Mehmet Altun – Yukarı Mezopotamya’da Devletin Kökeni (2025)

Yakındoğu’da devletin ortaya çıkış süreci, arkeologlar ve eskiçağ tarihçileri tarafından uzun yıllardır incelenen karmaşık bir konudur. Bu sürecin nasıl başladığına dair hem yazılı kaynaklar hem de arkeolojik buluntular önemli bilgiler sunmaktadır. Kazılarla ortaya çıkarılan yerleşim yerlerinin boyutları, nüfus yoğunluğu, meslek grupları, dini ve idari yapılar gibi veriler, devletin temel özelliklerini anlamamıza yardımcı olmaktadır. Ancak, Eski Yakındoğu’da devletin tanımı hala tartışmalıdır ve günümüz dünyasında bile kesin sınırlarla tanımlanmış kavramlardan uzaktır.

Mehmet Altun’un ‘Yukarı Mezopotamya’da Devletin Kökeni’ adlı kitabı, bu tartışmalara yeni bir bakış açısı getirerek, devlet oluşumunun kökenlerini MÖ 10.000’lere kadar götürüyor. Kitap, Mezopotamya’nın coğrafi koşullarının devlet oluşumuna nasıl zemin hazırladığını ve ilk yerleşimlerin, tapınakların ve toplumsal organizasyonların daha sonraki devlet yapılarını nasıl şekillendirdiğini inceliyor. Altun, prehistorya ve eskiçağ alanındaki akademik birikimini kullanarak, bu doğal süreci ve devletin temel kurallarını ustalıkla ortaya koyuyor.

Yukarı Mezopotamya’da devletin kökeni, MÖ 4. binyılın sonlarına kadar uzanır. Bu dönemde, sulama tarımının yaygınlaşması ve nüfusun artmasıyla birlikte, karmaşık toplumsal yapılar ortaya çıkmaya başladı. Bu yapılar, zamanla şehir devletlerine ve ardından imparatorluklara dönüştü. Altun’un kitabında ele alınan ilk yerleşimler ve tapınaklar, bu dönemde ortaya çıkan toplumsal organizasyonun ve devlet yapılarının temelini oluşturdu.

Mezopotamya’nın verimli toprakları ve sulama imkanları, tarımsal üretimin artmasını ve nüfusun yoğunlaşmasını sağladı. Bu durum, toplumsal iş bölümünün ve uzmanlaşmanın ortaya çıkmasına yol açtı. Tapınaklar, sadece dini merkezler değil, aynı zamanda ekonomik ve idari merkezler olarak da işlev gördü. Tapınaklarda toplanan ürünler, depolandı ve dağıtıldı. Bu durum, merkezi bir otoritenin ve devlet yapısının ortaya çıkmasına zemin hazırladı.

‘Yukarı Mezopotamya’da Devletin Kökeni’, Yakındoğu’da devletin ortaya çıkış sürecini ve Yukarı Mezopotamya’daki kökenlerini anlamak için önemli bir kaynak. Kitap, arkeolojik buluntular ve yazılı kaynakları bir araya getirerek, devletin temel özelliklerini ve gelişim sürecini detaylı bir şekilde inceliyor. Altun, okuyuculara, devletin sadece siyasi bir yapı olmadığını, aynı zamanda ekonomik, sosyal ve kültürel bir olgu olduğunu da gösteriyor.

  • Künye: Mehmet Altun – Yukarı Mezopotamya’da Devletin Kökeni, Minotor Kitap, tarih, 272 sayfa, 2025

Marcus Gavius Apicius – Aşçılık Sanatı (2025)

Marcus Gavius Apicius’un ‘Aşçılık Sanatı Üzerine’ (‘Dē Rē Coquinariā’) adlı kitabı, Antik Roma mutfağına dair günümüze ulaşan en önemli kaynaklardan biridir. Kitap, MS 4. yüzyılın sonlarında derlenmiş olsa da, içerdiği tariflerin büyük bir kısmının MS 1. yüzyılda yaşamış olan Apicius’a atfedildiği düşünülmektedir. Apicius, lüks ve gösterişli yemeklere düşkünlüğüyle tanınan zengin bir Romalı gurmedir ve bu kitap, onun adıyla özdeşleşmiştir.

