Ali Bademci – Sarıklı Basmacı: Molla Nâfiz’in Hâtıraları (2010)

Molla Nâfiz, ya da Türkiye’deki adıyla Nafiz Türker, Türkistan’da Enver Paşa’nın Umumi Muhaberat Müdürü’ydü.

‘Sarıklı Basmacı’ başlıklı elimizdeki anılarında, ilk olarak Buhara’da kurtuluş mücadelesini ayrıntılı bir şekilde veren Molla Nâfiz; Âlim Han, İbrahim Lakay ve Ahmed Zeki Velidi gibi, bu dönemin öne çıkan aktörlerini anlatıyor.

Kitabın ikinci bölümü, Basmacılar ve Enver Paşa ilişkisini ele alıyor.

Bu bölümdeki anılar, Enver Paşa’nın Cilligöl Basmacıları’na katıldığı günden ölümüne kadarki dönemi kapsamasıyla önemli bir tarihi belge niteliğinde.

Kitabın son bölümünde ise, Enver Paşa’dan sonra, Doğu Buhara Basmacılığı ve Hacı Sami dönemine dair anılar yer alıyor.

  • Künye: Ali Bademci – Sarıklı Basmacı: Molla Nâfiz’in Hâtıraları, Ötüken Yayınları, anı, 379 sayfa

Derviş Kaptanzâde Ali Necati – İttihad’ın İç Yüzü (2010)

Derviş Kaptanzâde Ali Necati, büyük yolsuzlukların döndüğü Evkaf Nazırlığı’nda iyileştirmeler yapması amacıyla Muhasebe Müdürlüğü’ne atanır.

Ali Necati, burada farkına vardığı yolsuzlukları gerekli mercilere iletmek için mücadeleye girişecek ve bunun ertesinde baskılara uğrayacak, tutuklanacak, yolsuzluk, hakaret ve mürtecilikle suçlanarak sivil ve askeri mahkemelerde yargılanacaktır.

İşte Ali Necati’nin 1912 yılında, İttihatçılar iktidardan düştükten sonra Trabzon’da bastırdığı ‘İttihad’ın İç Yüzü’nde, bir bürokratın yolsuzluklara karşı mücadelesinin, kendi kişisel hürriyetini koruma çabasına dönüşümünün hikâyesini anlatıyor.

  • Künye: Derviş Kaptanzâde Ali Necati – İttihad’ın İç Yüzü, hazırlayan: Kudret Emiroğlu, Heyamola Yayınları, tarih, 272 sayfa

Joachim Sartorius – Prens Adaları (2010)

Alman şair Joachim Sartorius ‘Prens Adaları’nı, Büyükada’da geçirdiği bir sonbahar sırasında kaleme aldı.

“Bu kitap, bir şairin Ada’nın dünyası, manzarası, ışığı ve insanları tarafından nasıl baştan çıkarıldığına dair son derece etkileyici bir aktarım.” diyerek bu mekâna duyduğu hayranlığı dile getiren Sartorius, Bizans, Osmanlı ve cumhuriyetin kuruluş döneminden kalan yapılarda incelemeler yapmış ve adada yaşayanlarla yaptığı sohbetler aracılığıyla Adalar’ın geçmişine dair ilginç ayrıntılara ulaşmış.

Kitapta Sartorius’un, Adalar’ın kozmopolit tarihine dair anlatımlarının yanı sıra, arkadaşları Sezer Duru, Orhan Pamuk ve Ara Güler’e dair hikâyeleri de yer alıyor.

  • Künye: Joachim Sartorius – Prens Adaları, çeviren: Sezer Duru, Everest Yayınları, anı, 95 sayfa

Fikret Güneş – Güneşin Ağladığı Gün (2010)

Fikret Güneş ‘Güneşin Ağladığı Gün’de, 1978 Maraş katliamını, onu birebir yaşayanların anlatımlarıyla veriyor.

Katliamdan kurtulanların, “Güneşin ağladığı gün” dediği o gün, resmi kaynaklara göre 111, resmi olmayan kaynaklara göre ise binin üzerinde insan vahşice öldürülmüştü.

Çalışması için Londra’dan Maraş’a, Pazarcık’tan Mersin’e uzanarak çok sayıda insanla görüşen Güneş, insanın kanını donduracak bir katliamda yaşananları, adım adım izliyor.

