomik faşizm” olarak tanımladığı neoliberalizm denen küresel ekonomik düzen ortaya çıkmamış, fabrikalar da işçiler gibi göçmen olmaya başlamamıştı.

Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda, ‘Yedinci Adam’ın güncelliğini hâlâ koruyan önemli bir kitap olduğunu söylemeliyiz.

  • Künye: John Berger ve Jean Mohr – Yedinci Adam: Avrupa’da Bir Göçmen İşçinin Hikâyesi, çeviren: Cevat Çapan, Metis Yayınları, siyaset, 248 sayfa, 2018

Jean-Pierre Changeux ve Paul Ricoeur – Neden, Nasıl Düşünürüz? (2009)

 

‘Neden, Nasıl Düşünürüz?’, sinir biyoloğu ile bir filozofun etik, insan doğası ve beyin konularına uzanan tartışmalarından oluşuyor.

Kitapta Jean-Pierre Changeux beyinle ilgili bilimsel açıklamalarda bulunurken, Paul Ricoeur ise, felsefi bakışıyla bu açıklamaları yorumluyor.

Changeux ve Ricoeur böylece, “Beynin yapısı ve işleyişi hakkında bilgi edinmek kendi benliğimize dair bilgimize nasıl bir katkıda bulunur?”, “Beynimizi tanımak günlük yaşamdaki deneyimimizi, dünyayla ve ‘öteki’yle olan ilişkimizi nasıl etkiler?” ve “Beyin ile düşünce/bilinç arasında nasıl bir ilişki vardır?” gibi soruların muhtelif yanıtlarını tartışıyor.

  • Künye: Jean-Pierre Changeux ve Paul Ricoeur – Neden, Nasıl Düşünürüz?: Etik, İnsan Doğası ve Beyin Üzerine Bir Tartışma, çeviren: İsmet Birkan, Metis Yayınları, bilim, 294 sayfa

Jacques Rancière – Nasıl Bir Zamanda Yaşıyoruz? (2018)

Filozof Jacques Rancière ile yayıncı ve aktivist Eric Hazan arasında demokrasi ve demokrasinin geleceği üzerine ufuk açıcı bir tartışma.

Kısa, fakat oldukça yoğun bu kitap, verili demokrasiyi, onun temsiliyet kabiliyetini ve demokrasiyi yozlaştıran ve içini boşaltan bir olgu olarak popülizmi tartışıyor ve bütün bu tartışmayı da sınıf mücadelesi ve tahakküm gibi kavramlara dönük derin bir sorgulama bağlamında yürütüyorlar.

Rancière ve Hazan bunun yanı sıra, devlet ve şirketlerin tahakküm ve dayatmalarına karşı son on yıl içinde dünya çapında ortaya çıkmış halk hareketlerini de masaya yatırıyor.

İkili, bu isyanların başarılı veya başarısız olduğu yönleri irdelerken, bunların geleceğin muhalefeti açısından ne gibi potansiyel imkânlar barındırdıklarını da tartışıyor.

Demokrasinin güncel sorunları kadar, geleceğin demokrasi deneyiminin neye benzemesi gerektiği üzerine kafa yormak isteyenlerin de muhakkak okumak isteyeceği bir söyleşi.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Demokrasi temsilcilerin seçilmesi değil, iktidarı icra etme vasfı olmayanların iktidarıdır.”

“Hâkim kanı, temsili aşağıdan gelen bir hareket olarak sunar: Halk bu tasavvurda kendisine temsilci seçen kolektif bir gövde gibidir. Ama siyasal bir halk önceden var olan bir veri değil, bir sonuçtur.”

“Özgürleşme, zamanın normal düzeni içinde bir başka zaman yaratmanın bir biçimi, duyumsanabilir dünyada ortaklaşa ikamet etmenin başka bir tarzı olmuştur daima.”

“Gelecek için çalışılmaz, şimdi içinde kazıp bir mesafe yaratmak, bir saban izi bırakmak için, başka bir var olma tarzının deneyimini yoğunlaştırmak için çalışılır.”

“Bugün en başta gelen sorun daha ileri gitmeyi denemek değil, hâkim hareketin akıntısına karşı kulaç atmaktır.”

“(Bilim) Eylemin üstüne fazla büyük bir elbise biçer ve kendisini felç eden ayrıntı bolluğu içinde kaybolur.”

  • Künye: Jacques Rancière – Nasıl Bir Zamanda Yaşıyoruz?, söyleşi: Eric Hazan, çeviren: Murat Erşen, Metis Yayınları, siyaset, 64 sayfa, 2018

 

Kojin Karatani – İzonomi ve Felsefenin Kökenleri (2018)

Felsefenin ve modern demokrasinin beşiğinin genellikle Antik Yunan, ya da daha doğru bir ifadeyle Atina olduğu söylenir.

Kojin Karatani de bu harika incelemesinde, Atina’nın felsefe ve demokrasideki bu rolünü teslim etse de, bu sistemin daha gelişmiş, yani daha eşitlikçi halinin İyonya’da yaşandığını söylüyor.

Atina’daki sistemin İyonya’daki sistemin yozlaşmış biçimi olduğunu savunan Karatani, İyonya’daki daha eşitlikçi sistemi “izonomi” kavramıyla tanımlıyor.

Düşünüre göre Atina’daki demokrasi sınıf eşitsizlikleri ve kölelik barındırırken İyonya’daki izonomi gerçek anlamda bir ekonomik ve siyasi eşitlik ile hareket özgürlüğü sunmaktaydı.