Kitap, Antik Roma’nın zengin sofralarını ve yemek kültürünü detaylı bir şekilde yansıtır. İçerisinde et, balık, sebze ve tatlı tarifleri bulunur. Apicius, yemeklerinde sıklıkla egzotik baharatlar, şaraplar ve soslar kullanmıştır. Kitapta, flamingo, devekuşu ve papağan gibi nadir bulunan hayvanların etleriyle hazırlanan yemek tarifleri de yer alır. Apicius, yemeklerinde sadece lezzete değil, aynı zamanda sunuma da büyük önem vermiştir. Yemeklerin renkleri, kokuları ve dokularıyla uyumlu bir şekilde hazırlanması gerektiğini savunmuştur.

‘Aşçılık Sanatı Üzerine’, sadece bir yemek kitabı değil, aynı zamanda dönemin sosyal ve kültürel yaşamına dair de önemli bilgiler de içeriyor. Kitap, Antik Roma’da zenginlerin sofralarında nelerin yendiğini, nasıl yemekler hazırlandığını ve yemek yemenin nasıl bir ritüel olduğunu gözler önüne serer. Apicius’un tarifleri, Antik Roma’nın lüks ve gösterişli yaşam tarzını yansıtır ve dönemin yemek kültürüne ışık tutar.

Kitap, günümüzde Antik Roma mutfağına ilgi duyanlar için önemli bir kaynak olmaya devam etmektedir. Apicius’un tarifleri, modern aşçılar tarafından da denenmekte ve Antik Roma’nın lezzetlerini günümüze taşımaktadır. ‘Aşçılık Sanatı Üzerine’, sadece bir yemek kitabı değil, aynı zamanda bir tarih ve kültür mirasıdır.

  • Künye: Marcus Gavius Apicius – Aşçılık Sanatı, çeviren: Elif Burcu Özkan, Doğu Batı Yayınları, yemek, 199 sayfa, 2025

J. D. Nasio – Jacques Lacan’ın Kuramı Üzerine Beş Ders (2025)

Bu kitap, Jacques Lacan’ın psikanaliz teorisinin temel kavramlarını beş ders şeklinde sunan bir eserdir. J. D. Nasio’nun ‘Jacques Lacan’ın Kuramı Üzerine Beş Ders’ (‘Cinq leçons sur la théorie de Jacques Lacan’), Lacan’ın karmaşık ve zorlayıcı fikirlerini sadeleştirerek, okuyucuların Lacan’ın düşüncesine giriş yapmasını kolaylaştırmayı amaçlar. Kitap, Lacan’ın dil, arzu, öteki, gerçek ve simgesel gibi temel kavramlarını ele alır ve bu kavramların psikanaliz pratiğindeki önemini vurgular.

Kitapta, Lacan’ın dilin psişik yapı üzerindeki etkisine dair görüşleri detaylı bir şekilde incelenir. Nasio, Lacan’ın, dilin insan öznesinin oluşumunda merkezi bir rol oynadığını ve bilinçdışının dilsel bir yapıya sahip olduğunu savunduğunu belirtir. Lacan’ın “dilin öteki’nin söylemi olduğu” fikri, insanın arzusunun ve kimliğinin dil aracılığıyla nasıl şekillendiğini anlamamıza yardımcı olur. Nasio, Lacan’ın dilin psikanaliz pratiğindeki önemini örneklerle açıklar ve dilin, hastanın semptomlarını ve arzularını anlamak için nasıl kullanılabileceğini gösterir.

