Pat Brewer – Kadının Mülksüzleştirilmesi (2025)

Pat Brewer’ın ‘Kadının Mülksüzleştirilmesi’ (‘The Dispossession of Women’) adlı kitabı, kadınların tarihsel ve güncel olarak mülksüzleştirilmesini, yani ekonomik, sosyal ve siyasi güçten yoksun bırakılmasını inceleyen bir eserdir. Brewer, bu kitabında, kadınların mülksüzleştirilmesinin sadece ekonomik bir sorun olmadığını, aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temel bir boyutu olduğunu savunuyor.

Brewer, kadınların mülksüzleştirilmesinin tarihsel kökenlerini, ataerkil sistemlerin ve kapitalizmin gelişimine kadar izliyor. Ona göre, kadınların toprak, mülk ve gelir kaynaklarından yoksun bırakılması, onları erkeklere bağımlı hale getirmiş ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temelini oluşturmuştur. Brewer, sömürgecilik, savaşlar ve ekonomik krizler gibi olayların, kadınların mülksüzleştirilmesini nasıl derinleştirdiğini de inceliyor.

Kitapta, kadınların mülksüzleştirilmesinin farklı boyutları ele alınıyor. Brewer, kadınların eğitim, sağlık, istihdam ve siyasi katılım gibi alanlarda yaşadığı eşitsizlikleri inceliyor. Ayrıca, kadınların şiddet, ayrımcılık ve yoksulluk gibi sorunlarla nasıl karşı karşıya kaldığını da ele alıyor. Brewer, kadınların mülksüzleştirilmesinin sadece gelişmekte olan ülkelerde değil, gelişmiş ülkelerde de devam ettiğini vurguluyor.

Brewer, kadınların mülksüzleştirilmesine karşı mücadele etmek için, toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik eden politikaların ve programların uygulanması gerektiğini savunuyor. Ona göre, kadınların ekonomik, sosyal ve siyasi güçlenmesi, sadece kadınlar için değil, tüm toplum için faydalı olacaktır. Kitap, kadınların mülksüzleştirilmesinin karmaşık ve çok yönlü bir sorun olduğunu ve bu sorunun çözümü için kapsamlı ve bütüncül bir yaklaşım gerektiğini vurguluyor.

  • Künye: Pat Brewer – Kadının Mülksüzleştirilmesi: Kadınların Ezilmişliğinin Kökenlerine İlişkin Yeni Delil ve Bulgular Üzerine Marksist Bir İnceleme, çeviren: Meral Üst, Sümer Yayıncılık, inceleme, 110 sayfa, 2025

Arthur Weigall – Mısır Firavunu (2024)

Bu kitap, antik Mısır’ın en gizemli ve tartışmalı firavunlarından Akhenaton’un hayatını ve reformlarını detaylı bir şekilde inceliyor.

Akhenaton, “tarihin ilk bireyi” olarak adlandırılır.

O var olanın değişmesi gerektiğine inanır.

Akhenaton, insanı ve barışı merkeze alan ilk tek tanrılı dini geliştirmeye çalışır.

“Tanrı Aton Sevginin Efendisi, Işınların her yeri kuşatır… Sen onları sevginle bağlarsın.”

Akhenaton ve Tanrısı Aton, savaşa karşıydı, sevgi onların yaşam kaynağıydı.

Kitap, Akhenaton’u diğer firavunlardan ayıran özelliklerini, dini reformlarını ve Mısır kültürüne getirdiği yenilikçi yaklaşımlarını anlatır.

Akhenaton’un, Mısır’ın çok tanrılı din anlayışını reddedip tek tanrıya olan inancı teşvik etmesini ve bu durumun Mısır toplumunda yarattığı dönüşümü detaylı bir şekilde inceler.

Akhenaton döneminde ortaya çıkan, daha önce görülmemiş bir sanat tarzı ve yeni bir başkent olan Amarna şehri hakkında bilgi verir.

Akhenaton’un dini reformlarının siyasi ve sosyal hayata yansımalarını ve Mısır’ın bu dönemdeki iç ve dış ilişkilerini ele alır.

