Wilhelm Schmid – Dokunmanın Gücü Üzerine (2020)

Madem pandemi sürecinde hepimiz köşelerimize çekildik, tam da şimdi dokunmanın anlamı üzerine düşünmenin vaktidir.

Yaşam filozofu Wilhelm Schmid de, hayatımıza anlam katacak bir dokunma sanatının olanakları üzerine düşünüyor.

“Şeylerin ve ilişkilerin gitgide daha fazla dijitalleştiği bir zamanda, analog olan, dokunulabilir olan, tekrar ilginç hale geliyor. Dijital duyusuzlaşma, aletlerin ötesindeki duyusallığı yeniden keşfetmeye sevk ediyor.” diyen Schmid, insan için hem biyolojik hem sosyal açıdan hayati bir kavram olan dokunmayı çok yönlü bir perspektifle inceliyor.

Schmid bunu yaparken de, zorla dokunmanın neden bir şiddet eylemi olduğunu, birinin ruhuna dokunmanın ne anlama geldiğini, bebek ve çocuk gelişiminde dokunmanın hayati önemini, kucaklaşmanın kişinin bağışıklık sistemini nasıl kuvvetlendirdiğini, bir başkasına zihinsel olarak dokunmanın yollarını, korkarken ya da telaşlıyken neden farkında olmadan yüzümüze dokunduğumuzu ve bunun gibi pek çok ilginç konuyu ele alıyor.

Kitaptan diğer bir alıntı:

“Dokunmanın gücü, aynı anda hem tüy gibi hafif hem son derece tesirlidir, çünkü taze bir yaşama cesareti aşılar.”

  • Künye: Wilhelm Schmid – Dokunmanın Gücü Üzerine, çeviren: Tanıl Bora, İletişim Yayınları, kişisel gelişim, 57 sayfa, 2020

Rachel Corbett – Hayatını Değiştirmelisin (2020)

Rainer Maria Rilke’nin, henüz kariyerinin başındayken büyük heykeltıraş Auguste Rodin’le bir araya gelişinin, sanat ve yaratıcılık söz konusu olduğunda bize söyleyeceği çok şey var.

1902’de Rilke, ünlü heykeltıraş Rodin’le ilgili kısa bir kitap yazmak için Paris’e gitti.

O zamanlar Rodin altmışlarında, saygı duyulan, tanınmış bir sanatçıydı, Rilke’yse henüz yirmilerinde, tanınmamış bir şair.

İki ismin de birbirinden öğreneceği çok şey vardı ve Rilke bu buluşmada Rodin’e, “Nasıl yaşamalıyım?” diye soracaktı.

İşte Rachel Corbet’nin bu güzel kitabı, iki dehanın bu buluşmasını merkeze alarak yaratıcılık, sanatın anlamı ve sanatçının konumu gibi hayati konuları tartışıyor.

  • Künye: Rachel Corbett – Hayatını Değiştirmelisin: Rainer Maria Rilke ve Auguste Rodin’in Hikâyesi, çeviren: Kerime Dalyan, Yapı Kredi Yayınları, sanat, 312 sayfa, 2020

Kolektif – Sınırlar Arasında (2016)

Suriye’den kaçarak Türkiye’ye sığınan, şu an tahminen dört ile beş milyonu bulan mülteciler üzerine, CHP Göç ve Göçmen Sorunlarını İnceleme Komisyonu’nun saha çalışmalarına dayanarak hazırladığı bir rapor.

Mülteci sorununun ulusal ve uluslararası boyutları, haklar bakımından yaşanan ana sorunlar, mülteciliğin ekonomik ve güvenlik boyutları, rapordaki kimi önemli konular.

  • Künye: Kolektif – Sınırlar Arasında, Tekin Yayınevi

Ayla Ersoy – Sanat Kavramlarına Giriş (2016)

Hem öğrenciler hem de sanatsever okurlar için hazırlanmış, sanat kavramlarını özlü bir şekilde açıklayan bir rehber.

Sanatın doğuşundan sanat ve toplum ilişkisine, sanat ve özgürlük ilişkisinden endüstriyel zamanların sanat anlayışına, sanatta gerçek ve taklitten postmodern sanata ve plastik sanatların gelişimine pek çok önemli konu ve kavram, bu kitapta açıklığa kavuşturuluyor.

  • Künye: Ayla Ersoy – Sanat Kavramlarına Giriş, Hayalperest Kitap

Ray Jacobsen – Görülmeyenler (2016)

Norveç’in usta kalemlerinden Ray Jacobsen’den, doğaya karşı insanüstü bir mücadele veren bir ailenin hikâyesi.

Barrøy ailesinin 1913’ten 1928’e uzanan hayatını kapsayan roman, bir yanda fırtınalara karşı ayakta durmaya gayret eden öte yandan geçirdikleri duygusal dönüşümlerin üstesinden gelmeye çalışan Hans ve Maria’nın dünyasına iniyor.

  • Künye: Ray Jacobsen – Görülmeyenler, çeviren: Deniz Canefe, Yapı Kredi Yayınları

Tiffany Watt Smith – Schadenfreude (2020)

Bir başkasının, hele hele o başkası sevmediğimiz biriyse, başına talihsiz olaylar geldiğinde seviniriz.

Hatta bazen, havalara uçarız.

Almanlar, bu durumda hissettiğimiz beklenmedik heyecanı, o lezzetli ve gizlenen insani zevki tanımlamak için “Schadenfreude” kelimesini kullanır.

Daha önce Türkçeye ‘Duygular Sözlüğü’ de çevrilmiş Tiffany Watt Smith, tümüyle “Schadenfreude” üzerine elimizdeki çalışmasıyla karşımızda.