Kitapta, Lacan’ın arzunun doğasına dair görüşleri de ele alınır. Nasio, Lacan’ın, arzunun bir nesneye yönelik bir istekten ziyade, bir eksiklik duygusundan kaynaklandığını savunduğunu belirtir. Lacan’ın “arzunun nesnesi yoktur” fikri, insanın arzularının asla tam olarak tatmin edilemeyeceğini ve bu nedenle, arzunun sürekli bir arayış içinde olduğunu gösterir. Nasio, Lacan’ın arzunun psikanaliz pratiğindeki önemini örneklerle açıklar ve arzunun, hastanın semptomlarını ve çatışmalarını anlamak için nasıl kullanılabileceğini gösterir.

Kitapta, Lacan’ın öteki kavramı da detaylı bir şekilde incelenir. Nasio, Lacan’ın, öteki’nin sadece başka bir insan olmadığını, aynı zamanda dil, kültür ve toplumsal normlar gibi simgesel yapıları da içerdiğini savunduğunu belirtir. Lacan’ın “öteki’nin arzusu” fikri, insanın arzularının ve kimliğinin öteki’nin beklentileri ve talepleriyle nasıl şekillendiğini anlamamıza yardımcı olur. Nasio, Lacan’ın öteki kavramının psikanaliz pratiğindeki önemini örneklerle açıklar ve öteki’nin, hastanın semptomlarını ve ilişkilerini anlamak için nasıl kullanılabileceğini gösterir.

Kitapta, Lacan’ın gerçek ve simgesel kavramları da ele alınır. Nasio, Lacan’ın, gerçeğin simgesel yapıların dışında kalan ve dilin erişemediği bir alan olduğunu savunduğunu belirtir. Lacan’ın “gerçek, simgesel olanın dışında kalandır” fikri, insanın gerçeği asla tam olarak kavrayamayacağını ve simgesel yapıların, gerçeği anlamlandırma çabalarımızı nasıl sınırladığını gösterir. Nasio, Lacan’ın gerçek ve simgesel kavramlarının psikanaliz pratiğindeki önemini örneklerle açıklar ve bu kavramların, hastanın semptomlarını ve deneyimlerini anlamak için nasıl kullanılabileceğini gösterir.

Kitap, Lacan’ın psikanaliz teorisine giriş yapmak isteyen okuyucular için değerli bir kaynaktır. Nasio, Lacan’ın karmaşık fikirlerini sadeleştirerek, okuyucuların Lacan’ın düşüncesini anlamasını kolaylaştırır.

  • Künye: J. D. Nasio – Jacques Lacan’ın Kuramı Üzerine Beş Ders, çeviren: Özge Soysal, Murat Erşen, Livera Yayınevi, psikanaliz, 256 sayfa, 2025

Glenn Alexander Magee – Hegel ve Hermetik Gelenek (2025)

Glenn Alexander Magee’nin ‘Hegel ve Hermetik Gelenek’ (‘Hegel and the Hermetic Tradition’) adlı kitabı, Hegel’in felsefesinin ezoterik kökenlerini ve özellikle Hermetik gelenekle olan ilişkisini inceleyen kapsamlı bir çalışmadır. Magee, Hegel’in düşüncesinin, yaygın olarak kabul edildiği gibi sadece Aydınlanma’nın rasyonel geleneğinden değil, aynı zamanda Rönesans ve erken modern dönemdeki Hermetik felsefeden de etkilendiğini savunur. Kitap, Hegel’in eserlerindeki Hermetik temaları ve sembolizmi ortaya çıkararak, onun felsefesinin daha derin ve karmaşık bir yorumunu sunar.

Magee, Hermetik geleneğin, evrenin ve insanın doğasına dair ezoterik bir dünya görüşü olduğunu ve bu geleneğin, Rönesans ve erken modern dönemde Avrupa düşüncesini derinden etkilediğini belirtir. Hermetik felsefenin, evrenin canlı ve birbirine bağlı bir bütün olduğu, insanın evrenle uyum içinde yaşayabileceği ve gizli bilgeliğe ulaşabileceği gibi temel inançları içerdiğini açıklar. Magee, Hegel’in, Hermetik geleneğin bu temel inançlarını kendi felsefi sistemine dahil ettiğini ve bu nedenle, Hegel’in felsefesinin sadece rasyonel değil, aynı zamanda mistik bir boyutu olduğunu savunur.

