Jean-Pierre Changeux ve Paul Ricoeur – Neden, Nasıl Düşünürüz? (2009)

 

‘Neden, Nasıl Düşünürüz?’, sinir biyoloğu ile bir filozofun etik, insan doğası ve beyin konularına uzanan tartışmalarından oluşuyor.

Kitapta Jean-Pierre Changeux beyinle ilgili bilimsel açıklamalarda bulunurken, Paul Ricoeur ise, felsefi bakışıyla bu açıklamaları yorumluyor.

Changeux ve Ricoeur böylece, “Beynin yapısı ve işleyişi hakkında bilgi edinmek kendi benliğimize dair bilgimize nasıl bir katkıda bulunur?”, “Beynimizi tanımak günlük yaşamdaki deneyimimizi, dünyayla ve ‘öteki’yle olan ilişkimizi nasıl etkiler?” ve “Beyin ile düşünce/bilinç arasında nasıl bir ilişki vardır?” gibi soruların muhtelif yanıtlarını tartışıyor.

  • Künye: Jean-Pierre Changeux ve Paul Ricoeur – Neden, Nasıl Düşünürüz?: Etik, İnsan Doğası ve Beyin Üzerine Bir Tartışma, çeviren: İsmet Birkan, Metis Yayınları, bilim, 294 sayfa

Jacques Rancière – Nasıl Bir Zamanda Yaşıyoruz? (2018)

Filozof Jacques Rancière ile yayıncı ve aktivist Eric Hazan arasında demokrasi ve demokrasinin geleceği üzerine ufuk açıcı bir tartışma.

Kısa, fakat oldukça yoğun bu kitap, verili demokrasiyi, onun temsiliyet kabiliyetini ve demokrasiyi yozlaştıran ve içini boşaltan bir olgu olarak popülizmi tartışıyor ve bütün bu tartışmayı da sınıf mücadelesi ve tahakküm gibi kavramlara dönük derin bir sorgulama bağlamında yürütüyorlar.

Rancière ve Hazan bunun yanı sıra, devlet ve şirketlerin tahakküm ve dayatmalarına karşı son on yıl içinde dünya çapında ortaya çıkmış halk hareketlerini de masaya yatırıyor.

İkili, bu isyanların başarılı veya başarısız olduğu yönleri irdelerken, bunların geleceğin muhalefeti açısından ne gibi potansiyel imkânlar barındırdıklarını da tartışıyor.

Demokrasinin güncel sorunları kadar, geleceğin demokrasi deneyiminin neye benzemesi gerektiği üzerine kafa yormak isteyenlerin de muhakkak okumak isteyeceği bir söyleşi.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Demokrasi temsilcilerin seçilmesi değil, iktidarı icra etme vasfı olmayanların iktidarıdır.”

“Hâkim kanı, temsili aşağıdan gelen bir hareket olarak sunar: Halk bu tasavvurda kendisine temsilci seçen kolektif bir gövde gibidir. Ama siyasal bir halk önceden var olan bir veri değil, bir sonuçtur.”

“Özgürleşme, zamanın normal düzeni içinde bir başka zaman yaratmanın bir biçimi, duyumsanabilir dünyada ortaklaşa ikamet etmenin başka bir tarzı olmuştur daima.”

“Gelecek için çalışılmaz, şimdi içinde kazıp bir mesafe yaratmak, bir saban izi bırakmak için, başka bir var olma tarzının deneyimini yoğunlaştırmak için çalışılır.”

“Bugün en başta gelen sorun daha ileri gitmeyi denemek değil, hâkim hareketin akıntısına karşı kulaç atmaktır.”

“(Bilim) Eylemin üstüne fazla büyük bir elbise biçer ve kendisini felç eden ayrıntı bolluğu içinde kaybolur.”

  • Künye: Jacques Rancière – Nasıl Bir Zamanda Yaşıyoruz?, söyleşi: Eric Hazan, çeviren: Murat Erşen, Metis Yayınları, siyaset, 64 sayfa, 2018

 

Kojin Karatani – İzonomi ve Felsefenin Kökenleri (2018)

Felsefenin ve modern demokrasinin beşiğinin genellikle Antik Yunan, ya da daha doğru bir ifadeyle Atina olduğu söylenir.

Kojin Karatani de bu harika incelemesinde, Atina’nın felsefe ve demokrasideki bu rolünü teslim etse de, bu sistemin daha gelişmiş, yani daha eşitlikçi halinin İyonya’da yaşandığını söylüyor.

Atina’daki sistemin İyonya’daki sistemin yozlaşmış biçimi olduğunu savunan Karatani, İyonya’daki daha eşitlikçi sistemi “izonomi” kavramıyla tanımlıyor.