“Başka insanların talihsizliklerinden keyiflenmek kulağa basitlik gibi gelebilir. Ama yakından bakacak olursanız hayatınızın en gizli kalmış fakat önem taşıyan yönlerini bir anlığına bu duyguda yakalayabilirsiniz.” diyen Smith, bu çelişkili duyguyu yapıcı ve yıkıcı yönleriyle mercek altına alıyor.

Schadenfreude duygusunun gündelik yaşam, siyaset, felsefe, sanat ve kültür gibi alanlardaki izdüşümlerini çok yönlü bir şekilde ortaya koyan yazar, bu duygunun barındırdığı bütün risklere ve aşırılıklarına rağmen bizi başarısızlıklarımızla barıştırmak, yetersizlik duygumuza rağmen yaşama sarılmamıza yardımcı olmak ve yaşamın absürdlüğünü görmemizi sağlamak gibi hayati önemde olduğunu gözler önüne seriyor.

  • Künye: Tiffany Watt Smith – Schadenfreude: Başkasının Talihsizliğinden Duyulan Keyif, çeviren: Nüvit Bingöl, Kolektif Kitap, 160 sayfa, 2020

Ercan Çağlayan – Diyarbakır (2020)

Kemalist yönetimin asıl amacı, Diyarbakır’ı Türkleştirmekti.

Özellikle Cumhuriyet’in ilanından itibaren hazırlanan Şark Raporlarında Diyarbakır, “Türk kültürlü nüfusun tekâsüfü (yoğunlaşması) ve Türk kültürüne temsili istenilen yerlerden” biri olarak öne çıkıyordu.

1935 yılında şehri ziyaret eden Başbakan İsmet İnönü, Diyarbakır’ın “kuvvetli bir Türk merkezi” yapılması için alınması gereken tedbirlere dikkat çekiyordu.

Diyarbakır’ı “kuvvetli bir Türk merkezi” yapmak için Birinci Umumi Müfettişlik, Türk Ocağı, Millet Mektepleri ve Halkevleri, kız mektepleri ile yatılı mektepler açılmıştı.

Ayrıca, şehre Türk nüfus iskân edilerek şehirdeki nüfuzlu kişi ve aileler Batı Anadolu vilayetlerine sürgün edilerek vilayette teritoryal hâkimiyet sağlanmaya çalışılmıştı.

Ercan Çağlayan’ı Kemalist Cumhuriyet’in tek parti döneminde inşa ettiği veyahut inşa etmeye çalıştığı “yeni Diyarbakır” hakkında ‘Cumhuriyet’in Diyarbakır’da Kimlik İnşası (1923-1950)’ adlı çalışmasıyla biliyoruz.

Çağlayan söz konusu kitabın devamı olarak da okunabilecek eldeki son çalışmasında ise, “yeni Diyarbakır”ın inşasında önemli yer tutan ve rol oynayan nüfus sayımları, seçimler, belediye, eğitim ve sağlık konularının yanı sıra tarım, ticaret ve sanayi alanlarındaki iktisadi konulara odaklanarak Diyarbakır’ın o döneminin nitelikli bir fotoğrafını çekiyor.

Arşiv belgeleri, gazeteler, istatistikler, hatıralar, gezi yazıları gibi birincil kaynakları referans alan kitap, Diyarbakır araştırmalarına büyük katkı sağlayacak türden.

  • Künye: Ercan Çağlayan – Diyarbakır: Nüfus, Siyaset, Eğitim, Sağlık ve İktisat (1923-1950), Libra Kitap, tarih, 212 sayfa, 2020

Maksim Gorki – Ana (2016)

1905 Rus Devrimi’nin destansı hikâyesini sunduğu gibi, dünya edebiyatına Pavel ve Ana (Pelageya) gibi iki unutulmaz karakter armağan eden bir klasik.

Akıl almaz baskılarla, işkencelerle insanların sindirildiği Çarlık Rusya’sında, bir avuç devrimcinin ölümüne verdiği mücadeleyi hikâye eden roman, eğitimsiz ve deneyimsiz bir annenin adım adım bilinçlenişini ve devrimci saflara katılışını, dönemin etkileyici bir panoraması eşliğinde sunuyor.

  • Künye: Maksim Gorki – Ana, çeviren: Zaven Biberyan, Yordam Kitap

András Szunyoghy – Herkes İçin Büyük Çizim Kitabı (2016)

Çizim, insanoğlunun en büyük becerilerinden biri.

Grafik tasarımcı ve ressam András Szunyoghy’nin, manzaralardan portrelere, perspektiflerden vücuda binden fazla çizim barındıran, adım adım yönergeler sunan, ayrıca çizim yapmak isteyen herkese hitap eden kitabı, çizimi geliştirmeye yarayacak kural ve kaideleri anlatıyor.

  • Künye: András Szunyoghy – Herkes İçin Büyük Çizim Kitabı, çeviren: Manolya Aşık Öztürk, Hayalperest Kitap

Ahmet Cevdet Paşa – Belâgat-ı Osmâniyye (2016)

Yayımlandığı dönem ilgiyle karşılanmış, Osmanlı Türkçesine dair bir güzel konuşma ya da eski adıyla belâgat kitabı.

Cevdet Paşa, iyi bir entelektüel olabilmek için, dili çok iyi kullanmanın, mantık konularına hâkim olmanın, gündemi yakından takip etmenin ve yaşadığı toplumu iyi bilmenin zorunlu olduğunu vurguluyor.

  • Künye: Ahmet Cevdet Paşa – Belâgat-ı Osmâniyye, hazırlayan: Mehmet Gümüşkılıç, Kapı Yayınları