Bruno Zevi – Mimarlığı Görebilmek (2021)

Bruno Zevi’nin, 1948’de kaleme aldığı ‘Mimarlığı Görebilmek’, bugün de modernist mimarlık yazınının en parlak örneklerinden biridir.

Mimari gerçeklik üzerine bu ufuk açıcı eser, gözden geçirilmiş yeni baskısıyla raflardaki yerini aldı.

Zevi, çalışmasına, toplumun mimari alandaki bilgisizliğinin nedenlerini çözümleyerek başlıyor.

Kitabın devamında da, mekân olarak mimarinin ne anlama geldiği ele alınıyor; mimarinin çok kere sanıldığının aksine birtakım genişlik, uzunluk ve yüksekliklerin toplamı olmaktan ziyade, kişinin duyup yaşadığı içinde gezinip dolaştığı kapsanan bir iç mekânın ta kendisi olduğu tartışılıyor.

Zevi kitabında, kendi mimari eleştiri anlayışını da açıklıyor.

Zevi’ye göre, bir sanatçıyı ya da eseri değerlendirmeye girişmeden önce, onun üretildiği devrin sosyal, düşünsel, teknik, estetik ve figüratif çevre gibi faktörleri göz önünde bulundurmamız gerekiyor.

Yazar, kitabının beşinci ve son bölümünde ise, mimari yaratma eyleminin birtakım mimarlık eleştirmenlerince çeşitli açılardan nasıl ele alınıp yorumlandığını inceliyor.

  • Künye: Bruno Zevi – Mimarlığı Görebilmek, çeviren: Alp Tümertekin, Arketon Yayıncılık, mimari, 176 sayfa, 2021

Kadir Akın – Saklı Tarihin İzinde (2021)

Osmanlı Meclisi’nde Ermeni vekillerin yürüttüğü sosyalist mücadelenin mahiyeti neydi?

Kadir Akın, daha önce gün yüzüne çıkmamış belgelere dayanarak Türkiye sosyalist hareketi tarihinde Ermeni vekillerin rolüne ışık tutuyor.

Osmanlı’nın özellikle son 50 yılına yenilmiş devrimlerin bakış açısından bakan Akın, tarihsel olguların üzerindeki örtüyü kaldırarak “Hınçak Partisi ve onurlu devrimcileri ortak tarihimizin ve enternasyonalist mirasımızın bir damarı ve entelektüel ve politik müktesebatımızın bir bileşeni değil midir?” sorusuna yanıt arıyor.

Osmanlı Meclis-i Mebûsan’ında Ermeni milletvekillerinin mücadelesini anlatan çalışma, Ermeni milletvekillerinin mecliste yalnızca Ermeni halkının değil, tüm Osmanlı halkının haklarını savunduğunu ve mağdurların sözcüsü olduklarını çarpıcı örneklerle ortaya koyuyor.

  • Künye: Kadir Akın – Saklı Tarihin İzinde: Osmanlı’da Modernleşme, Anayasa, Sosyalizmin Kökleri ve Ermeni Vekiller, Dipnot Yayınları, tarih, 354 sayfa, 2021

Jacques Le Goff – Ya Paranı Ya Canını (2021)

 

‘Ya Paranı Ya Canını’, Orta Çağ’ın ekonomik ve dini yaşamı üzerine kısa fakat çok aydınlatıcı bir metin.

Jacques Le Goff, Kilise ve tefeci arasındaki çatışmayı merkeze alarak dönemin ekonomik ve dini yapılarının ruhunu ortaya koyuyor.

Dünyanın önde gelen Orta Çağ uzmanlarından olan ve Türkçeye de çok sayıda kitabı çevrilen Fransız tarihçi Le Goff, burada kapitalizmin ayak seslerine dikkat kesiliyor.

Kapitalizmin doğuşunun büyük ya da küçük anlatılarının arasında konsüllerden kilise kayıtlarına, kıssalardan vaazlara uzanan bir arkeolojik kazıya girişiyor.

Balzac’tan Dickens’a ve Gide’e kapitalist düzeni anlatan her romanda karşımıza çıkan tefeci figürünün öncülü olan; İsa’nın tapınaktan kovduğu murabahacının ve murabahanın izlerini, içinde bulunduğu ekonomik ve dinî yapılar ve pratikler içinde sürüyor.