Akhenaton’un ölümünden sonra Mısır’da yaşanan değişimleri ve onun mirası hakkında değerlendirmeler sunar.

Weigall, Akhenaton üzerine yapılmış araştırmaları derleyerek ve kendi gözlemlerini ekleyerek kapsamlı bir biyografi sunar.

Weigall, kitapta bahsedilen arkeolojik bulguların ortaya çıkarıldığı kazıların birçoğunda bizzat bulunmuş ve yönetmiştir

Kitap, Akhenaton’u sadece bir firavun olarak değil, aynı zamanda dini bir reformcu, sanat patronu ve vizyoner bir lider olarak tanımamızı sağlar.

Akhenaton’un dönemi, Mısır tarihindeki en ilginç ve tartışmalı dönemlerden biridir.

Bu kitap, bu dönemi daha iyi anlamamıza yardımcı olur.

Antik Mısır tarihine ilgi duyan herkes için bu kitap hem keyifli bir okuma hem de bilgilendirici bir kaynak olacaktır.

  • Künye: Arthur Weigall – Mısır Firavunu: Akhenaton’un Hayatı ve Hükümdarlık Dönemi, çeviren: İlhan Kaya, Sümer Yayıncılık, tarih, 184 sayfa, 2024

George Smith – Babil Tarihi (2024)

George Smith’in ‘Babil Tarihi’ adlı eseri, 19. yüzyılın ikinci yarısında Mezopotamya ve özellikle Babil uygarlığı üzerine yapılan araştırmaların önemli bir ürünüdür.

Smith, dönemin önde gelen Asurluluk bilimcilerinden biri olarak kabul edilir ve bu kitapta Babil’in tarihini, kültürünü ve medeniyetini kapsamlı bir şekilde incelemiştir.

Smith, kitabında Babil çivi yazısını çözme çalışmalarına yaptığı önemli katkılara yer verir.

Çivi yazılı tabletleri deşifre ederek Babil mitolojisi, dini inançlar, tarihsel olaylar ve günlük yaşam hakkında değerli bilgiler elde etmiştir.

Smith, Gılgamış Destanı’nın ilk kez İngilizceye çevrilmesinde önemli bir rol oynamıştır.

Bu destan, dünya edebiyatının en eski örneklerinden biri olarak kabul edilir ve insanlık koşulu, ölümsüzlük arayışı gibi evrensel temalara değinir.

Kitapta Babil astronomi ve matematik sistemleri hakkında detaylı bilgiler sunulur.

Babillilerin gökyüzünü gözlemleyerek takvimler oluşturdukları, gezegen hareketlerini takip ettikleri ve karmaşık matematiksel hesaplamalar yaptıkları anlatılır.

Smith, Babil hukuk sistemini ve toplumsal yapısını inceleyerek, bu uygarlığın gelişmiş bir hukuk anlayışına sahip olduğunu ve karmaşık bir sosyal yapıya sahip olduğunu gösterir.

Kitapta Babil İmparatorluğu’nun kuruluşu, yükselişi ve çöküşü kronolojik bir sırayla incelenir.

Babil’in bölgedeki diğer uygarlıklarla olan ilişkileri ve siyasi mücadeleleri ele alınır.

‘Babil Tarihi’, Babil uygarlığına olan ilgiyi artırmış ve bu alandaki bilimsel çalışmalara önemli bir katkı sağlamıştır.

Smith’in çalışmaları, Babil’in sadece bir medeniyet değil, aynı zamanda insanlık tarihinin en eski ve en gelişmiş uygarlıklarından biri olduğunu göstermiştir.

Eser, öncelikle Babil uygarlığının öncesini, kuruluşundan Medler ile ittifaka, sonrası Persler tarafından fethedilmesine kadar geçen uzun yüzyılların akıcı bir anlatımını içeriyor.

Kitabın özgün yanlarından biri uzun çabalar sonucunda bulunup tercüme edilmiş ilk anıtların çözülüşünün temel alınmasıdır.

Babilliler ilk astronomi, matematik, mimari ve birçok alanda büyük keşifler yapıp geliştiren bir toplumdu.