Düşünüre göre Atina’daki demokrasi sınıf eşitsizlikleri ve kölelik barındırırken İyonya’daki izonomi gerçek anlamda bir ekonomik ve siyasi eşitlik ile hareket özgürlüğü sunmaktaydı.

Karatani bu karşılaştırmayı yaparken, Yunan filozoflarının İyonya doğa felsefesi ve etiğiyle olan bağlarını açıklıyor.

Karatani bu bağlamda, Hippokrates, Hesiodos, Homeros, Heredotos, Herakleitos, Sokrates, Platon ve Pythagoras gibi filozofların düşüncelerinden hareketle İyonya toplumu ve düşüncesini, İyonya doğa felsefesinin arka planını ve İyonya doğa felsefesinin temel noktalarını açıklıyor.

Karatani öte yandan, Antik Yunan’daki demokrasi deneyimini, günümüzde demokrasinin karşı karşıya olduğu ciddi kriz bağlamında yeniden yorumluyor ve bugün reel demokrasinin potansiyel tehlikelerine karşı bizi daha uyanık olmaya davet ediyor.

Düşünüre göre, “Tiranlık ile demokrasi birbirinden göründüğü kadar farklı değildir.”

  • Künye: Kojin Karatani – İzonomi ve Felsefenin Kökenleri, çeviren: Ahmet Nüvit Bingöl, Metis Yayınları, felsefe, 200 sayfa, 2018

Byung-Chul Han – Zamanın Kokusu (2018)

Diskroni, yani zamansal bozulma, bireysel ve toplumsal hayatı nasıl etkiliyor?

Byung-Chul Han, diskroninin zorunlu bir hızlanmanın sonucu olmadığını, diskroninin esas sorumlusunun, zamanın atomlaşması olduğunu belirtiyor.

‘Zamanın Korkusu’, diskroninin tarihsel ve sistematik nedenlerinin izini sürüyor ve bunu yaparken tarihe dönüp bakarak, zaman krizinin aşılması için yaşamın, gündelik hayatın en küçük unsuruna kadar farklı bir biçim almasının zorunlu olduğunu işaret ediyor.

Zaman krizini iyileştirmenin imkânları üzerine düşünen Byung-Chul Han, bu amaçla, öteki, farklı zamansallıkların veya kurgulanmış zamansallıkların da peşine düşüyor ve böylelikle zamana itibarını iade etmeye çabalıyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Günümüzün zaman krizinin önemli nedenlerinden biri, vita activa’nın, eylemlilik yaşamının mutlaklaştırılması. Bu mutlaklaştırma, insanı bir animal laborans, “çalışan hayvan” derekesine indiren bir çalışma buyruğuna yol açıyor.”

“Gündelik hayattaki hiperkinezi, aşırı hareketlilik, insan yaşamındaki tefekkür unsurunu, durma becerisini ortadan kaldırıyor. Dünyanın ve zamanın kaybına yol açıyor.”

“Hayatın hızlandığı hissi, amaçsızca dönüp duran zamanın yol açtığı bir duygu aslında. Diskroni zorunlu bir hızlanmanın sonucu değil. Diskroninin esas sorumlusu, zamanın atomlaşması. Zamanın eskisine göre çok daha hızlı geçtiği hissi de bundan kaynaklanıyor. Bu zamansal dağılma nedeniyle, süremin deneyimlenmesi de imkânsızlaşıyor.”

“Daha hızlı yaşamaya çalışan herkes nihayetinde daha hızlı ölecektir. Hayatı daha doyurucu hale getiren şey olayların toplam miktarı değil, sürem deneyimidir. Bir olayın diğerinin hemen ardından geldiği yerde, kalıcı hiçbir şey meydana gelmez. Tamamlanma ve anlam nicelikten yola çıkarak açıklanamaz. Hızla yaşanan ve hiçbir şeyin uzun kalmadığı, yavaş hiçbir şey içermeyen bir hayat, hızlı, kısa vadeli ve kısa yaşanan deneyimlerle nitelenen bir hayat, ‘deneyim oranı’ ne kadar yüksek olursa olsun, kısa bir hayattır.”

  • Künye: Byung-Chul Han – Zamanın Kokusu: Bulunma Sanatı Üzerine Felsefi Bir Deneme, çeviren: Şeyda Öztürk, Metis Yayınları, felsefe, 136 sayfa, 2018

George Levine – Darwin Sizi Seviyor (2009)

George Levine ‘Darwin Sizi Seviyor’da, okuyucuya derinlikli ve çok yönlü bir Darwin yorumu sunuyor.

Fakat buradaki yorumun, evrim teorisinden çok, Darwin’i kişisel yönleriyle ele alıyor olması, kitabı ilgi çekici kılan başlıca unsur.