Murabahayı tamahkârlığın cisimleşmiş hâli olarak reddeden, Tanrı’ya ait zamanı satan bir fiil olarak onu cehenneme mahkûm eden Kilise’nin Orta Çağlar boyunca bu tavrında yaşanan dönüşümleri din ve para ekonomisiyle birlikte okuyor.

Eserlerinde, bir zamanların geçirgen olmayan sınırlarla dolu Orta Çağ tasavvuruna şiddetle karşı çıkan Le Goff, elinizde tuttuğunuz bu küçük kitapta da hukuktan dinî yaşama, ekonomiden kurtuluş tasavvurlarına canlı bir Orta Çağ resmi çiziyor.

“Ya paranı ya canını” diyen Kilise’ye karşı murabahacının nasıl “hem paramı hem canımı” diyebildiğini gösteriyor.

  • Künye: Jacques Le Goff – Ya Paranı Ya Canını: Orta Çağda Ekonomi ve Din, çeviren: Enes Öztürk, Dergah Yayınları, tarih, 109 sayfa, 2021

Aziz Şeker – Kadın Roman Kahramanları (2021)

Erkek egemenliği her alanda olduğu gibi edebiyatta da baskındır.

Pek çok roman, daha çok erkek kahramanlarıyla öne çıkar.

Öte yandan, az da olsa sıra dışı kadın roman kahramanlar da vardır.

İşte Aziz Şeker de bu çalışmasında, kadın roman kahramanlarını toplumsal cinsiyet ve edebiyat sosyolojisi bağlamında inceliyor.

Burada karşımıza, Dostoyevski’nin Sonya’sından Tolstoy’un Anna’sına ve Dolli’sine, Stendhal’in Madam de Rênal’inden Vedat Türkali’nin Nermin’ine, Halide Edip’in Rabia’sından Fakir Baykurt’un Irazca’sına ve Flaubert’in Emma’sına pek çok kadın roman kahramanı çıkıyor.

  • Künye: Aziz Şeker – Kadın Roman Kahramanları: Toplumsal Cinsiyet, Edebiyat Sosyolojisi ve Roman Okumaları, Nika Yayınevi, inceleme, 196 sayfa, 2021

 

Christian Geulen – Irkçılığın Tarihi (2021)

Irkçılık nasıl ortaya çıktı ve zaman içinde nasıl dönüştü?

Christian Geulen, antik çağlardan bugüne ırkçı ideolojilerin ve uygulamaların tarihine genel bir bakış sunuyor.

Burada anlatılan ırkçılığın dönüşümüne ilişkin tarih, tamamlanmış olmaktan ne yazık ki çok uzaktır.

Özellikle popülizmin uluslararası yükselişi, bir zamanlar ırk kavramıyla işleyen düşünce biçimlerinin dönüşümünde yeni bir adıma tanıklık ediyor.

Irkçılığın ne olduğunu ve nasıl ayırt edilebileceğini bildiğimizi düşünsek de, ırkçılık olgusuna dair algımızda bir belirsizlik olduğu açıktır.

Irkçılığı, insan eşitsizliğinin sabit oluşu ve özü olarak görüyoruz.

Dünya görüşüne olan etkisini fark etmediğimizden, onun işleyişini çok fazla tanımlamadığımızı gözden kaçırıyoruz.

Ayrıca ırkçılığın, tarihe ve medeniyete en başından beri eşlik ettiğini ve sonsuza kadar yok olmayacağını düşündüğümüzden onu irdeleme gereksinimi hissetmiyoruz.

Irkçılığın yalnızca bilimsel aydınlanma ile çürütülebilecek yalanlara dayandığını kabul ediyoruz.

Fakat onu açıklarken sıklıkla bilime de göndermeler yapıldığını göz ardı ediyoruz. Geulen’in ‘Irkçılığın Tarihi’ adlı bu yapıtı, farklı bakış açıları sunarak bu düşüncelerden uzaklaşmayı amaçlıyor.

Geulen; antik çağlardan bugüne ırkçı ideolojilerin ve uygulamaların tarihine genel bir bakış sunuyor.

Daha antik dönemde ve Orta Çağ’da bile belirli gruplar, içlerinde yaşadıkları toplumlardan soyutlanmış ve dışlanmıştı.

Bununla birlikte ırkçılığın tutarlı bir tarihinin yazılması, “ırk” terimin ortaya çıkışı ve 15. yüzyıl sonlarından itibaren bazı toplumlarda uygulamaya konmasının anlaşılmasıyla mümkün olabilir.