Olağanüstü bir yazı sistemi geliştirmiş, kil tabletlere ve papirüslere yazılmış eserlerden oluşan etkileyici kütüphaneler kurmuşlardı.

Okur bu kitapta, Babil’in asma bahçelerinin muhteşemliğinin ötesinde de bilgiler bulacaktır; bilim ve sanattaki muazzam gelişimin arka planında yer alan bitmek bilmeyen savaşlar, isyanlar, fetih ve yağmalar, imparatorluğu çöküşe götüren süreçteki “genel ahlaki ve zihinsel çürüme.

Babil Tarihi, yalnızca profesyonel tarihçiler ya da konuya özel bir ilgi duyanlar için değil, bugünkü medeniyetin tarihteki derin köklerini anlamak isteyen herkes için bir başvuru kaynağıdır.

  • Künye: George Smith – Babil Tarihi, çeviren: İlhan Kaya, Sümer Yayıncılık, tarih, 104 sayfa, 2024

Murray Bookchin – Devrimci Halk Hareketleri Tarihi, Cilt 1-4 (2023)

Yirminci yüzyılın en önemli düşünürü olan Murray Bookchin’in dört ciltlik ‘Üçüncü Devrim’ eserinin çevirisi, yeniden editoryal gözden geçirilmiş hali ve yeni kapak tasarımlarıyla Sümer yayıncılık tarafından okuyucusuyla buluşturuluyor.

‘Devrimci Halk Hareketleri Tarihi’ çalışmasını “Üçüncü Devrim” olarak adlandıran Bookchin’e göre “Üçüncü Devrim” başlığı, büyük ölçüde bugünkü kapitalizmin şimdi sahip olduğu üstünlüğün önceden belirlenmiş bir yazgı olmadığını, devrimci halk hareketlerinin bugünkü topluma ve -genellikle İngiliz, Amerikan ve Fransız devrimlerine verilen ismi kullanacak olursak- “burjuva devrimlerine” daha akılcı ve daha demokratik toplumsal alternatifler önerdiklerini ve bunlar için savaştıklarını göstermek için seçildi.

Kitap, tarihteki büyük devrimlerin özneleri olan halkların, kitlelerin, taban oluşumlarının kurumsal ve örgütsel yapılarına ışık tutuyor, her bir devrimin arka planındaki toplumsal, ekonomik, kültürel, politik gelişmelere odaklanıyor.

Çalışmanın birinci cildi, bizi köylü isyanlarından İngiltere, Amerikan ve Fransız devrimlerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.

Bu, insanlığın içinde durmadan hep büyüyerek gelişen Özgürlük, Eşitlik ve Adalet özlemlerinin dışavurumunu içeren bir yolculuğu ve süreklileşen devrim ihtiyacının varlığını gösteriyor.

‘Üçüncü Devrim’ ikinci cilt, bizi Fransız Devriminin en çalkantılı dönemlerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.

Fransız Devriminden İkinci Enternasyonale, İkinci Enternasyonali oluşturan Sosyal Demokrat Partilerin içinde bulundukları durum, devrimci mücadele karşısındaki pozisyonları, ortaya çıkan Birinci Paylaşım Savaşı tehlikesine karşı yaklaşımları ve savaşın başlaması ile Avrupa sosyalist devrim düşlerinden, burjuvazinin paylaşım işgallerine doğru evirilmesini ele alıyor.

Çalışmanın üçüncü cildi, Rus devrimleri sürecini ve 1917’de gerçekleşen Ekim Devrimini ve sonrasını, sosyalizm mücadelelerini irdeliyor.

1905’ten 1917’ye Rus Devrimleri soluk soluğa yaşanan, büyük düşün ve eylem adamlarının damgasını vurduğu büyüleyici bir devrimci dönemin özgün hikâyesidir.

‘Üçüncü Devrim’ dördüncü cilt, Spartakistlerden İspanya İç Savaşına kadarki süreci içeriyor.

Almanya’da Spartakist hareketinin kuruluşu ardından birçok kentte devrimci ayaklanmalar gelişir.

