Atilla Atalay – Kişi Başına Bir Yalnız (2006)

  • KİŞİ BAŞINA BİR YALNIZ, Atilla Atalay, İletişim Yayınları, mizah, 269 sayfa

Atilla Atalay, ‘Kişi Başına Bir Yalnız’da, mizahla melankoliyi birleştirmeyi deniyor. Türkiye kültürü düşünüldüğünde, yalnızlık genel olarak ayıpsanan bir durum. Atalay’ın bu kitabıysa, yalnızlığın istisnai bir durum olmadığını, aslında her insanın kendi yalnızlık “potansiyeli”ne sahip olduğunu vurguluyor. Bunu en iyi ifade eden de kitabın başlığı olsa gerek. Fakat kitabın sadece yalnızlığa odaklanan bir eser olmadığını söylemek lazım. Çünkü kitapta, birebir bu konuya kafa yormayan, çok çeşitli konulara geçiş yapan mizahi denemeler de karşımıza çıkıyor. Burada medyadan botoksa, özel güvenlikten bilgi yarışmalarına, Şoray kanunlarından delikanlı raconlarına çok sayıda konu bulunuyor.

Astrid Menz ve Christopher Schroeder (der.) – Türkiye’de Dil Tartışmaları (2007)

  • TÜRKİYE’DE DİL TARTIŞMALARI, derleyenler: Astrid Menz ve Christopher Schroeder, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, dil, 257 sayfa

‘Türkiye’de Dil Tartışmaları’nın temeli, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenen ‘Türkiye’de Dil Tartışmalarında Yeni Yönelimler’ adı altında düzenlenen önemli bir sempozyuma dayanıyor. Kitaptaki makaleler iki ana bölümden oluşuyor. ‘Dil Tartışmalarının Çoksesliliği’ bölümünde, Türkçenin kullanımı ve bu kullanıma ilişkin tartışmalar tasvir edilirken, ‘Değişen Dünyada ve Değişen Dilsel İlişkilerde Türkçenin Konumu’ başlıklı ikinci bölümde ise dil politikası ve sosyolengüistik gibi çeşitli alanlarda güncel oluşumlar konu ediliyor. Kitapta çeşitli disiplinlerden yazarların konuyla ilgili on makalesi bulunuyor.

Orhan Duru – Kazı (2006)

  • KAZI, Orhan Duru, Dünya Kitapları, öykü, 104 sayfa

Türkiye edebiyat tarihinde önemli bir isim olan Orhan Duru’nun ‘Kazı’ isimli bu öykü kitabında, yazarın on üç öyküsü bulunuyor. Kitabı iki bölüme ayırabiliriz. Duru, kitaba adını veren ve aynı zamanda en oylumlu öyküsü olan ‘Kazı’da, melankolik bir ruh haliyle kendi geçmişinin izini sürüyor. Yazar, geniş aralıklı zamansal yolculuklarla, çocukluğuna ve yetişkinliğine geçişler yapıyor. Yazarın bu iki dönem arasında kurmaya çalıştığı bağ, öykünün isminin de çok iyi ifade ettiği, kahramanın kendini sorguladığı, anlamaya çalıştığı bir “kazı” çalışmasına dönüşecektir. Duru, kitabının geriye kalan on iki öyküsünde de, gündelik hayatın arka planında kalmış ayrıntılara odaklanarak, ağırlıklı olarak modern hayatı sorguluyor.

George Monbiot – Manifesto (2007)

  • MANİFESTO, George Monbiot, çeviren: Pınar Şengözer Şiraz, Plan B Yayınları, siyaset, 232 sayfa

George Monbiot’nun ‘Manifesto’su, bir dünya parlamentosu çerçevesinde farklı bir dünya düzeni tasarlıyor. IMF ve Dünya Bankası’nın kapatılması, Keynes’in planladığı Uluslararası  Kliring Birliği’nin kurulması, yoksul dünyanın borç sorununu çözme önerileri, Monbiot’nun tasarılarından birkaçı. Çevreci, eylemci, akademisyen ve gazeteci kimliğine sahip Monbiot’nun bu kitabı, günümüzdeki politik çıkmazlara kendince çözüm önerileri getirmesiyle ilgiye değer. Şirketler ve hükümetlerin iktidarına son vererek dünya halklarının demokratik iktidarını başlatmak, kendisinin kavramsallaştırmasıyla “Baskı Çağı’nı sona erdirip Rıza Çağı’nı başlatmak”, yazarın kendine koyduğu başlıca hedef.

Pertev Naili Boratav – Nasreddin Hoca (2006)

  • NASREDDİN HOCA, Pertev Naili Boratav, Kırmızı Kitaplar, folklor, 350 sayfa

Pertev Naili Boratav’ın yeni yayımlanan ‘Nasreddin Hoca’sı, kuşkusuz yıllardır kitabın yeni basımını bekleyen okurlar ve araştırmacılar için bir sevinç kaynağı. Türkiye’nin ünlü folklor uzmanlarından Boratav, ‘Nasreddin Hoca’sı kırk iki yıllık bir çalışmanın ürünü. Yazar, dünyanın birçok yerinden elde ettiği yazma mikrofilmlerini tek tek tarayarak, bunlar arasındaki farkları karşılaştırarak elimizdeki kitabını oluşturmuş. Kitapta, Nasreddin Hoca hikâyeleri bütünlüklü bir şekilde yer alıyor. Fakat hikâyelerden önce, Boratav’ın muhtelif tarihlerde kaleme almış olduğu Nasreddin Hoca ile ilgili çok sayıda ayrıntıya yer veren ve Hoca hakkındaki rivayetleri araştıran makaleler de burada bir araya getirilmiş.