Avrupa’nın bilhassa köle ticareti ve emperyalist genişlemesiyle birlikte 19. ve 20. yüzyıllardaki totaliter yönetim biçimleri bağlamında sürekli gelişen ve yeni veçheler kazanan ırkçılığın tam olarak ortadan kaldırılamayacağını bilsek de onun tarih boyunca geçirdiği dönüşümleri anlamak, ırkçılığa karşı mücadelede önemli bir yer tutuyor.

  • Künye: Christian Geulen – Irkçılığın Tarihi, çeviren: Simin Şahin, Runik Kitap, trih, 120 sayfa, 2021

Zafer Aydın – ’68’in İşçileri (2021)

Toplumsal ve siyasi belleğimizde silinmez izler bırakmış ’68’in işçileri üzerine harika bir çalışma.

Zafer Aydın, rüzgârlar tersten estiği zamanlarda dahi bayrağı elinden bırakmamış işçilerin olağanüstü öyküleri üzerinden dönemi, dönemin ruhunu aktarıyor.

Etki ve sonuçlarıyla bir dönemi ve kuşağı ifade eden 1968, dünyadaki örneklerinden farklı olarak Türkiye’de öğrenci gençlik, öğrenci gençliğin eylemleri, önderleri, militanlarıyla anılıyor.

Oysa aynı dönemde öğrenci gençlikle benzer biçimde uyanış, aydınlanma ve politikleşme sürecini yaşamış, hak arama, dünyayı değiştirme mücadelesine girişmiş, bir de işçi kuşağı var.

Bu kitap, anti-emperyalist gösterilerden, fabrika işgallerine, grevlere, direnişlerle, 15-16 Haziran’a, DGM Direnişine, kitlesel 1 Mayıs kutlamalarına kadar yüzlerce eyleme, etkinliğe imza atmış, parçası olmuş ve bedel ödemiş ’68’in işçilerini görünür, bilinir hale getirmesiyle çok önemli.

Aydın, Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan ‘İşçilerin Haziranı – 15-16 Haziran 1970’ kitabı için görüşme yaptıklarının bir kısmının yaşam öyküsü üzerinden dönemi, dönemin ruhunu, ’68’in işçilerinin çıktıkları yolculuğa nasıl devam ettiklerini, neler yaptıklarını, dünyanın ve Türkiye’nin yaşadığı değişim ve dönüşümlerde nasıl tutum aldıklarını aktarıyor.

İtiraz etmekten vazgeçmemiş, yıkılmış duvarların enkazı altında kalmadan, bildikleri yoldan yürümeye devam etmiş, yorgun bedenlerine aldırmadan, her eylemin, grevin, direnişin parçası olan insanların hayat hikâyelerinden hâlâ öğreneceğimiz çok şey var.

  • Künye: Zafer Aydın – ’68’in İşçileri, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 271 sayfa, 2021

Nikolay Aleksandroviç Berdyayev – Dostoyevski’nin Dünya Görüşü (2021)

Büyük yazar Dostoyevski, Rus Rönesans’ının inşasında nasıl katkı sağlayabilir.

Nikolay Aleksandroviç Berdyayev, Dostoyevski’yi olağanüstü bir diyalektikçi ve en büyük Rus metafizikçisi olarak görüyor.

‘Dostoyevski’nin Dünya Görüşü’ adını taşıyan çalışma, varoluşçuluğun teist kanadında yer alan Rus filozof Berdyayev’in bakış açısından Dostoyevski’nin dünya görüşünü irdeliyor.

Dostoyevski’yi aynı zamanda bir Hristiyan antropoloğu olarak niteleyen Berdyayev, Rus insanının içine düştüğü ruhsal ikilemden, Dionysosçu esrimeden nasıl kurtulacağı konusunda, yazarın ‘Delikanlı’, ‘Budala’, ‘Yeraltından Notlar’, ‘Ecinniler’, ‘Suç ve Ceza’, ‘Karamazov Kardeşler’ gibi pek çok eserinde ortaya koyduğu temel düşünceleri inceliyor.

Dostoyevski’nin romanlarını ve romanlarındaki karakterleri titiz ve ayrıntılı bir şekilde analiz edip kendi cephesinden yorumlayan Berdyayev, Dostoyevski’nin düşüncelerinin Rus Rönesans’ının inşasına katkı sağlayacağını göstermeye çalışmıştır.