Levine, Darwin hakkındaki kilit nitelikteki toplumsal tartışmalardan bazılarını tanıtarak, Darwin’e yöneltilen ana suçlamaları ortaya seriyor.

Levine’in bu tartışma ve suçlamalardan yola çıkarak ulaştığı nokta; yaşadığı zamanın önyargılarından muaf olmayan ama bilimsel zihniyeti ve açık fikirliliğiyle bunları aşabilen doğa bilgini bir Darwin’dir. Yazar, hayatıyla biliminin iç içe olduğu, müşfik bir doğa âşığının portresini sunuyor.

  • Künye: George Levine – Darwin Sizi Seviyor: Doğal Seçilim ve Dünyanın Yeniden Büyülenmesi, çeviren: Erkal Ünal, Metis Yayınları, bilim, 328 sayfa

Eduardo Berti – Yabancı Bir Baba (2018)

Arjantinli yazar Eduardo Berti, bizde de 2014’te yayınlanmış ‘Düşlenen Ülke’ ile Arjantin’in Emecé ödülünü kazanmış, ayrıca İspanyolcada yazılmış en iyi romana verilen “Premio Las Américas de Novela” ödülüne layık görülmüştü.

Berti şimdi de, yaklaşık yüz yıl arayla ilerleyen, iç içe geçen hikâyeleriyle dikkat çeken ‘Yabancı Bir Baba’ romanıyla karşımızda.

Göçmenlik, aile sırları ve geçmişle hesaplaşma temaları üzerinden ilerleyen ‘Yabancı Bir Baba’, okuruna zengin karakterler ve özgün bir olay örgüsü armağan ediyor.

Oğullarıyla bir türlü ilişki kuramamış iki baba, anavatanlarından uzakta varla yok arası bir hayat süren göçmenler, başka yazarların yapıtlarından yola çıkarak kendi hayatlarını ve öykülerini kurmaya girişen yazarlar…

Berti, bütün bu karakterle hikâyeleri bir araya getiriyor ve bütün bunları, ilk başlarda karmaşıkmış gibi görünen olay örgüsüyle ustaca birbirine bağlıyor.

  • Künye: Eduardo Berti – Yabancı Bir Baba, çeviren: Roza Hakmen, Metis Yayınları, roman, 272 sayfa, 2018

Walter Benjamin – Radyo Benjamin (2018)

‘Radyo Benjamin’, her şeyden önce, Walter Benjamin’in ne denli çok yönlü ve üretken bir düşünür olduğunu ortaya koymasıyla dikkat çekiyor diyebiliriz.

Bu kitap, düşünürün 1929-1933 arasında Frankfurt ve Berlin radyolarında yaptığı 80’i aşkın yayınından yapılmış bir derleme.

Adı ekseriyetle fotoğraf hakkındaki yazılarıyla ve sinema, mimari, Yahudi teolojisi, Marksizm, çeviri çalışmaları, şiddet ve egemenlik alanlarına yaptığı katkılarla anılan Benjamin’in, radyo tarihinin ilk dönemlerindeki katkıları ise nispeten gölgede kaldı.

İşte Benjamin’in çoğu çocuklara yönelik yapılmış bu programları, hayranlık uyandıran genişlikte bir konu yelpazesine yayılıyor:

  • Hızla değişen Berlin’in tipolojileri ve arkeolojileri,
  • Çocukluk dünyasının değişen yüzünden sahneler,
  • Doğru ile yanlışın sınırlarını belirsizleştiren örnek üçkâğıtçılık, dolandırıcılık, sahtekârlık vakaları,
  • Vezüv’ün patlaması ve Missisipi Nehri’nin taşması gibi felaketler ve daha niceleri…

Benjamin’in konuşmaları, çocuklara yönelik olanlarına ek olarak, edebiyat zevki, okuma pratiklerinin popülerleşmesiyle ilgili Aydınlanma dönemi tartışmaları ve insanların mutsuz olma kapasitesi gibi konuları da ele alıyor.

Kitabın birinci bölümünde, Benjamin’in Berlin Radyosu ve Frankfurt Radyosu’nun “gençlik saati” için yazıp sunduğu “çocuklar için radyo hikâyelerinden” günümüze ulaşan metinler yer alıyor.

İkinci bölümde, Benjamin’in çocuklar için yazdığı radyo oyunları olan Kaspercik Hakkında Kuru Gürültü ve Soğuk Kalp bulunuyor.

Üçüncü bölüm, Benjamin’in “edebi radyo konuşmalarını”, derslerini, okumalarını, radyo sohbetlerinden ulaşılabilen metinleri, Hörmodelle yani ibretlik radyo oyunlarını ve çocuklar için hazırlanmamış iki radyo oyununu bir araya getiriyor.

Son olarak dördüncü bölümde ise, Benjamin’in radyoda yayınlanmak üzere kaleme alınmamış olmakla beraber radyo üzerine olan yazılarından bir seçki sunuluyor.