Amartya Sen – Kimlik ve Şiddet (2006)

  • KİMLİK VE ŞİDDET, Amartya Sen, çeviren: Ahmet Kardam, Optimist Yayınları, siyaset, 222 sayfa

1998 Nobel İktisat Ödülü sahibi Amartya Sen’in ‘Kimlik ve Şiddet’i, ırk, kimlik ve çatışma gibi günümüzün başlıca sorunlarından bazılarının kökenlerini sorguluyor. Sen’in çalışması, esas olarak, öteki insanların insanlıklarına ve çeşitliliklerine saygı göstererek barışa ulaşılabileceği teziyle öne çıkıyor. Kimlik ve şiddet konusuyla çerçevelenen çalışma, beraberinde çokkültürlülük, köktencilik, terörizm ve küreselleşme gibi birçok sorunlu konuya da odaklanıyor. Özellikle şiddet ve kimlikler konusundaki basmakalıp düşüncelere ve yargıları araştıran Sen, şiddetin, Batı ve Doğu toplumlarında yanlış yorumlanan kimlikler üzerinden oluşturulduğunu savunuyor.

Luis Alberto Urrea – Sinekkuşu’nun Kızı (2006)

  • SİNEKKUŞU’NUN KIZI, Luis Alberto Urrea, çeviren: Kıvanç Güney, Merkez Kitaplar, roman, 460 sayfa

Şu ana kadar onlarca kitaba imza atmış olan Luis Alberto Urrea, içinde Pulitzer Ödülü de olmak üzere, birçok ödül almış bir isim. Urrea elimizdeki romanında, baş kahramanı Kızılderili Teresa’nın olağanüstü yeteneklerini hikâye ediyor. Yoksul ve sıradan bir kız olan Teresa’nın hayatı, bölgenin en zenginlerinden Tomás’nın kızı olduğunu ve aynı zamanda doğaüstü güçlere sahip olduğunu öğrenmesiyle değişmeye başlar. Teresa, halkın gözünde bir azizeye dönüşür. Fakat Meksika din otoritelerinin kendisini bir azize olarak kabul etmemesi, halkın Teresa etrafında haklarını, kimliklerini sorgulamalarına vesile olacaktır. Teresa hiç tahmin edemeyeceği şekilde, bir devrimin sözcüsü haline gelecektir.

Bernard Williams – Hakikat ve Hakikatlilik (2006)

  • HAKİKAT VE HAKİKATLİLİK, Bernard Williams, çeviren: Ertürk Demirel, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 350 sayfa

Bernard Williams’ın ‘Hakikat ve Hakikatlilik’ isimli bu çalışması, düşünsel yaşamda hakikat kavramının merkezi önemiyle, ilgilenen bir kitap. Williams çalışmasını, modernitede hakikate karşı gösterilen iki tutum üzerine inşa ediyor. Bunlardan biri, hakikate duyulan inanç, diğeriyse bu inanca karşı duyulan şüphe. Williams, çağımızda bu ikili yaklaşım arasındaki gerilime dikkat çekerek, gerilimin salt felsefi bir ayrıntı olmadığını, büyük bir öneme haiz siyasî ve etik sonuçlara uzandığını savunuyor. Williams söz konusu gerilimden hareket ederek, hakikate niçin ihtiyaç duyulduğunu, hakikatin soykütüğünü izleyerek irdeliyor.

Norbert Gstrein – Öldürme Sanatı (2006)

  • ÖLDÜRME SANATI, Norbert Gstrein, çeviren: Ogün Duman, Can Yayınları, roman, 268 sayfa

Norbert Gstrein ‘Öldürme Sanatı’nı, 1999 yılında Saraybosna’da öldürülen Stern muhabiri Gabriel Grüner’e ithaf etmiş. Gstrein’ın bu romanı, yakın dönemin çok trajik bir savaşını, Yugoslavya’yı parçalanmaya götüren savaşı hikâye ediyor. Romanın kahramanı olan Alman savaş muhabiri, artık haritalardan silinen Yugoslavya’da varoluş nedenini, ahlaki konumunu sorgular hale gelmiştir. Savaşta gözlemci olmanın nesnel olmakla aynı anlama gelmediği ve  hatta tarafsız kalmanın mümkün bile olamayacağı, romanın omurgasını oluşturan başlıca temalar. Türkiyeli okuyucuların ‘İngiltere Yılları’ isimli romanıyla tanıdığı Avusturyalı yazar Gstrein’dan savaş gerçeğine odaklanan bir eser.

Michel de Montaigne – Denemeler (2006)

  • DENEMELER, Michel de Montaigne, çeviren: Engin Sunar, Say Yayınları, deneme, 493 sayfa

Denemenin babası Michel de Montaigne’in elimizdeki kitabı, onun denemelerinin birinci kitabını oluşturuyor. Montaigne, sadece denemenin babası olması yönüyle değil, Ortaçağ karanlığına ışık tutan, hümanist kültürün evriminde etkili rol oynamış, Avrupa kültürü ve düşüncesinin gelişmesinde en az Sokrates kadar etkili olmuş bir isim. Bunun yanı sıra düşünürün, gerçeklik peşindeki insanın sonsuz serüvenine yer veriyor olması, insan aklının yetersizliğini sergilemeye çalışacak kadar alçakgönüllü ve zeki olması, özgün bir üsluba sahip oluşu, sonu gelmez ayrıntı düşkünlüğü ve yaşama sanatına verdiği değer, kendisini ve metinlerini ilgi çekici kılan başlıca unsurlardan birkaçı.