Kitapta, Hegel’in eserlerindeki Hermetik temalar ve sembolizm detaylı bir şekilde analiz edilir. Magee, Hegel’in diyalektik yönteminin, Hermetik felsefenin zıtlıkların birliği ve evrenin dinamik doğası gibi temel kavramlarıyla nasıl örtüştüğünü gösterir. Ayrıca, Hegel’in “Tin” kavramının, Hermetik geleneğin evrensel bilinç ve ruh anlayışıyla nasıl bağlantılı olduğunu açıklar. Magee, Hegel’in bazı eserlerindeki Hermetik sembolizmi ortaya çıkararak, Hegel’in felsefesinin daha derin ve ezoterik bir yorumunu sunar.

Magee, Hegel’in felsefesinin ezoterik kökenlerini ve Hermetik gelenekle olan ilişkisini ortaya koyarak, Hegel’in düşüncesine yeni bir bakış açısı getiriyor. Kitap, Hegel’in felsefesinin sadece rasyonel değil, aynı zamanda mistik bir boyutu olduğunu savunarak, Hegel’in eserlerinin daha derin ve karmaşık bir yorumunu sunuyor. Magee, Hegel’in felsefesinin, modern dünyanın sorunlarına çözüm arayışında hala geçerli ve önemli olduğunu vurguluyor.

  • Künye: Glenn Alexander Magee – Hegel ve Hermetik Gelenek, çeviren: M. Serdal Eglen, Alfa Yayınları, felsefe, 456 sayfa, 2025

Jacopo Galimberti – Sınıf İmgeleri (2025)

Jacopo Galimberti bu kitabında, 1960’lardan 1980’lere kadar İtalyan siyasi hareketleri olan İşçicilik (operaismo) ve Özerklik (autonomia) ile görsel sanatlar arasındaki karmaşık ilişkiyi inceliyor. ‘Sınıf İmgeleri: İşçicilik, Otonomi ve Görsel Sanatlar (1962-1988)’ (‘Images of Class: Operaismo, Autonomia and the Visual Arts (1962-1988)’), bu dönemde ortaya çıkan sanat eserlerinin sadece siyasi hareketlerin bir yansıması olmadığını, aynı zamanda bu hareketlerin teorik ve pratik gelişimine katkıda bulunduğunu savunuyor. Kitap, sanatın siyasi aktivizmle nasıl iç içe geçtiğini ve sınıf mücadelesinin görsel temsillerinin nasıl üretildiğini detaylı bir şekilde ele alıyor.

Galimberti, İşçicilik ve Özerklik hareketlerinin, işçi sınıfının öz-örgütlenmesine ve toplumsal dönüşüme yönelik radikal yaklaşımlarını inceliyor. Bu hareketlerin, geleneksel Marksist sınıf analizine meydan okuyarak, işçi sınıfının sadece üretim araçlarına sahip olmaması nedeniyle değil, aynı zamanda toplumsal yaşamın her alanında aktif bir özne olarak ortaya çıkması gerektiğini savunduğunu belirtiyor. Kitap, bu hareketlerin, sanatın sadece bir propaganda aracı olmadığını, aynı zamanda işçi sınıfının özgürleşme mücadelesinde önemli bir rol oynayabileceğini öne sürdüğünü gösteriyor.

Galimberti, bu dönemde ortaya çıkan sanat eserlerinin, işçi sınıfının deneyimlerini, mücadelelerini ve hayallerini nasıl görselleştirdiğini analiz ediyor. Kitap, sanatçıların, işçi sınıfının öz-örgütlenme pratiklerini, toplumsal isyanlarını ve alternatif yaşam biçimlerini nasıl tasvir ettiğini inceliyor. Galimberti, bu eserlerin, sadece siyasi mesajlar iletmekle kalmadığını, aynı zamanda işçi sınıfının kolektif bilincini ve özgüvenini güçlendirdiğini savunuyor. Kitap, sanatın, işçi sınıfının özgürleşme mücadelesinde nasıl bir katalizör görevi gördüğünü ve toplumsal dönüşümün görsel temsillerinin nasıl üretildiğini detaylı bir şekilde ele alıyor.