  • Künye: Walter Benjamin – Radyo Benjamin, hazırlayan: Lecia Rosenthal, çeviren: Cemal Ener ve Elif Okan Gezmiş, Metis Yayınları, deneme, 440 sayfa, 2018

Daniel Chamovitz – Bitkilerin Bildikleri (2018)

Şurası kesin ki, gündelik hayatımızda karşılaştığımız çiçek ve ağaçların son derece incelikli duyu mekanizmalarına pek dikkat etmiyoruz.

1990’lardan bu yana bitki ve insan duyuları arasındaki benzerlikler üzerine düşünen ve çalışan Daniel Chamovitz, ‘Bitkilerin Bildikleri’ adlı bu kitabı, konu hakkında sağlam bir inceleme.

Yazarın uzun yıllara yayılan deneyimlerinin ürünü olan kitabı, bitkilerin gördükleri, kokladıkları, hissettikleri, duydukları ve hatırladıkları üzerine, bitkiler hakkında bizi şaşırtacak, hatta bitkilere dair bakış açımızı kökten değiştirecek ufuk açıcı bir çalışma.

Chamovitz burada, bitki biyolojisindeki en son araştırmaları inceliyor ve bitkilerin gerçekten de duyuları olduğunu iddia ediyor.

Kitap her bölümde bir insan duyusuna odaklanıyor ve bu duyunun insanlardaki işleviyle bitkilerdeki işlevini karşılaştırıyor.

Duyusal bilginin bitkiler tarafından nasıl algılandığını, bitkiler tarafından nasıl işlendiğini ve söz konusu duyunun bitki için ekolojik içerimlerini ayrıntılı bir şekilde açıklayan Chamovitz, ayrıca her bölümde konuyla ilgili hem tarihsel bir perspektif hem de çağdaş bir görüş sunuyor.

Bitkilerin kendilerine has görme, dokunma, duyma, içalgı (propriyosepsiyon) ve bellek niteliklerine daha yakından bakmak isteyenler kitabı muhakkak edinsin.

Bu konuyla ilgilenen okurların, daha önce burada da yer verdiğimiz Stefano Mancuso ve Alessandra Viola imzalı ‘Bitki Zekası‘ adlı kitabı da beğeneceğini düşünüyoruz.

  • Künye: Daniel Chamovitz – Bitkilerin Bildikleri: Dünyaya Bitkilerin Gözünden Bakmak, çeviren: Gürol Koca, Metis Yayınları, bilim, 168 sayfa, 2018

 

Cynthia Cockburn – Buradan Baktığımızda (2009)

Feminist araştırmacı ve yazar Cynthia Cockburn ‘Buradan Baktığımızda’ isimli bu eserinde, farklı savaşlarda, kadınların militarizme karşı verdikleri mücadeleyi anlatıyor.

Cockburn kitabını, savaşı yaşayan, savaştan kurtulan, savaşı gözlemleyen ve protesto eden, içlerinde Türkiye’nin de bulunduğu on beş ülkeden yüzlerce kadının yaşam deneyimleri üzerine kurmuş.

Yazar, ziyaret ettiği her ülkede ya da kentte, önde gelen militarizm ve savaş karşıtı kadın örgüt ve ağlarından üyelerle görüşmüş ve onların içinde bulundukları politik koşulları, karşı çıktıkları şiddetin doğasını, çatışmayla ilgili analizlerini ve eylem stratejilerini okurlara sunuyor.

  • Künye: Cynthia Cockburn – Buradan Baktığımızda, çeviren: Füsun Özlen, Metis Yayınları, kadın, 324 sayfa

Anne Carson – Kocanın Güzelliği (2009)

Kanadalı şair, denemeci, romancı, eleştirmen, akademisyen ve çevirmen Anne Carson, alt başlığı ’29 Tangoda Kurgusal Bir Deneme’ olan ‘Kocanın Güzelliği’nde, anlatısal şiirin iyi bir örneğiyle okurun karşısına çıkıyor.

Carson bir yandan, tükenen bir evliliğin hikâyesini anlatıyor, öte yandan da Keats’in “güzellik hakikatir” deyişi üzerinden Platon, Bataille, Lévi-Straus ve Huizinga gibi düşünürlere atıflarda bulunuyor.

Carson’un, ilk baskısı 2001’de yapılan bu derinlikli eseri şöyle başlıyor:

“Her yara kendi ışığını saçar / der cerrahlar / Bütün lambalarını söndürsen evin / pansuman yapabilirmişsin yaraya / kendinden ışıyanla (…)”

  • Künye: Anne Carson – Kocanın Güzelliği, çeviren: Aslı Biçen, Metis Yayınları, şiir, 152 sayfa