Almanya ve İspanya’daki işçi ayaklanmalarına odaklanan Bookchin’in önceki cilde konu olan proletarya devrimleri değerlendirmesini tamamlamaktadır.

‘Üçüncü Devrim’ böylece Alman Devrimi ile başlayıp Bavyera, Macaristan, Avusturya’daki ayaklanmalar ve İspanyol Devrimi ile son buluyor.

  • Künye: Murray Bookchin – Devrimci Halk Hareketleri Tarihi, Cilt 1-4, çeviren: Reha Alpay, Deniz Keskin, Ali İhsan Başgül, Akın Sarı, Sümer Yayıncılık, tarih, 4 Cilt, 1440 sayfa, 2023

Costas Despiniadis – İktidar Anatomicisi (2023)

Franz Kafka’nın eserleri üzerine yapılan çalışmalar son on yıllarda giderek genişleyen bir ilgiyle sürekli arttı.

Kaynaklarının genişliği ve yorumunun cesaretiyle ‘İktidar Anatomicisi: Franz Kafka ve Otorite Eleştirisi’ kitabı, yirminci yüzyılın en büyük yazarlarından biri hakkında etkileyici ve yeni bir bakış sunuyor.

Genel okuyucu kadar akademik okuyucunun da ilgisine hitap eden eser edebiyattan cinsiyet çalışmalarına, Yahudi çalışmalarına, modern tarihe ve siyasal teoriye kadar birçok disiplini kapsıyor.

Her ne kadar Kafka uzun yıllardır Batı edebiyatının parlayan yıldızı olsa ve yazılarına ilgi giderek artsa da henüz onun eserlerindeki iktidar eleştirisini yeterince odağına alan bir çalışma yapılmamıştır.

Kafka eserlerinin kurumsal eleştiride uzun süredir sessizlikle karşılanan anti-otoritaryen boyutu ilk defa bu kitapta inceleniyor.

Kitap, günlüklerinin dikkatli bir okumasının iskeletinde Kafka’nın 1909-1912 yılları arasında Praglı anarşist çevrelere aktif katılımını yeniden canlandırıyor.

Onun anarşist yazarlara yönelik derin ilgisini, Rus Devrimi’ne yönelik şüpheciliğini ve Ütopyacı Siyonizm ile ikircikli ilişkisini ele alıyor.

Kitapla ilgili iki değerlendirme:

“Bu kitap ender rastlanan bir olay: Kafka’nın yazılarının -kelimenin en soylu anlamıyla- politik bir yorumu. Daha da iyisi, ‘Dava’nın yazarına ilişkin konformist akademik düzyazının aksine, anarşist bir okumadır. Despiniadis takdire şayan bir yetenekle edebiyatı, felsefeyi ve çağdaş devrimci meseleleri bir araya getiriyor. —Michael Löwy, ‘Franz Kafka: Boyun Eğmeyen Hayalperest’ kitabının yazarı

“Costas Despiniadis, ilgi uyandıran çalışmasında Kafka’yı politik bir yazar olarak tartışıyor ve yazarın hayatını ve çalışmasını anarşist eleştiri merceğinden uyguluyor. Kafka’nın anarşist fikirlere olan yakınlığı ve Prag’daki anarşistlerle yakınlığı göz önünde bulundurulduğunda Despiniadis, Samsa, K. ve Josef K. gibi kahramanların uyumsuzluğunu ve iktidar yapılarına ve otorite figürlerine karşı radikal direnişlerini haklı, hatta kahramanca bir mücadele olarak yorumlar. . Freudcu, Lacancı, Marksist ve metafizik olanlar da dahil olmak üzere Kafka’ya tanıdık yaklaşımlarla çelişen Despiniadis, Kafka’nın kahramanına herhangi bir suçluluk veya ahlaki başarısızlık atfedilmesini reddeder, bunun yerine onun sistemik yozlaşma algılarını onaylar. Despiniadis’in ufuk açıcı analizi, keşfedilmemiş bir bölgeye götürüyor ve gelecekteki Kafka bilimi için yüksek bir çıta belirliyor.” —Dagmar Lorenz, Illinois Üniversitesi, Chicago, Amerika Kafka Derneği Başkan Yardımcısı