Galimberti, kitabında, bu dönemde ortaya çıkan sanat eserlerinin, sadece İtalyan siyasi hareketlerinin bir yansıması olmadığını, aynı zamanda uluslararası bağlamda da yankı uyandırdığını gösteriyor. Kitap, bu eserlerin, 1968 öğrenci hareketleri, feminist hareket ve anti-emperyalist mücadeleler gibi farklı toplumsal hareketlerle nasıl etkileşimde bulunduğunu inceliyor. Galimberti, bu eserlerin, sadece yerel bir bağlamda değil, aynı zamanda küresel bir bağlamda da toplumsal dönüşümün görsel temsillerinin üretimine katkıda bulunduğunu savunuyor.

Kitap, sadece sanat tarihi ve siyaset bilimi alanlarında değil, aynı zamanda toplumsal hareketlerin görsel kültürünü anlamak isteyen herkes için önemli bir kaynak. Kitap, sanatın siyasi aktivizmle nasıl iç içe geçtiğini, sınıf mücadelesinin görsel temsillerinin nasıl üretildiğini ve toplumsal dönüşümün sanatsal pratiklerle nasıl mümkün olabileceğini derinlemesine inceliyor.

  • Künye: Jacopo Galimberti – Sınıf İmgeleri: İşçicilik, Otonomi ve Görsel Sanatlar (1962-1988), çeviren: Eyüp Eser, Münevver Çelik, Otonom Yayıncılık, siyaset, 464 sayfa, 2025

Timothy Morton – Karanlık Ekoloji (2025)

Timothy Morton’ın bu kitabı, modern insanın doğayla olan ilişkisini ve iklim kriziyle yüzleşme biçimimizi sorgulayan felsefi bir eserdir. ‘Karanlık Ekoloji: Gelecekte Müşterek Yaşama Mantığı’ (‘Dark Ecology: For a Logic of Future Coexistence’), geleneksel ekolojik düşüncenin insanı doğadan ayrı bir varlık olarak ele aldığını ve bu ayrımın iklim krizinin temelinde yattığını savunur. Kitap, “karanlık ekoloji” olarak adlandırdığı yeni bir ekolojik düşünce biçimi önerir. Bu yaklaşım, insanın doğayla iç içe olduğunu, doğanın karmaşıklığını ve belirsizliğini kabul etmeyi ve insan merkezli düşünceyi aşmayı hedefler.

Morton, modern insanın doğayla olan ilişkisini “hipernesne” kavramıyla açıklar. Hipernesneler, insan algısının ötesinde, zamansal ve mekânsal olarak çok büyük varlıklardır. İklim krizi, nükleer atıklar ve okyanuslardaki plastik kirliliği gibi olgular hipernesnelere örnektir. Morton, bu hipernesnelerin insan yaşamını derinden etkilediğini ve onlarla başa çıkmak için yeni düşünce biçimlerine ihtiyaç duyduğumuzu belirtir. Kitapta, hipernesnelerle nasıl ilişki kurabileceğimiz, onlarla nasıl başa çıkabileceğimiz ve onlarla nasıl bir arada yaşayabileceğimiz gibi sorulara cevap aranır.

Morton, “karanlık ekoloji”nin insanı umutsuzluğa sürüklemediğini, aksine yeni bir umut biçimi sunduğunu savunur. Kitapta, umudun geleneksel olarak geleceğe yönelik bir inanç olarak algılandığı, ancak iklim krizinin belirsizliği karşısında bu tür bir umudun yetersiz kaldığı belirtilir. Morton, “karanlık umut” olarak adlandırdığı yeni bir umut biçimi önerir. Bu umut, belirsizliği ve karmaşıklığı kabul etmeyi, şu anki durumu anlamayı ve geleceğe yönelik kesin beklentiler yerine, olasılıklara açık olmayı içerir.