Berdyayev için, Dostoyevski’nin düşünceleri Rus kültürünün yeniden inşasında çok önemli ve çok değerli bir kaynak durumundadır.

Dostoyevski’nin özgürlük, insanın kaderi, sevgi ve kötülük gibi problemlere yönelik ortaya koyduğu düşüncelerinin, Hristiyan teolojisi açısından önem taşıdığını Berdyayev, bunu da felsefi açıdan temellendiriyor.

Kitapta ayrıca, hümanizm krizi, sosyalizm eleştirisi, Tarihsel Ortodoksluk ve Katoliklik eleştirileri de özgün bir şekilde ele alınıyor.

  • Künye: Nikolay Aleksandroviç Berdyayev – Dostoyevski’nin Dünya Görüşü, çeviren: Kasım Müminoğlu, Hece Yayınları, inceleme, 192 sayfa, 2021

Kolektif – Her Şey Değişmeli! (2021)

Koronavirüs pandemisi, kapitalizmin hayatımızı cehenneme çevirmesi için fırsat oldu.

Çağımızın önde gelen düşünürlerinin katkıda bulunduğu bu derleme ise, bugüne yakışır devrimci bir tutumun nasıl olması gerektiği üzerine kafa yoruyor.

‘Her Şey Değişmeli!’, içinde bulunduğumuz durumun sorumlusu olan finansal kuruluşlar hızla sisteme “format atmak” peşindeyken, daha adil bir dünya için farklı alanlardan alternatif çözüm önerileri getiren isimlerin makalelerine yer veriyor.

Yazarlar, bu anlatıya kendi çözümlerimizle yanıt vermemiz gerektiğini, kapitalizmin “büyük sıfırlama” adını verdiği Truva atını yenmemiz gerektiğini hatırlatıyor bize.

Katılımcılar, teknolojinin kontrolünü elinde bulunduran az sayıdaki şirketin özelleştirdiği kamusal hayatı, siyaseti geri almak için; sağlık, eğitim, barınma ve emeğin daha az baltalandığı bir dünya için çalışan; bu uğurda benzersiz bir formül bulmaktan ziyade bilgiye dayalı önerilerin paylaşıldığı bir ortak çalışma hedefliyor.

Kitapta,

  • Koronavirüs günlerinde umut ve mizah,
  • Ölümcül bir kombinasyon olarak korona ve neo-faşizm,
  • Dijital sömürgecilik ve covid-19,
  • Kamusal insanın çöküşü 2020,
  • Pandemide enternasyonalizm,
  • Virüs sonrası dünya üzerine öngörüler,
  • Kapitalizm, Covid-19 ve ABD seçimi,
  • Pandemi günlerinde teknoloji,
  • Kapitalizmin ruh sağlığımız üzerindeki etkileri,
  • Borçlar, tırışkadan işler ve siyasi öz-örgütlenme,
  • Covid-1984 ve gözetim kapitalizmi,
  • Para ve borç yaratmaya zemin hazırlayan kârlı yalanlar,
  • Ve uyduruk reçeteler mi, sosyalizm mi? gibi, pek çok önemli konu irdeleniyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: David Adler, Tarık Ali, Gael Garcia Bernal, Larry Charles, Noam Chomsky, Daniel Ellsberg, Brian Eno, Kenneth Goldsmith, David Graeber, Johann Hari, Maja Kantar, Stephanie Kelton, Stefania Maurizi, Ivana Nenadovic, Maja Pelevic, Vijay Prashad, Angela Richter, Saskia Sassen, Saša Savanovic, Jeremy Scahill, Richard Sennett, John Shipton, Astra Taylor, Ece Temelkuran, Yanis Varoufakis, Roger Waters, Slavoj Žižek ve Shoshana Zuboff.

  • Künye: Kolektif – Her Şey Değişmeli!: Covid-19’un Ardından Dünya, hazırlayan: Renata Ávila ve Srećko Horvat, çeviren: Kemal Güleç, Metis Yayınları, siyaset, 320 sayfa, 2021

Ebru Pektaş – Kadın Kurtuluş Hareketi (2021)

Aydınlanma’dan bugüne kadın kurtuluş hareketi nasıl bir seyir izledi?

Daha da önemlisi, “Kadının devrime hükmetmesi”nin yolları nedir?

Ebru Pektaş, kadın ütopyalarından burjuva devrimlerine ve günümüzün komünalist reçetelerine uzanarak bu sorulara çarpıcı yanıtlar veriyor.