  • Künye: Costas Despiniadis – İktidar Anatomicisi: Franz Kafka ve Otorite Eleştirisi, çeviren: Eylem Akçay, Sümer Yayıncılık, inceleme, 160 sayfa, 2023

Antonio Negri – Yıkıcı Politika (2022)

Antonio Negri’nin hapislik ve sonrasındaki sürgün yıllarında kaleme aldığı ‘Yıkıcı Politika’, yirmi birinci yüzyıla yöneltilmiş bir işaret fişeği.

Bugünden bakıldığında, geçmişteki geleceği gözler önüne seren ve ‘İmparatorluk’ ile ‘Çokluk’ eserlerinin temellerinin atıldığı bir eser olmanın çok ötesindeki öngörüleriyle de bir başyapıt.

İtalyan işçici geleneğinin (operaismo) emeğin kurucu ve otonom gücüne vurgusu devam ettirilmekle birlikte, yüzyılın sonunda toplumsal mücadelelerde cisimleşen toplumsal işçinin doğuşu üretimin ve ekolojinin değişen niteliğinde aranır.

Negri’ye göre toplumun her sathına yayılmış bu kurucu özne, entelektüel emeğin baskın üretim biçimi olduğu toplumsal fabrika koşullarının her fırsatta altını oyar.

Bu yıkıcı uğrağın en belirgin özelliği ise, adeta Gezi ve benzeri birçok direnişin ortak öğesi, kolektif neşede ifadesini bulan proleter entelektüel öznelliklerdir.

Negri, 68’in mirasçısı olduğunu düşündüğü 86 öğrenci olaylarından hareketle devrimci teorisini hareketin içerisinde ve ötesindeki öngörüleriyle doğrular.

Bu anlamda günümüzde hemen her ülkede rastladığımız faşizan ve otoriter pratiklerin kökleri nükleer devlet kavramsallaştırmasıyla ifade edilirken, ekolojik yıkımın nedenleri de yine sermayenin gerçek boyunduruk evresinin kaçınılmaz bir sonucu olarak değerlendirilir.

Gerçek boyunduruk evresinde değerin ölçülemez boyutlara varan üretkenliği, Negri’ye göre, ancak ve ancak enflasyonist saldırılarla yeniden boyunduruk altına alınmaya çalışılır.

Kapitalizmin son yüzyılda geçtiği evrelerin titizlikle ele alındığı çalışmanın asıl derdi, yine ve her zaman olduğu gibi, politik olanın otonomisinin nasıl kurulacağı, yani örgütlenmedir.

Negri, tam da bu noktada, farklı siyasi geleneklerle hesaplaşmaya girerek, yıkıcı kuruculuğun temeli olarak barış mücadelesine çubuk büker.

Devrimci bir teorisyenin hücresinden yirminci birinci yüzyılın ayak sesleri yankılanmaktadır .

Çevirisi tekrardan gözden geçirilip Negri’nin yeni önsözüyle genişletilmiş olan bu baskı, sadece geçmişin bir muhasebesi olarak değil, aynı zamanda bugünü anlamak için önemli bir rehber.

  • Künye: Antonio Negri – Yıkıcı Politika: 21. Yüzyıl İçin Bir Manifesto, çeviren: Akın Sarı, Sümer Yayıncılık, siyaset, 256 sayfa, 2022

Ahmet İlhan – Spinoza, Kant, Schopenhauer ve Nietzsche Felsefesinde Duyguların Anatomisi ve Şiirsel İzdüşümleri (2021)

Duygular felsefesi, bilhassa son yıllarda büyük ilgi çeken konulardandır.

Ahmet İlhan da bu özenli çalışmasında Spinoza, Kant, Schopenhauer ve Nietzsche’nin duygu tanımlarına ve bunun şiirsel izdüşümlerine odaklanıyor.

Çalışma, bir yandan söz konusu dört büyük filozofun duygu tanımları, çözümlemeleri ve betimlemelerini aydınlatırken, diğer yandan da şairlerin güçlü sezgilerini ve yaratıcı imgelemlerini felsefenin canlı yaşam akışına çekiyor.