Ellerine Kuran alan, sokaklarda yakaladıkları insanlara namaz kıldıran ve kelime-i şahadet getirten linççilere dair her yaştan insanın anlatımlarının yer aldığı kitapta, okumak için Maraş’a gelen Alevi bir çocuğun tanıklığı da yer alıyor.

  • Künye: Fikret Güneş – Güneşin Ağladığı Gün: Maraş 78 Katliamını Yaşayanlar Anlatıyor, Belge Yayınları, anı, 268 sayfa

Gülçiçek Günel Tekin – Kara Kefen (2010)

Gülçiçek Günel Tekin, ilgi çekici çalışması ‘Kara Kefen’de, Müslümanlaştırılan Ermeni kadınların hikâyelerini anlatıyor.

Karma köklere sahip kadınların yaşadığı travmayı, yakın tarihin tozlu raflarından çıkarıp önümüze koyan Tekin, bu anlatımlar aracılığıyla, 1915 olaylarının öncesi ve sonrasında yaşananları ve bunun günümüze ulaşan izlerini kaleme getiriyor.

Şirin Hanım’a annesi Varter Tumacanyan tarafından söylenenler; 1915 olayları yaşandığında çocuk yaşta olan Melek Hanım’ın, konuya dair daha sonra çocuğu Nazlı’ya anlattıkları ve Fahriye Hanım’a, olaylar meydana gelirken Erzurum Hınıs’ta bulunan annesinin söyledikleri, kitapta yer alan trajik hikâyelerden birkaçı.

  • Künye: Gülçiçek Günel Tekin – Kara Kefen, Belge Yayınları, anlatı, 160 sayfa

Feliks Çuyev – Molotov Anlatıyor (2010)

‘Molotov Anlatıyor’, yaşadığı dönem boyunca Rusya’da, aralarında son çar da olmak üzere Lenin, Stalin, Kruşçev, Brejnev ve Gorbaçov gibi on bir yöneticiyi görmüş Vyaçeslav Mihayloviç Molotov’la yapılmış görüşmelerden oluşuyor.

Ekim 1917 devrimine katılan ve devrimi yöneten beyin takımına yakın olan Molotov, Lenin’in ölümünden sonra Stalin’i desteklemiş; yıllarca Stalin’in sağ kolu ve Sovyetlerin ikinci adamı olarak önemli görevler üstlenmiş.

İşte kitap, Lenin’den sonraki parti içi çekişmelerin ve Nazi-Sovyet Paktı’nın önemli isimlerinden; İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş döneminde Dışişleri Bakanlığı yapmış Molotov’un tanıklığını okurlara sunuyor.

  • Künye: Feliks Çuyev – Molotov Anlatıyor, çeviren: Ayşe Hacıhasanoğlu ve Suna Kabasakal, Yordam Kitap, siyaset, 607 sayfa

Lazaros K. Aşıkoğlu – Kilaman: Anadolu’dan Gelen Bir Rum’un Anıları (2010)

Kilaman’ın oğlu Lazaros K. Aşıkoğlu’nun ailesi, 1923 yılında Anadolu’dan gelip Seres kentinin Dimitra köyüne yerleşmiş.

Aşıkoğlu, ailesinin yaşadıklarına odaklandığı ‘Kilaman’ isimli elimizdeki eserinde, 1919-1922 Türk-Yunan Savaşı’na dair bilinmeyenleri, bu savaşın beraberinde getirdiği büyük yıkımı anlatıyor.

Kendisi de Psidya bölgesinin insanı olan Aşıkoğlu, Balkan Savaşları ile başlayan ve dokuz yıl devam eden savaşlar sırasında halkların nasıl bedeller ödediğini; çöken çokuluslu imparatorluğun ardından zorunlu göçler ile coğrafyalarından koparılan Rumların katlandıkları zorlukları, duydukları acıları kaleme getiriyor.

  • Künye: Lazaros K. Aşıkoğlu – Kilaman: Anadolu’dan Gelen Bir Rum’un Anıları, çeviren: Evdokia Veriopulu, Belge Yayınları, anı, 191 sayfa

Eylem Delikanlı ve Özlem Delikanlı – Hiçbir Şey Aynı Olmayacak (2019)

12 Eylül darbesinin militarist baskıları ve korkunç işkenceleri, birçok insanın doğup büyüdüğü ülkelerini terk etmesine neden oldu.