Kitapta, şu soruların yanıtları aranıyor:

  • Kadının kurtuluşu adına elimizde nasıl bir stratejiler bütünü, ne tip deneyimler vardır?
  • Aydınlanma ile açılan büyük tarihsel dönemeç kadınlara neler vadetmiştir?
  • Önceki yüzyılda Avrupa devrimlerle çalkalanırken, hak taleplerinden özgürlük arayışlarına kadınlar hangi konumda yer almıştır?
  • Bu tabloda Paris’in komünar kadınları ne tip çözümler üretmiştir?
  • yüzyıla damgasını vuran “reel sosyalizm” deneyimleri, “kadının kurtuluşu” başlığında, ne tür vaatler, mevziler ve hayal kırıklıkları ile ayrıştırılabilir?
  • Tüm bu tarihsel izlek ile günümüzün komünalist yaklaşımları, müşterekler perspektifi ve “feminist grev” gibi örnekleri nasıl ilişkilendirilebilir?

Pektaş, ‘Kadın Kurtuluş Hareketi’nde bu gibi soruların ışığında, kadınların ezilmişliği ve baskının nedenleri hakkında süren uçsuz bucaksız kuramsal arayışların dışına çıkarak “kurtuluş fikri”ni dünyevi ve gündelik olanla, somut ve yaşamsal konularla ilişkilendiriyor.

Çalışma, kadın ütopyalarından burjuva devrimlerine, Komün deneyiminden “reel sosyalizm” pratiklerine ve nihayet günümüzün komünalist reçetelerine uzanan bir hatta “kadının devrime hükmetmesi”nin yollarını araştırıyor.

Pektaş, şöyle diyor:

“Bu kitapta temel tez olarak ‘hâlâ’, kadının kurtuluşunun ön koşulunun sosyalizm olduğunu savunuyorum. Ancak bu ön koşulun, kadın mücadelesine içerilmesi gereken bir ‘iktidar perspektifi’ ile birlikte düşünülmesi zorunludur. Zira sosyalizm ön koşulunu, tüm mahiyeti ile gerçek kılacak şey, ‘kadının devrime hükmetmesi’dir.”

  • Künye: Ebru Pektaş – Kadın Kurtuluş Hareketi: Ütopyalar ve Devrimler, Yordam Kitap, feminizm, 272 sayfa, 2021

Valéry Giroux ve Renan Larue – Veganizm (2021)

Veganizm, hisleri olan canlıları köleleştirmeye, onlara uygulanan kötü muamelelere ve onları öldürme eylemine, mümkün olduğunca ortak olmamaktır.

Bu sebeple veganlar hayvan istismarı içeren tüm ürünlerden, tüm hizmetlerden ve tüm eylemlerden kaçınmaya özen gösterirler.

Ne mutlu ki, hayvanları köleleştirmenin temelleri ve meşruiyeti artık yüksek sesle sorgulanıyor..

Valéry Giroux ve Renan Larue’nin vegan felsefesi ve veganizmin tarihi üzerine bu enfes çalışması da, bu sorgulamada bize rehber olacak nitelikte.

Kitap, kimi zaman alay konusu olan, çoğu zamansa sanayicileri ve hayvan sömürüsünden kâr elde edenleri kızdıran veganizmi hayvanlara eziyet etmeme çerçevesinin yanı sıra, doğaya, dünyaya, bizzat insanlara olan faydaları açısından da düşünerek bu felsefeyi daha geniş bir bağlama yerleştirmesiyle dikkat çekiyor.

Kitabın ilk bölümünde, hayvan sömürüsünün güçlü bir direnişi nasıl harekete geçirdiğini görüyoruz.

İkinci bölümde, Antik Çağ’daki öncüllerinden, hayvan etiği hakkındaki en yeni gelişmelere kadar vegan felsefesinin kendine has yönleri ele alınıyor.

Akabinde günümüz veganlarının portresi çiziliyor ve onların −özellikle internetin doğuşuyla− oluşturduğu topluluk inceleniyor.

Son olarak da, veganizmin sadece hayvanlara eziyet etmeyi reddetmenin pratik bir sonucu olmaktan ibaret olmadığı, aynı zamanda onların özgürleşmesi için siyasi bir araç da olduğu gözler önüne seriliyor.

  • Künye: Valéry Giroux ve Renan Larue – Veganizm, çeviren: Z. Hazal Louze, İletişim Yayınları, inceleme, 104 sayfa, 2021