İlhan’ın bu kapsamlı felsefi duygu çalışmasında karşımıza,

  • Spinoza’nın, duyguların matematiksel hassasiyetle incelenebileceği, duygu tarafından motive edilen insan davranışının tamamen anlaşılabilir ve açıklanabilir olması gerektiği düşüncesi,
  • Kant’ın duygu, akıl ve eylem arasındaki bağları çözümlemeye çalışırken eylemlerimizin bilgiyle nasıl iç içe geçtiği ve eylemlerimizin duygu ile akıl arasındaki gerginliğe nasıl vesile olduğu yaklaşımı,
  • Schopenhauer’un insanın sürekli bir gereksinme “isteme” halinde kaçınılmaz olarak hayal kırıklıkları ve acılar çekmeye yazgılı olduğu biçimindeki yaklaşımı,
  • Ve Nietzsche’nin kadim duygularımızla ilgili olarak bize inandığımız, bildiğimiz, sandığımız ve düşündüğümüz her şeyin büyük bir yanlışın parçası olabileceği ihtimalini fikri gibi pek çok ilgi çekici konu çıkıyor.

Künye: Ahmet İlhan – Spinoza, Kant, Schopenhauer ve Nietzsche Felsefesinde Duyguların Anatomisi ve Şiirsel İzdüşümleri, Sümer Yayıncılık, felsefe, 304 sayfa, 2021

Murray Bookchin – Kıtlık Sonrası Anarşizm (2021)

‘Kıtlık Sonrası Anarşizm’, anarşizmin güncel meseleleri hakkında bugün klasikleşmiş bir yapıttır.

Murray Bookchin kendi adıyla 1971’de yayımladığı ilk kitabı olan bu eserinde, bugünün anti-kapitalist hareketlerindeki en temel meseleleri (Örneğin yakınlık grupları ve doğrudan eylem, ekoloji ve çeşitlilik içinde birlik, hiyerarşinin eleştirisi) daha kırk yıl öncesinden ele almış.

Birbiriyle ilişkili olan makaleler dizisini kapsayan kitabında Bookchin “kıtlık sonrası” dönemin sunduğu imkanlarla kendi ekolojik ve anarşist vizyonunu tartıyor.

Marksist politik ekonominin —maddi kıtlık çağından kaynaklanmış ve geleceğin kökten değişimlerini ön göremeyen— kısıtlarını aşan Bookchin, karmaşık sanayi toplumunun özyönetimi için gerekli olan araçların çoktan gelişmiş olduğunu ve devrimci çehremizi büyük oranda değiştirdiğini öne sürüyor.

Yirminci yüzyılda gerçekleşen teknolojik ilerlemeler, üretimi büyük oranda genişletmiş olmakla birlikte, bunu şirketlerin kârı lehine ve insan ihtiyaçları, işçi denetimi ve ekolojik sürdürülebilirlik pahasına gerçekleştirdi.

Sanayinin doğrudan kontrolü ve topluma yönelik ekolojik ve ütopyacı bir vizyonu bir arada ele alan işçi sınıfı, özgürlük mücadelesi için devletin, hiyerarşik toplumsal ilişkilerin ve (öncü) politik partilerin gerekli olduğuna dair miti bertaraf edebilir.

Güncel toplumun gerçekliklerine dayanan Bookchin’in analizi, pragmatik tazeliğini hala koruyor.

Muhtemelen Bookchin’in en etkili makalelerini (meşhur “Dinle, Marksist!” ve “Ekoloji ve Devrimci Düşünce” dahil) bir araya getiren bu üçüncü baskıya, yazarın yeni bir önsözü de eşlik ediyor.

  • Künye: Murray Bookchin – Kıtlık Sonrası Anarşizm, çeviren: Umut Kocagöz, Sümer Yayıncılık, siyaset, 264 sayfa, 2021

Süreyya Su – Dünyadan Geriye Kalan (2021)

“Devrim bir hayaldir” derler.