Karatani bu karşılaştırmayı yaparken, Yunan filozoflarının İyonya doğa felsefesi ve etiğiyle olan bağlarını açıklıyor.

Karatani bu bağlamda, Hippokrates, Hesiodos, Homeros, Heredotos, Herakleitos, Sokrates, Platon ve Pythagoras gibi filozofların düşüncelerinden hareketle İyonya toplumu ve düşüncesini, İyonya doğa felsefesinin arka planını ve İyonya doğa felsefesinin temel noktalarını açıklıyor.

Karatani öte yandan, Antik Yunan’daki demokrasi deneyimini, günümüzde demokrasinin karşı karşıya olduğu ciddi kriz bağlamında yeniden yorumluyor ve bugün reel demokrasinin potansiyel tehlikelerine karşı bizi daha uyanık olmaya davet ediyor.

Düşünüre göre, “Tiranlık ile demokrasi birbirinden göründüğü kadar farklı değildir.”

  • Künye: Kojin Karatani – İzonomi ve Felsefenin Kökenleri, çeviren: Ahmet Nüvit Bingöl, Metis Yayınları, felsefe, 200 sayfa, 2018

Byung-Chul Han – Zamanın Kokusu (2018)

Diskroni, yani zamansal bozulma, bireysel ve toplumsal hayatı nasıl etkiliyor?

Byung-Chul Han, diskroninin zorunlu bir hızlanmanın sonucu olmadığını, diskroninin esas sorumlusunun, zamanın atomlaşması olduğunu belirtiyor.

‘Zamanın Korkusu’, diskroninin tarihsel ve sistematik nedenlerinin izini sürüyor ve bunu yaparken tarihe dönüp bakarak, zaman krizinin aşılması için yaşamın, gündelik hayatın en küçük unsuruna kadar farklı bir biçim almasının zorunlu olduğunu işaret ediyor.

Zaman krizini iyileştirmenin imkânları üzerine düşünen Byung-Chul Han, bu amaçla, öteki, farklı zamansallıkların veya kurgulanmış zamansallıkların da peşine düşüyor ve böylelikle zamana itibarını iade etmeye çabalıyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Günümüzün zaman krizinin önemli nedenlerinden biri, vita activa’nın, eylemlilik yaşamının mutlaklaştırılması. Bu mutlaklaştırma, insanı bir animal laborans, “çalışan hayvan” derekesine indiren bir çalışma buyruğuna yol açıyor.”

“Gündelik hayattaki hiperkinezi, aşırı hareketlilik, insan yaşamındaki tefekkür unsurunu, durma becerisini ortadan kaldırıyor. Dünyanın ve zamanın kaybına yol açıyor.”

“Hayatın hızlandığı hissi, amaçsızca dönüp duran zamanın yol açtığı bir duygu aslında. Diskroni zorunlu bir hızlanmanın sonucu değil. Diskroninin esas sorumlusu, zamanın atomlaşması. Zamanın eskisine göre çok daha hızlı geçtiği hissi de bundan kaynaklanıyor. Bu zamansal dağılma nedeniyle, süremin deneyimlenmesi de imkânsızlaşıyor.”

“Daha hızlı yaşamaya çalışan herkes nihayetinde daha hızlı ölecektir. Hayatı daha doyurucu hale getiren şey olayların toplam miktarı değil, sürem deneyimidir. Bir olayın diğerinin hemen ardından geldiği yerde, kalıcı hiçbir şey meydana gelmez. Tamamlanma ve anlam nicelikten yola çıkarak açıklanamaz. Hızla yaşanan ve hiçbir şeyin uzun kalmadığı, yavaş hiçbir şey içermeyen bir hayat, hızlı, kısa vadeli ve kısa yaşanan deneyimlerle nitelenen bir hayat, ‘deneyim oranı’ ne kadar yüksek olursa olsun, kısa bir hayattır.”

  • Künye: Byung-Chul Han – Zamanın Kokusu: Bulunma Sanatı Üzerine Felsefi Bir Deneme, çeviren: Şeyda Öztürk, Metis Yayınları, felsefe, 136 sayfa, 2018

George Levine – Darwin Sizi Seviyor (2009)

George Levine ‘Darwin Sizi Seviyor’da, okuyucuya derinlikli ve çok yönlü bir Darwin yorumu sunuyor.

Fakat buradaki yorumun, evrim teorisinden çok, Darwin’i kişisel yönleriyle ele alıyor olması, kitabı ilgi çekici kılan başlıca unsur.

Levine, Darwin hakkındaki kilit nitelikteki toplumsal tartışmalardan bazılarını tanıtarak, Darwin’e yöneltilen ana suçlamaları ortaya seriyor.

Levine’in bu tartışma ve suçlamalardan yola çıkarak ulaştığı nokta; yaşadığı zamanın önyargılarından muaf olmayan ama bilimsel zihniyeti ve açık fikirliliğiyle bunları aşabilen doğa bilgini bir Darwin’dir. Yazar, hayatıyla biliminin iç içe olduğu, müşfik bir doğa âşığının portresini sunuyor.

  • Künye: George Levine – Darwin Sizi Seviyor: Doğal Seçilim ve Dünyanın Yeniden Büyülenmesi, çeviren: Erkal Ünal, Metis Yayınları, bilim, 328 sayfa