‘Karanlık Ekoloji’, okuyucuları iklim kriziyle yüzleşmeye, doğayla olan ilişkilerini yeniden düşünmeye ve yeni bir gelecek tahayyül etmeye davet eden bir eserdir. Kitap, felsefi derinliği ve edebi anlatımıyla okuyucuları etkilemeyi başarır.

  • Künye: Timothy Morton – Karanlık Ekoloji: Gelecekte Müşterek Yaşama Mantığı, çeviren: Öznur Karakaş, Tellekt Kitap, ekoloji, 208 sayfa, 2025

Bülent Somay – Edebiyat, Psikanaliz ve Başka Meseleler (2025)

“Nereye gitsem oraya benden önce gitmiş bir şair bulurum,” der Freud.

  • Peki, şairler ve filozoflar bilinçdışını keşfettiklerinde orada neler gördüler?
  • Gördüklerini nasıl anlamlandırdılar?
  • Ve en önemlisi, psikanaliz onların gördüklerinden neler öğrendi, neler öğrenecek?

Bülent Somay’ın ’Edebiyat, Psikanaliz ve Başka Meseleler’ adlı bu kitabı, edebiyat ve psikanaliz arasındaki derin ve karmaşık ilişkiyi tersinden okuyarak, edebiyat metinlerinin psikanalitik kavrayışımızı nasıl zenginleştirdiğini keşfediyor. Freud’un “bilinçdışını keşfetmenin bilimsel yöntemi” olarak tanımladığı psikanaliz, edebiyatın sunduğu zengin semboller, imgeler ve anlatılar aracılığıyla daha iyi anlaşılabilir. Bu kitap, edebiyatın psikanalitik terapi ilişkisinin ötesinde, yaşamımızın her alanında psikanalizi anlamlandırmamız için vazgeçilmez bir araç olduğunu savunuyor.

Edebiyat metinlerinin eleştirel okuması, bilinçdışının karmaşık labirentlerinde yolculuk etmemizi, insan ruhunun derinliklerine inmemizi ve kendi iç dünyamızı keşfetmemizi sağlar. Bu kitap, edebiyatın psikanalitik kavrayışımızı nasıl derinleştirdiğini, insan deneyiminin evrensel temalarını nasıl aydınlattığını ve psikanalizin edebiyat aracılığıyla nasıl daha anlamlı hale geldiğini gözler önüne seriyor.

Edebiyatın bilinçdışına açılan kapısını aralayan bu kitap, psikanaliz ve edebiyat arasındaki etkileşimi anlamak isteyen herkes için bir rehber niteliğinde. Edebiyatın gücüyle psikanalizin derinliğini bir araya getiren bu eser, okuyuculara yeni bir bakış açısı sunuyor ve insan ruhunun karmaşıklığını keşfetme yolculuğunda onlara eşlik ediyor.

  • Künye: Bülent Somay – Edebiyat, Psikanaliz ve Başka Meseleler, Metis Yayınları, psikanaliz, 144 sayfa, 2025

Thomas Halliday – Öteki Diyarlar (2025)

Thomas Halliday’in bu kitabı, Dünya’nın 4 milyar yıllık jeolojik tarihini, canlıların evrimini ve gezegenimizin geçirdiği dramatik değişimleri ele alan kapsamlı bir eserdir. ‘Öteki Diyarlar: Kayıp Dünyaya Yolculuk’ (‘A World in the Making’), okuyucuları zamanın derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkararak, Dünya’nın oluşumundan günümüze kadar olan süreci canlı ve etkileyici bir şekilde anlatıyor. Kitap, gezegenimizin ilk oluşumundan, tek hücreli organizmaların ortaya çıkışına, dinozorların yükselişine ve yok oluşuna, memelilerin evrimine ve nihayetinde insanın ortaya çıkışına kadar olan önemli dönüm noktalarını detaylandırıyor.