‘Hiçbir Şey Aynı Olmayacak’ da, o dönemde Türkiye’den gitmek zorunda kalmış olanların muhasebelerine yer vermesiyle hem çok iyi bir sözlü tarih çalışması hem de önemli bir tanıklık.

Yaklaşık beş yıl süren bir çalışmanın ürünü olan kitap, iki yazarın daha önce yayımlanan ve burada da yer verdiğimiz ‘Keşke Bir Öpüp Koklasaydım’ ile başlayan 12 Eylül 1980 Darbesi hafıza çalışmalarının devamı niteliğinde.

Darbe döneminde ülkeyi terk etmek zorunda bırakılmış siyasi mültecileri konu edinen araştırmanın çatısını Almanya, Hollanda, İsviçre, İsveç, Belçika, Fransa, Danimarka, Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri’nde siyasi mülteci olarak yaşayan veya bir dönem yaşamış mücadele insanlarıyla yapılmış sözlü tarih görüşmeleri oluşturuyor.

Kırkı aşan görüşmenin içinden yirmi iki tanesi bu kitapta yer alıyor.

Buradaki tanıklıkları ilginç kılan başka bir boyut daha var:

Bu hikâyeler, her bireyin izlediği yolun, o yolları kat ederken aldığı kararların, tecrübe ettiği yeni yaşamların ve bugün durdukları yerden geçmişe bakışın neden toptancı analizlere kurban edilemeyeceğinin de ipuçlarına gösteriyor.

  • Künye: Eylem Delikanlı ve Özlem Delikanlı – Hiçbir Şey Aynı Olmayacak: Siyasi Mülteciler 12 Eylül Darbesi’ni Anlatıyor, Ayrıntı Yayınları, belgesel, 544 sayfa, 2019

Liji Pulcu Çizmeciyan – İstanbul’da Kayıp Zamanlar (2010)

Ermeni Katolik bir ailenin kızı olarak doğan Liji Pulcu Çizmeciyan, küçük yaşında Mustafa Kemal’i Kocataş Yalısı’nın balkonunda konuşurken seyretmiş.

Pulcuyan ayrıca, Atatürk’ün manevi kızlarıyla da aynı okulda okumuş.

Yazar, anılarından oluşan ‘İstanbul’da Kayıp Zamanlar’da, Atatürk ve manevi kızlarına dair anılarının yanı sarı, Sarıyer’de geçen çocukluğunu, ilk gençlik yıllarının Osmanbey’ini, Şişli-Tünel hattındaki semtleri, İstanbul insanının gündelik yaşamını, şehrin eğlence ve kültür hayatını anlatıyor.

Pulcuyan’ın belleğinden bize yansıyan anılar, Türkiye’nin ve bilhassa İstanbul’un yakın tarihi açısından önemli ayrıntılar barındırıyor.

  • Künye: Liji Pulcu Çizmeciyan – İstanbul’da Kayıp Zamanlar, İş Kültür Yayınları, anı, 205 sayfa

Bekir Aşba – Üşüyorum (2010)

Ağustos 1992’de Abhazya ile Gürcistan arasında başlayan savaş, özellikle Türkiye’de yaşayan Çerkesler arasında büyük yankı uyandırmıştı.

Savaşın başlamasıyla, Türkiye’den otuz yedi genç, gönüllü olarak Abhazya’ya, Gürcü faşizmine karşı savaşmaya gitmişti.

İşte bu grupta yer alan Bekir Aşba, elimizdeki kitabında o süreçte yaşadıklarını anlatıyor.

Yola çıkış sancıları, Abhazya’da yaşanan sıcak savaş, kurulan dostluklar, buradaki anıların çerçevesini oluşturuyor.

Savaşın dehşetine tanık olan Aşba, bir arkadaşının ölüme yaklaşırken “üşüyorum” diye fısıldayışını, bu dehşetin en büyük göstergesi olarak metninin merkezine yerleştiriyor. Aşba’nın birebir tanıklığıyla kaleme aldığı kitap, yakın tarihe ışık tutacak nitelikte.

  • Künye: Bekir Aşba – Üşüyorum, Chiviyazıları Yayınevi, anı, 223 sayfa