Fakat bugün tamı tamına bir ihtiyaç oldu.

Süreyya Su, ‘Dünyadan Geriye Kalan’da, devrimi hayal etmenin, dünyayı değiştirmek için inatla mücadele etmenin ve sebatla çalışmanın gerekliliği üzerine bizi bir kez daha düşünmeye çağırıyor.

Çalışma bir anlamda, devrimi hayal etmek için okuru meditasyona çağırıyor.

Kitap, öncelikle başka bir dünyayı hayal edebilmek için başka türlü düşünebilmenin gerekli olduğundan hareket ederek kuramsal bir çerçeve çizen yazıları bir araya getiriyor.

Yazar burada bir anlamda, dünyayı yorumlamak/anlamak ve değiştirmek için gerekli olabilecek alet edevatı kutuya koyuyor.

Sonra bu alet edevatla bazı olay ve olguları yorumlamaya ve anlamaya girişiyor.

Yazara göre, dünyayı değiştirmek için öncelikle onu çözümlemek ve yorumlamak gerekir ve bu amaçla dünyada meydana gelen bazı olayları teorik bakışla çözümlüyor ve yorumluyor.

Su, çalışmasının devamında da, dünyadan geriye kalanlara; yani krizlere, şiddete, adaletsizliğe, güvencesizliğe, umutsuzluğa, utanmazlığa, çer-çöpe, kötülüğe, ölüme eleştirel teorik bir perspektifle bakıyor.

‘Dünyadan Geriye Kalan’, büyüyen çölleşmeye karşı dünyayı değiştirme ve başka bir dünya kurma iradesini, başka dünyaları hayal etme ve tasarlamayı, başka dünyaların olanakları üzerine düşünmeyi koyuyor.

  • Künye: Süreyya Su – Dünyadan Geriye Kalan, Sümer Yayıncılık, siyaset, 160 sayfa, 2021

Kolektif – Süregelen Devrim (2021)

‘Süregelen Devrim’, küresel kadın mücadelesinin dört dörtlük bir fotoğrafını çekiyor.

Derleme, küresel kadın hakları hareketinin ve uluslararası insan hakları söyleminin modern kökenlerini ve kaydettiği ilerlemeleri ortaya koymasıyla çok önemli.

Kadın hakları hareketinin ortaya çıkışından bu yana, dünyanın birçok yerinde, cephede muazzam mesafeler kat edildiği bir gerçek.

Fakat halen çocuk yaşta evlendirilen, seks köleliğine zorlanan, sürüklenen, zorla çalıştırılan, tecavüzün savaş silahı olarak kullanıldığı çatışma bölgelerinde sıkışıp kalan, okula gitmesi, hatta özel yaşamlarında kişisel tercihleri engellenen kadınlar ve kız çocukları bulunuyor.

‘Süregelen Devrim’, tüm dünyadaki kadın ve kızların temel haklarını elde etmesi için birçok alanda sürdürülen küresel mücadelenin öyküsünden çarpıcı fotoğraflar çekiyor.

Bu çok yüzlü öykünün coğrafyası, tecavüze uğrayan kadınların hak arama mücadelelerinin eril bürokrasinin umursamazlığına tosladığı ABD’den, Arap Devrimi’nin büyük umutlar uyandırdığı, ancak bu siyasi devrimlerin kadın ve çocuk yaştaki kızların temel haklarını elde etmesi için yetersiz kaldığı, hatta bu hakları daha da kırpma ihtimali doğurduğu açıkça ortaya çıkan Ortadoğu’ya dek uzanıyor.

Kitapta, kadınların mülk hakları, savaş suçu olarak tecavüz, silahlı çatışmanın kadın ve çocuk yaşlarındaki kızlar üzerindeki etkileri, göçmen kadınlara yönelik şiddet, ev işçilerinin hakları gibi acil çözüm bekleyen kadın hakları sorunları masaya yatırılıyor.

  • Künye: Kolektif – Süregelen Devrim: Küresel Kadın Mücadelesinden Sesler, editör: Minky Worden, çeviren: Burak Esen, Sümer Yayıncılık, feminizm, 2021