Halliday, fosil kayıtları, jeolojik veriler ve bilimsel araştırmaları ustaca bir araya getirerek, okuyuculara Dünya’nın geçmişine dair zengin bir tablo sunuyor. Kitapta, kıtaların kayması, volkanik patlamalar, buz çağları ve kitlesel yok oluşlar gibi gezegenimizi şekillendiren dramatik olaylar anlatılıyor. Halliday, bu olayların canlıların evrimini nasıl etkilediğini ve gezegenimizin bugünkü halini nasıl aldığını açıklıyor. Ayrıca, farklı canlı türlerinin evrimsel süreçteki rollerini, birbirleriyle olan etkileşimlerini ve gezegenimizin ekosistemine katkılarını da inceliyor.

Kitapta, Dünya’nın geçmişine dair bilimsel keşiflerin yanı sıra, bu keşiflerin ardındaki bilim insanlarının hikâyelerine de yer veriliyor. Halliday, okuyuculara, fosil bilimcilerin, jeologların ve diğer bilim insanlarının çalışmalarını anlatarak, bilimsel araştırmanın heyecanını ve zorluklarını aktarıyor. Ayrıca, bilimsel keşiflerin, Dünya’nın geçmişine dair anlayışımızı nasıl değiştirdiğini ve evrim teorisinin gelişimine nasıl katkı sağladığını da açıklıyor.

‘Öteki Diyarlar’, sadece bilimsel bir eser değil, aynı zamanda edebi bir anlatıya da sahip. Halliday, okuyucuları zamanın derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkarırken, gezegenimizin geçmişine dair canlı ve etkileyici bir tablo çiziyor. Kitap, Dünya’nın tarihine ilgi duyan herkes için okunması gereken bir eser.

  • Künye: Thomas Halliday – Öteki Diyarlar: Kayıp Dünyaya Yolculuk, çeviren: Ramazan Kılınç, Domingo Kitap, bilim, 392 sayfa, 2025

Minas Bıjışkyan – Karadeniz Kıyıları (2025)

Minas Bıjışkyan’ın ‘Karadeniz Kıyıları’ (‘Սև ծովի ափերը’ [Sev Tsovi Aphere]) adlı eseri, Karadeniz kıyılarının tarihini ve coğrafyasını detaylı bir şekilde ele alan önemli bir çalışmadır. Kitap, Karadeniz’in kıyı şeridini, bu bölgedeki yerleşimleri, doğal güzellikleri, tarihi kalıntıları ve kültürel zenginlikleri kapsamlı bir şekilde inceler. Bıjışkyan, eserinde sadece coğrafi bilgileri aktarmakla kalmaz, aynı zamanda bölgenin tarihi süreç içindeki değişimini, farklı medeniyetlerin etkileşimini ve Karadeniz kıyılarında yaşayan halkların yaşam tarzlarını da detaylandırır.

Eserde, Karadeniz kıyılarındaki şehirler, kasabalar ve köyler hakkında ayrıntılı bilgiler sunulur. Bu yerleşimlerin tarihi geçmişleri, ekonomik yapıları, kültürel özellikleri ve günlük yaşamları okuyucuya aktarılır. Bıjışkyan, bölgenin doğal kaynaklarını, iklimini, bitki örtüsünü ve hayvan türlerini de titizlikle betimler. Ayrıca, Karadeniz’in denizcilik tarihi, limanları ve ticaret yolları hakkında da önemli bilgiler verir. Yazar, bölgedeki tarihi kalıntıları, antik kentleri ve arkeolojik alanları da inceler ve bu yapıların tarihi önemini vurgular.

Kitapta, Karadeniz kıyılarında yaşamış olan farklı halkların kültürleri, gelenekleri, inançları ve dilleri hakkında da bilgiler yer alır. Bıjışkyan, bu halkların birbirleriyle olan etkileşimlerini, kültürel alışverişlerini ve ortak yaşam alanlarını detaylandırır. Eserde, bölgenin etnik yapısı, dini çeşitliliği ve sosyal yaşamı da ele alınır. Bıjışkyan, Karadeniz kıyılarının sadece coğrafi bir bölge olmadığını, aynı zamanda farklı kültürlerin ve medeniyetlerin buluştuğu zengin bir mozaik olduğunu vurgular.

‘Karadeniz Kıyıları’, Minas Bıjışkyan’ın titiz araştırmaları ve gözlemleri sonucunda ortaya çıkmış, Karadeniz kıyılarının tarihini ve coğrafyasını anlamak için önemli bir kaynaktır. Kitap, bölgenin geçmişine ışık tutarken, aynı zamanda günümüzdeki kültürel ve tarihi mirasının anlaşılmasına da katkı sağlar. Bıjışkyan’ın eseri, Karadeniz’in sadece coğrafi bir bölge olmadığını, aynı zamanda zengin bir tarihe, kültüre ve doğal güzelliğe sahip olduğunu okuyucuya aktarır.

  • Künye: Minas Bıjışkyan – Karadeniz Kıyıları: Tarih ve Coğrafyası (1817-1819), çevirmen: Hrant Der Andreasyan, Bilge Kültür Sanat Yayınları, tarih, 160 sayfa, 2025

Robert Jervis – Devlet Adamları Nasıl Düşünür? (2025)

Robert Jervis’in bu kitabı, uluslararası politikada devlet adamlarının karar alma süreçlerini psikolojik bir bakış açısıyla inceler. ‘Devlet Adamları Nasıl Düşünür?: Uluslararası Politikanın Psikolojisi Uluslararası Politikanın Psikolojisi’ (‘How Statesmen Think: The Psychology of International Politics’), devlet adamlarının kararlarını sadece rasyonel hesaplamalarla değil, aynı zamanda bilişsel önyargılar, duygusal faktörler ve algısal sınırlamalar gibi psikolojik etkenlerle de şekillendirdiğini savunur. Kitap, uluslararası ilişkiler teorilerini psikolojiyle birleştirerek, devlet adamlarının kararlarını daha iyi anlamamızı sağlar.

Jervis, devlet adamlarının karar alırken sıklıkla bilişsel önyargılara ve algısal hatalara düştüklerini gösterir. Özellikle, basitleştirme, önyargılı bilgi işleme ve yanlış çıkarım yapma gibi eğilimlerin, devlet adamlarının kararlarını nasıl etkilediğini inceler. Ayrıca, duygusal faktörlerin, özellikle korku ve umudun, devlet adamlarının kararlarını nasıl şekillendirdiğini ele alır. Jervis, bu psikolojik etkenlerin, devlet adamlarının kararlarını bazen rasyonel olmayan veya beklenmedik sonuçlara yol açabilecek şekilde etkileyebileceğini vurgular.

Kitapta, devlet adamlarının karar alırken kullandıkları zihinsel modeller ve çerçeveler de incelenir. Jervis, devlet adamlarının, dünyayı anlamlandırmak ve karar almak için zihinsel modeller kullandıklarını ve bu modellerin, onların algılarını ve kararlarını şekillendirdiğini savunur. Ayrıca, devlet adamlarının, olayları belirli çerçeveler içinde algıladıklarını ve bu çerçevelerin, onların kararlarını nasıl etkilediğini ele alır. Jervis, bu zihinsel modellerin ve çerçevelerin, devlet adamlarının kararlarını bazen sınırlayabileceğini veya yanlış yönlendirebileceğini vurgular.

Jervis, uluslararası politikada devlet adamlarının karar alma süreçlerini anlamanın, uluslararası ilişkileri daha iyi anlamamıza yardımcı olacağını savunur. Kitap, devlet adamlarının kararlarını sadece rasyonel hesaplamalarla değil, aynı zamanda psikolojik etkenlerle de şekillendirdiğini göstererek, uluslararası ilişkiler teorilerine yeni bir bakış açısı sunar. Jervis, devlet adamlarının psikolojisini anlamanın, uluslararası politikada daha iyi kararlar alınmasına ve çatışmaların önlenmesine yardımcı olabileceğini vurgular.

  • Künye: Robert Jervis – Devlet Adamları Nasıl Düşünür?: Uluslararası Politikanın Psikolojisi Uluslararası Politikanın Psikolojisi, çeviren: Melih Pekdemir, Fol Kitap, siyaset, 432 sayfa, 2025